Category

Dosya

MUSTAFA KEMAL COŞKUN: İŞÇİ SINIFI KÜLTÜRÜ, DENEYİM VE GÜNDELİK HAYAT

Yemek yeme biçimimizden, giyim tarzımızdan, ev içinde kullandığımız eşyalardan tutun da ayakkabı ya da mobilya alırken ki tercihlerimize kadar gündelik hayatta yapıp ettiklerimizin bütünü, var olan toplumsal sistemin temel aldığı değerlerin, normların kabulüne yönelik düzenlenmiştir. Başkalarını  da  misafir edip görmelerine izin verdiğimiz salona güzel ve pahalı koltuklar, özel alan olarak düşünülebilecek yatak odamıza ise daha sıradan eşyalar almamız, ya da normalde elle yediğimiz bir yemeği başkaları varken çatal bıçak kullanarak yememiz, hayatımızı kendimizin değil başkalarının yönettiğini, bunu da hiç itiraz etmeden kabullendiğimizi gösterir.

Devamını Oku

İDRİS AKKUZU: BOYUNDURUK ARACI OLARAK EĞLENCE VE OYUN

Kurallara karşı çıkan veya bunlara uymayan oyuncu, bir oyunbozandır. Oyuncular topluluğunu tehdit etmektedir. Oyunbozan bu topluluğun büyülü dünyasını bozmaktadır ve bu nedenle haindir, atılması gerekir. Büyük ciddiyet âleminde bile sahte oyuncular, ikiyüzlüler ve sahtekârlar oyunbozanlardan daha fazla şansa sahip olmuşlardır.

  1. Huizinga, Homo-Ludens

Devamını Oku

ALİ DOĞAN: TERSANE İŞÇİSİNİN BİR GÜNÜ

Suyun üzerinde yüzen bir dünya yapıyoruz, patronlar daha fazla kâr etsin diye memleketin denizdeki savunma sanayisinin en önemli işlerini biz, yani tersane işçileri yapıyoruz. Başka bir deyişle, patronların hatta kimi devlet büyüklerinin daha konforlu yaşaması için yat diye tarif edilen yüzen saraylar yapıyoruz. Peki bütün bunları yaparken biz hangi koşullarda nasıl çalışıyoruz ya da çalıştığımız tersanelerde çalışma ve yaşam koşullarımızı nasıl düzelttik ya da düzeltebildik mi?

Devamını Oku

EREN SARAN: ZARURİ BİR SINIF ‘KÜLTÜRÜ’: İŞÇİ SOFRASI

Yaşam biçimimizin en önemli parçalarından biri yeme alışkanlığımızdır. Bu parça hem toplumsal hem de bireysel olarak hayatımızı nasıl şekillendirdiğimizin, ekonomik anlamda nerede durduğumuzun da göstergelerinden biridir. Yemek kültürünün ve yeme alışkanlıklarının ilerleyişinde bizim için önemli olan yemek ve sınıf ilişkisi olacaktır. Tarih boyunca insanlar hangi sınıfın üyesiyse o sınıfın yiyeceklerine eğilim göstermiştir. Belki kraliyet sofralarında romantik bir yaklaşımla işçi sınıfının yemeklerinin revize edilmiş örneklerine rastlanabilir ama hiçbir işçinin sofrasında havyar, trüf mantarı veya akçaağaç şurubunda pişirilmiş etle karşılaşamazsınız. Sınıflar arasındaki keskin çelişkileri ölçebilmek için iki sınıfın aynı zaman dilimi içerisinde kurduğu sofralara bakmak yeterli olacaktır.

Devamını Oku

EKİNSU DEVRİM DANIŞ: İSTİKBAL’DEN FORD’A SERMAYENİN İKİ YÜZÜ

Üreticinin üretim araçlarından tarihsel olarak kopuşuna dayanan kapitalist üretim ilişkilerini Marx, şöyle ifade ediyor: “Artı-değer üretimi ya da kazanç elde etme, bu üretim tarzının mutlak yasasıdır.”[1] Kapitalistler, sermaye birikimini ve sürekliliğini sağlamak için emek sürecini örgütlemeli, yönetmeli ve artı değerin emekçiler tarafından üretilmesini garanti altına almalılar. Bu nedenle de sermaye, emek süreci üzerinde en azından asgari düzeyde bir kontrol sağlamalı ve çeşitli özgün biçimlerde emek sürecini denetleyerek artı değeri garanti altına almalıdır.

Devamını Oku

MİTHAT FABİAN SÖZMEN: BAŞKAN’IN HEGEMONYA SPORU BAŞAKŞEHİR

17 yıla yaklaşan AKP iktidarında sporun farklı biçimlerde araçsallaştırıldığına tanıklık ettik. Bu araçsallaştırma biçimleri yer yer devletin spora geleneksel yaklaşımıyla paralellikler gösterirken bazen de tamamen AKP iktidarının özel hedeflerine uygun şekilde gündeme geldi ve hayata geçirildi. İkinci kümeye ait uygulamalar, Tayyip Erdoğan’ın devlet içerisindeki etkinliğini gittikçe daha da güçlendirdiği 2010 sonrasına denk geliyor. 

