YENİ E TEMMUZ SAYISI: İBRAHİM BALABAN; KOMÜNİST RESSAMIN IŞIĞI

KENDİ IŞIĞIMIZLA YARINLARA
‘Anadolu ışığı’nı şiirine katan şair Nazım Hikmet, bu ışığı çevresindekilere de cömertçe dağıtmıştı. Bilinen anekdottur: Orhan Kemal’e öykücü, İbrahim Balaban’a ressam olmalarını büyük şair öğütlemiştir.

Nazım Hikmet kimin, hangi sanata yatkın olduğunu bilecek/görecek akla ve deneyime sahipti elbette: “Adli bir vaka” nedeniyle hapse düşmüş bir mahkumdan bir ressam doğacağını görecek kadar… Ona bu öngörü gücünü veren bu topraklardan alıp kendine kattığı ışıktı.

Devamını Oku

AYDIN ÇUBUKÇU: BALABAN’IN IŞIĞI

Abidin Dino, Batı resmiyle Doğu resmi arasında temel bir farklılık bulunduğunu düşünüyordu. 1986’da Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir söyleşisinde, “bildiğiniz gibi, Batı resminde ışık daima dışarıdan gelir ışığın merkezi tektir, insanlara, dünyaya biçimini verir. Işık sistemi tek bir noktadan kaynaklanır. Doğu resminde ise, ışık içerden gelir!” demişti.[1] Bu doğrudur ve Doğu resminin ve süsleme sanatlarının bu özelliğin teknik, felsefi, geleneksel kökleri hakkında pek çok düşünce geliştirilebilir, tartışılabilir.

Devamını Oku

SERDAR AYDIN: BALABAN VE BOTTİCELLİ

“Anlatayım
Duyduğumu, yapılanları, o çağın yaygın ününü,
Ağır suçları, kıyımları, dedim öğreneyim yalanı,
İndim yüksek Olympos’tan görmeye dünyayı,
Çıktım tanrılıktan girdim insan kılığına.
Çok sürer saymak yeryüzünde olup bitenleri,
Suçları, yıkımları. Azmış anlatılan; olanlardan.” [1]

Devamını Oku

İNCİ AYDIN ÇOLAK: ANADOLU GERÇEKLİĞİNİN BALABAN YORUMU*

Sözcükten çizgiye, hapishaneden resme, uykudan uyanışa ve varoluşa giden bir yoldur Balaban’ın yolu. İçinden çıktığı toplumu acısıyla, sevinciyle, ironisiyle yansıtma isteği onu resme yönlendirirken, ilk resim öğretmeninin Nâzım Hikmet olması Balaban’daki ressam yanın edebiyatla hep yan yana yürüyeceğinin ipuçlarını verir.

Devamını Oku

BUKET GÜRELİ: ALTIN RENKLİ BAŞAK: BALABAN

98 yaşında aramızdan ayrılan ressam İbrahim Balaban’ın hayatı ve eserleri hakkında yazılmış yüzlerce yazı ve görsel bilgiye ulaşabilirsiniz hiç şüphesiz, bu nedenle onun hayatı ve eserleri hakkındaki bilgileri uzun uzun tekrarlamak yerine daha öznel ve kendimce bir şeyler paylaşmak/  kaleme almak istedim.

Devamını Oku

SEZEN KIZILGÜL: TARLADAN DAM’A RANZADAN DÜNYAYA BALABAN

“İbrahim senin yeni bir portreni yapmak istiyorum; ilk yaptığım iyi olmadı”.
“Ben sana resmimi yaptırmam.”
“Neden evladım, daha önce yaptırmıştın.”
“Ben kendim yapabilirim.”
“Benim portremi de yapabilir misin?”

Hemen orada Nâzım Hikmet’in portresini çizmeye başlar İbrahim Balaban. Ne akademi okumuştur, ne doğru düzgün okula gitmiştir. Köyün üç sınıflı okulunu bitirmiş olan bu müthiş yetenek, Nâzım Hikmet’in ilgisini hemen ilgisini çeker.

Devamını Oku

UYGUR ORHAN: BALABAN BİR ANADOLU KUŞU

                            Sanat yaşantının izdüşümüdür

İştahsı teman oyuncaksı biçimde cıvıldıyor artık

Çifte sürüyorum  sana yazdığım kelimeleri

Gerçeğin düşü çıkıyor işte

Aşk olsun aşıklığın.. bir tahta kaşıkta  yedi buğday danesi

Mapusdaşın deyimiyle ressam Yunus sencileyin

ezbere bilirsin atların adını, dorusunu, yağızını…

Devamını Oku

HAKKI ÖZDAL: YANGINDAN DOĞAN REJİM SALLANIRKEN: MADIMAK KATLİAMI

“Türkiye, Sivas Katliamı’nın boğucu dumanı ve kara kurumu altında 25 yıldır. 2 Temmuz 1993, sadece 35 aydının dinci bir kalkışma ile katledildiği tekil bir olayı değil, ülkenin çeyrek asır rehin kalacağı karanlık tünelin girişini de işaretleyen bir gün olarak hatırlanacak.”

Devamını Oku

YAĞIZ SENEM: TARKOVSKİ VE ‘STALKER’IN SOSYAL KODLARI

‘’Ne zevksizlik, ne saçmalık! İğrenç bir şey! Bence filminiz tam bir fiyasko. Seyirciye biraz olsun yaklaşamıyor bile, oysa en önemli unsur seyirci değil midir?… Nasıl oluyor da Sovyetler Birliği’mizin sinema sorumluları böyle bir kepazeliğe göz yumabilmişler?”[1]

‘’Filminizi izledim. Hem de sonuna kadar. Oysa biraz olsun bir şeyler anlayabilmek, filmdeki kişileri, olayları, anıları bir şekilde birbirine bağlayabilmek için samimiyetle kendimi zorlamaktan daha ilk yarım saatte başıma ağrılar girmişti … Biz zavallı seyirciler iyi, kötü, hatta genelde çok kötü filmler izleriz; bazen vasat da olabilirler, bazen de tam anlamıyla sıra dışı. Bir biçimde hepsini de anlamak mümkün. Onları ya beğenirsiniz ya da burun kıvırır, unutup gidersiniz. Ama ya bu? …’’[2]

Tarkovski, Mühürlenmiş Zaman kitabına yukarıda ki gibi birçok “moral bozan” izleyici mektubu ile başlar.

Devamını Oku

NEDİM YILMAZ: NAZİLERİN ESİR POLİTİKASI VE SANATÇI KATLİAMLARI

Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesinden sonra faşistler hızla devlette örgütlenerek her kurumu ele geçirdi ve ardından II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar özelde Avrupa, ama genelde tüm dünyayı etkileyen bir katliamlar dönemi başlamış oldu. Nazilerin ırkçı fikirleri nedeniyle pek çok halk önce fişlendi, ardından toplu infazlar yoluyla soykırıma tabi tutuldu. Sonraki süreçte “üstün Alman ırkına sömürge olacak” topraklara gözünü diken Nazi liderleri Sovyetler Birliği’ne savaş açtı.

Devamını Oku