Category

Dosya

AYASOFYA BİLİNMEZLİĞE DOĞRU

ULAŞ TÖRE SİVRİOĞLU

Türkiye’de toplumun gerçek sorunlarını örtme çabasının son kurbanı Ayasofya Müzesi oldu. Ayasofya’nın müze vasfını yitirmesi olayı, kamuoyunun belli bir kesiminin sempatisini toplamak maksadıyla onun “camiye çevrilmesi” ve “ibadete açılması” olarak lanse edildi. Oysaki Ayasofya Müzesi zaten teknik olarak –kilise değil- cami statüsündeydi, minarelerinden ezan okunuyordu ve sınırlı sayıda insanın ibadetine de halihazırda açıktı. Bu nedenle öncelikle yaşanan gelişmenin doğru terimsel karşılığını söylemeliyiz. Söz konusu olan “Ayasofya’nın cami olması veya ibadete açılması değil; müze statüsünün kaldırılması ve kitlesel ibadete açılmasıdır.”

Devamını Oku

AYASOFYA’NIN MAKETİ, KURTULUŞUN CAMİSİ! MURAT UÇANER: DİN SÖMÜRÜSÜNÜN SEBEBİ HALKLARI DAHA İYİ YÖNETMEK

SÖYLEŞİ VE FOTOĞRALAR: DENİZ KAR

Ayasofya hem Bizans’ın hem Osmanlı’nın hem Hristiyanların hem de Müslümanların kırmızı çizgisi. İki inanç sistemi de yerle yeksan olsa, her iki inancın da temsilcileri çıkıp ‘Ayasofya son kalemizdir, gasp edilemez’ diyeceği yer. Ayasofya’nın maketi, Antep’teki Meryem Ana Kilisesi. Zamanında Ortodoks Ermenilerin, bugünlerde Kurtuluş Camisi adıyla Sünni Türklerin kırmızı çizgisi. Bölgeyi ele geçiren güçlerin, egemenliklerini ilan edercesine dini yapılar üzerinde kurduğu tahakküm, Anadolu coğrafyasının her yerinde olduğu gibi Antep’te de karşımıza çıkıyor. Anadolu’da, zamanında bulunan üç misyonluk bölgesinden birisinin merkezi olan Antep’te, Ermeniler tarafından inşa edilmiş, katedral sayılabilecek bir kilise bulunuyor. Osmanlı döneminde kubbesiyle inşa edilen tek kilise olma özelliğine sahip bu yapının mimarı, Dolmabahçe Sarayı’nın da mimarlığını yapan ve dönemin saray mimarlarını içinde barındıran Balyan ailesi. Ayasofya’nın küçük bir maketi olarak tasarlanan bu kilise, soykırım döneminde Ermenilerin sevkiyat merkezi, savaş döneminde askeri depo, cumhuriyet kurulduktan sonra cezaevi, son 35 yıldır ise cami olarak kullanılıyor. Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi kararıyla, ibadethanelerin önemi çeşitli şekillerle tartışılmaya devam ediyor. Antep tarihine çokça kafa yormuş araştırmacı yazar Murat Uçaner ile bölge halkının geçmişten günümüze inanç sistemini, Meryem Ana Kilisesi’nin tarihini, ibadethanelerle birlikte dinin devlet katında nasıl bir yeri olduğunu konuştuk.

Devamını Oku

KİM KİMİNLE OYNUYOR?

Mağara duvarına çizilen resim, sokak arasında oynan saklambaç, sıkıcı bir toplantıda kağıda yapılan karalama… Temel bir insan etkinliği olarak oyun kapitalist modernizm ile birlikte “iş bölümü” alanından uzaklaştırıldı ve kontrol altına alındı. Ancak oyunlar dijitalleşmesi ve internetin sağladığı olanaklar ile “lakayt” özünden soyutlanarak “ciddi” işlerin aracı haline getirildiği gibi modern devletin denetiminden azade olmasa da büyük ölçüde kontrol-dışı kalmayı başarıp kendi alt-topluluklarını ve alt-kültürlerini yarattı. Hayattan dışlanan oyunun, dijital çağda hayatın merkezine oturmasa bile yakınına konumlanması ise sebepsiz değildi.

