Category

Öne Çıkanlar

ANKARA’DAN İŞÇİ PORTRELERİ

DENİZ ORTAKÇI

Ankara’nın “memur şehri olduğu” fikrinin bir geçerliliği kalmadı. Özellikle son yirmi yılda bariz bir şekilde bir “işçi kenti” durumuna geldi. Ankara işçi sınıfı nicel ve nitel olarak ciddi bir artış yaşadı.

Devamını Oku

CANIMIZ NE İSTERSE

İSTANBUL’DAN BİR İŞÇİ

“Canımız ne isterse” diye yazılıydı 130 yıl önce basılan grev afişlerinde. İşyerinde çalıştığımız ve kendimizi diğer gün yapacağımız işe hazırladığımız zaman dışında bir zamanımız olmalıydı.

Devamını Oku

HADİ İYİSİN! ÇORBA PARASI ÇIKTI

ARZU ERKAN

İş gününün sınırlarının belirlenmesi; iki karşıt sınıfın; sermaye ve işçi sınıfının tarih sahnesine çıktıkları andan itibaren, aralarında çetin mücadelelere sahne olan temel bir başlık.

Devamını Oku

FITRAT

MAHMUT SEZGİN MEMİŞ

Eğer salgın Zonguldak’ı da sarmamış olsaydı, güneş battığı zaman iftar programlarının vazgeçilmez sahnesini bu ramazan da hep beraber izleyecektik. Kömür tabanına serilmiş gazetelerin üstünde mütevazı sefer tasları ve kara eller…

Devamını Oku

‘8 SAAT CANIMIZ NE İSTERSE’ Mİ?

FIRAT TURGUT

Makine kırıcıların, sanayileşme süreciyle işlerini ellerinden alacaklarını düşündükleri makineleri parçalamasının üzerinden bir asır geçmeden, kapitalizmin gelişmesiyle patronların işçiler üzerindeki sömürüsünün artması, artık bir sınıf olan işçileri isyan ettirmiş,

Devamını Oku

MÜLTECİ İŞÇİLER NASIL DİNLENİR, NASIL EĞLENİRLER?

ERCÜMENT AKDENİZ

Türkiye’de 4 milyon Suriyeli ile birlikte 1 veya 1,5 milyon civarında diğer ülkelerden mülteci ve göçmen bulunuyor. Kayıtlı olmayan nüfus nedeniyle net rakam vermek mümkün değil. Yine tahmini rakamlara göre; ülkede yaşayan her 100 insandan 6’sı mülteci veya göçmen.

Devamını Oku

Piyasa Despotizmi ve Sınıfın Direnme Stratejileri

Kansu Yıldırım

Covid-19 pandemisi, kapitalist gündelik yaşamda sadece sağlığı veya ekonomiyi değil, toplumsal davranış kalıplarını, sosyalleşme biçimlerini, tüketim algısını ve emek süreçlerini de etkiledi. Toplumsal üretim araçlarına sahip sermaye sınıfı ile, geçinmek için her gün işyerinde bulunmak zorunda olan işçi sınıfı arasındaki fark, pandemiyle birlikte daha da belirginleşti. Bu dönemde virüsten korunmak ve halk sağlığını korumak amacıyla sıkça dile getirilen “evde kal” ve “sosyal mesafelen” uyarıları, sınıfsal kompozisyona uygun biçimde kendine has karantina görünümlerine kavuştu.

Devamını Oku

MAYIS SAYIMIZ… İKİ AY SONRA: SALGIN BİZE NE SÖYLÜYOR?

Tüm dünyayla birlikte Türkiye’yi de etkileyen Covid-19 salgını, sermaye sınıfı ve onun siyasi temsilcilerinin, ideolojik araçları, dini, eğitimi, kültürü kullanarak başka zamanlarda daha görünmez hale getirmeyi başardıkları sınıf çelişkilerinin üzerindeki eğreti örtüyü araladı. Sınıflı toplumların ve onun sonuncusu kapitalizmin temel çelişkisinin, üretim araçlarının sahipleri ile emeğiyle geçinen, mülk sahibi olmayan sınıflar arasında olduğunu sıra dışı bir berraklıkla gösterdi. Marx’ın o şiirsel deyişine atıfla söyleyecek olursak, “duru gökte çakan bir şimşek” gibi gerçeği aydınlattı, aydınlatıyor.

Bugün, salgından öncesine göre çok daha fazla insan, çok daha fazla emekçi, ölümcül bir salgın esnasında bile önceliğin; halk sağlığı, tek tek tüm insanların canı değil, ‘çarkların dönmesi’, kâr amaçlı üretimin devam etmesi olduğunu görüyor.

