ALİ BULUNMAZ: HAYAT VEREN KURBAN

Terry Eagleton, formasyonu ile bilgi ve ilgi alanı gereği teolojiden yola çıkıp (bazı anlarda bunu geride bırakıp) sosyalizme yönelen, ikisinden edebiyat eleştirisi bağlamında yararlanan bir yazar. İngiliz edebiyatına yaptığı eleştirel katkıların yanı sıra bu anlamda fikir üreten, karşılaştırmalı okumalarla sınırlarını sürekli genişletirken felsefeyle de dirsek temasında

Sert yergileri göze alarak eleştirmenlerle ve kanonunun dışına çıkmayanlarla tartışmalara giren yazar, edebiyat ve ideoloji arasındaki ilişkileri ya da kopuklukları irdelemeyi de sürdürüyor. Bu sırada metni açıklama ile kullanma arasındaki geçişlere dair kalem oynatıyor.

Eagleton, belli kavramların edebiyattaki yerini kerteriz alarak araştırmalarını sürdürürken parçadan bütüne doğru hareket ediyor. Bunun en son örneklerinden biri de yakın zamanda Türkçeye çevrilen Radikal Kurban.

Yazar, kitabında “kurban” kavramını eşelerken edebiyat yapıtlarındakilerle birlikte teolojideki kurban mefhumunu bir arada ele alıyor. Dahası, işe politikayı ve felsefeyi de katıyor.

BİR KİBİR ELEŞTİRİSİ 

Fikir birliği denen şeyin olumlu bir anlamı bulunsa da geçirimsiz öbekleşmelere neden olabiliyor. Bu kamplarda yer alanlar, uzmanlaştığı konuları, çoğunlukla dâhil olduğu grubun ortak görüşüne uygun biçimde eğip bükmeye yeltenip dışarıda bıraktıklarının sesini duymamakta ısrar ediyor. Üstelik bunu bir “kural”a dönüştürmekten de geri durmuyor. Elbette aykırı sesler de var; bunlardan biri olan Marksist edebiyat eleştirmeni Eagleton, hakikat ile kurmacanın sınırları, bunların birbirine yaklaşıp uzaklaştığı noktalar üzerine düşünen bir isim. Bu bağlamda dışarıda bırakmaktan çok, dikkate almaya odaklanan yazar, eleştirel teori ile analitik felsefeyi bir bütün hâlinde ele alınca pek tercih edilmeyen bir yola giriyor. Böylece Avrupa’da nefes alıp veren düşünce sistemlerinin yanı sıra paradigmaları geniş bir bakış açısıyla eleştirirken otoritelere de mizahi bir dille karşı gelebiliyor.

Radikal Kurban, Eagleton’ın bu yaklaşımının ürünü: Yazar, kültürcü ve tarihselci kibri eleştirirken iki akımın dışladığı teoloji ve doğaya dair kalem oynatınca işin içine Antik filozoflar, postmodernizm, inançlar ve edebiyat giriyor. Bunlarla birlikte, siyasi figürler ve kültür yorumcuları da kitapta ana karaktere dönüşürken Eagleton, “kurban” kavramını tarihî, dinî ve estetik yanlarına odaklanıyor.

DİSİPLİNLERARASI YAKLAŞIM

“Kurban” kavramının yanlış ve tek taraflı yorumlandığını, kimi anlarda bu eylemin kasıtlı şekilde gerçekleştirildiğini söyleyen Eagleton, kitabın çerçevesini çizerken aynı zamanda konuya yaklaşımını geniş bir perspektife oturtuyor: “Son zamanlardaki diğer bazı çalışmalarım gibi bu kitap da politik solun ve elbette onun postmodern kanadının ekseriyetle incelemediği meseleleri dert ediniyor. Sevgi, ölüm, ıstırap, kötülük, şehadet, bağışlayıcılık ve benzeri konular, günümüz kültür veya siyaset kuramcılarının popüler meşgaleleri arasında pek yer almıyor. Bunlar daha ziyade ilahiyatçıların ilgi alanına giriyor; solcular arasında hâkim olan teoloji karşısındaki genel dışlayıcı tavrı benim şahsen benimsemeyişimin nedeniyse yetiştirildiğim ortam gereği konuya dair birkaç şey bilmem.”

Eagleton, “kurban”ın siyaset, teoloji, felsefe ve edebiyat tarafından tek tek irdelendiğinde eksik kalan birçok yönünün kaldığını not ediyor. Yazara göre bunlar, kendi hareket alanlarında ve disiplinlerarası yaklaşımla incelediğinde kurbanın ne olduğu anlaşılabilir.

Politik bağlamda incelendiğinde, kavramın teolojik veya edebî tarafı karanlıkta kalırken yalnızca felsefi veya edebî olarak irdelenirse kurbanın devrimci kimliği güdükleşiyor. Eagleton’a göre “kurban”da politik, felsefi, edebî ve teolojik anlamda bir “potansiyel” var: Kavram, postmodern akımların dışladığı, kimi zaman “ötekileştirdiği” ve anlamaya çalışmadığı bir “hayat veren” olarak da yorumlanabilir pekâlâ.

“Kurban”ın bu yönünü kavramak, Antik dönem filozoflarınca nasıl ele alındığını, şiirde, teolojide ve edebiyatta nasıl işlendiğini anlamak demek aynı zamanda. Eagleton bu nedenle metinlere yönelip yine eleştirel bir tavır takınıyor.

