5. YILINDA ANKARA KATLİAMI: BELKİ UNUTULUR DİYENLER YANILDI

İLKE IŞIK

Bu ay 10 Ekim Ankara Katliamı’nın 5. yılını yaşıyoruz. Tam 5 yıl önce Ankara’nın göbeğinde düzenlenen bir miting kana bulanmış, 101 kişi oracıkta, 2 kişi de sonradan olmak üzere 103 kişi hayatını kaybetmişti. O günden bu yana yargılama sürüyor. Tutuklu sanıklar için verilen alelacele karar, 19 tane firari sanık olduğu için davanın sona ermesini sağlamadı. Bu yüzden duruşmalarla birlikte katliamın tüm sorumlularının yargılanması talebimiz devam ediyor.

Geldiğimiz an itibarıyla tek bir kamu görevlisi hakkında soruşturma bile açılmadığını belirtmek gerekir. Elimizdeki onlarca kayıt, onlarca belgeye rağmen; ne miting alanın güvenliğini onlarca istihbarata karşın almayanlar ne de Nizip’te gübreleri almak için uğraşan sanığın katliamdan 10 gün önce tespit edilmiş olmasına karşın bile isteye yakalamayanlar soruşturuldu. Halbuki; sınırları IŞİD’in kontrolüne bırakıp canlı bombaların ve malzemelerin geçişine izin verenler, soruşturma sırasında dosya saklayan savcılar, alanda sağlık hizmetinin hemen sağlanmasına engel olanlar, katliam yaşanır yaşanmaz alana gaz bombaları ve Akreplerle girenler, anket yapıp oylarının arttığını tespit edenler, 300 vekil verin bu iş çözülsün diyerek 2015’in haziran ayında kaybedilen seçimi katliamın arkasından kasım ayında tekrarlayıp kazanların, bu kanda sorumluluğu vardı.

Hiçbiri hiçbiri yargılanmadı, yargılanması için attığımız tüm adımlara, sunduğumuz her bir belgeye yokmuş gibi davranıldı.

10 Ekim Katliamı için adalet mücadelesi, ülkenin anbean zorlaşan koşulları altında devam ediyor. 10 Ekim’den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı, diyoruz ya gerçekten olmadı; baskı, zor, halkı tehdit ederek ülkeyi yönetmeye çalışmak genel bir uygulama haline geldi. Bu yüzden 10 Ekim katliamı için adalet talebi ülke için olmazsa olmaz bir önemde. Adalet için mücadele eden aileler, yaralılar 5 yıldır böyle yaşıyor, mücadele veriyor.

Yaşadığımız şu beş yılı bir düşündüğümüzde; her türlü koşula, zorlu ortamda ülkenin dört bir yanından gelen aileler, davanın tek bir duruşmasını bile kaçırmadı. Bu ülkede eğer adalet istiyorsanız, oturup “adalet nasılsa yerini bulur” diye beklememek gerektiği hepimizin bilincine kazınmıştır.

Bilirsiniz ki davanızı takip etmeniz gerekir, mahkeme heyetlerine bu dosya sahipsiz değil demek zorunludur, peşini bıraktığınızda adalet saraylarından adalet çıkmadığı ezber edilmiştir. Hukukçular için de aynı şey geçerlidir, hele ki politik bir davaysa sonucun cezasızlık olacağını bilseniz bile her duruşmaya gidersiniz. Bu nedenle bir hukukçu olarak dosyanızı iyi çalışsanız da, süper, şahane deliller bulsanız da yeterli değildir adalet için.

Kalabalık bir meslektaş grubuyla mahkeme heyetinin karşısına çıkmak istersiniz, kamuoyu yaratmak önemlidir, duruşmaya katılım olması için çaba harcasınız, basında yer alması için çabalarsınız. Yaptığınız salt avukatlık değildir asla, karşınızdakinin de hukuk olmadığı gibi… Beş yıldır 10 Ekim Katliamı davası avukatı olarak bizlerin payına da bu düştü. Hukuktan giderek uzaklaşan, talimatla çalıştığı çok açık bir adalet mekanizmasıyla boğuşuyoruz, evet kelimenin tam anlamıyla boğuşuyoruz.

Dosya okuyoruz, delil topluyoruz, IŞİD’le ilgili her şeyi takip ediyoruz. Beş yılın içindeyiz ve hâlâ oldukça kalabalık bir avukat ekibi birlikte çalışıyoruz. Toplantılar, her duruşma başlıkların belirlenmesi, dosyaların okunması, talep edilecek yeni delillerin toplanması, yüzlerce klasörün belki bir şey kaçırmışızdır diye yeniden yeniden taranması… Bütün bu yapılanlar bizim işimiz, bir dosya vekilinin yapması gerekenler değil mi; elbette öyle. Ama yetiyor mu, yetmiyor ne yazık ki.