Devamını Oku

ARS GRATIA ARTIS, ARS GRATIA LUDIS[1]

BERKE SOYUER

Oyun ve sanat, günümüz anlayışında birbiriyle zaman zaman kesişebilen, fakat bağlantısız iki temel kavramdır. Özellikle çağdaş sanat ve dijital oyunlar birbiriyle tamamen alakasız görünen iki kültürel ifade alanı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Devamını Oku

CİDDİ VE CİDDİYETSİZ (!) OYUNLAR

ÇİĞDEM ÖZKAN

Hem insan hem de diğer türler için ortak bir etkinlik olarak; kimi araştırmacılar için “kültürden de eski,”[1] bazı biçimleriyle dini ritüellerin kalıntısı,[2] bazı araştırmacılara göre ise hayatta kalmaya yönelik “biyolojik bir uyarlama”[3] olan oyunlar yaşamın vazgeçilmez bir parçasını oluşturuyor.

Devamını Oku

DİJİTAL OYUN TARİHİNE KISA BAKIŞ

ONUR KAVAK

Ekim 1958, New York. Brookhaven Ulusal Laboratuvarında geleneksel bilim günleri düzenleniyordu. Her sene olduğu gibi bu sene de katılımcılar göz gezdirdikleri  laboratuvar materyallerinden bir şey anlamıyor, bakıp geçiyordu. Laboratuarın bölüm başkanı olan William Higinbotham bu durumu içine sindiremiyor, tersine çevirmek adına birkaç hafta gibi kısa sürede yazdığı oyunu katılımcılara sunuyordu; Tennis for Two”[1]

Devamını Oku

OYUN EMEKÇİLERİNİN DÜNÜ BUGÜNÜ

İSMAİL GÖKHAN BAYRAM

Herhangi bir dijital oyunu oynamak için bilgisayarımızın ya da konsolumuzun başına oturduğumuzda oynayacağımız oyuna dair hikâyesinden tutun da ne kadar eğleneceğimize pek çok şey düşünürüz. Ancak ilk aklımıza gelenler arasında genelde oynadığımız oyunun nasıl ortaya çıktığı, kaç kişiyle ve hangi şartlar altında üretildiği gibi sorular yoktur.

Devamını Oku

OYUN YAYINCILIĞINDA DÜNDEN BUGÜNE DEĞİŞEN

OLGUN DURSUN

Türkiye’de geniş kitlelerin dijital oyun alışkanlıkları çok kısa bir zaman öncesine kadar dünyayı en az bir on yıl kadar geriden takip ediyordu desek çok da yanlış olmaz.

Devamını Oku

MOBİL OYUNLARI NEDEN SEVDİK?

LEVENT GÖKÇEK

1980’lerde başlayan neo-liberal dönüşüm hayatın her alanında etkisini gösterdi. İşçi sınıfının onlarca yıllık mücadelesi ile elde ettiği haklara dönük saldırılar bu dönüşümün en duru özüydü. Ücretler düşmeye, çalışma koşulları ağırlaşmaya ve tüm bunlarla birlikte işte geçirilen süre uzamaya başladığında ücretli emekçinin sosyal ve kültürel etkinliği de azalmaya ve zorunlu olarak dönüşmeye başladı.

Devamını Oku

ANKARA’DAN İŞÇİ PORTRELERİ

DENİZ ORTAKÇI

Ankara’nın “memur şehri olduğu” fikrinin bir geçerliliği kalmadı. Özellikle son yirmi yılda bariz bir şekilde bir “işçi kenti” durumuna geldi. Ankara işçi sınıfı nicel ve nitel olarak ciddi bir artış yaşadı.

Devamını Oku