Category

Dosya

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE KAPİTALİST TARIM-GIDA SİSTEMİ

ATAKAN BÜKE

Görece uzun bir zamandır Türkiye’de gerek siyaset alanının gerekse akademik/entelektüel tartışmaların uzağında yer alan tarım ve gıda ilişkileri, bir süredir yeniden ilgi odağı haline gelmiş durumda. Tohumdan tarımsal araştırma-geliştirme faaliyetlerine, üretim süreçlerinden kamu politikalarına, gıda ürünlerinin küresel ticareti ve dolaşımından tükettiğimiz gıdaların güvenilirliğine, biyoloji ve genetik alanlarından ekoloji ve iklim tartışmalarına, beslenme ve halk sağlığından gıda kültürü ve toplumsal kimlik alanlarına uzanan geniş bir yelpazede tarım ve gıda ilişkileri yoğun bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkıyor.

Devamını Oku

HARİS RUHLAR, MORÖTESİ YALNIZLIKLAR, PARANOYAK EVRENLER

HÜSEYİN KÖSE

Animal laborans sadece molalara aşinadır,

derin düşünceli bir dinlenme bilmez.”

Byung-Chul Han

Karanlık ve haris yanlarımızı anlamaya ve kıyasıya ışıtmaya çalışma çabamız yüzündendir belki de mukallit ve mukadder geleceği daha okunaklı kılmaya adanmış girişimlerin hayali durmadan bir paranoyadan diğerine sürüklemesi. Ne ki, hiçbir şey aydınlatamaz gerçekte içine kopkoyu bir külçe gibi çöreklendiğimiz o morötesi geceyi. Nedeni de şu ki, her şey öngörülebilir ve açık seçik bir zaviyeye eriştiği anda bile, “görünürlüğün tuzağa dönüştüğü” o bildik Bentham’cı panoptik düzenin varlık zincirine ipotek koyan kötücül muhasebesi başlar yeniden. Doğa ve onunla birlikte insan doğası optimumu ve mükemmeli hedefledikçe, yeni baştan bir vasata toslayan aklın vahşetine kapılır; bu andan itibaren artık ileri değil, çok ileriye gidilir, neredeyse taş devri kadar geriye… Bu, huzursuzluğun hamuruna öylesine köşeli çentikler atmış bir akıldır ki, tüm yaşam alanlarını ve doğal kaynakları tükettikten sonra bir daha asla ot bitmeyecek topraklarda fenni gıda kapsüllerinin ardına düşer, ruha güvenli ve huzurlu bir sığınak oluşturan her barınak ve mıntıkayı yakıp yıktıktan sonra bile kozmik binaların, biyomorfik evlerin düşünü kurar.

Devamını Oku

İKLİM KRİZİ VE YÜKSELEN KÜRESEL İKLİM HAREKETİ

BENGÜ AYDIN DİKMEN

 Dünyanın her yerinden gelen yangın, sel, fırtına, kuraklık haberleri bize artık iklim krizinin uzak bir ihtimal değil bizzat içinde yaşadığımız bir gerçeklik olduğunu gösteriyor. Bu krize sebep olan sera gazı emisyonlarının devam etmesi, ormanların ve tarım arazilerinin yok edilmesi ve en önemlisi sanayileşmiş toplumların tüketim kültürünün tüm unsurları iklim krizinin nedenleri. Bu sebepleri azaltmak için küresel düzeyde yapısal değişikliklerin önünü açacak siyasi irade gerekiyor. Peki, şimdiye kadar iyi bir karne verdi mi siyasiler?

Devamını Oku

SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE İKLİM ÇALIŞMALARI

NEDİM YILMAZ

İklim değişikliği üzerine yapılan çalışmalar günümüzde hız kesmeden devem ediyor. Belirli periyotlarla iklim değişikliklerinin gelecekte nelere sebep olacağına dair varsayımlar ve bunlar üzerine gelişen bilimsel teoriler üretiliyor. Asya iklimi konusunda geçmişte kapsamlı çalışmalar yürüten Sovyetler Birliği’ndeki bilim insanları bu konuda büyük başarılara imza attı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ardından hız kazanan iklim çalışmaları sosyalist ekonominin gelişimine katkı sunarak bilimsel faaliyetlerde pratik bir şekilde kullanıldı. Sovyet Bilimler Akademisi bu kapsamda yürütülen pek çok projeye destek verdi. Sovyetlerin geniş coğrafyasındaki iklim değişikliği çalışmaları ve doğanın dönüşümünü ilgilendiren incelemeler büyük gelişme gösterdi. Bu bilgiler ışığında Sovyetler Birliği’nde iklim çalışmaları tarihine bir göz atalım.

Devamını Oku

TÜRKÇE RAP’İN YOL HARİTASI VE GELECEĞİ

Güney Bronx’un gettolarında yoksul/siyah gençlerin çığlığı ile yoğrulup bir alt-kültüre dönüşen hip-hop ve onun sözlü ifade biçimi Rap müzik bütün dünyayı etkisi altına almış durumda. Hızlı bir şekilde piyasaya adapte olmasına ve devasa bir endüstriye dönüşmesine rağmen bu kültür özünde ki protest potansiyelİ de korumaya devam ediyor.

