Category

Dosya

ANIL ABA: KAPİTALİZMİN İDEOLOJİ KRİZİ VE YENİ MEDYA

2008 senesinde Lehman biraderlerin batmasıyla başlayan küresel finans krizi aradan geçen yıllara rağmen hâlâ tam manasıyla aşılabilmiş değil. Büyüme ve işsizlik oranları yeni yeni toparlanır gibi olduysa da istikrarlı ve kalıcı seviyelere geldiklerini söylemek güç. İstihdam artışı büyük oranda güvencesiz ve yarı-zamanlı işlerle şişiriliyor. Reel ücretlerdeki artış uzun süredir durağan seyrediyor. Hem hane-halkında hem özelde hem de kamuda borçluluk hızlı bir şekilde artıyor. 40 yıldır dayatılan serbestleşme politikaları küresel dengesizlikleri yumuşatıcı değil yükseltici bir rol oynuyor. Gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik rekor düzeylere gelmiş durumda. En zengin 26 kişinin serveti dünya nüfusunun yüzde ellisinin varlığına eşit. Bir yanda olanlar, öbür yanda olmayanlar…

Devamını Oku

FOTİ BENLİSOY: DEVRİMSİZ ‘DEMOKRASİNİN’ EROZYONU YA DA LENİN FRANK UNDERWOOD OLURSA…

Bundan birkaç ay evvel HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu AKP’yi Bolşeviklere benzetince sol tandanslı/tınılı sosyal medya mecralarında topa tutulmuştu. Aslında Katırcıoğlu (belki de farkında olmadan) bilhassa Batı’da yaygın bir kanaati, yani Bolşevizmi günümüzün aşırı sağ “popülizminin” bir tür atası kabul eden anlayışı memleket koşullarına uyarlamış oluyordu. Katırcıoğlu’nun beyanatından bir ay önce, Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk da Polonya’da iktidarda olan (AKP ile aynı siyasal aileye mensup) Yasa ve Adalet Partisi’ni “çağdaş Bolşevizm” olarak tanımlıyordu. Polonyalı siyasetçiye göre geçmişte bu “siyasal barbarlar” (yani Bolşevizm) nasıl mağlup edildiyse bugünün “Bolşevikleri” (yani Yasa ve Adalet Partisi) de pekâlâ yenilebilirdi.[1]  

Devamını Oku

ŞENAY AYDEMİR: BİR STEREOTİP OLARAK ‘DOĞU BLOĞU’ İNSANI

Sinema ve ‘Soğuk Savaş’ denildiğinde ilk akla gelen filmlerden birisi Rocky 4 olmalıdır. Birkaç nedenden ötürü. Rocky 4, CIA uzmanlarının bile Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin 2000’li yılları bulacağını öngördüğü 1985 yılında kısa süre sonra gerçekleşecek çöküşe dair ‘kâhince’ bir öngörüde bulunuyordu. Rocky Balboa’nın Moskova’da İvan Drago’yu büyük bir irade gösterisi ve kanlı bir boks maçının ardından yenmesi üzerine Sovyet seyirciler bir anda onun tarafına dönüyordu. Bu ‘komünist’ Moskova’da kilometrelik McDonald’s kuyrukları oluşmadan tam beş yıl önceydi.

Devamını Oku

EKİNSU DEVRİM DANIŞ: NETFLIX DİZİLERİNDE ‘SOĞUK SAVAŞ’ FONU: STRANGER THİNGS VE DARK

Son dönem Netflix dizileri arasında yer alan Stranger Things, Dark ve 1983’te, ‘soğuk savaş’ temasının bir arka fon olarak kullanılması, sinematik kaygıların çok daha ötesinde anlamlar taşımaktadır. Soğuk Savaş’ı fon olarak kullanan yapımların nasıl bir düzlemde hareket ettikleri, soğuk savaş atmosferi ve bugün ile ilişkilenme biçimleri, soğuk savaş temsili/imgesinin yeniden işlevli hale getirilmesi kültürel hegemonyanın tarihsel inşa süreçleriyle yakından ilgilidir. Bu nedenle ilk olarak sinemada ‘soğuk savaş’ konseptinin nasıl ortaya çıktığı, hangi kültürel kodları kullandığı ve hegemonyanın çatışmalı dünyası içinde bugün ile olan ilişkisini anlamamız gerekir. Soğuk savaşın kültürel ve politik kodlarının bugün sinema ve dizi sektöründe neden yeniden dirildiğinin bir açıklaması olmalıdır.

