GİOVANNİTTİ’DEN “HÜKMÜ SONSUZA KADAR SÜRECEK OLANLARA”

SEVDA KARACA

1912 Amerikasında, Merrimac Nehri boyunca kilometrelerce uzanan tekstil fabrikalarının çevresinde kurulan, derme çatma kulübelerin, lağımları sokağa akan yoksul barınakların ve üç kuruşa alınabilecek en ucuz yiyecek ve kıyafetlerin satıldığı dükkanların sıra sıra dizildiği işçi kentlerinden biri olan Lawrence’tayız.

Lawrence, bu hat boyunca uzanan tekstil sanayiinin merkezi. 30 bin işçinin Amerikan Yün Şirketi’ne bağlı fabrikalarda saatlik ücreti bir ekmek almaya yetmeyecek kadar ucuza çalıştırıldığı bu kentte, hamile kadınlar bebeklerini makine başında dünyaya getiriyor, çocuklar neredeyse yürümeye başladıkları gibi makine aralarında çalışmaya başlıyor, erkek işçiler 40 yaşlarını görmeden hastalıktan ölüp gidiyorlardı.

11 Ocak 1912’de sadece çıplak bir varoluşu sürdürmek için çoluk çocuk bütün aile günde 12-16 saat çalışan işçilerin ücretlerinde yapılan küçücük bir kesinti, kentin bir genel grev dalgasıyla çalkalanmasının fitilini ateşledi. “Çalışarak aç kalmaktansa, dövüşerek ölmek daha iyidir!” sözü ilk kez bu grevde işçilerin savaş çığlığı oldu. Bu slogan fabrikadan fabrikaya, kelimenin gerçek anlamıyla da dilden dile yayıldı. Dilden dile diyoruz; çünkü Lawrence’ta en az 25 farklı millet vardı. İtalyanlar, Almanlar, Fransızlar, Kanadalılar, Litvanyalılar, Belçikalılar, Suriyeliler, Ruslar, Yunanlılar, Letonyalılar, Türkler… Her bir söz, her milletin kendi diline uyarlanıyordu.

Dünya Endüstri İşçileri (The Industrial Workers of the World IWW) Sendikasının kentteki küçük temsilciğindeki az sayıda yerel sendikacı, bu büyük grev dalgasının yaratacağı büyük mücadelenin başına geçmek için kendilerini yeterli görmeyince, sendika genel merkezine destek talebi içeren bir telgraf çektiler. “30 bin işçi grevde, acil destek için Lawrence’a en etkili ajitatörleri, en deneyimli örgütçüleri gönderin. Stop.”

Bu telgraf sendika merkezine ulaşır ulaşmaz yola düşenler arasında Joe Ettor, Arturo Giovannitti, Elizabeth Gurley Flynn, James P. Thompson vardı. 20’li yaşlarının başındaki bu gençler, dönemin işçi mücadelesinin en sert, en çetin yüzünü yükselen işçi hareketinin bizzat içinde deneyimleyip, işçiler arasında pişmiş olan ajitatörler, sosyalist örgütçülerdi.

Elizabeth Gurley Flynn, yaşamının sonuna doğru kaleme aldığı otobiyografisinde, Lawrence Grevini anlattığı muazzam sayfalarda 25 farklı milletten 30 bin işçinin aileleriyle birlikte nasıl müthiş bir çalışmayla örgütlendiğini anlatırken, kente varır varmaz grevin lideri haline gelen Ettor ve Giovannitti’nin “ince işçiliklerine” ilişkin de çok feyz veren anekdotlar aktarıyor.

