CAN HAKMAN’IN DÜŞÜNCEYİ YARINA BIRAKAN MİSKİN PERİ’Sİ

SULTAN GÜLSÜN

2021 Sennur Sezer Emek ve Direniş Şiir Ödülü’ne değer görülen Can Hakman’ın Miskin Peri’si ile adımlıyoruz buzullardan katedrallere, gezegenden evrene. Yaşamın ve şiirin “bir” ancak “teklikle” saf durmadığı yolculuğumuz uzun ve haritasız. Okurunu özgür bırakıyor dizelerinin arasında, Can Hakman. Adımlarımızı ilerletiyoruz. Tek seferde okunmaması noktasında küçük bir de ön bilgi vermeliyim. Düşünceyi yarınlara bırakarak okuma yapılması daha efektif ve önyargısız olacaktır. Şiir, kendi bünyesinde hakikatler üretebilir veya toplumsal metabolizmanın hakikatini taşıyabilir bir de üçüncü bir hat ile bunu sentezleyerek de yürütebilir. Sanatın belirli alanları için de bunu söylemek önemli, öznesini nesnede öğütmeyen ama nesneleri de öznede toplamayan özel bir ilişki kurulmalı diyorsanız Hakman’ın şiirlerini bu sanatsal perspektifte görebilmeniz mümkün. Okurlarını arıyor ve geleneksel yaklaşımlarla arasında acı çeken bir zihin olduğunu anlatmak istiyor. “Çok arkadlı mimaride az yaratıların/sunilerinde bile tabiat var iken/Hurilerden emdikleri güneşten/ Farklı öğlenlerin fanusundan// kervanlar verevine kervanlar yürüyordu/ ortancalar arasında ve imana hu imana/ özel yaşayışın sanki yansımasıyla/ manevi şeritlerle ve kan bağlarıyla” Farklı olma isteğiyle geleneği güncelleyen talebi işitebiliyoruz. Bütünleştirip saygınlık tuzağı oluşturmuyor, farklı bütünlere götürmesi için okuruna alan açıyor. Bu seyahat, kökenden kökene dolaşımda olmayı sağlıyor. Yer yer anlamı derinleştirme yer yer bilinenden kurtulma estetiği okura kendisi için uğraş verildiğini, değerli olduğunu hissettiriyor.

“Çağla/ çağla çünkü çayan sepetine elini sokmuş çobandır/ çağla çançurlar yere düşerken çobana/ çağla çanakçatlatanlar arasında“ Küçüklüğünüze bakıyor, güzel günler diliyor, sağlıklı coğrafyalar umuyor, anılarınızı paylaşmak istiyor şair. Baharları özlüyorsunuz hep birlikte. Metaforlara şans tanıyor, okura alan açıyor ve okurun şiirdeki varlığını kabul ediyor. Çünkü kendisini bir otorite olarak görmüyor. “Şimdi birleştirir Gediz’i yastık ürpertileri aryan bir kuş.” Özneler arası mesafe sona erdiriliyor. Fikir ki, bireyin ancak farkındalıkla ve yaşamla bütünleşerek gerçeğe /hakikate ulaşabileceğini işaret eder. “İhtiram ve itaat sana olsun/Sisle/ Temiz kal” İtaat yüzünden körelmiş zihinlere de bir diyeceği var şairin. Müritlerin oluşmasına izin vermiyor oluşan müritlere de sesleniyor. İnzivaya çekilip, zihinlerimizi belirlenmiş şablonlardan arındırabiliyoruz artık, konuşma cesareti kendini asimile etmiyor sessizlikle, diyor.

