Memleketin arabesk ile ilişkisi uzun bir hikâye. Aşk ve nefret ilişkisi gibi… Önce yasaklamalar, sonrasında kitleselleşmesi ve milenyumdan bu yana ise soylulaşması… Dolayısıyla arabesk ile ülkenin ilişkisi oldukça sorunlu. Ya çok sevilir ya da nefret edilir. Orta yolu, bu zamana kadar ne gördüm, ne de duydum. Fakat bugün gelinen noktada ise arabesk Türkiye’de toplumsal yaşamın önemli bir parçası.

Ancak arabeskin öyle bir özelliği var ki bu onu sürekli ayakta tutan, kökeninin neden Helenistik döneme kadar uzandığını ve bir müzik türünden ziyade yaşam biçimi olduğunu gösterir nitelikte. Bu özellik ise arabeskin farklı toplumsal süreçlere sızabilmesinde ya da eklemlenebilmesinde saklı. Bu nedenle arabesk tarihsel çizgi içerisinde İran, Bizans ya da Mısır gibi kültürlere dahi sirayet edebilmiştir. Belki de bu nedenle, bir müzik türünden ziyade yaşam biçimidir. Duyguyla düşüncenin hiç olmadığı kadar iç içe geçtiği, hatta giriftleştiği bir yaşam biçimi… Arabesk, son nüvesini ise küresel bir furya haline gelen rap dalgasına dahil olarak verdi. Bugün şehirlerin varoşlarında yaşayan gençlerin acı dolu hikâyelerine konu olan arabesk rap her ne kadar ‘melez bir müzik türüne’ işaret etse de, içerdiği isyankâr tavır ile 1960’larda arabesk müziğin gördüğü sosyal işlevin bir benzerini toplumsal alanda görüyor.

Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki Batı temelli kültür politikaları, arabesk tınıların kamusal alanda yasaklanmasıyla sonuçlanmıştı. Arabesk, kurucu ideoloji için Doğu’yu imgeliyordu ve bir tür toplumsal vebaydı. Dolayısıyla bu veba, toplumun hücrelerinden kesilip atılmalıydı. Kurucu ideoloji çözümü arabeski yasaklamada buldu. Fakat tüm yasaklamalara rağmen, arabesk yabancı filmlerle ya da karasal radyo yayınlarıyla yine de topluma nüfuz edebiliyordu. Ne de olsa arabesk, çatlaklardan sızabilen bir fenomendi. Sızacaktı, sızdı da…

1950’li yılları şehirleşme hızının oldukça yükseldiği, taşranın çözülmeye uğradığı, kırsaldan şehre göçün yoğun olarak yaşandığı, şehir mekânında ise kentli ve taşralı arasındaki gerilimlerin yaşandığı bir dönem olarak hatırlamak pek mümkündür. Özellikle bu dönemde, kentli ve taşradan göç edenler arasında yaşanan sosyal gerilimler, modernleşen kentlerin temel konularından biri olmuştur. Bu sosyal gerilimler sırasında arabesk, yıllar sonra tekrardan ortaya çıkmaya başlamış, histerik krizler yaşayan taşralının şehre adaptasyon sürecinde kritik işleve sahip bir fenomene dönüşmüştü. Duygusal metaforların kültürel üretimlerde kendine bol bol yer edindiği arabesk, Türkiye’de kırsaldan şehre gelenlerin toplumsal adaptasyon sürecinde oluşan kültürel histerileri konu edinen; yine kırsalın kendilerini şehirde kabul ettirme, seslerini duyurma endişesini taşıyan; kentli elitlerin ise bu kitlesel göç sonucunda oluşan kırsal kültürü yok sayma çabalarının adı olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla arabesk kurucu yıllar sonrasında hem sosyal bir işleve sahip hem de toplumsal anlamda bir çatışma alanı olarak kamusal alanda kendine yer bulmuştu.

Bugün gelinen noktada ise arabesk genel hatlarıyla hâlâ alt sınıfın kalbinde yer alan, özellikle 2000’li yıllar sonrasında kendini elitlere kabul ettirebilse de, soylulaştırılan bir sosyal mefhum haline geldi. Arabesk hâlâ soylulaşmaya devam ediyor, ama bu, alt sınıftan tamamen koptuğu anlamına da gelmiyor. Aksine arabesk alt sınıfın kritik bir kültürel kodu hâlâ. Bir yandan soylulaşırken, bir yandan da farklı sosyallikler içerisinde çatlaklara sızmaya devam ediyor. Arabesk rap tam da bu sızmaların sonucunda ortaya çıkan melez bir müzik türü.

NEDİR BU ARABESK RAP?