Eagleton, “kurban”a dair bilgi yetersizliğini ya da yarı cahilliği eleştirirken kavram hakkında “fikir” yürütenlerin düştüğü tuzakları da es geçmiyor. Felsefi, politik ve edebî görüşlerin ilahiyatı dışlamasıyla beliren klişeleri ve kavramsal bulanıklığı, bunu yaratanların kaleme aldığı metinlere yaptığı atıflarla gün yüzüne çıkarmış yazar.

Egaleton, “kurban”ı tanımlarken mutlaka “benlik” kavramına değinilmesi gerektiğini ve adanmışlığa değinmenin, “kurban”ın tarif edilmesini kolaylaştırdığını söylüyor. Burada sevgi, ölüm, ıstırap, şehitlik, ölüm, aşırılık ve trajedi giriyor işin içine; yani bütün bunlara kendisini veren kişinin benliğini unutuşu…

YAŞAMIN ÜSTESİNDEN GELME NİYETİ

Bir kavram olarak “kurban” tanımlanırken bazı niteliklerden “feragat”in ve “Tanrıların dikkatini çekme”nin öne çıktığını söyleyen Eagleton, eksiltme aracılığıyla benliği güçlendirmenin de hafife alınmaması gerektiğini not ediyor. Bunun da kurban etmeyle yakın ilişkisi olduğunu belirtirken Freud’a, Lacan’a ve kutsal metinlerle birlikte bunları esas alan yorumculara yöneliyor.

Kurban etmenin kurumsallaşma sürecinin, adı geçen güdüyle bağlantısını da araştıran yazar, benliğin yok oluşundan, gelişip serpilmesine geçiş yaparken kurban ritüelinin güce erişme arzusuyla ilintisini ortaya koyarak konunun, bilgelikle ve yaşamın kaynağına ulaşma isteğiyle ilişkisini inceliyor.

Kurban etmenin, yaşamın üstesinden gelme arzusunun bir parçası olduğunu ve kırılganlığı ötelemeye denk geldiğini belirten yazara göre bu da bir tür kutsallaştırma: Kurban etme ritüeli, muğlak bir çözüm sunarken bir probleme dönüşüyor; yazgının benlikten uzaklaştırılması, Baba’nın cezalandırıcı yasasının aşılmasından geçiyor bir yerde. Mitlerin, destanların, kutsal kitapların yorumları, klasik edebiyat eserleri ve varoluşçu felsefi metinler de buradan besleniyor.

Eagleton, dünya ile öte dünya tasavvuru bağlamında kurban konusunu edebiyat, felsefe ve siyaset ekseninde değerlendirip incelerken ister istemez insanın hangi noktada hor görüldüğüne de kafa yoruyor. Ulaştığı sonuç ise kişinin, yaşamak yerine hayatın değersiz olduğunu söyleyen vaizlerin emrine girdiğinde ya da yaşamı satın almaya yönlendirildiğinde kurbana dönüştüğü. Bunu, ele aldığı metinlerin satır aralarında ve yüzeyinde bulmaya uğraşan yazar, unutturulmaya çalışılan erdemlerin kurban edilişinin ve bunları savunan “delilerin” izini sürüyor kitaplar ve kurmaca karakterlerin hayatlarında.

DÜN, BUGÜN, YARIN

Egaleton gibi bir Marksist eleştiri geleneği temsilcisinin bahsedilen konularla ilgili kalem oynatması, başta sözü geçen grup mantığına aykırı gelebilir. Ancak kapsayıcı bir tavırdan yana olan yazar, “kurban” kavramı üzerinden yanında yöresindekileri eleştiriyor.

Bu noktada edebiyat, teoloji, siyaset ve felsefeyi birleştirdiği şu satırlar önemli: “Geleceğe aldırış etmemek, kaçınılmaz olan yarının -yani ölümün- bilgisiyle yaşamakla mümkündür ancak. Bu zamanı unutma değil, zamanın sonunun farkında olma çağrısıdır. İsa ve onun öğretilerini vaaz edenlerden bazıları, görünüşe göre Tanrı’nın krallığının yakında gerçekleşeceğini hayal etmişti, gerçi sonradan bunun kocaman bir yanılgı olduğu ortaya çıkacaktı. Onlara göre tarih, eskatolojiden ibaretti. Kilisenin teslim olmaması ve yakında zaten geri dönecek İsa’ya imanla boyun eğmesi gerekiyordu. Her halükârda Kıyamet Günü sanki çok yakınmış, dolayısıyla önemli olan tek şey adalet ve kardeşlikmiş gibi yaşamak, küçümsenecek bir etik anlayışı değildir. Eğer bir ebediyet olacaksa kesinlikle burada ve şimdi olmak zorundadır. Wittgenstein, Tractatus Logico-Philosophicus’ta şöyle yazar: ‘Ebedî yaşam, şimdide yaşayanındır.’ Dahası, şimdide yaşamak, eğer mümkün olsaydı zamanın dışında yaşamak anlamına geleceğinden, bir açıdan insanın kendi ölümünü öngörerek yaşamasıdır. Başka bir deyişle ve Eliotvari bir üslupla ölüm ânı, esasında her andır.”

Eagleton, “kurban”ın yalnızca ölümle ve yıkıcı (ya da yıkım) olan tarafıyla değil, “hayat veren” yanıyla da ilgileniyor. Bu yüzden edebiyata, teolojiye, siyasete ve felsefeye yöneliyor kavramı incelerken: Aynı bakış açısı Eagleton’ı Antik dönem, Hegel, Derrida, Shakespeare ve Henry James’le beraber Kral Lear’a, Anna Karenina’ya, Aeneas’a ve günümüzün yazarlarının yanı sıra adını sık sık andığımız bugünün kurmaca karakterlerine yönlendiriyor.

 Radikal Kurban, Terry Eagleton, Çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, 222 s.