Catharine A. MacKinnon: Kelebek etkisinde kadın politikaları

Cinsellik çoğunlukla kadına karşı bir aşağılama aracı olan ve kadının erkeğe karşı eşitsizliğinde çoklukla önemsenmeyen bir faktördür. Peki kadınların cinselliği bu koşullardan azade midir? Kadınlar cinselliği nasıl, nereden öğrenir?

GÜLCAN KILIÇ KARACA

Amerikalı hukukçu ve feminist aktivist Catharine A. MacKinnon’ın Nisan ayında çıkan kitabı Butterfly Politics’in tanıtımı ile ilgili Londra’da London School of Economics (LSE) üniversitesinde 18 Mayıs’ta bir etkinlik gerçekleşti. İngilizce feminist literatürde en çok atıfta bulunulan düşünürlerden biri olan MacKinnon’ın bu eseri daha önceki çalışmalarının bir özeti niteliğinde olsa da kitapta, yıllardır üzerinde çalıştığı bazı davaları, konuşmaları okuyucuyla ilk kez buluşturmayı hedefliyor. Kitapla ilgili en önemli yenilik ise kendi ifadesiyle “40 yıllı aşkındır yapmış olduğu akademik ve pratik çalışmalarını nihayet teorize etmiş olması”. MacKinnon, bu teorik altyapıyı Konrad Lorenz’in 1972’de yaptığı bir konuşmasının başlığı olan “Brezilya’da kanat çırpan bir kelebek Texas’ta bir fırtınaya sebep olabilir mi?” sorusuna evet yanıtını vermesiyle başlayan, literatüre “kelebek etkisi” olarak geçen ve geliştirilerek kaos teorisine dönüşen fikirleri, karşılaştığı davalar ve sonuçları üzerinden hukuka uyguluyor. Burada kelebek etkisi tabiriyle anlatılmak istenen, kaotik sistemlerde gerçekleşen çok küçük değişikliklerin bile çok büyük değişikliklere yol açabileceği düşüncesidir. Kullandığımız yeni bir kavram, yeni bir ifade, yeni bir eylem ve düşünüş biçimi, politik istikrarsızlık ortamında yaşadığımız şu günlerde büyük toplumsal değişikliklerin önünü açabilir.

MacKinnon’ın hukukta asıl olarak çalıştığı konular, tecavüz, cinsel taciz, fuhuş, kürtaj ve pornografidir. Bu yazıda Londra’da gerçekleşen ve benim de katılma fırsatı bulduğum bu etkinlikte yapılan tartışmaları ve MacKinnon’ın son kitabı olan Butterfly Politics de dahil olmak üzere yazarın bu zamana kadar hukuk ve cinsellik üzerine söylediklerini özetlemeyi ve incelemeyi amaçlıyorum.

Tecavüz: hukukta rıza ne anlama gelir? Cinsellik tecavüz müdür?

Pek çok hukuk sisteminde, tecavüz zorlama ile ve kadının rızası olmadan yapılan bir cinsel ilişki olarak tanımlanır. Bu tanıma göre cinsel ilişkide, rızanın anlamı birinin bunu başlatıp ötekinin bu duruma razı olmasıdır. Oysa cinselliğin belli bir tarafının girişiminden bağımsız olarak –ki kadınların cinselliği başlatması ataerkil toplumda genellikle kabul görmez- tarafların ortaklığı ve etkileşimi ile gerçekleşmesi gerekmez mi? Bu anlamda hukuktaki rıza kavramının kendisi başlı başına cinsellik anlayışımızın altında yatan temel bir eşitsizliğe işaret eder. Çünkü cinsellikte rızanın aranıyor oluşu, anlam itibariyle hiyerarşik bir duruma işaret eder. Eğer tecavüzü rızanın olmamasıyla tanımlıyorsak, cinselliği en temelinde ortaklığın ve eşitliğin olmadığı bir ilişki biçimi olarak tasavvur ediyoruz demektir. Bu anlamda, tecavüzü seksten ayıran nokta zorlamanın seviyesidir. Yani cinselliği ve özellikle kadının cinselliği yaşayışı, hukukun bu tanımına göre tecavüzdür. Tecavüzü kriminal yapan ise erkeklerin kadınlara ne yaptığı ve kadınların ne deneyimlediğidir. MacKinnon cinsellikte, fuhuşta ve her türlü cinsel temasta rıza meselesini sorguladıktan sonra şunu sorar: Eşit olmayan koşullarda sıradan görüneni sert olandan ayırmak mümkün müdür? Ya da içinde yaşadığımız eşit olmayan koşullarda kadının rıza göstermesi ifadesi ne anlama gelir?1 Kadınlar sadece erkek egemen düzende erkeklerin kendilerinden daha üstün olduğu algısıyla ya da ilişkilerini devam ettirmek için bile erkeğin seks teklifine evet diyebilirler ya da pornografide, popüler kültürde ve hayatın her alanında eril cinsel organlarla ve onun algısıyla kuşatılmış bir cinsellik algımız olduğu için bu cinselliği erotikleştirebilirler. Bu durumda kadının rıza göstermesini bu eşitsiz, ataerkil sistemde sağlıklı bir şekilde ölçmek mümkün olmayabilir. Ona göre bir cinsel ilişkide kadının rıza göstermesi ve ya zorlamanın olmaması erkek ile özgür ve eşit koşullarda cinsel ilişki yaşadığını göstermez. Hatta cinsel ilişkiyi istediğini bile göstermez.

