“AYDINLIKÇI RESSAM”: SAM

MEHMET ERGÜN

“Geçen nüshamızın ve bu nüshamızın kapaklarındaki ‘kompozisyonları’ doğuran genç ve fakat istidadı asırların kemmî tekâmüllerini bir sıçrama hareketiyle keyfiyeten inkılâba götürecek olan ressamımız, ‘AYDINLIKÇI’ ressam SAM’IN ESERLERİDİR.”

NÂZIM HİKMET (1925)

Kerim Sadi’nin 1929 yılında yayımlanan Ansiklopedideki Vahşi adlı tek öykülük kitapçığının çok çarpıcı bir kapağı var. Türkiye’de “Sosyalist Yazın” yolunda atılmış ilk adımlardan biri olan bu güç bulunur yapıtın içinde de aynı çarpıcılıkta bir desen yer alıyor. Çizenin imzası kapakta belirtiliyor: SAM. İçteki desende imza yok ama, aynı tezgâhta dokunduğu ortada!

Bu çarpıcı kapak ve içteki desen, yapanının adıyla da ilgi çekiyor: SAM.

Bir kısaltma da olabilir bu, sanatçının gerçek adı da.

Nâzım Hikmet’in Ansiklopedideki Vahşi üzerine kaleme aldığı ve Resimli Ay’ın Temmuz 1929 tarihli 5. sayısında yayımlanan eleştirel tanıtısının başında verilen bibliyografik bilgilerde sanatçının adı da anılıyor:

“Ansiklopedideki Vahşi, Yazan: Kerim Sadi, Ressam SAM, 5 sayfa, fiyatı 10 kuruş.”

Görülüyor: Nâzım Hikmet de SAM diyor: Farklı olarak başına bir niteleme ekliyor  “Ressam”.

Peki birbirinden çarpıcı iki çalışmayı yapan bu adı son derece ilginç kişi, “Ressam SAM”, kimdi?

“Patron”, Aydınlık, sayı 26, Teşrinievvel 924-340, Kapak.
Görseller: Mehmet Ergün arşivinden.

İLK KAPI

Yanıt için kapısı çalınacak ilk kişinin Nâzım Hikmet olduğu çok açık. Dolayısıyla da yapılması gereken yazdıklarını taramak. İlginç ve umut verici bulduğu her yapıt ve yaratıcısı için tarih düşmeyi; onlarla sanat alıcısı arasında iletkenlik yapmayı neredeyse görev bilen biri çünkü Nâzım Hikmet. Nitekim Aydınlık’ın 1. 1. 1925 tarihli 29. sayısında yayımlanan “Yeni Resim ve Yeni Bir Ressam” başlıklı yazısının bitiminde şöyle yazıyor:

“Ben bu küçük makalemi bundan üç ay evvel yazsaydım Türk ressamlarının eserleri arasında bu yeni resim mefhumuna bir misal bulamayacaktım. Fakat, şimdi o misal elimde var. Bu misal: Geçen nüshamızın ve bu nüshamızın kapaklarındaki ‘kompozisyonları’ doğuran genç ve fakat istidadı asırların kemmî tekâmüllerini bir sıçrama hareketiyle keyfiyeten inkılâba götürecek olan ressamımız, ‘AYDINLIKÇI’ ressam SAM’IN ESERLERİDİR.”[1]

Görüldüğü gibi Nâzım Hikmet, Ansiklopedideki Vahşi için kaleme aldığı tanıtıdan dört yıl önce yayımlanan yazısında verdiği ad da “Ressam Sam”. Ya adı gerçekten Sam, ya da anlaşılabilir nedenlerle, Aydınlık’ta yer alan yazısında SAM’ın açılımını yapmaktan kaçınıyor. Ama aynı tutumu dört yıl sonra Resimli Ay’da yayımlanan yazısında da sürdürmesi düşündürücü.

İKİNCİ KAPI

Bu konuda kapısı çalınacak ikinci kişi, Kerim Sadi. Yapıtı için o çarpıcı kapağı tasarlayıp düzenlemekle kalmayıp içinde yer alan aynı çarpıcılıktaki deseni çizene ilişkin bilgi vermiş olabilirdi.