“25 ile 27 yaşındaki bu iki genç örgütçü, hem İngilizce hem İtalyancayı akıcı bir biçimde konuşabiliyorlardı. İtalyan işçi gazetesi Il Proletario’nun editörü olan Giovannitti, aynı zamanda bir şair ve muhteşem bir hatipti. Ettor, hızlı ve kararlı bir şekilde hareket eden yetenekli bir örgütçü, güleç yüzlü, kendine güvenen, sakin bir adamdı. Bu hakiki Babil kulesine çekidüzen vermek için tercümanlar seçti. Farklı dil gruplarının yaşadığı çeşitli yerlerde kitlesel toplantılar düzenlediler ve her fabrikayı, her bölümü ve her milleti temsil eden kadın ve erkeklerden oluşan bir grev komitesi seçilmesini sağladılar. [Hatta çocuk işçilerin de temsilcileri vardı. Ç.N.] İşçilerin birlik ve güçlerinin farkına varabilmeleri için tüm grevcileri Lawrence Meydanında toplayıp, büyük mitingler düzenlediler. Giovannitti, bu mitinglerden birinde o muhteşem eseri ‘Birlik Üzerine Söylev’i paylaştı.”[1]

Giovannitti, aç, sefil ama kararlı işçi kitlesini coşturan, daha sonra dilden dile Lawrence’taki bütün fabrikalarda ezberden okunacak olan “Birlik Üzerine Söylev” şiirini gırtlağını çatlatan bir sesle ilk kez bu grevde okudu.

Bu kısa giriş, işçi sınıfı tarihinin muazzam deneyimlerinden biri olan, onlarca işçinin kanının döküldüğü, yüzlerce işçi çocuğunun hapislerde dövüldüğü, binlerce işçi kadının direngenlikle tarihe adını yazdırdığı Lawrence Grevini anlatmak için değil, esas olarak bu “tarihi şiiri” sizinle paylaşmak, şiirin kimin için, nasıl koşullarda yazılıp okunduğuna dair kısa bir bilgi vermek için yazıldı.

İşte Giovannitti’nin Birlik Üzerine Söylev’i…

 Birlik Üzerine Söylev[2]

Arturo Giovannitti

Ne mutlu özgürlüğün ruhundan güç alanlara: çünkü yeryüzünün krallığı onlarındır.
Ne mutlu şehitlerinin yasını tutanlara: çünkü katillerden intikam alacak ve teselli bulacak olan onlardır.
Ne mutlu isyan edenlere: çünkü onlardır dünyayı fethedecek olan.
Ne mutlu eşitlikten sonra acıkıp susayanlara; çünkü emeklerinin meyvesini yiyecekler.

Güçlü olana ne mutlu; çünkü acınmanın acısını tatmayacaklar.

Ne mutlu mücadeleye yürekten inananlara: çünkü gerçeği ancak onlar görecekler.

Yanlışa, haksıza karşı savaşanlara ne mutlu; çünkü onlara hürriyetin çocukları denecek.

Eşitlik uğruna zulüm görüp yine de boyun eğmeyenlere ne mutlu; çünkü insanlığın kardeşçe yaşamasının şanını onlar yaratacaklar.

Basının satılık kalemleri size sövmek için sıraya dizilmişken, hukuk bilginleri, politikacılar, polisler, yargıçlar ve rahipler sizi suçlu, hırsız, katil diye yaftalarken, her türlü kötülüğü yalanla sizin üzerinize yıkarlarken, adalete sahip çıkan sizlere ne mutlu.

Çağlar gelip geçti, krallıklar, hanedanlar, iktidar sahipleri yükseldi ve düştü, eski ihtişamlar ve kadim bilgelikler toza küle dönüştü, kahramanlar ve bilginler hafızalardan silindi ve güçlü, korkunç tanrılar, unutulmanın ışıksız uçurumlarına fırlatıldı.

Ama siz, Plebler, Avamlar, Ayaktakımı, Çapulcular, Halk, Proletarya; siz sonsuza kadar yaşayacak ve hükmü sonsuza kadar sürecek olansınız…

 

[1] Elizabeth Gurley Flynn, The Rebel Girl: My First Life (1906-1926), International Publishers NYC, çeviri: Sevda Karaca

[2] Work and Working, Poems, Passages, and Songs about the world of work by Alice W. Ballard, https://workandworkingblog.wordpress.com/2016/09/05/sermon-on-the-common/, çeviri: Sevda Karaca