MacKinnon savlarını cinsel taciz davalarından örnekler vererek güçlendirir. Cinsel taciz, genel olarak hukukta ‘kadının, erkeğin cinsel isteğini reddedecek durumda olmadığı anlarda istenmeyen bir davranış’ olarak tanımlanır. Peki kadın hangi durumlarda erkeğin cinsel isteğini reddedebilecek durumundadır? Hiyerarşik ilişkiler içerisinde; iş yerlerinde, eğitim kurumlarında kadınlar gerçekten erkeğin taciz ettiği durumlarda özgürce hayır deme, istemediğini belirtme koşullara sahipler mi? Hepsinden daha önemlisi, özel alanlar olarak tanımlanan evlerde kadının hayır demesi gerçeklikte ne kadar karşılık bulur? Kadınlar sözel ya da fiziksel şiddete maruz kaldıklarında bile evi terk edecek durumda değilken ve pek çok ülkenin hukuk sisteminde yasal olarak yeterince desteklenmiyorken, bu cinsel isteği reddedecek gücü nereden alabilirler? MacKinnon pek çok kere gündeme getirdiği cinsel taciz davalarının bazı örneklerine son kitabında da yer verir ve genel olarak, fiziksel zorlamanın tecavüz vakalarına kıyasla daha düşük düzeyde yaşandığı cinsel taciz vakalarının, kazanılma oranlarının düşüklüğünden bahseder. Ona göre bu gerçeklik cinselliğin pek çok devlet nezdinde tecavüz olarak yaşandığı fikrinden kaynaklanır. Yani tacizde zorlamanın ‘az’ olmasından kaynaklı kadınların zor bir hukuksal süreçle karşı karşıya bırakılması günlük ve sıradan olan cinselliğin içinde halihazırda şiddetin varlığının ön kabulünden gelir. Oysa yaralanmaya ya da işkenceye varan bir tecavüz davasının kazanılma ihtimali daha yüksektir. Bütün bunlar MacKinnon’ın söylediklerini ispatlar niteliktedir. Yani devlet kadınların sıradan cinsel ilişkide tecavüze uğradığını kabul eder. Sadece bunun şiddeti çok arttığında kadını mağdur olarak görür. Ancak yine de pek çok tecavüz davası özellikle aile içi tecavüz davaları kanıt yetersizliğinden düşmektedir. Aile içi tecavüzlerde çok daha güçlü dayanaklar istenmesi erkek egemen hukuka göre tecavüzün bir başkası ile yani tanımadık biri ile olduğu fikrine dayanır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki kadınlar çok büyük bir oranda tanıdıkları birilerinin tecavüzüne uğramaktadır. Bu durum da erkek bakış açısına göre daha az can yakmaktadır. Tanıdık birinin tecavüz etmesi erkek zihniyete göre hiç tanımadığın birinden daha iyidir. Oysa çoğu kez kadınlar tanıdıkları ve güvendikleri biri tarafından tecavüze uğradıklarında daha fazla sarsıldığını ifade etmişlerdir. MacKinnon’a göre bir tecavüz davasında delil bulmakta zorlanmak normal cinsellik algınızın zora dayandığının ispatıdır.2 Bu anlamda, böylesi hukuk sistemine sahip devletlere göre, kadının aktif olarak yer aldığı ve mutabakata dayanarak gerçekleşen bir cinsellik hiçbir zaman söz konusu değildir.

Bu yüzden MacKinnon devletlerin yaşanan her tecavüzün, her cinsel tacizin ve her türlü ayrımcılığın parçası olduğunu ifade eder. “Kadınlara karşı gerçekleşen her türlü ayrımcılıkta devletler aktif olarak suç ortağıdır” der. Buna örnek olarak; polisin ev içi suçlarla ilgilenmemesi, pornografinin özgürlük adı altında yaygınlığı, korunması ve şiddete maruz kaldıkları için partnerlerini öldüren kadınlara yönelik savunma hakkının verilmemesi gibi genel olarak cinsiyete bağlı şiddete ilişkin örnekler verir.3

