“ASLOLAN HAYATTIR”

SEVGİ SOYSAL

Sevgi Soysal’ın BBC’de yaptığı konuşmadan[1]:

Londra’da, Ankara’da, İstanbul’da ya da Zap Suyunun yanı başında, nerede olursa olsun, kadınları birbirlerine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat. Sürmekte ve sürecek olan hayatın tartışılmaz emekçisi olmak.

Evet, kadın, hayat denilen güzelim oluşumun yılmaz, vazgeçilmez savaşçısıdır. Sözümüz hayatsa, kadın hayat adına ölümden de çekinmez. Çünkü kadın doğumu bilir, yani hayatın ölüme, bereketin kısırlığa, ilerlemenin durgunluğa olan tartışılmaz üstünlüğünü bilir. Kısaca, emekçidir o. Hayatın emekçisi. Budur en büyük gücü kadının.

Niye sıralıyoruz bu bildik ve beylik gibi gelen sözcükleri?

Geçenlerde, Kuzey İrlanda’nın Belfast kentinde, “IRA” adlı tedhiş örgütünün başlarından Bayan Drumm, karşı taraf militanlarınca hastanede vurularak öldürüldü. Evet, hem de amacı insanları hayata kazandırmak olan bir hastanede.

Bayan Drumm, besbelli ki “politik” bir kadın, politik kişiliği ya da geçmişi çeşitli açılardan tartışılabilir bir kadın. Ama, şu anda benim için önemli olan Bayan Drumm’ın beş çocuk anası oluşu, dünyaya beş can vermiş bir kadın oluşu.

Niçin önemli Bayan Drumm’ın analığı? Hem de sayıca hiç azımsanmayacak olan analığı? Çünkü o da yıllardır nice gencin kanını akıtmış olan bir zulmetin kurbanı. Üstelik, kendisinin de katıldığı, sorumluluğunu paylaştığı bir zulmet bu. Oysa, haftalardır, Kuzey İrlandalı kadınların bir kısmı sürüp giden tedhiş hareketlerinin yol açtığı ölümlere karşı durmaya başlamışlardı. Haftalardır onlar da, hayatın gerçek emekçileri olarak, anlamsız ölümlere karşı direnişe geçmişlerdi.

Onlara da saldırıldı. Oysa kadınlar haklıydılar. Durağan, bereketsiz bir sessizlikten başka bir şey getirmeyecek olan ölümler Kuzey İrlanda sorununu çözümleyemiyordu işte. Kazanılmış, kurtarılmış tek bir hayatın bile umut olduğunu, daha güzel, daha insanca yarınlara yönelik bir oluşum, her an çatlayabilir bir koza olduğunu biliyorlardı.

Zaten bunu ancak kadınlar bilir.

Ülkemizde de, gençler ardı ardına kan çiçekleri gibi vurulurken, ilk tepkinin analardan gelmesi boşuna olmadı. Analar meydanlarda toplanıp “Aslolan hayattır” diye bağırdılar. Analar, düşünceler yerine silahları konuşturanlara karşı “Çocuklarımızı öldürmeyin!” diye haykırdılar.

Çocuğunu mum ışığında bin mihnetle okutan, sonra oğlunun o güzelim başını, o hep sıcak tutmaya çalıştığı başını soğumuş buz gibi olmuş bulan ana şöyle haykırıyordu: “Gençlere kıyan zürriyetsiz eller bütün dünyayı fabrikalarla da donatsa yine de tek bir gence bile hayat veremez. Fabrikaların dumanı da çocuklarımıza ekmek değil. Azraile zift olur.”

İkinci dünya savaşında sakat olarak dönüp genç yaşta ölen büyük alman yazarı Wolfgang Borchert, boşuna mı sesleniyordu analara: ”Hayır deyin analar! Hayır! Bir gün çocuklarınızı savaşa sürmek isteyenlere “hayır!” deyin.”

Bayan Drumm, inançları ne katılıkta olursa olsun, her şeyden önce beş çocuğa hayat vermiş bir kadındı. Kendisinin bunu unutup ölüme dayalı bir mücadele yolu seçmesi zaten başlı başına bir çelişkiydi. Şimdi çelişki katmerlenmiş oldu: Beş çocuk anasına sıkılmış kurşunlar sanki hayata inat olsun diye sıkılmışa benziyor.

Oysa hayat inat tanımaz. Direnmeden, inatlaşmadan paylaşılması gerekir.

Şairin dediği gibi, “Davaları halletmez ölüm, hayatı paylaşalım.”

[1]  Sevgi Soysal ile ölümünden kısa bir süre önce 1976 yılında BBC Türkçe tarafından yapılan röportajdan alınmıştır. Kanser tedavisi için gittiği Londra’da bir yandan son kitabı olan Hoşgeldin Ölüm’ü kaleme alırken bir yandan da BBC Türkçe radyosu için radyo konuşmaları yazıp seslendirir. ’76 yılı, onun yazdığı radyo konuşmalarından birkaçını seslendirmesine izin verirken Hoşgeldin Ölüm tamamlanamadan Sevgi Soysal aramızdan ayrılır.