Category

Öne Çıkanlar

BESİM CAN ZIRH*: BİZİM BÜYÜK SANCIMIZ: ODTÜ’NÜN BAHAR ŞENLİĞİ…

Bu yıl 33. defa düzenlenecek olan ODTÜ Bahar Şenliği’ne ilişkin yaşananlar ülke gündeminde öngörülemez bir yankı buldu. Hadiselerin nasıl geliştiğine baktığımızda aslında enikonu toplumsal bir vaka yaşadığımızı düşünüyorum. Ne zaman yapılacağı aşağı yukarı belli olan şenlik için düzenleyici Uluslararası Gençlik Topluluğu (UGT) ve rektörlük arasındaki görüşmeler aslında ikinci dönemin başından itibaren başlar. Son yıllarda biraz gecikmeli de olsa bu düzen değişmedi.

Devamını Oku

GÖKSEL AYMAZ: HENÜZ VAKİT VARKEN… PARİS YANIP YIKILMADAN…

Fransa’nın başkenti Paris’te Seine Nehri üzerinde bir küçük adada bulunan Notre Dame (Kutsal Bakire/Meryem Ana) Katedrali, geçtiğimiz 15 Nisan’da, tam da Hıristiyan âleminin bu yılki Paskalya yortusu arifesinde, restorasyon sürecinde yaşanan beklenmedik bir öğle sonrası yangınıyla ağır hasar gördü.  37 şapel, 75 sütundan menkul, 130 metre genişliğindeki yapı, gotik mimarînin gözde örnekleri arasında geliyor. İlhamını orta çağdan alarak on dokuzuncu yüzyılda restore edilmiş olan katedral, 1991’de UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştı.

Devamını Oku

MİTHAT FABİAN SÖZMEN: BAŞKAN’IN HEGEMONYA SPORU BAŞAKŞEHİR

17 yıla yaklaşan AKP iktidarında sporun farklı biçimlerde araçsallaştırıldığına tanıklık ettik. Bu araçsallaştırma biçimleri yer yer devletin spora geleneksel yaklaşımıyla paralellikler gösterirken bazen de tamamen AKP iktidarının özel hedeflerine uygun şekilde gündeme geldi ve hayata geçirildi. İkinci kümeye ait uygulamalar, Tayyip Erdoğan’ın devlet içerisindeki etkinliğini gittikçe daha da güçlendirdiği 2010 sonrasına denk geliyor. 

Devamını Oku

CEREN SÖZERİ: MAÇI HANGİ KANAL VERECEK?

Sene 2008, Real Madrid takımı Manchester United’ta oynayan Cristiano Ronaldo’yu transfer etmek istiyor ancak Sir Alex Ferguson’un buna gönlü yok. Ferguson’un, Real Madrid’in Başkanı Ramon Calderon’un “Kölelik yıllar önce kalktı” açıklamasına verdiği cevap akıllardan çıkmıyor: “Hımm, peki bunu Franco’ya da söylemişler miydi?”

Futbol bir gösteri halini aldıktan sonra hep siyasetle içiçe oldu. Real Madrid 1956-1960 arası İspanya liginde dört, Avrupa ve kıtalararası şampiyonalarda beş kupa kazandı, adeta Franco rejiminin gücünü temsil ediyordu. Futbol 50’lerde, 1924’te olimpiyat şampiyonu olan ve esas işi kasap, taş işçiliği, manav, ayakkabı boyacılığı olan oyunculardan kurulu Uruguay milli takımının acınası durumunu çok geride bırakmıştı; ama mertlik, esasen televizyonla bozuldu. İngitere’de doğan oyun; oyuncusu, teknik direktörü, kulüp başkanı, hakemi ve hatta seyircisiyle artık eğlence endüstrisinin bir parçasıydı.

Devamını Oku

MELİH ŞABANOĞLU: TÜRKİYE’DE FUTBOLUN ERKEN ÇAĞINDAN BUGÜNE: KIRMIZILAR, MAVİLER, TURUNCULAR

Futbolun rugby’den “association” futbola evrimini tamamlayan ve topu alanın sürdüğü bireysel bir oyundan pasa dayalı kolektif bir oyuna çeviren, oyunu güzelleştiren ve popülerleştiren, işçi sınıfıdır. “Dribbling game burjuvazinin denetimine girmiş seçkin okulların ürünüydü. Passing game ise kolektivizme dayalı işçi sınıfının.”[1] İngiltere ve ardından Avrupa’da futbolun sonraki gelişiminde ve popülerleşmesinde de sınıf ilişkileri çok belirleyiciydi; bugünlere varan çoğu rekabetin temelinde iktidarlara ve egemen gruplara yakın mavi renkli takımlarla işçi ve emekçi kesimlerin kırmızı renkli takımları arasındaki mücadele yatıyor.