Mayıs 1976’da Oda Yayınları’nca yayımlanan Aydınlıkçı Şair–Aydınlıkçı Yazar Nâzım Hikmet adlı bir kitap var. Bu kitabın Kerim Sadi’nin gözetiminde ve verdiği gereçlerle hazırlandığını; olası sorunlar karşısında yapıtın “hukuksal sorumluluğu”nu üstlenebilmek için Metin İlkin’in “Hazırlayan” olarak kitaba imzasını koyduğunu biliyoruz. Dolayısıyla da kitapta “Hazırlayanın Notu” olarak sunulan bilgilerin tümünü Kerim Sadi’nin sözleri olarak okumak gerekir. Bu notlardan birinden “Ressam Sam”ın açılımının “Mimar Samih” olduğunu öğreniyoruz:

“H.N.: Ressam Sam (Mimar Samih) Aydınlık’ın 25, 28, 29, 30. sayılarının kapak desenlerini yapmıştır.”[2]

Buraya geldikten sonra “Aydınlıkçı ressam” Sam’ın Aydınlık’a verdiği katkının ayrıntılı dökümü için bakılacak kaynak da belli demektir: Kerim Sadi’nin Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı’sı… “Sosyalist birikim”i yansıtan bu çok önemli kaynakta “Ressam Sam” için şu bilgiler veriliyor:

“Sayı: 25 (Eylül 1340 – 1925) Kapakta: Ressam Sam’ın bir kompozisyonu, İstanbul’u temsil ediyor ve üstünde İstanbul yazısı okunuyor.”[3]

“Sayı: 28 (1 Kânun – u evvel 924 – 340) Dış kapakta başlık ve alttaki bütün yazılar kırmızıyla yazılmış. Münderecattan sonra Cemiyet – i Akvam’ın ne olduğunu ve Cemiyet – i Akvam’a Türkiye’de müzaheret etmek isteyenlerin kim olduğunu öğrenmek ister misiniz? İç sahifemizde Ressam Sam’ın kompozisyonuna bakınız! Kapağın iki tarafında iki ayrı kompozisyon. İçte: Ressam Sam’ın kompozisyonu.”[4]

“Sayı: 29 (1 Kânunusâni 1925) (…) Arka kapakta: Ressam Sam’ın büyük bir kompozisyonu.”[5]

“Sayı: 30 (Şubat 1925 – 341) (…) Arka kapakta sayı 29’daki (Ressam Sam’ın imzasını taşıyan –  M. E.) kompozisyonun tekrarı.”[6]

Bir ekleme yapmak gerekiyor burada: Kerim Sadi’nin dökümünde küçük bir eksik var.   Anlaması da, anlamlandırması da güç nedenlerle dökümünde yer vermediği Aydınlık’ın Teşrinievvel (Ekim) 1924 / 1340 tarihli 26. sayısının da kapağı “Ressam Sam”ın imzasını taşıyor. Ayrıca derginin içinde de desenleri / resimlemeleri var.

Kerim Sadi’ye ilişkin bir yazısında “Ansiklopedideki Vahşi”nin nesne olarak taşıdığı özelliklere değinen Kemal Sülker de, SAM’ın açılımını yapar: “Kapak ve iç desenler Sami’nindi.”[7] Verdiği ad, “Sami”!

Aydınlık, sayı 26, Teşrinievvel 924-340, sayfa 675

“İSTİKLÂL MAHKEMESİ”NCE

MAHKÛM EDİLEN BİR “SOLCU”

“Aydınlıkçı ressam” nitelemesi ile anılmanın bir bedeli olacak kuşkusuz. Oluyor da nitekim! Onu da Mete Tunçay’ın “Sayın Şevket Süreyya Aydemir’den sağlanmıştır” açıklaması eşliğinde ve “İstiklal Mahkemesinin 1925 yılında mahkûm ettiği solcular Ankara Cezaevinde” alt yazısı ile sunduğu fotoğrafta görüyoruz. Fotoğrafta yer alanların kimlikleri şöyle:

“Soldan sağa – Arkada ayakta duranlar: Mümtaz (Tıbbiye talebesi), Hikmet (Kıvılcım) (Tıbbiye talebesi), Haydar (Tıbbiye talebesi), Neşati (Tıbbiye talebesi), Samim (Mimar): önde oturanlar: Vasıf (Eczacı), Şevket Süreyya, Nuri (Elektrikçi), Sadrettin Celal (ceketli), Abdi (tekniker), İbrahim Hilmi (Bursa Yoldaş sahibi), – onların önünde – Şevki (Sanayi talebesi).”[8]

Ayraç içi açıklamalarda Samim için “Mimar” bilgisi veriliyor. Ama bu onun o günlerde “Mimar” olduğunu göstermez. Öte yandan Mete Tunçay “Samih” değil, “Samim” diyor. Ama Türkiye’de Sol Akımlar (1908-1925)’ın 3. basımında “Samim”i “Sâmih”e çeviriyor: “Aydınlık ressamı Sâmih, mimardır.”[9]         

“Aydınlık’çı Ressam” olmanın bedelini öğrenmek için Mete Tunçay’a başvuracağım. Şöyle yazıyor Tunçay:

“Mahkeme reisi Kel Ali (Çetinkaya), müddeiumumî Necip Ali (Küçüka) beylerdi. Üç ay sonra karar verildi (12 Ağustos 1925); sanıklar 7, 10 ve 15 senelik üç kategori üzerinden küreğe mahkûm edilmişlerdi.”[10]

Düştüğü dipnotta Vakit gazetesinin 13 Ağustos 1925 tarihli sayısındaki haberi aktarıyor. Haberden, “Sâmih”in ikinci kategoride yer aldığını, yani yedi yıl küreğe mahkûm edildiğini öğreniyoruz.[11]

“DEĞERLENDİRME ÖLÇÜTLERİ”

ÇOK YÖNLÜ BİR SANATÇI

“Ressam Sam”ın 21-22 yaşlarındaki Nâzım Hikmet’i heyecanlandıran ve onu “asırların kemmî tekâmüllerini bir sıçrama hareketiyle keyfiyeten inkılâba götürecek” yetenekte bir sanatçı olarak görüp sunmasına yol açan kompozisyonlarında ne var?

Yanıt için “Ressam Sam”ın Aydınlık’taki ürünlerine bakmak gerekir kuşkusuz. Ama gereğini yerine getirmeden önce birkaç noktaya değinmekte yarar görüyorum.

’10’lu yaşlarının sonundaki genç Nâzım Hikmet’in Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’sındaki sanatsal arayışlardan haberli olduğunun göstergeleri var. Savaşın yol açtığı maddî ve manevî yıkım, insanların yaşam algısını kökten değiştirmiş, onları köktenci bir sorgulamaya yöneltmiştir. Sanat da, sanatsal etkinlikte bulunanlar da bundan payına düşeni almıştır. Savaşa uzanan süreçte ve savaş süresince yapılan sanat otopsi masasına yatırılmış, anlamından işlevine, özünden biçimine akla gelebilecek tüm öğeleri didik didik edilmiştir. Dünyanın altıda birinde olup bitenlerin bu gidişteki payı, tartışılmaz!

Aydınlık, sayı 26, Teşrinievvel 924-340, sayfa 675

Böyle bir uğrakta o sıralar Paris’te bulunan annesi Celile hanıma yazdığı bir mektupta şunları söylüyor Nâzım Hikmet:

“Babam bana İstanbul’dan Fransızca kitaplar yolladı. Sizden de bir ricam var: Bana oradan ‘Futurist’ şairlerin kitaplarını yahut ‘Ekspresyonist’ şairlerin mecmualarını gönderirseniz fevkalâde memnun olurum. Sonra yine tiyatrolardan da gönderirseniz sevinirim.”[12]

Bu satırlar 1921’in Bolu’sundan yazılıyor. Nâzım’ın hangi koşullarda orada var olmaya çalıştığını, yol arkadaşı Vâ–Nû’nun tanıklıklarından biliyoruz. Bu Dünyadan Nâzım Geçti’de şöyle yazıyor:

“… Bolu, o devirde çok bağnazdı. Biz kılığımızla, kıyafetimizle, davranışlarımızla, konuşmalarımızla, bağıra çağıra şiir okumalarımızla son derece yadırganıyorduk. Hele Nâzım… Hele Nâzım’ın kalpağı, hele Nâzım’ın favorileri… Halbuki burada şekiller bakımından herkese benzemek gerekiyordu. Aykırılık affolunmaz bir günahtı. Üstelik lise gibi bir yerde öğretmen olunca…

Beş vakit namazlarda, çarşı camiinde güldür, güldür ezan okunduğu halde, sokakta eli sopalı biri belirirdi. Başında abanî sarığı, cübbesinin etekleri yel yeperek, falakacı tipi, sırım gibi bir herif. Kümes hayvanlarını kovalarcasına ümmeti kış kış ederdi  Dükkânların peykelerine camekânlarına vurarak haşin bir sesle haykırırdı: ‘Vakti salât! Vakti salât!”[13]

Tam bir Müslüman Ortaçağ beldesi ve ’10’lu yıllarının sonundaki bir gencin ilgi duyduğu şeyler!

Kısa süre sonra gittikleri SSCB’de ise, yeni bir dünyanın kurulma kavgasındaki insanlarla yüz yüze gelmişlerdir. Onlar da, Batı’dakiler gibi, farklı perspektife yaslansa bile benzer arayışlar içindedirler. Nâzım Hikmet bu arayışların somutlaşmış durumları ile yüz yüze geliyor; onların gerçekleştirildiği ortamda yaşıyor, o havayı soluyor ve etkinliklerde yer alıyor.

Bütün bunlar Nâzım Hikmet’in “farklı”yı, “yeni”yi, “ilginç”i aradığı / arayacağı “alan”ın genişliğini gösteriyor. Daha o yıllarda indirgemecilikten uzak, tek boyutluluğa sürüklenmekten kaçınan, değerlendirme ölçütleri çok yönlü bir sanatçı olduğu görülüyor Nâzım Hikmet’in. “Öz”den kaynaklanmayan “biçimsel arayışlar”ı bile, sundukları gizil olanaklar açısından görüyor ve değerlendiriyor. Atlanmaması gereken en önemli nokta, dünya görüşü. Coşkusunun katsayısını belirleyen, dünya görüşü oluyor!

“RESSAM SAM”IN ÇİZDİKLERİ

Aydınlık’ta yer alan öteki sanatsal ürünler (şiir, öykü ve yazınsal metinler) gibi “Ressam Sam”ın ürünleri de izlekleriyle olsun, izleklerine bakışı ile olsun alışılagelenden ayrılıyor. Söz gelimi “zengin”i değil “patron”u, “yoksul”u değil “işçiyi” çiziyor o.  Üretim sürecindeki durumlarını betimliyor. Durumlarını belirleyenin mülkiyet ilişkileri olduğuna vurgu yapıyor. Bu yoldan giderek yoksulluğun da, varsıllığın da kaynağının ne olduğunu ete-kemiğe büründürmeye çalışıyor.

“Proletarya ve Zengin Sınıfı” adlı yazının (s. 675) başında yer alan deseninde silindir şapkalı, salon giysili ama, işçiler üzerinde yükselen şişman bir “patron”u resmediyor. Bir diğer desenini “işçi”nin durumuna ayırıyor (s. 731). Çalışma sürecinde dört ayaklı yaratığa dönen “işçi”nin ellerini de kullanarak taşımaya çalıştığı devasa yükün üzerinde “Pahalılık / İşsizlik / Yevmiyelerin / Azlığı!!!” yazıyor.

“Dünyanın Dört Tarafında Sınıf Menfaatleri ve Politika” başlıklı yazı (s. 731) için çizdiği desen kapitalizmin temel çelişkisinin, emek-sermaye çelişkisinin dışavurumu. Uzunca bir masa. Bir köşesinde rahat bir koltuğa yayılmış, önünde içki ve yiyecek yığını, kilolu bir “patron”; karşı uçta ayakta duran zayıf bir kişi. Çizimin üst başlığı şöyle: “Dünya isimli masanın iki tarafı…” Altta parantez içinde şöyle bir açıklama: “(Tok*Aç)!