IŞİD’li katliam sanıklarının tutuklu kalması ve ceza almaları dışında, somut bir karar vermedi yargı bu katliam hakkında. Ülkede IŞİD’lilerin tahliye edilmediği, tüm yargılama sürecini tutuklu geçirdiği tek mahkeme süreci olan bu yargılama, sanıklar ceza aldıkları için “adalet sağlandı” diye gösterildi tüm ülkeye. Bir yandan bakıldığında bu da bir kazanım tabii!

Geçen günlerde, IŞİD’in Türkiye emirinin yakalandığı ilan edildi büyük şaşaayla. Ama hemen arkasından bu IŞİD’linin daha önce defalarca gözaltına alındığını ve her seferinde serbest bırakıldığı ortaya çıktı. Bu soru kendisine sorulan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yargının elindeki delillerle hareket ettiğini açıkladı alelacele. Ülkede kimseye uygulanmayan hukukun IŞİD’lilere uygulandığı da söyleniverdi işte böylece.

10 Ekim Katliamı davasının sanıklarının büyük çoğunluğu ve katliam planlayıcıları; daha önce tutuklanmış, ama tahliye edilmiş; izlenmiş, ama yakalanmamış; dinlenilmiş ama gözaltına alınmamış IŞİD’lilerdir. Bu gerçek   mahkeme dosyasındaki delillerle de ortadadır.

Mutlak bir cezasızlık uygulandı bu ülkede IŞİD’lilere. El Kaide döneminden başlayıp IŞİD’e gelinen süreç boyunca yargı, emniyet, istihbarat, sınır komutanlıkları kesinlikle müdahale etmedi. Bıraktılar örgütlensin, bıraktılar militan kazansın, bıraktılar örgütledikleri adamlar sınırı aşıp Suriye’ye gitsin, sonra da canlı bomba olarak geri gelsin.

O yüzden, katliamın beşinci yılına girdiğimiz zamanda Süleyman Soylu’nun sözleri IŞİD’e göz yumulduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor hepimize. Ayrıca her duruşmada mahkeme heyetine söylediklerimizi bütün kamuoyu şaşkınlıkla öğrendi mahkeme süreci boyunca.

Cezasızlık elbette yeni değil bu ülkede. Hele ki devletin dahli olan olaylarda, toplumsal meselelerde, kamu görevlilerinin yargılanmasında istikrarla uygulanan bir gerçek. “Devlet adam öldürdü dedirtemezsiniz” diyen Süleyman Demirel’in ruhu iktidar ne olursa olsun değişmedi. Sivas Katliamı’nın failleri yargılanmadı, 90’larda Kürt illerinde yaşananların hesabını hiçbir kamu görevlisi vermedi, Gezi’de ölenlerin sorumlularının bir kısmı hiç yargılanmadı.

10 Ekim Ankara Katliamı davasında da süreç farklı seyretmedi geldiğimiz noktada. Hatta “adaletin bağımsız olduğu görüntüsünü” bırakın bir kenara, talimatla çalıştığına tanıklık ettik. Katliamın ilk gününden başlayarak bugüne kadarki süreci analiz ettiğimizde yargının siyasal iktidarın en kuvvetli aracı haline geldiğini görüyoruz. Talimatla insanlar gözaltına alındı, soruşturmalar başlatıldı, davalar açıldı, kararlar verildi. Siyasal iktidarın beğenmediği kararları veren/verebilen mahkeme heyetleri hemen aynı gün görevden alındı, meslekten çıkarıldı, siyasilere ilişkin verilmiş Anayasa Mahkemesi, AİHM kararları uygulanmadı, insanlar hakkında tahliye kararları verilip, daha cezaevinden çıkamadan başka bir dosyadan tutuklanmaları sağlanarak kararlar etkisiz hale getirildi. Hatta Anayasa Mahkemesi başkanına talimatlar verildi herkesin gözü önünde.

İşte bu ortam, kamu görevlilerinin cezasızlığı için tüm koşulları sunuyor. Adalet dediğimiz olgunun siyasetten bağımsız konuşulamayacağı, adaletin son derece politik bir mesele olduğu tartışmasız. Devletin yargısı, siyasal iktidarın yargısı karşımızdaki. Yine de mızrak bazen çuvala sığıyor bazen de sığmıyor. 10 Ekim Ankara Katliamı, memleketin o günden beri yaşadığı aynı şiddetteki onlarca faciaya karşın unutulmuyor. Herkes 2015 Türkiyesi’nde ne olduğunu gerçekten ne olduğunu merak ediyor, ne olduğunu bilenler de bütün her şeyin zamanla da olsa açığa çıkacağını biliyor.

Davutoğlu her konuştuğunda 10 Ekim gününden bahsediyor. Kendisine soru sorulmadan bile anlatıp duruyor. Memleketin en kritik dönemi olduğunu ifade etti defalarca ya da Davutoğlu ekranlara çıkıp gündeme geldiğinde insanların aklına 2015 Temmuz ve Kasım seçimleri ve Ankara Katliamı geliyor.

