Category

Söyleşi

SELAHATTİN DEMİRTAŞ: HAPİSHANEYİ ALT ETMENİN YOLU: YAZMAK!

KÜBRA YETER

 

Üç yıl. Selahattin Demirtaş’ın helikopterle Edirne’ye “götürüldüğü” gecenin üzerinden yaklaşık üç yıl geçti. Davalarını dikkatle takip ettik, açıklamalarını dinledik, zaman zaman ketıl’la haberleştik. Bu süre zarfında siyasi kimliğinin yanı sıra Demirtaş’ın resimleri ve kitaplarıyla tanıştık.

Önce Seher’le edebiyatın zilini çaldı, sonra Devran’la selamladı okurlarını. Yarattığı tüm karakterler bizlerin arasındaydı; Temizlikçi Nazo’yla her gün yolda karşılaşıyorduk mesela, ara sıra Diyarbakırlı Serhan cebinde Sultan Reşat’ın torunuyla bizlerin semtine de uğrardı. Demirtaş özenle kurmuştu bu hikâyeleri, belki de Ahmed Arif’in “Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı/ Macera değil/ Sardığım toprağımın altın sabrıdır.” dizelerinde gizlediği o yaşama sarılma ve mücadele inadını gösterme şekliydi. İstedik ki hâkimler, savcılar şöyle bir dursun biz edebiyat üzerine konuşalım, dertleşelim.

Selahattin Demirtaş’ın aramıza dönmesini, Ekim sayısı röportajımızı karşılıklı çay içerek değerlendirmeyi beklerken heyecanımız keyfiyetin sevimsizliğinde, yargının soğuk nefesinde kayboldu ama umudumuz baki.

Devamını Oku

CENK DOST VERDİ İLE SAHNEDEN HAPİSHANEYE

Sanat ekonomik, kültürel ve siyasal yaşamımızın bir parçasıdır.  Bu yüzden de iktidarlar sanatı ellerinden bırakmamak ve kontrolü altında tutmak isterler. Tiyatro da sanatın bir parçasıdır: İnsanı insana insanla insanca anlatma sanatı. Memet Fuat, “Tiyatro, oyun sanatı, dinden de eskidir.”[1] der. Bu yüzden gücü elinde tutanların en çekindiği, sansürlediği, engellemeye çalıştığı bir daldır. Çünkü tiyatro korkusuzca anlatır: ama sessiz ama sözle.

SÖYLEŞİ: KÜBRA YETER

Devamını Oku

KIVANÇ YİĞİT: ÇİZGİ ROMANDA SÖZSÜZ KURAL, MÜESSES NİZAMIN YENİDEN KURULMASI

Çizgi roman kültürü sizin için ne ifade ediyor? Bundan 10-15 yıl önce cevabı “hiçbir şey” olacak kişiler için bile bu sorunun yanıtı bugün artık daha zor. Özellikle de işin içine bu kültürden türemiş sinematik evrenlerin girmesiyle. Yeni e olarak bu konuyu tartışmayı gündemimize aldığımızda, aklımıza gelen ilk isim çizgi roman dünyasının içinde büyümüş bir akademisyen olan Kıvanç Yiğit Mısırlı oldu. İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyasi Tarih Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışmalarına devam eden Mısırlı çok küçük yaşlardan beri sıkı bir çizgi roman okuru. Mısırlı’nın akademik çalışmalarının başlangıcı sayılabilecek lisans tezi de yine bu konu üzerine: “Yeni Düzen ve İkinci Dünya Savaşı Boyunca ABD’de İdeolojik Hegemonyanın Sağlanmasında Çizgi Romanların Rolü”.

SÖYLEŞİ: FERHAT SARI

Devamını Oku

KAYRA İLE SÖYLEŞİ: TÜRKÇE RAP’TE STORYTELLING VE REALİZM

90BPM’in kurucularından Onur İnal yani rap severlerin tanıdığı ismi ile Kayra, Türkiye’de “storytelling” denilince akla ilk gelen isimlerden biri. Onu Türkçe rap icra eden diğer birçok isimden ayıran ise sadece hikâye anlatıcılığı yapması değil. Ölümsüz kral ve kraliçelerden ziyade işinin başında, sıradan ölümlülerin hikâyelerini anlatması. Bunu yaparken akıllıca kullandığı söz sanatları ile belirli eylem ve olgular arasında analojiler kurması, satır aralarına yerleştirdiği imgeler ile anlatımını kuvvetlendirmesi… Yani bir anlatı olarak rapin, MC’ye ve dinleyiciye sunduğu edebi ve düşünsel derinliği yakalama fırsatı sunması. Böylelikle lümpen hazların güzellendiği, cinsiyetçi vurguların yaygınlaştığı, MC’lerin birbirlerini çelmeleyip, dirsekleyerek var olmaya çalıştığı mevcut rap kültüründen iğreti olanlar için alan açması. Kayra ve onun şarkıları için söylenecek çok söz var ancak biz Kayra adına konuşmak yerine Kayra ile konuşma fırsatı bulduk, biraz da dertleştik. Keyifli okumalar…