SÖYLEŞİ: ARAS COŞKUNTUNCEL

Devamını Oku

ELİF ÇONGUR: BİR ŞAMPİYONLUK HİKÂYESİ

Eline silah alıp sağa sola ateş eden insanlık düşmanları dışında şampiyonluk kutlaması şahane bir şeydir bence. Sanki her şey “uzun lig maratonu” klişesinin bir sonraki sezona kadar rafa kalktığı o gece için yapılmıştır. Bütün o antrenmanlar, maçlar, deplasmanlar, goller, “hakem golümüzü yedi”ler, puan hesapları, kazanmalar, kaybetmeler, üzülmeler, sevinmeler, yazmalar, çizmeler tek bir gece içindir sanki. Taraftar bayrağını, çoluğunu çocuğunu kapıp sokaklara dökülecek, arabalara doluşulacak, sabaha kadar sevinilecektir. Sevinecek şeyi çok az olanlar ülkesinde sevinçli bir tek gece. Bir ara zaman. Bir mola. Sadece sevinmek için sokaklara dökülen insanlar. Amacın sadece sevinmek olduğu bir tür karnaval.

Devamını Oku

KENAN BAŞARAN: FUTBOLDA SİYASİ AYAKLAR

Futbol üzerine memlekette yapılmış en iyi film olan Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ın başat sözüdür: “Hayat futbola fena halde benzer.”Film, bu benzerliği, aşkın her türlüsünden siyasete kadar ayak uzatarak, hakkını vererek işler.

Ve Albert Camus’nün dillere pelesenk olmuş sözü: “Ahlaka dair bildiğim ne varsa futboldan öğrendim…” Bu klişeleşmiş söze rağmen, Türkiye’de futbola hâlâ bir ‘ada’ muamelesi yapılmak isteniyor. İlla olacaksa da bu bir ‘cennet ada’ olmayacaktır! Zira burası, 1-0 geriye düştüğünde  “Vur, kır, parçala bu maçı kazan” diye bağırarak, ‘cehennemi atmosferler’ yaratmayı seviyor!

Devamını Oku

EMRE TANSU KETEN: KARANLIK ZAMANLARDA FUTBOL VE TARAFTARLIK

“İnandığım sosyalizm aslında siyaset değil.

Bir yaşam biçimi. İnsanlık. Yaşamanın ve gerçekten

başarılı olmanın yolunun kolektif çabadan geçtiğine

 inanıyorum; herkesin birbiri için çalışmasından,

birbirine yardım etmesinden ve günün sonunda

payına düşen karşılığı almasından.”

Bill Shankly

Son yirmi yılda, Türkiye’nin her alanında olduğu gibi, futbolda da devasa dönüşümler yaşandı. Kulüplerin ve tribünlerin siyasetle ilişkisi, futbolun algıdaki yeri, taraftarlığın yapısı, basketbol ve voleybolun ikame tribünler hâlini alması, Fenerbahçe’nin şu anki durumu derken liste uzayıp sonsuza kadar gidebilir. Ancak, bu döneme damgasını vuran futbolun siyasetle hiç olmadığı kadar iç içe girmesi ya da futbolun üzerindeki ideolojik örtünün (bir nebze) kalkmasıyla, siyasetle olan yakın temaslarının gözler önüne serilmesiydi. AKP’nin, kendi söylem setinde düşman olarak tanımladıklarına açtığı savaşın bir cephesi oluverdi yeşil sahalar.

Devamını Oku

EMRE CAKA: SAHADA BİR MOR BARİKAT

Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de toplumun yansımalarını spor sahalarında görebiliyoruz. Ülkenin ekonomik durumu, sosyolojik yapısı, şehirlerin siyasal yapısı…  Bu bağlamda baktığımızda Türkiye’de saha içerisine yansıyan unsur elbette ‘Kürt sorunu’. Yüzyıllara dayanan özgürlük mücadelesi ile birçok baskı, şiddet ve imhaya maruz kalmış Kürt halkının Türkiye içerisindeki demokratik özerklik talebinin 30 yılı aşkın silahlı ve siyasi mücadelesi elbette spor sahalarına yansıyacaktı. Devletin ‘spor kardeşliktir’ klişesi ile Kürt-Türk ‘kardeşliğini’ kurma, bölgedeki yatırımcıların, “Bir an önce sorun çözülsün ve toprakları ‘verimli’ kullanalım” telaşı…

Devamını Oku