Devamını Oku

YAĞIZ SENEM: HEGEMONYA MÜCADELESİ ARACI OLARAK SİNEMA: TROÇKİ VE STALİN’İN ÖLÜMÜ  

İtalyan Marksist Kuramcı Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri’nde “Egemen sınıf oydaşmasını yitirmişse, diğer bir ifade ile artık yönetici değil sadece egemen ise salt zorlama gücünü kullanıyorsa bu tam da büyük kitlelerin geleneksel ideolojilerinden koptukları ve eskiden inandıklarına artık inanmadıkları vb. anlamına gelir. Kriz, eskinin ölmekte, yeninin ise doğamamakta oluşundadır,”[1] diyerek hegemonya krizini özetler. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Hitler faşizmini durduran önemli bir güç olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği büyük bir coğrafyada kapitalizmin egemenliğini sarsmakta ve hali hazırda var olan hegemonya krizlerinde bir alternatif olarak yükselmekteydi. Komünizm fikri Avrupa başta olmak üzere ezilen sınıfların sempatisini toplamaktaydı. Bu yükselen fikir karşısında hegemonya krizi içerisinde veya tehdidinde olan belli başlı kapitalist devletler hegemonyayı yeniden sağlamlaştırmak ve egemenliğini devam ettirmek için ciddi bir savaşım içerisine girdi. Ekonomi politikalarında Keynesçi iktisadı ortaya koymak zorunda kalan kapitalizm siyasal alanda ise ne idiği belirsiz bir özgürlük ve bireyselliği çok daha kuvvetli haykırdı. Sosyalizm korkusu ve klasik liberal ekonominin çıkmazları ile kısa süreliğine refah kısmen paylaşılmış ve bireysellik ve özgürlük düşmanı komünizm ve Sovyet miti yaratılmaya başlanmıştı.

Devamını Oku

OLGUN DURSUN: KENDİ MACERASINI SEÇEN NETFLIX

Netflix 1997 yılında kurulduğunda postayla DVD satış-kiralama işleri yapan alelade bir şirketti. Yıllar içinde Red Envelope Entertainment adlı dağıtım şirketi aracılığıyla kendi filmlerini, dizilerini yayımlama fırsatı buldu, 2007’de “internete açıldı”. 2012’de bu dağıtım şirketini kapatarak, Netflix Originals ana başlığıyla kendi yapımlarını yaymaya başladı. 2018’de kendi yapımlarına 12 milyar dolar harcayacak kadar ilerletti işi. Bir yandan da film-dizi dağıtım tekeli olmaya çabalıyor tabii.

