Category

Söyleşi

KAYRA İLE SÖYLEŞİ: TÜRKÇE RAP’TE STORYTELLING VE REALİZM

90BPM’in kurucularından Onur İnal yani rap severlerin tanıdığı ismi ile Kayra, Türkiye’de “storytelling” denilince akla ilk gelen isimlerden biri. Onu Türkçe rap icra eden diğer birçok isimden ayıran ise sadece hikâye anlatıcılığı yapması değil. Ölümsüz kral ve kraliçelerden ziyade işinin başında, sıradan ölümlülerin hikâyelerini anlatması. Bunu yaparken akıllıca kullandığı söz sanatları ile belirli eylem ve olgular arasında analojiler kurması, satır aralarına yerleştirdiği imgeler ile anlatımını kuvvetlendirmesi… Yani bir anlatı olarak rapin, MC’ye ve dinleyiciye sunduğu edebi ve düşünsel derinliği yakalama fırsatı sunması. Böylelikle lümpen hazların güzellendiği, cinsiyetçi vurguların yaygınlaştığı, MC’lerin birbirlerini çelmeleyip, dirsekleyerek var olmaya çalıştığı mevcut rap kültüründen iğreti olanlar için alan açması. Kayra ve onun şarkıları için söylenecek çok söz var ancak biz Kayra adına konuşmak yerine Kayra ile konuşma fırsatı bulduk, biraz da dertleştik. Keyifli okumalar…

SÖYLEŞİ: YAĞIZ SENEM

Devamını Oku

SERKAN YÜKSEL: GEÇMİŞ, İNSANLIK İÇİN ÇOĞUNLUKLA KARA BİR LEKEDİR.

Tarih, toplum ve bireyin çok katmanlı yapısı içine kendi dinamik ifade biçimlerini yaratan bir sanatçı olarak Serkan Yüksel ile sanat evrenini konuştuk. Yüksel’in “unutmamayı” benimseyerek sosyal ve bireysel hafızayı canlı tutmayı amaçlayan işleri yalanın sınırları içinde kalmayı kabullenmemeye, adım atmaya ve yeniden düşünmeye davet ediyor. Ayrıca sanatçının Sert Bir Rüzgâr Dolaşıyordu Meydanı başlıklı son kişisel sergisi geçtiğimiz ay Karaköy X-ist Galeri’de ziyaretçilere açıldı.

SÖYLEŞİ: ALİ KARATAŞ

Devamını Oku

ZEHRA ÇELENK: GELECEK BAŞIMIZA GELECEK DEĞİL BİRLİKTE İNŞA ETTİĞİMİZ BİRŞEY

Zehra Çelenk’in Gazeteduvar’daki yazıları ile tanışalı iki yılı aşkın bir zaman olmuş. İlk okuduğumuz andan itibaren bizi yavaş yavaş içine çeken, ruh ve düşünce dünyamızda tatlı tatlı oynamalar yaratan yazılar bahsettiğimiz… Artık her hafta merakla, acaba durgun gölümüze hangi çakıl taşını atacak diye bekliyoruz.

SÖYLEŞİ: ZELİHA GÜREL

Devamını Oku

NESLİ TÜRK: BEDEN EN BAŞINDAN CEZBETTİ BENİ

Bedenin Hafızası (2011) ve Kara Duyu (2015) ve geçen mart ayında açtığı Corpus Magnum sergisiyle duyumsamayı başka bir plastiğe taşıyor. Nesli Türk’ün beden, sıvılar, kıvrımlar ve ‘saçılma’ ile derdi hep olmuştur. Genç kuşağın etkileyici fırçalarından Nesli Türk ile resmi ve Magnum Opus’u konuştuk.

SÖYLEŞİ: ALİ ŞİMŞEK

Devamını Oku

TARIK AKTAŞ: AMACIM TAŞRAYI DEĞİL, DOĞAYI ANLATMAK

Türkiye sineması dünyanın önemli festivallerine konuk olmaya devam ediyor. Tarık Aktaş ilk uzun metraj filmi Nebula ile Avrupa’nın köklü festivallerinden Locarno’da yer almayı başardı ve “gelecek vaat eden en iyi yönetmen” ödülü aldı. Nebula geçen ay da 38. İstanbul Film Festivali’nde de “en iyi ilk film” ödülüne layık görüldü. Hemen ardından 26 Nisan’da ise vizyona girdi. Tarık Aktaş ile Nebula’yı konuştuk.