Tam da bu sebeplerden dolayı kadınlar ancak çok büyük bir olay ile karşılaştıklarında hukuka başvurur. Yüzleşmeye olan inançsızlık, kanıtlananın yükü, yasal varsayımların anlamı, ihlal edene hiçbir yaptırımın olmayışı kadınların cinsel şiddete maruz kaldığında sessizleşmesine sebep olur. Yani hukuk, erkeklik değerleri ile inşa edilen eşitsizliğe dayanmakta, mağdurun zarar görmesini çok da umursamamaktadır. Yine bu yüzden ayrımcılık hukukta sistematik bir durum olarak değil; bireyler nezdinde münferit vakalar olarak ele alınır. MacKinnon bu noktada daha eşit bir hukuk sistemi için tecavüz, taciz, fuhuş ile ilgili yasalarda, yasanın rıza değil ‘eşitsizlik’ koşullarını tanıması önerir. MacKinnon bununla şunu demek ister: Kadınlar doğduğu andan itibaren bu eşitsiz ve adaletsiz koşulların içinde kendini bulur. Böylesi bir toplumda kadınların bir seçim alternatifinin olmadığını, dolayısıyla rıza gösterip göstermemelerinin sorgulanmasının anlamsız olduğunu vurgular. Londra’da gerçekleşen toplantıda kendisine yöneltilen bir soruda durumu daha açık hale getirmek için şöyle bir örnek verdi: “Kötü koşullarda çalışıp, hak ettiğini alamayan, kötü ve adaletsiz koşullarda yaşayan bir işçiyi düşünün. Bu kişi için ‘ama maaşını alıyorsun’ ‘çalışmaya rıza gösteriyorsun’ gibi anlamsız bir eleştiri olabilir mi? Cinsellikte rıza meselesinde de bu böyledir. Biz bu adaletsiz ve eşit olmayan koşullar içinde çok fazla seçenek sunulmadan doğuyoruz zaten.” Rıza meselesi bu anlamıyla sadece cinsellikte değil pek çok alanda sorgulanmıştır. Örneğin Marx 1844 El Yazmaları’nda, kapitalist sistem içerisinde sömürü koşullarına rağmen emeğini satmak zorunda bırakılan işçi sınıfının bu koşullara rıza göstermesini ilk sorgulayan kişilerden biri olmuştur.

MacKinnon cinsellikle ilgili yaygın kanının temelde şiddet içerdiğini anlatmak için, Butterfly Politics’de tecavüzcüler konusunda yapılan araştırmalardan bahseder. Buna göre; tecavüzcülerin pek çoğu tecavüz ettikleri için değil, yakalandıkları için yanlış yaptıklarını düşünürler. Çoğu kez diğer erkeklerin de kendilerine bakış açısı böyledir. Tecavüzcülerin cezaevinde olma sebepleri, çoğu erkeğin her gün yaptığı şeyden sadece biraz farklıdır. Zaten araştırmalar tecavüzcülerin çoğunun normal psikolojiye sahip olduğunu gösterir.4

Bu gerekçelerden dolayı MacKinnon tecavüzün hukukta yasal olarak işkence kavramı içerisinde ele alınmasını talep etmiştir. MacKinnon bunu ilk kez 1993 yılında uluslararası toplumun eski Yugoslavya’daki iç savaş sürecinde faşist Sırbistan yönetiminde Boşnaklara karşı gerçekleştirilen kitlesel tecavüz olaylarıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde önermiştir. MacKinnon burada tecavüzün soykırım için nasıl bir silah olarak kullanabileceğini görmüş, uluslararası işkence tanımı ile tecavüz tanımını karşılaştırıp “neden işkence cinsiyet temelinde -örneğin tecavüz, küfür ve pornografi biçiminde- insan hakları ihlali olarak görülmüyor?” diye sormuştur. Çünkü işkencenin ‘genel olarak kabul edilen’ tanımında işkence yapmanın amacı, bir rejime meydan okuyan ve bu yüzden “siyasi” olarak görülenleri “kontrol etmek, sindirmek veya ortadan kaldırmak” olduğu belirtilir ona göre bu tanım aynı zamanda tecavüzün tanımıdır. MacKinnon işkence örnekleri olarak bazı aile içi şiddet ve tecavüz örnekleri göstererek “Tüm bunlar Şili’de bir hücrede ya da Türkiye’de gözaltı merkezlerinde değil Nebraska’da evlerde ya da Los Angeles’ta porno stüdyo odalarında gerçekleşti” der. Ve MacKinnon’a göre bu durum bir çifte standartı yansıtmaktadır: Cinsiyete bağlı yaşanan bu şiddet çoğu kez insan hakları ihlali olarak görülmez, siyasi olarak tanımlanmaz oysa kadına yönelik tüm şiddet biçimleri son derece politiktir. Bu anlamda MacKinnon çoğunlukla evde kadını kontrol etmek, sindirmek için gerçekleşen bu şiddetin sistematik ve politik olduğunu, işkencenin tanımıyla paralellikleri bulunduğunu vurgular. “Ancak devletler nezdinde ‘sadece’ tecavüze uğramanın işkenceye uğrayan ile aynı zarara yol açmadığı düşünüldüğü için tecavüz işkence olarak yorumlanmaz” der. Bunun altında yatan sebep ise yine kadınların işkenceye rıza gösterdiğinin düşünülmesidir. Oysa tecavüz rastgele ya da bireysel değildir. Sistematik ve grup temellidir. Ancak MacKinnon’ın işkence olarak kabul ettirmeye çalıştıkları sadece tecavüz değil; kadına karşı yapılan her aile içi şiddet, insan kaçakçılığı ve pornografi de bu başlıkta yer almalıdır. Tecavüzün işkence ile aynı kategoride alınmasının tecavüzün asıl olarak cinsiyet eşitsizliğine dayandığı gerçeğini manipüle edici bir etkisi olabileceği ya da bazı vakalarda bu kavramların iç içe geçeceği gerekçesi ile MacKinnon’ın bu önerisine feminist strateji açısından da karşı çıkan pek çok feminist bulunmaktadır.5

