Archives by Month

Nisan

2019

MİTHAT FABİAN SÖZMEN: BAŞKAN’IN HEGEMONYA SPORU BAŞAKŞEHİR

17 yıla yaklaşan AKP iktidarında sporun farklı biçimlerde araçsallaştırıldığına tanıklık ettik. Bu araçsallaştırma biçimleri yer yer devletin spora geleneksel yaklaşımıyla paralellikler gösterirken bazen de tamamen AKP iktidarının özel hedeflerine uygun şekilde gündeme geldi ve hayata geçirildi. İkinci kümeye ait uygulamalar, Tayyip Erdoğan’ın devlet içerisindeki etkinliğini gittikçe daha da güçlendirdiği 2010 sonrasına denk geliyor. 

Devamını Oku

CEREN SÖZERİ: MAÇI HANGİ KANAL VERECEK?

Sene 2008, Real Madrid takımı Manchester United’ta oynayan Cristiano Ronaldo’yu transfer etmek istiyor ancak Sir Alex Ferguson’un buna gönlü yok. Ferguson’un, Real Madrid’in Başkanı Ramon Calderon’un “Kölelik yıllar önce kalktı” açıklamasına verdiği cevap akıllardan çıkmıyor: “Hımm, peki bunu Franco’ya da söylemişler miydi?”

Futbol bir gösteri halini aldıktan sonra hep siyasetle içiçe oldu. Real Madrid 1956-1960 arası İspanya liginde dört, Avrupa ve kıtalararası şampiyonalarda beş kupa kazandı, adeta Franco rejiminin gücünü temsil ediyordu. Futbol 50’lerde, 1924’te olimpiyat şampiyonu olan ve esas işi kasap, taş işçiliği, manav, ayakkabı boyacılığı olan oyunculardan kurulu Uruguay milli takımının acınası durumunu çok geride bırakmıştı; ama mertlik, esasen televizyonla bozuldu. İngitere’de doğan oyun; oyuncusu, teknik direktörü, kulüp başkanı, hakemi ve hatta seyircisiyle artık eğlence endüstrisinin bir parçasıydı.

Devamını Oku

MELİH ŞABANOĞLU: TÜRKİYE’DE FUTBOLUN ERKEN ÇAĞINDAN BUGÜNE: KIRMIZILAR, MAVİLER, TURUNCULAR

Futbolun rugby’den “association” futbola evrimini tamamlayan ve topu alanın sürdüğü bireysel bir oyundan pasa dayalı kolektif bir oyuna çeviren, oyunu güzelleştiren ve popülerleştiren, işçi sınıfıdır. “Dribbling game burjuvazinin denetimine girmiş seçkin okulların ürünüydü. Passing game ise kolektivizme dayalı işçi sınıfının.”[1] İngiltere ve ardından Avrupa’da futbolun sonraki gelişiminde ve popülerleşmesinde de sınıf ilişkileri çok belirleyiciydi; bugünlere varan çoğu rekabetin temelinde iktidarlara ve egemen gruplara yakın mavi renkli takımlarla işçi ve emekçi kesimlerin kırmızı renkli takımları arasındaki mücadele yatıyor.

SÖYLEŞİ: ARAS COŞKUNTUNCEL

Devamını Oku

ELİF ÇONGUR: BİR ŞAMPİYONLUK HİKÂYESİ

Eline silah alıp sağa sola ateş eden insanlık düşmanları dışında şampiyonluk kutlaması şahane bir şeydir bence. Sanki her şey “uzun lig maratonu” klişesinin bir sonraki sezona kadar rafa kalktığı o gece için yapılmıştır. Bütün o antrenmanlar, maçlar, deplasmanlar, goller, “hakem golümüzü yedi”ler, puan hesapları, kazanmalar, kaybetmeler, üzülmeler, sevinmeler, yazmalar, çizmeler tek bir gece içindir sanki. Taraftar bayrağını, çoluğunu çocuğunu kapıp sokaklara dökülecek, arabalara doluşulacak, sabaha kadar sevinilecektir. Sevinecek şeyi çok az olanlar ülkesinde sevinçli bir tek gece. Bir ara zaman. Bir mola. Sadece sevinmek için sokaklara dökülen insanlar. Amacın sadece sevinmek olduğu bir tür karnaval.

Devamını Oku

KENAN BAŞARAN: FUTBOLDA SİYASİ AYAKLAR

Futbol üzerine memlekette yapılmış en iyi film olan Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ın başat sözüdür: “Hayat futbola fena halde benzer.”Film, bu benzerliği, aşkın her türlüsünden siyasete kadar ayak uzatarak, hakkını vererek işler.

Ve Albert Camus’nün dillere pelesenk olmuş sözü: “Ahlaka dair bildiğim ne varsa futboldan öğrendim…” Bu klişeleşmiş söze rağmen, Türkiye’de futbola hâlâ bir ‘ada’ muamelesi yapılmak isteniyor. İlla olacaksa da bu bir ‘cennet ada’ olmayacaktır! Zira burası, 1-0 geriye düştüğünde  “Vur, kır, parçala bu maçı kazan” diye bağırarak, ‘cehennemi atmosferler’ yaratmayı seviyor!

