Category

Dosya

TÜRKÇE RAP’İN YOL HARİTASI VE GELECEĞİ

Güney Bronx’un gettolarında yoksul/siyah gençlerin çığlığı ile yoğrulup bir alt-kültüre dönüşen hip-hop ve onun sözlü ifade biçimi Rap müzik bütün dünyayı etkisi altına almış durumda. Hızlı bir şekilde piyasaya adapte olmasına ve devasa bir endüstriye dönüşmesine rağmen bu kültür özünde ki protest potansiyelİ de korumaya devam ediyor.

Türkiye’de de rap müzik tıpkı ABD’de olduğu gibi piyasalaştı ve zamanla lümpen kaygıların, hazların işlendiği bir dil oluşturdu. Ve yine ABD’de olduğu gibi protest potansiyelini koruyarak hızla yeni bir kültür yarattı.

Türkiye’den Almanya’ya giden göçmen emekçilerin üçüncü kuşağında, göçmen karşıtı şiddete tepkinin bir ifade biçimi olarak ortaya çıkan Türkçe rap, bugün ülkenin dört bir yanında, özellikle “kenar mahalleler”de ortaya çıkan çok sayıda icracısıyla serpildi. Söz sanatları ile işlenen hikayeler, teması ne olursa olsun kendi edebiyatını, dilini, üslubunu oluşturdu. İcra edebilme olanaklarına ulaşmanın daha kolay olması ve söze yaslanması sebebiyle içinde bulunduğu maddi koşullardan diğer müzik türlerine oranla çok daha fazla etkilendi. Son yıllarda işssizlik ve yoksulluğun hızlı yükselişi; düşünce ve ifade üzerinde baskıların yoğunlaşması ile birlikte işlenen profiller ve anlatılan hikayelerde değişiklikler gözlemlenmeye başlandı.

Dergimizin 32. sayısında, ortaya çıktığı koşullar, izlediği süreç, soluklandığı duraklar ile birlikte Türkçe rap’i ve tüm bu setrin özgün sanatçıları, onların eserlerini mercek altına alıyoruz.

NURAY SANCAR: YENİ GELİN SUNUMUNUN MAHREM ÖYKÜSÜ

Hem namahrem ve mekruh olanın, caiz olmayan insan davranışlarının listesini tutarak mahrem alanı, içinde yaşamayı bir azab haline getiren bir söylem. Hem mahremin köşe bucak, kıyı köşe

kamusal alana süpürülüp saçılmasının bakıştan azade hiçbir insanlık durumunu bırakmamış gibi göründüğü pratik. Her ikisi de birbirini yerinden edemeden, kültürel bütünün çelişik fragmanları olarak birlikte durabiliyor.

Devamını Oku

DOÇ. DR. İLKAY KANIK*: YAŞAM TARZI ÜRETEN DİYETLER

Anthony Giddens, kültürel ürünlerle yaratılan ve kitle iletişim araçlarında paylaşıma sunulan küresel fikirler, imgeler ve kimlikler olduğunu söyler. Giddens’a göre hayatın her alanında birey “küresel etkilere” maruz kalmaktadır. Ulusal sınırlar, küresel sınırların karşısında güçsüzdür. Tüketim kültürünün ürettiği beden tanımlaması da, küresel etkilerle yerel beden algılarına hükmeder ve yeniden şekillendirir.

Devamını Oku

EREN SARAN: AĞIZ TADIYLA İKİ LAHMACUN YİYEMEZ OLDUK!

“Hayatımın ilk yıllarını, annemin ve büyükannemin mutfağında, bu bilge kadınların girer girmez evrenin esasını oluşturan dört elementi; suyu, havayı, ateşi ve toprağı ustalıkla işleyen büyük simyacılara ve rahibelere dönüştüğünü gördüğüm mutfağın kutsal bölümünde, ateşin yanı başında geçirdim. Sanki yaptıkları bir hiçmiş, ateşin arıtıcı gücünden geçirerek dünyayı dönüştürmüyorlarmış, yememiz için hazırladıkları besinlerin saatlerce bedenimizde kalarak organizmamızı değiştirdiğini, canımızı, ruhumuzu beslediğini, bize kimlik, dil ve aidiyet kazandırdığını bilmiyorlarmış gibi alçakgönüllü bir tavırla bunu yapmaları çok şaşırtıcıydı.”[1]

Devamını Oku

BÜLENT ŞIK: TÜRKİYE’DE GIDA GÜVENLİĞİ SAĞLANABİLİYOR MU?