Türkiye’de de rap müzik tıpkı ABD’de olduğu gibi piyasalaştı ve zamanla lümpen kaygıların, hazların işlendiği bir dil oluşturdu. Ve yine ABD’de olduğu gibi protest potansiyelini koruyarak hızla yeni bir kültür yarattı.

Türkiye’den Almanya’ya giden göçmen emekçilerin üçüncü kuşağında, göçmen karşıtı şiddete tepkinin bir ifade biçimi olarak ortaya çıkan Türkçe rap, bugün ülkenin dört bir yanında, özellikle “kenar mahalleler”de ortaya çıkan çok sayıda icracısıyla serpildi. Söz sanatları ile işlenen hikayeler, teması ne olursa olsun kendi edebiyatını, dilini, üslubunu oluşturdu. İcra edebilme olanaklarına ulaşmanın daha kolay olması ve söze yaslanması sebebiyle içinde bulunduğu maddi koşullardan diğer müzik türlerine oranla çok daha fazla etkilendi. Son yıllarda işssizlik ve yoksulluğun hızlı yükselişi; düşünce ve ifade üzerinde baskıların yoğunlaşması ile birlikte işlenen profiller ve anlatılan hikayelerde değişiklikler gözlemlenmeye başlandı.

Dergimizin 32. sayısında, ortaya çıktığı koşullar, izlediği süreç, soluklandığı duraklar ile birlikte Türkçe rap’i ve tüm bu setrin özgün sanatçıları, onların eserlerini mercek altına alıyoruz.

NURAY SANCAR: YENİ GELİN SUNUMUNUN MAHREM ÖYKÜSÜ

Hem namahrem ve mekruh olanın, caiz olmayan insan davranışlarının listesini tutarak mahrem alanı, içinde yaşamayı bir azab haline getiren bir söylem. Hem mahremin köşe bucak, kıyı köşe

kamusal alana süpürülüp saçılmasının bakıştan azade hiçbir insanlık durumunu bırakmamış gibi göründüğü pratik. Her ikisi de birbirini yerinden edemeden, kültürel bütünün çelişik fragmanları olarak birlikte durabiliyor.

Devamını Oku

DOÇ. DR. İLKAY KANIK*: YAŞAM TARZI ÜRETEN DİYETLER

Anthony Giddens, kültürel ürünlerle yaratılan ve kitle iletişim araçlarında paylaşıma sunulan küresel fikirler, imgeler ve kimlikler olduğunu söyler. Giddens’a göre hayatın her alanında birey “küresel etkilere” maruz kalmaktadır. Ulusal sınırlar, küresel sınırların karşısında güçsüzdür. Tüketim kültürünün ürettiği beden tanımlaması da, küresel etkilerle yerel beden algılarına hükmeder ve yeniden şekillendirir.

Devamını Oku

EREN SARAN: AĞIZ TADIYLA İKİ LAHMACUN YİYEMEZ OLDUK!

“Hayatımın ilk yıllarını, annemin ve büyükannemin mutfağında, bu bilge kadınların girer girmez evrenin esasını oluşturan dört elementi; suyu, havayı, ateşi ve toprağı ustalıkla işleyen büyük simyacılara ve rahibelere dönüştüğünü gördüğüm mutfağın kutsal bölümünde, ateşin yanı başında geçirdim. Sanki yaptıkları bir hiçmiş, ateşin arıtıcı gücünden geçirerek dünyayı dönüştürmüyorlarmış, yememiz için hazırladıkları besinlerin saatlerce bedenimizde kalarak organizmamızı değiştirdiğini, canımızı, ruhumuzu beslediğini, bize kimlik, dil ve aidiyet kazandırdığını bilmiyorlarmış gibi alçakgönüllü bir tavırla bunu yapmaları çok şaşırtıcıydı.”[1]

Devamını Oku

BÜLENT ŞIK: TÜRKİYE’DE GIDA GÜVENLİĞİ SAĞLANABİLİYOR MU?

Gıda güvenliği sadece teknik bir mesele olarak anlaşılır. Bu anlayış yaygın kabul görse de doğru mu, değil mi, tartışılır. Güvenlik sözcüğü son derece olumsuz çağrışımlara sahip artık. Bir şeyleri güvenli kılma adına yapılanlar, hayatın her alanını baskı ve denetim altına almanın ve piyasa süreçlerine dâhil etmenin bir yolu olarak da görülmekte.

Devamını Oku

BARIŞ AVŞAR: “ERKEN GURME” OLARAK EVLİYA ÇELEBİ

“Karadeniz’in balıkları kadar bir denizin balığı lezzetli değildir. Özellikle İstanbul boğazlarında olan lezzetli balıklar sanki Musa sofrasıdır…”
Evliya Çelebi’nin sadece gezi değil tarih, sanat, edebiyat, folklor, coğrafya, mimari ve dil kitabı da olan Seyahatname’sinde sözü geçen ilk ‘lezzet’ bir İstanbullu için şaşırtıcı olmayacak şekilde Boğaz balıklarıdır. Peki acaba Çelebi, Boğaz balıklarını överken, davetlilere ikram edilen yiyeceklerin ‘gökten indirildiği’ bir peygamber sofrasına atıf yaparak, dini/siyasi iktidarın hışmına uğramama çabası içinde midir?

Devamını Oku