Category

Dosya

12 EYLÜL’ÜN KÜLTÜRÜ

AYDIN ÇUBUKÇU

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle işbaşına gelen çete, kendisini Milli Güvenlik Konseyi olarak adlandırmıştı. Kendisine dayanak olarak gösterdiği 2945 sayılı yasada, “Milli Güvenlik” kavramı, “düzen”, “bütünlük”, “tehdit”, “menfaat” kelimeleriyle “milli” kavramı birleştirilerek tanımlanıyordu.  “Milli Güvenlik Görevi” ise, koruma ve kollama deyimleriyle dile getiriliyordu. Ülkede toplumsal ve siyasal her ne olursa olsun bu kurumun görev kapsamı içine alınmıştı. Kültür alanı da bunlardan biriydi.

Devamını Oku

12 EYLÜL, SERMAYE VE DEVLET: 40 YILLIK KÜLTÜREL YIKIM

HAKKI ÖZDAL

12 Eylül darbesinden sonra yapılan ilk seçimlere, cuntanın icazet verdiği üç parti katılabilmişti: Özal’ın ANAP’ı, bir tür sosyal demokrat imitasyon olarak kurulan Halkçı Parti ve darbecilerin, başına emekli bir generali koyup açık açık oy istedikleri Milliyetçi Demokrasi Partisi…

Devamını Oku

12 EYLÜL’DEN AKP’YE YENİ MEDYA DÜZENİ

EMRE TANSU KETEN

12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye’nin neoliberal rotaya sokulması konusunda tarihin önemli kırılma noktalarından birisi olarak anılabilir. Toplumun çok küçük bir bölümünü oluşturan burjuvaların, toplumsal zenginliğin çok daha büyük bir bölümünü almasını sağlamak olarak özetleyebileceğimiz neoliberal politikalar, 70’ler boyunca birçok ülkede kanlı askeri darbelerle teşkil edilmiştir.

Devamını Oku

ONCA CIVILTILI SES VARKEN POSTAL GÜRÜLTÜSÜNE YAKALANMAK

HÜSEYİN KÖSE

Su yasaklanabilir, susuzluk asla…
Eduardo Galeano

Devamını Oku

ÇOCUKLUK HATIRASI OLARAK 12 EYLÜL…

SERDAR AYDIN

“…Çocukluğun kendini saf bir biçimde

              akı­şa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte!..”[1]

Devamını Oku

BİR RÜYANIN İÇİNDE SULTAN VE RESSAM

AYDIN ÇUBUKÇU

İBB’nin satın alarak Türkiye’ye getirdiği tablo, ilgili ilgisiz pek çok tartışmanın konusu oldu. Bunlar üzerinde durmaya artık gerek kalmadı. Burhan Kum, Evrensel’de yayımlanan yazısında çok net ve herkesin anlayabileceği yanıtlar verdi ve noktayı koydu.[1]

Bununla birlikte, tablonun bir tarihi belge olarak anlattıkları üzerinde durmaya değer. Çünkü tablonun yapıldığı zamanın dünya ilişkilerini, geniş bir yüz yıllar sürecinin en tipik karakteristiklerini Bellini ve Fatih’in buluşması üzerinden düşünebiliriz.

Devamını Oku

MARX’IN KELAMINDAN HASANKEYFİ OKUMAK

TEVFİK TAŞ

Mezopotamya’nın yabanıl topraklarında yaya ve dağları, nehirleri kollayarak yürümüş olanlar ve onların torunları ya da başka diyarlardan gelenler, burada at koşturanlar, suların koruduğu kaleler, kentler arzulardı.

Sadakat ve zorunluluk birbirine bakardı. Irmakların çağlayışınca delişmen ve kayalar misali kavi duygularla didinirlerdi. Söylence odur ki, Ortaçağ’da ‘ilmi arzulayanların kenti’ denen Hasankeyf, erişilmesi en güç olanıdır.

Devamını Oku

AYASOFYA BİR TÜRK MİTOLOJİSİ

NURAY SANCAR

532 yılının Ocak ayında İmparator Justinianos’un şehri Konstantinopolis büyük bir ayaklanmaya sahne oldu. Hipodromda başlayan ayaklanmalar ekonomik nedenlerle çıkmıştı. İsyancılar valiliğe kadar yürüyerek, tutukluların serbest bırakılmasını talep edip bütün binaları ateşe vermişti ve yangın şehrin çok büyük bir bölümüne yayılmıştı. Nika (Zafer) ayaklanmasına katılanlar Hagia Sofia katedralini de yakmış ve imparator olarak başa Hypatius’u geçirmişlerdi. Ne var ki rüzgâr bir süre sonra tersine döndü ve Justinianus tahtına kavuştu.

Devamını Oku

SON ‘SELATİN CAMİSİ’ OLARAK AYASOFYA

BARIŞ AVŞAR

“Diriliş: Ertuğrul”dan önce “Fatih’in Fedaisi Kara Murat” vardı… Sinema salonunda filmi izleyenler için asıl ‘olay’, Cüneyt Arkın’ın canlandırdığı karakterin hoplaya zıplaya ‘küffara’ kılıç salladığı anlardı. Aralardaki sahneler (Türklerin/Müslümanların gördüğü zulümler, Bizans’ın kötülük planları, Osmanlının ‘mecburen’ intikam almak zorunda olması, ‘Bizanslı olduğu halde’ iyi kalpli de olan güzel prenses…) izleyiciyi ‘vurdulu kırdılı’ bu asıl sahnelere hazırlamak için çekilmiş gibiydi. Ne zaman ki Kara Murat kılıcı çekti, artık salonda onun gibi naralanan mı ararsınız, ıslıkla tezahürat yapan mı, alkışlayan mı…

Devamını Oku

FATİH AYASOFYA’YA İLK KEZ GİRDİĞİNDE NE GÖRMÜŞTÜ?

MELİSHAN DEVRİM

Bugün Ayasofya’nın içini düşündüğünüzde, gözünüzün önüne gelen ilk imge, apsiste altın yaldızlı zemin üzerinde yer alan Meryem ve çocuk İsa tasviridir. Apsisteki bu mozaik kompozisyon Ayasofya’nın yapımından çok sonra, 9. yüzyılda Bizans’ın “Makedon hanedanlığı” adı verilen periyodunda, İmparator III. Michael ve I. Basil döneminde tamamlanmıştır. Söz konusu tasvir hakkında, 867’de Patrik Photios’un verdiği bir vaazın bulunması, bu tarihte Ayasofya’nın yeniden dekore edilmesinin tamamlandığı, apsis mozaiğinin de bu tarihten kalma olduğu şeklinde yorumlanır.

Devamını Oku