ARSEN EVEREKLİYAN’IN EVEREK KASABASININ ANLAMI

HALİM ŞAFAK

 “Su içmeyecektir artık taşra

doğurmayacaktır da

yalnızca haykıracaktır:”

  Ahmet Oktay

“kasaba venk’in suyu keşiş’in havuzu

kasaba ilibe yolu haç dağ’ı

kasaba yoğurt pazarı aşağı everek

kasaba fenese aygösten

kasaba dünyanın ta kendisi

kasaba yakılan tarih demek…”

Arsen Everekliyan

 

David Yalçın’a

Kasabada geçen çocukluğumuz/çocukluklar zaman içinde farklı bağlam ve düzeylerle kurduğumuz ilişkinin zorunlu bir sonucu olarak halli mümkün olmayan bir sorunumuz haline gelebileceği bunu uzun sürmesi mümkün bir geçmiş tartışması ve değerlendirmesi haline getirebiliriz. Burada canlılarla, aileyle, kardeşlerle, etrafla, mekân ve nesnelerle kurduğumuz ilişki çoğunlukla çocukluğu ele almamızı rahatlatan bellek eksenli bir izlek haline gelse de çoğunlukla sorunsal haline geleni/getirdiğimizi ortadan kaldırmadığı gibi tersine çoğaltabilir.

Çünkü mekân ve nesneler bizi, bizden önce yaşamış ahaliler ve onların trajik ölme, öldürülme, sürülme ve başka bir şeyle sonuçlanan kaderine ve kederine yönlendirmekle kalmaz, insanın kendini suçlamasına/suçlu bulmasına kadar gidebilen bir tanıklığa hatta kasaba adına itirafa bile çağırır. İzleri ortadan kalkmamış, kaldırılamamış ve trajedisinin ancak çok az bir kısmını yazıya aktarabilmiş kendini daha çok sözde saklayan bir geçmişle karşı karşıya getirir.

Anadolu’da geçmişte özellikle Ermeni ve Rumların yaşadığı kasaba ve köyler geride bırakılmış/kalmış hala yıkılmamış, dönüştürülmemiş nesne ve mekânlarla bizi bu sözün içindeki trajik tarihle ilişki kurmaya zorlar. Epeyidir Bireylikler’de ve birkaç dergide şiirleri yayımlanan proleter şair Arsen Everekliyan’ın  Everek (Develi) kasabasına, sanayi ve işçiliği  üstünden Kayseri’ye dönük ilgisinin asıl oluşturanı ve şiire yansıyan ise çocukluk  ve ona kadar gelmiş trajik hikayeler ve mekanların sonrasında onda oluşturdukları, duyurdukları ve onun duyduklarıdır.

Sanayide demir ustası olan Arsen Everekliyan’ın (1976) kendisi üstünden işçi sınıfı ve bugünün dünyası ile bugünde kurduğu ilişki bir yana kendinden önceki ve hala izleri bulunan geçmişle ve çocukluğu ile birlikte bizden önce kasabada yaşanmış olanların adlandırmış olmaları mümkün Everek(Fenesse),  Aygösten, Fenese, Aşağı Everek, İlibe, Yoğurt Pazarı, Haç dağı, Venk, Keşiş’in Havuzu ve evlerle, sokaklarla mekânlarla kurduğu ilişki bu belirtiklerimize fazlasıyla denk düşüyor.