Herkes o gün sadece IŞİD’lilerin saldırısıyla açıklanamayacak bir şeylerin olduğunun farkında. Bir siyasal iktidarın kaybettiği iktidarı geri kazanma sürecinden bağımsız olamayacağı gün gibi ortada. IŞİD’in 2015 yılında arka arkaya muhaliflerin eylem ve etkinliklerine bombalı saldırılar düzenlemesinin başka bir yere oturtulmasına olanak yok. Haziran ayında HDP Diyarbakır mitingi saldırısıyla başlayan süreç, arada temmuz seçimleri, aynı ayın sonunda Suruç Katliamı ve ekim ayında Ankara yaşanarak devam etti. Bu üç saldırının kimin nasıl ne biçimde işine yaradığını anlamak ve okumak için siyaset bilimci olmaya gerek yok.

Belki unutulur gider, biraz ses çıkarılır sonra sessizliğe gömülür diye düşünenler yanıldı bu saldırılar söz konusu olduğunda. Ne unutuldu, ne acısı geçti. Duruşmalar takip edildi, barolar, miting düzenleyicisi kurumlar, demokratik kitle örgütleri müdahil oldu, aileler yüzlerce kilometre ötelerden gelmekten yorulmadı, her ay Ankara Garı’nda anma yapmaktan vazgeçilmedi, katliamda ölenlerin anısına kütüphaneler açıldı, futbol turnuvaları düzenlendi, parklara isimleri verildi, yıldönümlerinde ülkenin dört bir yanında etkinlikler düzenlendi.

Yargılama süreci işte bu toplam mücadelenin bir süreci yalnızca. Bunu bilerek yaşıyoruz her bir anını. Kolay olmayan bir işin içinde olduğumuzu biliyoruz, ama peşindeyiz katliamın tüm sorumlularının. Bunun politik bir katliam olduğunu saptırmak için sadece bir IŞİD saldırısı olarak tarihe geçmesine izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. Beş yıldır soruşturmanın ilk anından bu yana ne savcıların kapısını aşındırmaktan yorulduk ne de Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne söz söylemekten, talepte bulunmaktan.

Bu bir mücadele ve elimizden geldiğince yerine getirmek durumundayız. Yaptığımız, yapmaya çalıştığımız sadece bu. Dosyada delil saklayan ve bile isteye maddi gerçeği gizlemek için soruşturma yapıp iddianame yazan savcıları, sınırlardan, emniyet birimlerine kadar katliama dahli olanlar hakkında suç duyurularında bulunuyoruz. Anayasa Mahkemesi’ndeki dosyalarımızın sonuçlanması için çabalıyoruz.

Sadece bununla da yetinmiyoruz; dönemin Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü yani mitingle ilgili her türlü sorumluluğa sahip kişi Adem Arslanoğlu’nun İETT’de Güvenlik Şube Müdürü yapılacağına ilişkin duyumlara tepki gösterdik, arkasından sürecin durdurulduğu bilgisi verildi. Bu bilginin belediye emekçilerinden gelmesiyse katliamın ve sorumlularının asla ama asla unutulmayacağının en somut örneğidir. Katliam sorumlularının emekçiler nezdinde çoktan mahkûm olduğuna dair notu düşelim tarihe. Devletin cezasızlığı bu ülkenin işçileri, emekçileri için cezasızlık değil…

Yargılamaların başladığı ilk duruşmada (o dönem hayatını kaybeden 101 kişi vardı), her bir kaybımız adına 101 kez söz vermiş, adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz demiştik. Sözümüzün arkasındayız.

Bu sözlerimizi 21 Eylül 2020 tarihli duruşmada bir kez daha söyledik. Katliamın beşinci yılına giderken beş yıl süren yargı sürecini tartıştık, neden sanık sandalyelerinin boş olduğunu sorduk, boş olmasına neden olanların cezasızlık zırhı altında halen gezmekte olduğunu anlattık.

Bu duruşma bize bir kez daha gösterdi ki; 2015’lerde sanıkları yakalamayan, katliamı engellemeyen, IŞİD’in her türlü eylemine gizli ya da açık olanak sağlayan irade, aynı ruhla yoluna devam ediyor. Firari sanıklarının üçünün Suriye’de kamplarda olduğuna ilişkin bilgi gelmiş olmasına karşın, getirtilmeleri için bir şey yapılmıyor, bilgi istenen, belge beklenen kamu kurumları cevap vermiyor ya da eksik, yanlış cevaplar veriyor. IŞİD’lilere uygulanan hukuk devam ediyor özetle bir şekilde, hukuk onlardan ve oradan yana çalışmaya devam ediyor.

Ama çabamız devam ediyor, taleplerimiz sürüyor, dosya çalışmalarımız bitmiyor, yapacaklarımızı konuşmaktan ve bunları her bir duruşmada söylemekten vazgeçmeyeceğiz, önemli olan o galiba. Üzerinden beş yıl geçmiş bir katliamda bu elimizdeki en güçlü şey bu.

Katliamın beşinci yılında 103 olan kaybımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor, mücadeleye devam etme sözümüzü tekrarlıyoruz. 10 Ekim Katliamı’nın tüm sanıkları yargılanıncaya kadar görevimiz bitmeyecek ve o güne kadar elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.