 “Bir akustik konfor kalmış Tepebaşı mahlesinde/ bir delale lorke, mütevekkil buz gibi teniyle/ Tütün ve kan kokularıyla dolu garsoniyerde/ sisli tozların arkasında kalan mavi ışıklar /gösterir Mesut Aytunca’nın sıkılmış boğazını” Can Hakman’ın müzisyen Mesut Aytunca’ya atfettiği Aytunca şiirinden müziğe ilgisini anlamak mümkün. Şiirlerden öğrenmeyi sevenler için Mesut Aytunca’yı araştırıp öğrenme şansını veriyor şairin dizeleri. Tıp fakültesinde öğrenci olan Mesut Aytunca gazeteciliğe geçiyor ve ardından da müziğe ilgi duyunca, Gökçen Kaynatan’ın grubunda bas gitarist olarak yer alıyor. Arkadaşı ile kurduğu Siluetler topluluğu ile tanınıyorlar. 1966’da “Lorke” türküsünün rock düzenlemesi ile Altın Mikrofon yarışmasını kazanıyor. 10 yıl sonra 1976’da Tarlabaşı’ndaki bir garsoniyerde yaşamdan alınıyor, araştırmalara göre. “Ben kim/türbedarın teki belki/Kubrick’in Napolyon’u/rıhtımda tar çalan gözsüz” Kubrick’in planladığı ama çekimini gerçekleştiremediği Napolyon’a değinilmesiyle “film yıllar sonra çekildi mi?” diye bakmamıza olanak sunuyor. Film araştırmacıları, yönetmenin Napolyon Bonapart’ı konu alan filmini uzun yıllardır merak ediyorlar. Kubrick’in “Napoleon” adlı savaş sahneleriyle dolu olacağı için film stüdyoları bu girişimin çok riskli olduğuna karar verip çekmemişler filmi. Sonrasında Kubrick’in film için hazırladığı son taslağı bir ders kitabı olarak çıkarılmış. “Her yerden güneş çıkar/doğal yaşam korunağı/Kastilya görkemi tarzında/serdümen olur/ Icaros şarkıları/yaşamak mı düşünmek mi/geçmiş zaman parkları/Hey değ der Dionysos” Sanat ve edebiyat anlanında doğadan ilham alma kültü Dionysos, adına bağ bozumu şenlikleri düzenlenerek tiyatronun temeli atılan bağ bozumu tanrısı… Trajedi ve komedileri ile bilinen Dionysia festivali ismini Dionysos’tan alıyor ve lirik şiirler ile onurlandırılıyor o çağdan bu çağa. Bilgileri anımsatan şiirlere ve şair Hakman’a teşekkür etmeli.

Işığı bulmak için karanlığa gidip/pergelle dünyayı ölçen/ pigmelerle turnaların savaşı” Işığın enerjisi otoriteden kurtuluyor, dağılıyor ve şiirde kendi paternini dokuyor. Uçların farkında olan dil, bağırmak ve fısıldamak arasındaki yeni yollardan geçiriyor bizi. Dünyanın ardı da neresiydi? Düzlemsel işleyiş bu çağın eylemi değildi. Kendi kendiliğin doğası, görece olanağının başka bir özgürlük olduğunu söylüyor bize. Düşünce parçalanmalı, fiiler parçalanmalı, başka bir şiir mümkün ışığın çağrısını çoğunluğa ulaştırmak için. “ bu dünyadan olmayan hatırlanamadığında/ ad acı kılınır” Gözleyen imge, çembersel hareketi seviyor. Aklında tuttuğu, razı gelmediği bahisleri etmek için yörüngeyi çiziyor. İmgeye inanıyor, kurtulma isteği aslında kurtarmalıyız isteği oluveriyor. Şiir kurtarıcı değil derler bu göreceli; yükten, kirden, kabuktan, kutsallardan şiirler ile kurtulanlarımız var. Hem şiirler kurtarıcıları bir araya getirir.

hep neyi/istediğini değil /neyi istemeyip anlattığını/neyin istenmediği düşünülünce/ düşünülen şey olduğunu fark et” Gözlemleyen kalem, imgeyi kendisinden ayırabiliyor ve başka imgeler ile kendisini izleyebiliyor. Doğa, müzik/müzisyen, film/yönetmen, çağlar değinimi, inanışlar, toplumsal eksende çizdiği daha birçok konu üzerine okuma yürütürken zamanı durdurmak da istiyorsunuz. Bir şeyi durdurabiliyorsanız devam ettirebileceğiniz anlamına geliyor. Dile gelmeyen, buradadır kendini dönüştürerek. Durmak, zamana devamlılık düşüncesi kazandırıyor. Düşünceye yarınlar bırakarak okunsun, dilerim. “Can kül oldu/ hatırı kuru” pek hatırlı anlamları Miskin Peri’sinde dize getiriyor, Can Hakman. Ne mutlu ki yazmış.