Amedspor kazanacak!..

Amedspor, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgenin takımı olarak her zaman devletin, medyanın ve gittiği deplasmanlarda ırkçı taraftarların hedefinde. Yeşil sahada ter dökmenin yanında, bir de sürekli olarak ön yargılarla, ayrımcılıkla ve ırkçılıkla mücadele ediyorlar.

MEHMET ÖZYAZANLAR

İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilen ve Amed Sportif Faaliyetler Kulübü’nün 2015-2016 sezonundaki lig ve kupa macerasını konu alan “Yeşil Kırmızı” isimli belgesel, devletin cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere reva gördüğü ayrımcı, dışlayıcı, ötekileştirici tavrın bir özeti adeta… Devlet, bugün de olduğu gibi Kürtlerin varlığına her zaman tahammülsüzdü. Gelmiş geçmiş bütün iktidarlar, Kürtleri Türkleştirmeyi temel görev olarak belleyip işe inkarla başladılar. İnkar ederek bir gerçeklikten kurtulmanın mümkün olmadığını anladıklarında ise baskıyla, yasakla, sansürle, manipülasyonla, yalanla, işkenceyle, cinayetle, katliamla, açık/örtülü savaşla Kürtleri “hizaya sokmayı” denediler… Aradan geçen yaklaşık 100 yılda, bunca can kaybına, yaralanmaya, sakat kalmaya, sosyal ve ekonomik yıkıma karşın devlet hala Kürtlerle barış içinde bir arada yaşamayı hayata geçirecek formülü bulabilmiş değil!.. Devlet, savaş politikasında ısrar ettikçe ne yazık ki çatışmalar ve kan durmuyor… Oysa benzer sorun yaşayan pek çok ülkede taraflar, savaşın bir çözüm olmadığını anlayıp diyaloga, müzakereye yönelerek can kayıplarını durdurmayı ve geleceğe umutla bakmayı başardı… Tabii bunun için her şeyden önce barışın, özgürlük ve eşitlikle birlikte insanlığın en değerli toplumsal varlığı ve ideali olduğunu özümsemek ya da en azından bilmek lazım. Barış, özgürlük, eşitlik yoksa elbette mutlu, huzurlu bir hayat da yoktur…

Amedspor, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgenin takımı olarak her zaman devletin, medyanın ve gittiği deplasmanlarda ırkçı taraftarların hedefinde. Yeşil sahada ter dökmenin yanında, bir de sürekli olarak ön yargılarla, ayrımcılıkla ve ırkçılıkla mücadele ediyorlar.

Aslında daha önce takımın ismi Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor iken de, gerek devletin ve medyanın bakışı, gerekse deplasmanlarda gördükleri muamele şimdikinden pek farklı değildi. Ancak “Yeşil Kırmızı”da dile getirildiği gibi, Amedspor adını aldıktan sonra hem takıma yönelik ön yargılı bakış, hem de ırkçı saldırılar daha da yoğunlaştı…

Kulüp, adını Amedspor, renklerini ise yeşil-kırmızı olarak değiştirmek istediğini belirttiği anda federasyon zorluk çıkarmaya başlıyor. “İkisi birden olmaz” diyorlar… “Ya Amedspor adını alabilirsiniz ya da sadece renklerini yeşil-kırmızı yapabilirsiniz…”

Filmde, takımın maruz kaldığı ayrımcılıklar bizzat bunları yaşayan futbolcular ve yöneticiler tarafından dile getiriliyor… Rakip takım oyuncularının ve taraftarlarının insanlık adına utanç verici davranışlarından, yaklaşımlarından örnekler o kadar çok ki… Maçlar başlamadan önce bütün futbolcuların birbirine ve hakemlere başarı dilediği seremonilerde el sıkmayan rakip futbolcular mı istersiniz, gittikleri deplasmanlarda otellerini, lokantalarını Amedspor’a kapatanlar mı istersiniz, sosyal medyada kulübe yönelik linç çağrıları yapanlar mı istersiniz? Ayrımcılığın, dışlayıcılığın her türlüsü mevcut… Tribünlerden yükselen nefret, düşmanlık saçan cinsiyetçi küfürler, ırkçı slogan ve tezahüratlar ise artık neredeyse Amedspor maçlarının olmazsa olmazı durumunda… Amedspor’un Kürt olmayan futbolcuları da, insanın etnik kimliğinden ötürü tacize, saldırıya uğramasının dehşetini yaşıyorlar. Amedspor formasını giymek, ırkçı güruhun hedefi olmak için yeterli.