Rap’in günümüz müziğindeki dominasyonunu söylemeye ne hacet; her yerde rap var şu aralar. Bu, müzik tarihinde pek de görülmemiş bir durum. Peki, bu dominasyon karşısında arabeskin boş duracağını zannediyor muyduk? Elbette durmayacaktı. Global bir fenomen haline gelen rap’te de kendine bir yer edinen arabesk, nasıl ki 1970’li yıllarda kırdan şehre göçenlerin adaptasyon sürecinde kritik bir sosyal işleve sahip olduysa, bu sefer de rap ile alt sınıftaki gençlerin, şehirdeki sınıfsal çelişkilerinin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Peki nasıl bir şey bu arabesk rap?

Arabesk rap belirttiğim gibi alt sınıflardan gençlerin kültürel üretimlerinden. İstanbul özelinde konuşulacak olursa, Zeytinburnu ya da Bağcılar gibi şehrin görece merkezinde yaşayan, üst ya da orta sınıfın kültürel kapitalleriyle çok kısıtlı bir geçişkenliğe sahip, adeta gettolaşmış alanlarda üretilmekte. Anadolu’da ise yine şehrin varoşlarında demlenerek hayat buluyor. Hiç kuşkusuz, bu durum rap’in 90’lardaki temelinde de yer alan gettolaşmış mekânlar ve gençlerin bu mekânlar içerisinde ürettiği isyankâr hal ve tavır fazlasıyla paralellikler içermekte. Dolayısıyla arabesk rap alt sınıfta yaşayan gençlerin isyanını, gündelik hayatla olan sorunlarını fazlasıyla barındıran bir tür olarak değerlendirilebilir.

Peki bu acı dolu müzik neden varoşlardan çıkıyor? Bu sorunun cevabı ise elbette mekânsal politikalarla fazlasıyla ilişkili. Bağcılar ya da Zeytinburnu gibi alt sınıfın çoğunlukla yaşadığı alanlarda filizlenen arabesk rap, modern şehirdeki gelir eşitsizliğini ortaya çıkaran, sınıfsal geçişkenlikleri ortadan kaldıran mekânsal politikaların sonuçlarından biri. Şehrin göbeğinde yaşamasına rağmen, kent yaşamına adaptasyonda problem yaşayan gençlerin hikâyeleri, liriklere dayalı bir müzik türü olan rap’in de lirikleri haline geliyor. Dolayısıyla arabesk rap, modern şehirde ortaya çıkan histerik süreçleri ve sosyal çelişkileri ön plana çıkaran sosyal bir alan olarak da değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra, arabesk rap’in üretiminde mekân, üretimlerin belirleyicilerinden biri olarak karşımıza çıkmakta. Mekânın ürettiği sosyal eşitsizlikler ise arabesk rap’in temel konuları arasında.

Arabesk rap bu mekânsal eşitsizlikler içerisinde üretilirken, yine bu eşitsizliklerin sonuçlarından biri olan ekonomik unsurlar, üretimlerin prodüksiyonunu da direkt olarak etkilemekte. Oldukça kısıtlı teknik olanaklarla üretilen arabesk rap, yine 1970’lerdeki arabesk müziğin armonik yapılarını ya da melodilerini fazlasıyla içermekte. Enformasyon teknolojileri ve globalleşme, arabesk rap’in nasıl filizlendiğini gösterse de ortaya çıkan üretimler, müzik endüstrisindeki teknik detaylar ve güncel olanaklardan fazlasıyla uzakta yer alıyor. Ekonomik çelişkilerle ortaya çıkan ve oldukça değerli olduğunu düşündüğüm bu amatörlük ise arabesk rap’in temelinde durmakta. Genellikle YouTube gibi mecralar üzerinden paylaşıma açılan arabesk rap parçaları oldukça kısıtlı dijital alanlarda kendine görünürlük edinse de benzer sınıfsal çelişki yaşayan gençlerin dijital mecralarda boş zaman tüketimini sağlayan bir alt kültür unsuru haline çoktan geldi bile.

Toparlamak gerekirse, 2000’li yılların ortasından bu yana arabesk rap Anadolu’nun farklı şehirlerinde, metropollerde ise gettolardan yükselen isyankâr seslerle yankılanmaya devam ediyor. Bu isyanın temelindeyse, mekânsal politikalarla şehirli yaşama adaptasyon problemi yaşayan alt sınıflardan gençlerin, gündelik hayatta yaşadığı krizler, bunalımlar ve umutsuzluklar başrol oynuyor. Bu bazen fazlasıyla cinsiyetçi bir küfür ile bazense uyuşturucu kullanımı ile ortaya çıkan metaforlarla hayat buluyor; ama içerik ne olursa olsun, isyan etmek bu türün en önemli, belki de en değerli bileşeni. Kim duyuyor bu sesleri? Orası ayrı bir yazının konusu olacaktır; ancak Orhan Gencebay, Müslüm Gürses, Bergen ya da Ferdi Tayfur gibi müzisyenleri dinleyen ailelerin çocukları, bugün arabesk rap’i üretiyor ve dinliyor. Yine benzer çelişkiler, benzer sorular ve sorunlarla birlikte üstelik… Bu da işin her zamanki acı kısmı!