SÖYLEŞİ: YAĞIZ SENEM

Devamını Oku

SERKAN YÜKSEL: GEÇMİŞ, İNSANLIK İÇİN ÇOĞUNLUKLA KARA BİR LEKEDİR.

Tarih, toplum ve bireyin çok katmanlı yapısı içine kendi dinamik ifade biçimlerini yaratan bir sanatçı olarak Serkan Yüksel ile sanat evrenini konuştuk. Yüksel’in “unutmamayı” benimseyerek sosyal ve bireysel hafızayı canlı tutmayı amaçlayan işleri yalanın sınırları içinde kalmayı kabullenmemeye, adım atmaya ve yeniden düşünmeye davet ediyor. Ayrıca sanatçının Sert Bir Rüzgâr Dolaşıyordu Meydanı başlıklı son kişisel sergisi geçtiğimiz ay Karaköy X-ist Galeri’de ziyaretçilere açıldı.

SÖYLEŞİ: ALİ KARATAŞ

Devamını Oku

ZEHRA ÇELENK: GELECEK BAŞIMIZA GELECEK DEĞİL BİRLİKTE İNŞA ETTİĞİMİZ BİRŞEY

Zehra Çelenk’in Gazeteduvar’daki yazıları ile tanışalı iki yılı aşkın bir zaman olmuş. İlk okuduğumuz andan itibaren bizi yavaş yavaş içine çeken, ruh ve düşünce dünyamızda tatlı tatlı oynamalar yaratan yazılar bahsettiğimiz… Artık her hafta merakla, acaba durgun gölümüze hangi çakıl taşını atacak diye bekliyoruz.

SÖYLEŞİ: ZELİHA GÜREL

Devamını Oku

NESLİ TÜRK: BEDEN EN BAŞINDAN CEZBETTİ BENİ

Bedenin Hafızası (2011) ve Kara Duyu (2015) ve geçen mart ayında açtığı Corpus Magnum sergisiyle duyumsamayı başka bir plastiğe taşıyor. Nesli Türk’ün beden, sıvılar, kıvrımlar ve ‘saçılma’ ile derdi hep olmuştur. Genç kuşağın etkileyici fırçalarından Nesli Türk ile resmi ve Magnum Opus’u konuştuk.

SÖYLEŞİ: ALİ ŞİMŞEK

Devamını Oku

GİNKO TİYATRO: ÖNEMLİ OLAN ÇOCUĞA HAYAL KURDURABİLMEK.

Çocuk tiyatrosu, Stanislavski’ye göre “tıpkı büyüklere oynandığı gibi ama daha yetkin” olmalıdır. Oyuncuları, dekoru, müziği, ritmi her şeyiyle çocukların ve çocuk kalanların dünyasına hitap etmelidir.

SÖYLEŞİ: KÜBRA YETER

Devamını Oku

TARIK AKTAŞ: AMACIM TAŞRAYI DEĞİL, DOĞAYI ANLATMAK

Türkiye sineması dünyanın önemli festivallerine konuk olmaya devam ediyor. Tarık Aktaş ilk uzun metraj filmi Nebula ile Avrupa’nın köklü festivallerinden Locarno’da yer almayı başardı ve “gelecek vaat eden en iyi yönetmen” ödülü aldı. Nebula geçen ay da 38. İstanbul Film Festivali’nde de “en iyi ilk film” ödülüne layık görüldü. Hemen ardından 26 Nisan’da ise vizyona girdi. Tarık Aktaş ile Nebula’yı konuştuk.

SÖYLEŞİ: YAĞIZ SENEM

Devamını Oku

OĞUZHAN YEŞİLTUNA: TEHLİKENİN UMUDU AŞTIĞI ZAMANLARDA ÖYKÜ / 2

Bir önceki yazıda atıflar üzerinden giderek çağdaş öykümüzün konu bakımından geçmişle yüzleşmeyi, yaşanan siyasal ve dolayısıyla toplumsal olaylarla hesaplaşmayı, özür dilemeyi ve affetmeyi kendine dert edinip edinmediği hususunda kafa yormuştuk. Oradan devam edelim:

Devamını Oku