Uyanışın temsilcisi

Futbolun kitleler üzerindeki uyutucu etkisini bilen devlet bir zamanlar Diyarbakırspor’u kullanarak Kürtleri kendi politikalarına yedeklemeye çalışmıştı. Yönetim kurulu ağırlıklı olarak devlet memurlarından oluşan Diyarbakırspor’a her şekilde destek çıkılıyor, elde edilecek sportif başarılar üzerinden de bölge insanını “tavlamak” hedefleniyordu. Kuruluşundan itibaren yaklaşık 40 sene boyunca profesyonel liglerde varlığını sürdüren ve bu süreçte tam 11 sezon en üst ligde boy göstermeyi başaran Diyarbakırspor, devletin desteğini çekmesinden sonra tam anlamıyla baş aşağı yol almaya başladı ve amatör kümeye kadar düştü. Diyarbakırspor, dramatik bir serüvenle çöküşe sürüklenirken, Büyükşehir Belediyesi’nin bünyesinde kurulan Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor, kentin yüksek futbol potansiyelinin farklı anlayıştaki temsilcisi olarak adından söz ettirmeye başlıyordu.

Diyarbakırspor, devletin Kürtleri futbol aracılığıyla uyutup asimilasyoncu politikalara eklemleme misyonu yüklediği bir çeşit proje takımıyken, Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor yani şimdiki adıyla Amedspor, tam tersine kitlelerin barış, özgürlük, eşitlik talepleriyle ortaya koydukları uyanışı temsil eden bir takım oldu.

Ancak bu talepleri seslendirmek, “vatan haini” ve “terörist” şeklinde yaftalanmayı göze almak demekti. Nitekim, hemen hemen her gittikleri deplasmanda sözel ve fiziksel saldırıya uğradılar. Memleketimizde barış istemenin bir bedeli vardı ne de olsa…

Bir yandan devletin/Futbol Federasyonu’nun verdiği cezalar, bir yandan medyanın (özellikle de deplasmana gittikleri ilçe ya da kentlerdeki yerel medyanın) kışkırtmaları ve bir yandan da tribünleri dolduran ırkçı taraftarların çoğu zaman fiziksel tacizle/saldırıyla sonuçlanan nefret ve düşmanlık histerisi… Hepsi de, Amedspor’u büyük ve sonu gelmez bir baskı altına sokup pes ettirmenin ve yürüdükleri yoldan döndürmeye/vazgeçirmeye zorlamanın rezilce yöntemleriydi…

Federasyonun, kulübe bir sezonda kestiği ve çoğu, “futbola siyaseti alet etme” gerekçeli toplam 405 bin lira para cezası… Oysa Amedspor, önceki senelerde onca kışkırtmaya rağmen “en centilmen takım” ödülü alıyordu.

Ayrıca geçtiğimiz sezon Futbol Federasyonu uydurma bir bahaneyle Amedspor’un 3 puanını silince takım, play off maçlarına yükselme fırsatını yitirdi… Takımın en etkili oyuncularından Deniz Naki, “Çocuklar Ölmesin Maça Gelsin” diye tweet atınca federasyondan 12 maçlık rekor ceza aldı… Ayrıca polis, tweetin atıldığı bilgisayarı bulmak bahanesiyle gözdağı verircesine kulübü bastı… Mesaj açıktı: “Ayağınızı denk alın!..” “Çocuklar Ölmesin” demek, savaş politikasını içselleştirmiş bir devlet için suç işlemek anlamına geliyordu kuşkusuz…

Barış isteyen sloganı futbola siyaset sokma olarak kabul edip ağır şekilde cezalandıran federasyon, Türk bayraklı, asker selamlı, mehter marşlı provokasyonları; küfürlü, ırkçı tezahüratları nedense hiçbir zaman futbolun içine siyaset sokmak şeklinde algılamadı…

Filmde de görüldüğü gibi Amedspor “uyanış” geleneğinin temsilcisi olarak, tüm engellemelere, cezalarla caydırma girişimlerine, taciz ve saldırılara rağmen futboldaki direnişini ve onurlu mücadelesini sürdürüyor.