“Ressam Sam”ın kapağını tasarlayıp düzenlediği Aydınlık’ın 28. sayısının içerik dökümünün yapıldığı düzenlemede şöyle bir açıklama var:

“Cemiyet-i Akvam’ın ne olduğunu, Cemiyet-i Akvam’a Türkiye’de müzaheret etmek isteyenlerin kimler olduğunu öğrenmek ister misiniz? İç sahifemizde Ressam Sam’ın kompozisyonuna bakınız!”

İç sayfada (s. 723) yer alan desen / çizim bir üst açıklama eşliğinde sunuluyor: “Türkiye’yi de yutmak isteyen istilacıların yaptığı ‘sözde akvam cemiyetine’ bizde de müzaheret edenler var!”

Desende ‘sözde akvam cemiyeti’ oluşturmaya çalışan devletlerin temsilcileri ile bu girişime Türkiye’de müzaheret edenler resmediliyor. Bir gösteri biçiminde düzenlenen desende iki yanın taşıdığı pankartlarda yazılanlar son derece ilginç.

“Sözde akvam cemiyeti” kurmaya çalışanların pankartlarında yazılanlar şöyle: “Afrika’nın kavimlerini bedevi kanıyla köpürtmeyeceğim”; “Venezilos: İzmir’den vazgeçmeyeceğim”; “Fransa: Siz ‘Düyun-u Umumiye’ye mahkûmsunuz”; “Adaları da vermeyeceğim… Antalya’yı da alacağım.”; “Boğazlar da gazlar da benimdir!”; “Yakın Şark dolara köle olacak”; “Ben de isterim ben de isterim”…

Girişime Türkiye’de müzaheret edenlerin taşıdıkları pankartta yazılanlar şöyle: “Müzaheretçiler: Biz de sizdeniz! Hakkınız var! Yaşayınız, var olunuz! Kahrolsun sizin gibi düşünmeyenler”.

Bir Dünya Savaşı’na imza atanlar, dünyanın altıda birinde yaşama geçirilmeye çalışılan seçenek karşısında, bir anda,  barış güvercini kesiliveriyorlar. “Ressam Sam”, kapitalist-emperyalist ülkelerle yardakçılarının ikiyüzlülüklerini gözler önüne seriyor.

Aydınlık’ın Eylül (1)924-(13)34 tarihli 25. sayısı için tasarlayıp düzenlediği kapak,  çağrışıma açık, yoruma elverişli bir çalışma.  Bacası minare bir fabrika, (belki) şerefede bir sarıklı, arka planda uluslararası sermayenin simgesi melon şapkalı bir (yine belki) işbirlikçi, sağda binaların ve fabrika bacalarının üzerinde yükselen sefer giysisi ve uzakları tarayan duruşuyla bir kuvayi milliyeci, yerde üzerine düşen ağırlıkla yamyassı olmuş, ağzından kan boşanan, çekici-orağı-yıldızı sağa sola dağılmış bir (yine belki) işçi… ile İstanbul resmediliyor. Dergi Lozan Antlaşması’nı izleyen günlerde yayınlanıyor. Yorum için Aydınlık’ın Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın niteliğine ve siyasal bağımsızlığın kazanılmasının toplum kesimleri açısından taşıdığı anlama ilişkin değerlendirmelerine bakmak gerekiyor. Ama gereğini yerine getirmek bu yazının sınırlarını aşıyor.

Eklemek gerekiyor: “Ressam Sam”, yalnızca görünen, yani dört ayaklı yaratığa dönüştürülmüş durumuyla resmetmiyor “işçi”yi. Zaman zaman tüm ezilmişliğine karşın saklısındaki gizil güçle de çiziyor. O dört ayaklı yaratığa dönüştürülmüş varlığın, özünde, büyük bir enerji yüklü bir varlık olduğunu gözler önüne seriyor (s. 663).

“Ressam Sam”ın altı çizilmesi gereken birbirinden ilginç üç çalışması daha var. Biri Lenin, diğeri Marx, üçüncüsü ise Ekim Devrimi ile ilgili.

Lenin’le ilgili olanı “Lenin’in Mezarı” başlıklı yazıya eşlik ediyor (s. 652). Çarpıcı bir mezar tahayyülü.