Ancak gerçekliğin, itildiği karanlık dehlizlerden, saklandığı örtülerin altından birden bire zuhur etmesi onu tek başına dönüştürücü bir güç haline getirmiyor. Hakikat, tüm dünya halklarının bir küresel sermaye diktatörlüğü ile karşı karşıya olduğu hakikati; ancak kendisini değiştirmeye çalışan bir devinimin içindeyken anlam kazanabilir. Bir eylemin nesnesi, bir hareketin yakıtı olmamış gerçeklik, yalnızca bugüne ilişkin yararsız bir bilgidir. Duru, ama şimşeksiz bir göktür…

Şimdi bu duru gerçekliğin bir şimşeğe, durgun hakikatin devrimci eyleme ihtiyacı var.

Çağdaş Rus ressamı Aleksandr Sulimov’un bugünleri anlatan resminde, yorgun yüzleri, ışıksız bakışları ve başlarının üstünde dolaşan hastalık belasıyla hareketsiz duran iki insan, tek başına onları hiçbir şeyden koruyamayacak olan maskelerinin ipleriyle bağlanıyor birbirine. Çaresizliğin, geçici çözümlerin nafileliğinin ipleri… İki insan arasındaki bu bağ, tüm dünya emekçilerinin muhayyel bağıdır. Hakikati işlevli bir harekete çevirecek olan, ancak bu ‘ilişki’ olabilir. Emekçilerin, birlik, mücadele ve dayanışma bağı…

 

Dergimizin mayıs sayısını aşağıdaki linke tıklayarak PDF formatında indirebilirsiniz

YENI E SAYI MAYIS 2020 SAYI 43

NİSAN SAYIMIZ DİJİTAL ORTAMDA: KAPIDAKİ DÜŞMAN SADECE BİR VİRÜS MÜ?

Geride bıraktığımız mart ayı, sadece ‘unutulmaz’ bir ay olarak değil; belki kendinden sonraki zamanlar üzerinde de belirleyici etkiye sahip olacak ‘istisna’ bir zaman dilimi olarak geçti. Türkiye mart ayına, İdlib’de çok sayıda askerin can verdiği olayın ardından bir ‘savaş atmosferi’ ile başlamıştı. Dokuz yıldır süren Suriye savaşında, başından itibaren farklı hesaplarla araçsallaştırılmış olan mülteciler, bu atmosferin de bir enstrümanı haline getirilerek Batı sınırlarına yığıldı. Ve ortaya, savaşın evsiz, yurtsuz bıraktığı insanlara yaşatılan yeni ve korkunç bir dramın yanında; ısrarla sürdürülen bir yanlış dış siyasetin zaafları, artık yama tutmayan lime lime yırtıkları da döküldü.

Biz nisan sayımızda bu felaket tablosunun kültürel ve tarihi bir resmini çekmek üzere harekete geçmişken, bu kez küresel ölçekteki bir başka ‘felaket’, Covid-19 pandemisi teslim aldı ülkeyi. Salgın, soğuk elinin uzandığı her yerde, insanlığın tarihsel ve bildik bir gerçeğini, en yumuk gözler için bile görünür hale getirecek olgulara yol açtı: Küresel kapitalist sistemin devlet örgütlenmesi, üretim ve toplum düzeni; hastalığa yol açan virüs ayrım yapmadan herkese bulaşırken, korunma önlemleri ve sağlık hizmetlerine erişim açısından tüm insanlığın dehşet bir eşitsizlik içinde olduğu çıplak şekilde görüldü.

Türkiye’yi yönetenler, bir salgın hastalığı bile kendi iktidarlarının nüfuz alanını ve ömrünü genişletmek için fırsat olarak gördüklerine dair adımlar attılar. Bir yandan herkese evde kalma çağrısı yapılırken, milyonlarca emekçinin, salgından önceki sağlıksız koşullarda zorla çalıştırılmasına devam ediliyor.

Şimdi, “virüs salgınından sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” yönündeki ham kehanetin gerçekleşme yönüne dair bir mücadele döneminin başında olduğumuzu kabul etmeliyiz belki. Menzel’in tablosundaki gibi, kara pelerinli bir iskelet olarak kapımızı çalan felaket; aslında sadece bir salgın hastalık değil, onunla karşı karşıya kaldığımız anda dünyayı yönetiyor ve insanlığın olanaklarını elinde tutuyor bulunan kapitalist sistemdir. Her şey ‘yeni’ olacaksa, en temel, en zararlı ‘eski’den başlamalıyız değişime…

***

Dergimizin nisan sayısını aşağıdaki linke tıklayarak PDF formatında indirebilirsiniz

YENI E DERGISI SAYI 42 NISAN 2020

 

YAŞADIĞI HAYATIN İNSANI: BEHİCE BORAN

SELMA GÜRKAN

“Kişiler hakkında nasıl mı karar vereceksiniz? Hayatlarına bakarak… Bir insan, yaşadığı hayatın insanıdır.”[1]

Behice Boran

Devamını Oku