Devamını Oku

EMRE TANSU KETEN: KARANLIK ZAMANLARDA FUTBOL VE TARAFTARLIK

“İnandığım sosyalizm aslında siyaset değil.

Bir yaşam biçimi. İnsanlık. Yaşamanın ve gerçekten

başarılı olmanın yolunun kolektif çabadan geçtiğine

 inanıyorum; herkesin birbiri için çalışmasından,

birbirine yardım etmesinden ve günün sonunda

payına düşen karşılığı almasından.”

Bill Shankly

Son yirmi yılda, Türkiye’nin her alanında olduğu gibi, futbolda da devasa dönüşümler yaşandı. Kulüplerin ve tribünlerin siyasetle ilişkisi, futbolun algıdaki yeri, taraftarlığın yapısı, basketbol ve voleybolun ikame tribünler hâlini alması, Fenerbahçe’nin şu anki durumu derken liste uzayıp sonsuza kadar gidebilir. Ancak, bu döneme damgasını vuran futbolun siyasetle hiç olmadığı kadar iç içe girmesi ya da futbolun üzerindeki ideolojik örtünün (bir nebze) kalkmasıyla, siyasetle olan yakın temaslarının gözler önüne serilmesiydi. AKP’nin, kendi söylem setinde düşman olarak tanımladıklarına açtığı savaşın bir cephesi oluverdi yeşil sahalar.

Devamını Oku

ROJHAT TURGUT: KARŞI LİG’İN ÇOK RENKLİ SAHALARI

15 Mart 2014 tarihinde hayata geçirilen Karşı Lig altı sezondur aralıksız devam ediyor. Futbolda bir şeylerin değişmesi gerektiği fikrinin yaratıcı ve itici güç olduğu bu ligin yavaş yavaş da olsa futbol kültürümüzü değiştirdiğini söylemek gerek.

Devamını Oku

EMRE CAKA: SAHADA BİR MOR BARİKAT

Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de toplumun yansımalarını spor sahalarında görebiliyoruz. Ülkenin ekonomik durumu, sosyolojik yapısı, şehirlerin siyasal yapısı…  Bu bağlamda baktığımızda Türkiye’de saha içerisine yansıyan unsur elbette ‘Kürt sorunu’. Yüzyıllara dayanan özgürlük mücadelesi ile birçok baskı, şiddet ve imhaya maruz kalmış Kürt halkının Türkiye içerisindeki demokratik özerklik talebinin 30 yılı aşkın silahlı ve siyasi mücadelesi elbette spor sahalarına yansıyacaktı. Devletin ‘spor kardeşliktir’ klişesi ile Kürt-Türk ‘kardeşliğini’ kurma, bölgedeki yatırımcıların, “Bir an önce sorun çözülsün ve toprakları ‘verimli’ kullanalım” telaşı…

Devamını Oku

DUYGU COŞKUNSEDA: SEN OFSAYT NEDİR BİLİR MİSİN?

Sıkı NBA takipçileri için tanıdık, dünyanın geri kalanı için sıradan bir isim Doris Burke. Lise yıllarında basketbol oynayan genç kadın 1991 yılında ESPN’in Kadınlar Ulusal Basketbol Ligi (WNBA) muhabiri olarak başladığı televizyon kariyerine Erkekler Ulusal Basketbol Ligi (NBA) maçlarına saha kenarı muhabiri olarak devam etti. 2017 yılından bu yana ise yeni bir görevi var. Öyle bir görev ki CNN bu haberi “tarih yazıyor” başlığıyla verdi.[1] Doris Burke artık NBA’in tam zamanlı ilk ve tek kadın maç yorumcusu. Evet, yıl 2017, yer Amerika da olsa bir kadının ülkenin en büyük spor liglerinden birine yorumcu olması tarihi bir olay kabul edilebiliyor. Çünkü kadınların branşı ne olursa olsun spordan anlaması hâlâ şaşılacak bir doğa olayı. Ve yine evet, toplumsal cinsiyet ve medya kelimelerini yan yana duyan her insanın en sık karşılaştığı ve artık kanıksadığı cümle de gerçek: medya erkek egemen bir sektör. Konu sporsa bunu beşle çarpın.

Devamını Oku

YAĞIZ SENEM: BAŞYAPIT FABRİKASI!

1940’lı yılların sonunda, Washington Meydanı’nda bir deli ya da bir dahi, yıllar sonra kimileri için huzur ve barışın düşmanı ama birçokları için tüm zamanların en önemli sinemacısı olacak kişi filmlerini finanse etmek amacıyla satranç turnuvalarına katılmaktaydı. Daha sonraları Hollywood’un diktasından kurtulacak, stüdyoların dayatmalarına aldırmayacak kadar ünlenen, vazgeçilmez olan bu gencin sinemaya olan ilgisi ise satranca olan ilgisi kadar eskiydi. 12 yaşındayken gittiği satranç kulübünde film eleştirmeni Alton Cook’la tanışması onu satranç ustalığından, usta yönetmenliğe taşıyacak serüvenin orijiniydi belki de. Sonrasında babasının onu fotoğrafçılığa teşvik etmesi de sinematografisinin gelişmesinin ve izleyiciyi büyüleyen Kubrick estetiğinin ortaya çıkmasının orijini oldu.

Devamını Oku