Ekim Devrimi ile ilgili olan çalışma (s. 652), fethetmek amacıyla gökyüzüne gönderilen bir füze biçiminde düzenlenmiş. Gönderme aygıtının yükseldiği kaide üzerinde “Marksizm”, namlusunun üzerinde “Leninizm” ve gönderilenin üzerinde ise bir tarih yazıyor: “917 / 11 / 7”! İnsanlık adına beslenen bir umudun dışavurumu!

Karl Marks’la ilgili çalışma, Kapital’i yorum denemesi olarak değerlendirilebilir.  Bütünleyici öğeleri ile birlikte fabrika betimleniyor çalışmada. Üzerinde “Kapital / Karl Marks” yazıyor (s. 656). Zaman zaman da bildirisini haykırarak dile getiren duvar afişi kıvamında çizimlere imza atıyor. Bu çalışmalarındaki çizgilerinin bir özelliği var: Yontulmamışlık…  Onlardaki çizgiler kaba, sert. Kapitalizmin doğrudan / dolaylı şiddetini salt içerikle değil biçimle de somutlaştırmak ister gibidir.

Yatağı derinleştirilebilecek bir ırmak olmaya, oluşturmaya çalışıyor “Ressam Sam”! 1960 sonrası çizerleri ile onu buluşturan pek çok öğe var yapıtlarında. Biraz zorlanırsa, Kapital’i yorumlama denemesi ile Yüksel Arslan’ın habercisi olarak bile görülebilir!

“RESSAM SAM”DAN “MİMAR SAMİH”E

Sam, Ressam Sam, Sami, Samim, Mimar Samim, Sâmih, Mimar Sâmih…

Yazı boyunca sanat serüvenini ele alıp ürünlerini değerlendirmeye çalıştığım sanatçının saptayabildiğim adları bunlar. Onlara ulaşabilmek için dolaştığım sokaklar, çaldığım kapılar ortada. Sunduğum, sistem muhalifleri, özellikle de sisteme “sol”dan muhalefet edenler üzerinde söz almak isteyenlerin karşılarına dikilen ve yol almak için aşmak zorunda oldukları engellerden küçük bir kesit sadece. Bunun bir de Soyadı Yasası sonrası var. Bütünsel bir değerlendirme için onu da göz önünde bulundurmak, seçtiği soyadını saptamak ve o soyadı altında yapıp ettiklerini açığa çıkarmak gerekir. Gerekmesine gerekir ama ben gereğini yerine getirmeyeceğim bu yazımda.

“Ressam Sam”ın “Mimar Samih”e dönüştükten sonraki serüveni benden daha meraklı ve merakının arkasında duracak kişilerin ilgisini bekliyor!

mehmetsergun56@gmail.com

[1] Nâzım Hikmet, “Yeni Resim ve Yeni Bir Ressam”, Aydınlık, Yıl: 4, S: 29, (Kânunisani  / Ocak 1925), s. 798.

[2] Metin İlkin (Hazırlayan), Aydınlıkçı Şair – Aydınlıkçı Yazar Nâzım Hikmet (içinde),  İstanbul Mayıs 1976, Oda Yayınları,  s. 12.

[3]Kerim Sadi, Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı, 2. B, İstanbul Nisan 1994, İletişim Yayınları, s. 616.

[4] Agy, s. 617.

[5] Agy, s. 618.

[6] Agy, s. 618.

[7] Kemal Sülker, Anılara Yolculuk, İstanbul 1983, YAZKO, s. 151.

[8] Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar (1908 – 1925), Ankara 1967, AÜ – SBF Yayınları, s. 177.

[9] Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar (1908-1925), 3. B, Ankara Mayıs 1978, Bilgi Yayınevi, s. 373.

[10] Agy, s. 372.

[11] Agy, s. 372.

[12] Aydın Aydemir, Nâzım,  3. B., İstanbul Ekim 1986, Broy Yayınları,  s. 87.

[13] Vâlâ Nureddin Vâ – Nû, Bu Dünyadan Nâzım Geçti, İstanbul Ocak 1999, Milliyet Yayınları, s. 123.