SÖYLEŞİ: YAĞIZ SENEM

Devamını Oku

BADE OSMA ERBAYAV: VASAT HER ÇAĞIN KONUSUDUR

  • Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?

Tatavla’da Bir Delirme Vakası’nda yer alan öyküler “karar anı” öyküleriydi. Kitabın yazıldığı ve yayınlandığı dönem tam da biat ve susku ikliminin yükselmeye başladığı, iktidar baskısının görünürlüğünü artırdığı, sözcüklerin ve fikirlerin içlerinin kasıtlı olarak boşaltıldığı, yeni bir tarih yazımı çılgınlığının yaşandığı kaotik bir geçiş dönemiydi. Hal böyleyken karakterlerimi karar anına götüren, eylem öncesindeki o kritik eşiğe biraz daha dikkatli bakmam gerektiğini seziyordum. Hızla totaliterleşen toplumlarda bireyin neleri kendine tehdit olarak görüp görmediği ya da tehlikeli bulunan durumların ezilene olan mesafesi, yakınlığı, uzaklığı gibi meseleler kafamı kurcalıyordu. Öykü karakterlerim durağan, hayatın içinde yuvarlanıp giden, akıntıyla sürüklenen, minnet eden kişiler değildi, aksine maddi-manevi kafeslerini parçalamaya, zincirlerini kırmaya, mevcut sistemi entropiye sokmaya niyetlenmiş, kararını vermiş, bilinçli isyanı seçmiş, zalim karşısında yırtıcılaşan kadınlar, erkekler, çocuklar ve hayvanlardı. Konular ise okuru direncin yeğin doğasına yoğunlaştırmak için seçtiğim olağan, gündelik içeriklerden oluşuyordu.

Devamını Oku

GAMZE ARSLAN: KURGU ÖYKÜNÜN CAN DAMARI GİBİ GELİYOR BANA

  • Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?

Yazarken bir meselem olması gerektiğini düşünerek yazmıyorum genellikle. Fakat yazmaya başlamadan önce aldığım notlar üzerine düşündükçe hep bir meselenin etrafına çengel atıyor fikirlerim. Bunu biraz da o demlenme süreci belirliyor galiba. Tek satırlık bir not ile bambaşka bir şeyi mesele haline getirebiliyor yazma süreci. En nihayetinde yazma aşamasını bitirip öyküyü saf gözle okumaya çalıştığımda daha net görebiliyorum bir şeyi dert edinip edinmediğimi.

Devamını Oku

ENGİN BARIŞ KALKAN: TEK GEREKLİLİK KÂĞIT VE KALEMDİR

  • Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?

Öykülerimde bir ana meselem var mı, inanın farkında değilim. Daha önce de benzer sorularla karşılaştım, cevaplayamadım. Dönüp yazdıklarıma bu sorunun cevabını arayarak baktım ama yine elime bir şey geçmedi. Aynı öykünün içinde, tek başına mesele olarak tanımlanabilecek birden fazla konuya değinmişim ilk kitabımda. Konular tek bir kategoriye yerleştirilemeyecek kadar çeşitli. Elbette alıp temiz bir değerlendirmeyle senin derdin şudur, yazdıkların bu çevrede geziyor, diyebilecek maharetli insanlar var ama ben onlardan biri değilim. En azından kendi öykülerim söz konusuyken. Gördüğüm kadarıyla herkes farklı bir yol izliyor yazarken. Ben anlatılmayı hak ettiğini düşündüğüm bir hikâye yakaladığımda onu olgunlaştırmak dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Kendi bünyesinde nasıl bir mesele barındırıyorsa onunla yetiniyorum. Ama hem ilk hem hazırlanmakta olan ikinci kitabımdaki öykülerin şehir hikâyeleri barındırmak gibi bir ortak noktaları olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Şehir; İstanbul, öykülerimde belirgin bir yer tutuyor.

Devamını Oku