Devamını Oku

NURAY SANCAR: MEMLEKET DİSNEYLAND…

Walt Disney eğlence şirketinin 1955 yılında Kaliforniya’da, 1971 yılında Florida’da kurduğu; folklor, masal ve söylence dünyasına ait figürlerin plastik yeniden yaratımlarının sergilendiği tema parklar, yetişkinlere ve çocuklara bir boş zaman eğlenceliği olarak sunulmuştu. Mickey Mouse ile Vakvak Amca’nın, örneğin Hansel-Gretel kardeşler ile Uyuyan Güzel’in, Robin Hood ile bir popüler kültür meşhurunun, Kızılderili ile kovboyun hep birlikte sergilenmesinin ne anlama geldiği daha o zaman kültür teorisyenlerinin ilgisini çekmişti. Ama asıl 1992 yılında Paris’te açılan Disnayland’dan sonra, bu oyuncak parklar ile parkların dışında süren gündelik hayat arasındaki ilişki sorgulanmaya başlayacaktı. Kültürün zaman dışı fragmanlara bölünerek teşhiri ile sabahtan akşama kadar vakit geçirebilmeyi vaadeden, herbiri bir kent simülasyonu olarak tasarlanmış AVM’ler arasındaki ilişkinin, Walter Benjamin’in Pasajlar’da açtığı yoldan giden sosyologlar tarafından en çok didiklendiği zaman 90’lar sonrasıdır. Modern zamanların “pasajlar”ında dolaşıma giren metaların, dükkânların önünde uzanan caddelerin, kafelerin, sinemaların, buz pateni alanlarının, oyun sahalarıyla kreşlerin dikte ettiği yaşam tarzıyla tema parklardan çıkan ideolojik mesaj arasında bir bağlantı vardı. Georg Ritzer buna Toplumun MacDonaldlaştırılması adını takarak, büyüsü bozulmuş bir dünyanın yeniden büyülenmesi yoluyla, topluluğun ortak görü ve ortak bir bakış açısının oluşturulması diyordu.

Devamını Oku

ÜLKÜ DOĞANAY: ŞER CEPHESİ

“Şer cephesi”, otoriter bir rejim açısından son derece elverişli bir kavramdır. Yalnızca “dış düşmanlar” söylemi aracılığıyla seçmenin milliyetçi refleksler etrafında bir araya gelmesine ve kendisini bu tehditlere karşı koruyacağını vaat eden kurtarıcı figür etrafında konsolide olmasına zemin hazırlamakla kalmaz; aynı zamanda içeride de bu söylemin kullanıcısını, kendine yöneltilen her türlü eleştiriyi, örgütlü ya da örgütsüz her türlü muhalefeti marjinal kılarak siyaset alanının dışına itmesine olanak sağlar. Eğer sizi dört taraftan kuşatan bir “şer cephesi” ile karşı karşıya iseniz, kendi aranızdaki anlaşmazlıkları bir kenara bırakarak bu “şer cephesi”ne karşı tek yumruk olmalı, bu var kalma savaşındaki yerinizi almalısınızdır. Bu söyleme göre ya ‘bizlerdensinizdir’ ya da ‘şer cephesinden’. İşte Erdoğan ve AKP’nin son birkaç seçimdir başvurduğu “şer cephesi” söyleminin hem yaşanan ekonomik krize rağmen AKP’ye ve onun iktidar ortaklarına desteğini sürdüren seçmen nezdinde, hem de “bize terörist demesinler” korkusuyla her kritik dönemeçte iktidardan yana tavır alan CHP nezdinde bu denli karşılık bulmasının ardında, toplumu ‘biz’ ve ‘bize karşı olanlar’ olarak ikiye bölen bu yaklaşımın yol açtığı siyaset daralmasının yattığını söyleyebiliriz. Zira “şer cephesi” söylemi, siyaset üretmeye değil, siyasal olanı ortadan kaldırmaya yönelik bir otoriter toplum tasavvurunun aracıdır. Bu yazıda, kısaca “şer cephesi” söyleminin yaratıcısı olmasa da en başarılı icracısı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim konuşmalarında nasıl kurulduğunu ve bu inşanın siyasal sonuçlarının neler olabileceğini ele alacağım.

Devamını Oku

MEHVEŞ EVİN: ‘ESKİ’NİN ANA AKIMI VE BUGÜNÜN HAVUZ MEDYASI

Aynı yolun daha azgın süvarileri

Ana akım (merkez) medya, ne zaman, nasıl havuz medyasına dönüştü? Bugün basının geldiği acınası noktanın tek sorumlusu, giderek otoriterleşen siyasi iktidar mı?

Yoksa, biat yolundaki taşların döşenmesinde basının sorumluluğu var mı? Medyanın siyasi otorite ve sermayeyle 90’larda kurduğu ilişkiler, bugüne dair ne söylüyor?

Bu ağır soruların tek bir yanıtı olmadığı gibi, hakkıyla cevabını verebilmek için gazetecilerin belki günlerce tartışması gerekir. Hah, bunca derdin arasında bir bu eksikti!

Devamını Oku