Gıda güvenliği sadece teknik bir mesele olarak anlaşılır. Bu anlayış yaygın kabul görse de doğru mu, değil mi, tartışılır. Güvenlik sözcüğü son derece olumsuz çağrışımlara sahip artık. Bir şeyleri güvenli kılma adına yapılanlar, hayatın her alanını baskı ve denetim altına almanın ve piyasa süreçlerine dâhil etmenin bir yolu olarak da görülmekte.

Devamını Oku

BARIŞ AVŞAR: “ERKEN GURME” OLARAK EVLİYA ÇELEBİ

“Karadeniz’in balıkları kadar bir denizin balığı lezzetli değildir. Özellikle İstanbul boğazlarında olan lezzetli balıklar sanki Musa sofrasıdır…”
Evliya Çelebi’nin sadece gezi değil tarih, sanat, edebiyat, folklor, coğrafya, mimari ve dil kitabı da olan Seyahatname’sinde sözü geçen ilk ‘lezzet’ bir İstanbullu için şaşırtıcı olmayacak şekilde Boğaz balıklarıdır. Peki acaba Çelebi, Boğaz balıklarını överken, davetlilere ikram edilen yiyeceklerin ‘gökten indirildiği’ bir peygamber sofrasına atıf yaparak, dini/siyasi iktidarın hışmına uğramama çabası içinde midir?

Devamını Oku

AYDIN SELCEN: KONGRE EĞLENİYOR

-Dışişlerinde sofra adabı, konuk ağırlama ve protokolün yeri üzerine kişisel bazı düşünceler

I.

Konuk ağırlamak insanın yapısında var. Bir insan topluluğu ateşin çevresinde yere bağdaş kurup oturmuş. Bir başka insan oraya yaklaşıyor. Önce elinin ayasını göstererek selam veriyor. Yani, “elimde silah yok, sinsice değil kendimi göstererek geliyorum, ben dostum,” diyor. Durup, ateşin çevresinde oturanların onu da aralarına almalarını bekliyor.

Devamını Oku

ALİ DENİZ ŞENSÖZ: HAYVAN BEDENİNİ TÜKETMEYİ REDDETMEK İNSAN BEDENİNİ DE ÖZGÜRLEŞTİRİR

Naomi Klein, daha sonra bir belgesele de konu olan İşte Bu Her Şeyi Değiştirir[1] kitabında küresel ısınmanın, kapitalizmin sonunu getireceğine dair bir tez ortaya koyar. Endüstrileşmiş ülkelerin yarattığı kirlilikten en çok az gelişmiş ülkelerin etkilendiğini, özellikle Asya ve Afrika’daki birçok doğal alanın bu yüzden yok olduğunu anlatır.

Devamını Oku

AHMET UHRİ: İSTANBUL MEYHANE KÜLTÜRÜ’NDE SAHTE İMAJ ÜRETİMİ ASMALIMESCİT’İN “ÇAĞRILMAYAN YAKUP”U[1]

İstanbul’un eğlence ve gastronomi dünyası içinde meyhaneler, önemli kültürel üretim mekânları olarak karşımıza çıkar. Bu mekânların bir kısmı da tarihsel süreç içinde İstanbul hatta Türkiye gastronomi ve meyhane dünyasında haklı ya da haksız olarak yer edinmiştir.

Devamını Oku

HÜSEYİN KÖSE: KARANTİNADA BİR HAYAT VE KÜÇÜK, BEYAZ BİR ÖLÜM

“Bana bir sonbahar fısılda

Senden başka masumiyetim yok

Çocukluğum tek tabanca…”

küçük İskender

Devamını Oku