“kasaba senin kadar tarihim var nice acılar gömdüm

gelen geçen baksın desin bu kıyım kimin

kandan başka ne yakışır benim ömrüme

aynaya baksam yüzüm bin parçaya bölünür”

Memet Polatel’in belirtiğine göre Develi kazasında köyler ve mezralarla birlikte 1914 Osmanlı nüfus sayımına göre 30.948 Müslüman, 2085 Rum, 15689 Apostolik Ermeni, 404 Protestan ve 2 Katolik Ermeni yaşıyordu. Develi kazası merkezinde ise 9031 Müslüman, 666 Rum, 6853 Apostolik ve 180 Protestan Ermeni yaşıyordu. İlk tehcir kararından sonra küçük İncesu köyünden 600’e yakın Ermeni Aksaray’a sürüldü. Ardından yine 1915 yılında 44000’e yakın Ermeni tehcir edildi. Osmanlı kayıtlarına göre geride kalan Ermeni sayısı ise 1524’tür. Savaştan sonra Develi’ye dönmesine izin verilen Ermeni sayısı 1000 civarındadır. 1923 yılında 2000 civarında olan Rum nüfus mübadele ile Yunanistan’a gönderilmiştir. Develi’de 1960 yılında yaşayan Ermeni aile sayısı ise 25’tir. Ermenilerin Develi’den İstanbul ve diğer yerlere göç etmeleri  ise 1950’lerde başlamış 1970’lere kadar sürmüştür. 1970’lerde kasabada tek bir Ermeni kalmış ve onun ölümüyle birlikte yaşayan kimse kalmamıştır. (Cumhuriyet Döneminde Develi’de Ermeniler, HDV, 2018,İstanbuL)

1915 öncesi 1000 Ermeni’nin Everek yine, 700 Ermeni ailenin yaşadığı Fenese, 400 Rum ailenin yaşadığı Aygostan/Horminots (Aygösten)  ve 500 Türk ailenin yaşadığı Türk Everek’inin (Develi) kasabayı oluşturduğu ve şu anda yaşanan ölüm, öldürülme, sürülme, mübadele gibi süreçlerin sonunda ise Ermeni ve Rum tek bir insanın bile kasabada kalmadığını tarih söylüyor. (Jack Der-Sarkissian, HDV, 2018,İstanbul)

Tarih burada ardı ardına sıralandığı gibi tabii öyle basitçe yaşanmadı. Bu noktada tarih başkaları tarafından da belirtiği üzere insan özelinde daha çok trajedi olarak yaşandı. Arsen Everekliyan bunu orda da bırakmayıp bugünü de tartışma konusu ederek insandan yola çıkıp daha ileride canlılara yönelik insan zulmünü şiirinin konusu haline getiriyor. Bir bakıma geçmiş tartışması benzer bir biçimde öteki temelinde bugünü tartışmasına ve karşısına çıkmasına izin veriyor.

“everekliler geçip gittim aranızdan yorgun

ağardı sakalım karlı dağlar çeke çeke

ne varsa dökün kasabaya analar kan doğursun…”

Buysa ister istemez işinden ve o yöndeki duygu ve bilincinden dolayı işçilere ve onların sömürülmesine özellikle fabrika ve atölyelerine dönük bir ilgiye ve vurguya rağmen Arsen’i nerdeyse yaşadığı müddetçe sürecek bir kasaba ve öteki tartışmasına götürüyor. Bununla da kalmıyor ötekinin içi insan olmayan canlılar ve onların çoğunlukla insan ve araçlarıyla ölme ve öldürülmeyle sonuçlanan hayatları ve trajedileri Arsen’in onlara dönük duygu acı ve tepkisiyle doluyor.

“kalabalık akıyor içim dünden daha beterim

anamın ölümünden sonra kasaba tekrar

putinin ölümünden sonra kasaba tekrar

allahın ölümünden sonra kasaba tekrar

bunca ölümden sonra kasaba tekrar

sorularıma cevabı yok sorular tekrar”

Hilmi Yavuz kendisiyle yapılan bir görüşmede Bedreddin Üzerine Şiirler, Doğu Şiirleri ve Mustafa Subhi Şiirleri’ni yazmasını onların trajedilerine duyduğu ilgiyle açıklar. Arsen Everekliyan’ın Everek temelli gibi görünen ama genişlemeye ve kapsayıcı olmaya açık geçmiş ilgisini de aynı bölgede yaşayan canlıların ve gelmiş geçmiş insan ahalilerinin trajik hayatları ve onu buna yönlendiren mekan ve nesnelerle tekrarla açıklamak mümkündür.

