OLTA DAYANIŞMA ALBÜMLERİYLE PEYK: PİYASANIN KURALLARI ADİL DEĞİL VE KABUL ETMİYORUZ

SÖYLEŞİ: AYŞEN GÜVEN

Müzik yaşadığımızı hissettiğimiz pek çok anın eşlikçisi aslında. Gelgelelim müzik bugünlerde eşlikçisini arıyor. Dinleyicisine, seyircisine bir sitemi olmasa da sanatın, yönetenlere yüksek sesli bir isyanı var.

Devamını Oku

SAİT FAİK’İN ÇALIŞKAN İNSANLARI

KADİR YÜKSEL

“Anadoluhisarı iskelesinin yanında küçük bir kahve vardır. Onun önünde durmuştuk. ‘Haydi, dedi, mademki, hikâyecisin, şu kahvede ilk gözüne çarpan nedir, söyle bakalım?’ Baktım üç, dört kişi oturmuş, kâğıt oynuyor, kahve içiyor, duvarda birtakım renkli basma resimler… İran şahının Atatürk’le resmi falan. Bu resimleri belirtirim, dedim. Kızdı birden, ‘Ulan, dedi, o kenarda tek başına oturan ihtiyar sakallı var ya? İşte asıl hikâye o be?’ Gerçekten denize doğru bir küçük ihtiyar oturmuştu. Yalnız, sıkıntılı bir hali vardı. Vapuru da değil, denizi de değil, kahvenin önündeki o pis suları seyrediyordu. Sait, yol boyunca, hep o ihtiyardan söz açtı durdu.”[1]

Devamını Oku

RESMİN DİLİYLE SAİT FAİK ÖYKÜLERİ-ŞİİRLERİ

İNCİ AYDIN ÇOLAK

Belki denize, martıya, gökyüzüne en yakın yazarlardan biridir Sait Faik. Kocaman yüreğinin içine tüm insanlığı sığdırabilmiş, dahası sözcükleriyle yargılamadan onları yansıtabilmiş bir kalem. Benim için Burgazada’nın diğer adı. Yeniler ressamlarının arkadaşı, ama en çok Agop Arad’ın biricik dostu.

Devamını Oku

SAİT FAİK: ÇAKIR HİKÂYECİ

NURGÜL ÖZLÜ

6 Kasım, Sait Faik’in doğum günü. Sait Faik’in “Yazmasam deli olacaktım” sözünü çoğumuz biliriz. İyi ki doğmuş usta, iyi ki deli olmamış. Cumhuriyet dönemi edebiyatının önde gelen öykücülerinden olmuştur. Kendisinden sonra gelenleri etkileyen öyküleriyle, edebiyatımızda olaya dayalı klasik öykücülük dışında “Sait Faik öykücülüğü” diye adlandırılan bir tarz oluşturmuştur. Bu tarzın, Dünya’da durum (kesit, Çehov) öykücülüğü olduğunu biliyoruz. Gerek biçim, gerekse içerik bakımından modern öykücülüğümüze büyük katkılarda bulunduğu çok açıktır.

Devamını Oku

SAİT FAİK TAVRIYLA DÜNYA-İÇİNDE-OLMAK

BELMA FIRAT

Sait Faik’in edebiyatımızdaki özgün ve benzersiz yerinin nereden kaynaklandığı sorusu üzerine  edebiyatçı ve eleştirmenler tarafından çokça yazıldı. Bu metinde değerli edebiyat düşünürü Süha Oğuzertem ve Haldun Taner’in tesbitlerini kendime çıkış noktası oluşturarak; Sait Faik’in öykü dünyasını, felsefi kavramlar ve esas olarak felsefi düşüncenin yüzyılımızdaki en önemli yöntemlerinden fenomenolojinin araçlarıyla yorumlamaya çalışacağım.

Devamını Oku

MAHKEME KAPILARINDA SAİT FAİK

OĞUZHAN YEŞİLTUNA

1937 yılında dönemin gazetelerinden Kurun’da, ardından 1940 yılında Varlık’ta “Çelme” isimli bir öykü yayınlanır. Çelme, yazıldığı dönemde, gelmekte olan İkinci Dünya Savaşı’nın seferberlik atmosferinde geçer. Halk taşmış sulardan, ödenemeyen vergilerden, satılmış mandalardan, harbin yurda gelip gelmeyeceğinden bahseder. Askerler in cin top oynayan yerlerdeki kulübelerde nöbettedir.

Devamını Oku

SAİT FAİK: GAZETECİLİĞİMİZE EDEBİYAT AŞISI

FATİH POLAT
Baudelaire’in melankoliyle beslenen dehası, alegorik bir dehadır. Paris, ilk kez Baudelaire’de lirik şiirin konusu olur. Bu şiir, yöresel sanat niteliğinde değildir; burada alegorik sanatçının, yabancılaşmış sanatçının bakışlarını kente çevirmesi söz konusudur. Bu, kendi yaşam biçimi, büyük kent insanının artık eşikte olan kapkara yaşam biçimine henüz bazı parıltılar katabilen Flâneur’ün bakışıdır. Flâneur, henüz gerek büyük kentin, gerekse burjuva sınıfının eşiğindedir. Henüz bunlardan herhangi birine yenik düşmüş değildir. Hiçbirine yerleşmiş değildir. Flâneur, sığınağını kitlede arar. Kitlenin fizyonomisine ilişkin erken çalışmalara Engels’te ve Poe’da rastlanır. Kitle, bir peçedir; bu peçenin ardından alışılmış kent, bir fantazmagori niteliğiyle Flâneur’ü çağırmaktadır. Bu fantazmagori içersinde kent, kimi zaman bir peyzaj, kimi zaman da bir iç mekân görüntüsündedir.” [1]

Devamını Oku

TARİHİN KİRLİ HATIRASI VARLIK: “İŞE YARAYACAKSA EĞER ‘VARLIĞIM’ ARMAĞAN OLSUN”

KÜBRA YETER

Geçtiğimiz Eylül ayı itibarıyla yeni bir oluşum olan Podacto, tiyatroseverlerle tanışmaya başlamıştı. Bu ismi dijital bir ortamda seslendirilen tiyatro metinleriyle birlikte duymuştuk. “Nedir bu Podacto” diye soracaklara yeni nesil kulak tiyatrosu tanımını yapmak yanlış olmayacak.

Devamını Oku

BİR BAŞKADIR’DA ERKEKLİK ALGISI YA DA ERİL EDİLGENLİK STOĞUNUN KİFAYETSİZ MEVCUTLARI

HÜSEYİN KÖSE

“Ancak küçük olanı yenebiliyoruz,
Bizi küçülten de zaferin kendisi…”

Rainer Maria Rilke

Devamını Oku

BOYANIN AKIŞKANLIĞINDA ÖZGÜRLEŞMEK

ASLI ÇAĞLAR

Günümüzde giderek içine kapanan ve bireyselleşen insanların yalnızlaşmasının, öngörülemez bir durum olan COVID-19 ile zorunlu olarak iyice arttığı yaşadığımız yılı renklendiren sergilerden bir  sergi Paint It Up. Tunç Süerdaş ve Emre Yetkin, üç yıl önce başladıkları bu atölyede birlikte ürettikleri işleri, 17 Ekim-17 Kasım tarihleri arasında Galeri 8 ARTI 1’de sergilediler.

Devamını Oku