Devamını Oku

CEREN SÖZERİ: MAÇI HANGİ KANAL VERECEK?

Sene 2008, Real Madrid takımı Manchester United’ta oynayan Cristiano Ronaldo’yu transfer etmek istiyor ancak Sir Alex Ferguson’un buna gönlü yok. Ferguson’un, Real Madrid’in Başkanı Ramon Calderon’un “Kölelik yıllar önce kalktı” açıklamasına verdiği cevap akıllardan çıkmıyor: “Hımm, peki bunu Franco’ya da söylemişler miydi?”

Futbol bir gösteri halini aldıktan sonra hep siyasetle içiçe oldu. Real Madrid 1956-1960 arası İspanya liginde dört, Avrupa ve kıtalararası şampiyonalarda beş kupa kazandı, adeta Franco rejiminin gücünü temsil ediyordu. Futbol 50’lerde, 1924’te olimpiyat şampiyonu olan ve esas işi kasap, taş işçiliği, manav, ayakkabı boyacılığı olan oyunculardan kurulu Uruguay milli takımının acınası durumunu çok geride bırakmıştı; ama mertlik, esasen televizyonla bozuldu. İngitere’de doğan oyun; oyuncusu, teknik direktörü, kulüp başkanı, hakemi ve hatta seyircisiyle artık eğlence endüstrisinin bir parçasıydı.

Devamını Oku

MELİH ŞABANOĞLU: TÜRKİYE’DE FUTBOLUN ERKEN ÇAĞINDAN BUGÜNE: KIRMIZILAR, MAVİLER, TURUNCULAR

Futbolun rugby’den “association” futbola evrimini tamamlayan ve topu alanın sürdüğü bireysel bir oyundan pasa dayalı kolektif bir oyuna çeviren, oyunu güzelleştiren ve popülerleştiren, işçi sınıfıdır. “Dribbling game burjuvazinin denetimine girmiş seçkin okulların ürünüydü. Passing game ise kolektivizme dayalı işçi sınıfının.”[1] İngiltere ve ardından Avrupa’da futbolun sonraki gelişiminde ve popülerleşmesinde de sınıf ilişkileri çok belirleyiciydi; bugünlere varan çoğu rekabetin temelinde iktidarlara ve egemen gruplara yakın mavi renkli takımlarla işçi ve emekçi kesimlerin kırmızı renkli takımları arasındaki mücadele yatıyor.

SÖYLEŞİ: ARAS COŞKUNTUNCEL

Devamını Oku

ELİF ÇONGUR: BİR ŞAMPİYONLUK HİKÂYESİ

Eline silah alıp sağa sola ateş eden insanlık düşmanları dışında şampiyonluk kutlaması şahane bir şeydir bence. Sanki her şey “uzun lig maratonu” klişesinin bir sonraki sezona kadar rafa kalktığı o gece için yapılmıştır. Bütün o antrenmanlar, maçlar, deplasmanlar, goller, “hakem golümüzü yedi”ler, puan hesapları, kazanmalar, kaybetmeler, üzülmeler, sevinmeler, yazmalar, çizmeler tek bir gece içindir sanki. Taraftar bayrağını, çoluğunu çocuğunu kapıp sokaklara dökülecek, arabalara doluşulacak, sabaha kadar sevinilecektir. Sevinecek şeyi çok az olanlar ülkesinde sevinçli bir tek gece. Bir ara zaman. Bir mola. Sadece sevinmek için sokaklara dökülen insanlar. Amacın sadece sevinmek olduğu bir tür karnaval.

Devamını Oku

KENAN BAŞARAN: FUTBOLDA SİYASİ AYAKLAR

Futbol üzerine memlekette yapılmış en iyi film olan Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ın başat sözüdür: “Hayat futbola fena halde benzer.”Film, bu benzerliği, aşkın her türlüsünden siyasete kadar ayak uzatarak, hakkını vererek işler.

Ve Albert Camus’nün dillere pelesenk olmuş sözü: “Ahlaka dair bildiğim ne varsa futboldan öğrendim…” Bu klişeleşmiş söze rağmen, Türkiye’de futbola hâlâ bir ‘ada’ muamelesi yapılmak isteniyor. İlla olacaksa da bu bir ‘cennet ada’ olmayacaktır! Zira burası, 1-0 geriye düştüğünde  “Vur, kır, parçala bu maçı kazan” diye bağırarak, ‘cehennemi atmosferler’ yaratmayı seviyor!

Devamını Oku