Bu haliyle bir iki kitap oluşturabilecek bir kısmı yayımlanmış bir kısmı dosyalarda kalmış ve arkası gelmesi mümkün şiirler hem otorite hem de insan zulmünü anlama, anlatma, hatırlatma, hatırda tutma ve karşı çıkmanın alanı olduğu kadar bu bir yandan da geleceğe dönük ama çoğunlukla belli belirsiz bir umut etmeye ve gelecek arzu etmeye de dönüşür.

Kuşkusuz anlatılmak, hatırlatılarak duyurulmak istenen ve ikisinin oluşturduğu çoksesli ve kültürlü söylemin bir sonucu olarak onun en azından şimdilik tek bir şiiri yazmaya çalıştığını ya da yazdığı her şiirin o tek şiirin parçası ya da bölümü olduğunu söylememizi kolaylaştırıyor. Belki de Arsen için bu canlıların ve mekânların trajik hikâyeleri nerdeyse devamlılık gösteren bir durum haline geldiğinden yazdığı şiir bunun dışında kalamıyor ve aynı biçimi tekrar etme riskine rağmen şiirlerinde sürdürmesini sağlıyor ya da neden oluyor denebilir.

“bant usulü yaşıyorum hava tabancası akıllı vida

her saat yenilerek yeniden başlıyorum

montaj hattına uzanmış hayata…

fabrika bacaları bağırtmak için ayağa kalkmış

kemiklerim her pozisyona girecek kadar uysal

maaş bordroları sönmüş hayatlarla dolu

istasyonlar şefler departmanlar etime diş geçiriyor…

ölümümle beraber bu günler son bulacak

anırmayacak baş ucumda kompresör

kesilecek puntanın sesi”

Dersim eksenli kimi roman, öykü ve anlatılar dışında kasaba ve tabii Everek kasabası bu temelde hiç ele alınmadı ve şiirde işlenmedi. Arsen Everekliyan Seyrani ve Abidin Dino’nun sürgün hayatı yaşadığı Everek kasabasını çocukluğu üstünden gündeme getirirken asıl yapmak istediği ve yaptığı Anadolu’nun ve kimi mekânları dışında hiçbir şeyi kalmamış ahalilerinin hala sözün içinde saklanan ve bir yandan da yazıya geçirilmeye çalışılan duyduğu, okuduğu trajedilerinden hareketle kendi gibi okuru da geçmişin hem tanığı hem de suçlusu yapıyor, en azından bu hissi yaşamaya çağırıyor.

“ötekileştirilmiş bir hikayeden ne çıkarsa çıksın

kasaba bilgedir mutlak bir cevap uydurur

kasaba her kapıya bir anahtar uydurur

bu yaz bildiğin gibi değil öyle sıcak “

 Arsen Everekliyan’ın şiirleri sanayideki demir işçiliği/ustalığının duyurdukları ile geçmiş olarak şairin duyurduklarının vicdani bir şey olduğu kadar suçluluk ve kahretme duygusu ile canlıların birlikte yaşama çağrısı olduğu söylenebileceği gibi Ahmet Oktay’ın demesiyle geçmişten, bugüne ve geleceğe yönelen bir hatırlamadır. Çünkü “insan daima anımsar”. (Ahmet Oktay) Marc Auge’nin belirttiği gibi yaşayanın hatırlamaya ihtiyacı yoktur hatırlaması ve anlatması gerekenler yaşayanların sözün ve mekânların içinde tuttuğu bu trajediden haberdar olanlar ve acısını duyanlardır. Etini fabrika kapısına asmış Arsen Everekliyan’ın şiirlerinin asıl anlamı da tam da budur ve öyle okumak gerekir.