İnsanlıktan ödün yok

Amedspor’a atılan goller asker selamıyla, Amedspor karşısında alınan galibiyetler “Ne Mutlu Türküm Diyene” böğürmeleri ve Türk bayraklarıyla kutlandı. Özellikle deplasmanlarda, sahada iki takımdan öte sanki iki düşünce biçimi, iki bakış açısı karşı karşıya geliyordu. Tabii tribünler de her zaman işin içindeydi. Bir tarafta savaşın bitmesini, barışın hayata geçirilmesini ve ölümlerin durmasını isteyenler, diğer tarafta Kürt lafını duydukları anda tüyleri diken diken olan, ölmeyi, öldürmeyi kutsayan kan sevici ırkçılar… Kürtlerin varlığını bir türlü kabullen(e)meyen devletin, kimin yanında saf tuttuğunu ve kimi kollayıp kayırdığını söylemeye gerek var mı?

Filmde, geçen sene Ankaragücü deplasmanında Amedsporlu yöneticilerin, tribünde ırkçı insan müsveddelerince öldüresiye darp edilmesi de yer alıyor. Polisler, yanı başlarında yaşanan bu olay karşısında uzunca bir süre kıllarını bile kıpırdatmıyor. Ancak darp gerçekleştikten, yani her şey olup bittikten sonra, “İsviçre polisi” kibarlığıyla devreye giriyor polis…

Linç girişimi bir yana, Amedsporluların canını daha çok acıtan, gözaltına alınan ve aralarında Ankaragücü yöneticisinin de bulunduğu tüm faillerin 6 saat içinde serbest bırakılması oluyor…

Filmde ırkçı taraftarların, Amedspor’a yönelik nefreti, linci “vatanseverlik” kılıfıyla meşru kılmaya çalışmaları dikkat çekiyor. Bir sahnede bu taraftarların, lince göz yummaları beklentisiyle polislere, “Bize dokunmayın, her şeyi vatanımızı çok sevdiğimiz için yapıyoruz” dediği duyuluyor…

Yine filmde görüyoruz ki kolda, Kürtçe “özgürlük” yazan bir dövme ya da yeşil-kırmızı renklerdeki bir bileklik bile futbolcuların linççilerin hedefi haline gelmesi için yeterli…

Film boyunca tanıklık ettiğimiz olaylar/gelişmeler, mevcut toplumsal ortamda Amedspor’un hem saha içinde hem de saha dışında ne kadar kapsamlı ve zorlu bir mücadele vermek zorunda olduğunu gösteriyor.

Bütün olumsuzluklara ve bunca hoyratlıklara rağmen Amedspor, insanlığa yakışan yeni bir futbol kültürü yaratma hedefini eksilmeyen bir inançla korurken, hayatı barışla, özgürlükle, eşitlikle taçlandırma mücadelesini de azim ve kararlılıkla sürdürüyor… Yöneticisiyle, futbolcusuyla, taraftarıyla her fırsatta, tasarladıkları başka bir dünyanın ipuçlarını ortaya koyuyorlar. Vicdan ve duyarlılık, bu yeni dünyanın başat ve asla ödün verilemeyecek değerlerinden… Filmde bunun lafta kalmadığını gösteren bir olaya da tanık oluyoruz.

Kendilerine saldırmak üzere sahaya atlayıp koşmaya başlayan, ancak bu sırada rahatsızlık geçirip yere yığılan Karagümrüklü bir taraftara Amedspor’un doktoru Hakan Tekin ilkyardımda bulunuyor ve bu taraftarın hayatını kurtarıyor… İnsan hayatından daha değerli hiçbir şey olamayacağına inanan ve bu bakış açısı doğrultusunda her fırsatta “barış” talebini seslendirenler, elbette kendilerini düşman olarak gören birisine bile yardım ederler. Son derece doğal ve insani bu davranış, ancak hayatı kinle, nefretle, savaşla, ölümle anlamlandırmaya koşullanmış insanlık düşmanları tarafından yadırganabilir… Hakan Tekin bu duyarlılığıyla Dünya Fair Play Ödülü’ne aday gösteriliyor…

Amedspor’un rakipleri çok. Ön yargılar, ırkçılık ve zorbalık da bunlar arasında. Mücadele çetin geçse de eninde sonunda Amedspor kazanacak ve barışa, özgürlüğe, eşitliğe, insanca yaşama inananların yüzü gülecek!..

PAYLAŞ