Pornografi teori tecavüz pratiktir’

MacKinnon neredeyse hayatı boyunca, pornografi karşıtı mücadelede hem aktivist hem teorisyen olarak yer almıştır. Ona göre, kadının metalaştığı, aşağılandığı, tecavüze ve her türlü şiddete uğradığı pornografinin toplumdaki etkisi tecavüz olarak ortaya çıkar. Only Words adlı kitabında MacKinnon pornografiyi sadece soyut bir kavram olarak değil, eylemsel düzeyde sonuçları olan sistematik bir yapı olarak ele alır.6 Kadınların vajinalarına veya vücutlarının bazı bölgelerine çeşitli şeyler sokulup, kadınlar bağlanıp dövülürken; ya da saçından tutulup boğazlarına kadar siyahlara ait – bir stereotip olan – kocaman penisler sokulurken veya pornografik film çekimleri sırasında kadınlar kendilerine uygulanan şiddeti birebir deneyimlediklerinde hiçbir sansür uygulanmaz ve hatta zaman zaman ölür, tecavüze uğrarken bu meseleyi sadece kafamızda gerçekleşen soyut bir şey olarak ya da bir ifade özgürlüğü alanı olarak tartışamayız. MacKinnon’a göre bu olsa olsa nefret suçu özgürlüğüdür. Yine porno videolarındaki oyuncuların 18 yaşından büyük olması tecavüz içeren pornografiyi meşrulaştırmaz.

Bu anlamda radikal bir feminist olan MacKinnon liberallerle büyük bir kavga içerisindedir. Çünkü pornografinin yasaklanması ya da sansüre uğraması liberal dünyada fikir ve eylem özgürlüğünün karşıtı olarak algılanır. Cinsellik insanlığın tarihinden beri mağaralarda, resimde, sanatta daha pek çok alanda bir gerçeklik olarak vardı. Ancak bugünkü haliyle kadının, metalaştığı, aşağılandığı, son derece hiyerarşik bir yapıya sahip olan ve kapitalist sistem içerisinde büyük bir pay edinen pornografinin bugünkü durumunu kazanmasında özellikle internet kullanımının yaygınlaşmasının ve popüler kültürün etkisi büyüktür. (Pornografi her gün milyon dolarların kazanıldığı en büyük sektörlerden biridir. Örneğin pornogrofi siteleri Twitter, Netlix ve Amazon’un toplamından daha fazla ziyaretçi sayısına sahiptir. Ve 2006 yılında tüm ülkelerin toplam yıllık porno geliri 97.06 milyar dolardır.7) Bu noktada MacKinnon’ın fikirleri muhafazakârlarınkinden ayrışır. Onun karşı çıktığı, -her ne kadar sanatsal olan ile pornografik olanı ayırmanın güç olduğunu belirtse de8– erotik ya da sanatsal olana değil; tamamen şiddet kültürüne dayalı olan pornografiyedir. Yani pornografi bugün pek çok liberalin ifade ettiği gibi ne özgürleşmenin sembolüdür ne de insanların cinselliklerini renklendirmek için yapılan fanteziler bütünüdür.

İkinci olarak ona göre, pornografi cinselliğin erkek -ve çoğunlukla beyaz erkek- gözünden görülen halidir. Bu tarz bir pornografi sekste ‘olması gerekene’ dair yanlış cinsiyetçi kalıp yargılar doğurur. MacKinnon’a göre “bazı erkekler bu tarz bir seks algısı ile uyuşmadığını belirtebilir ya da bunu reddeden bir söylemde bulunabilir ancak belirtilmesi gereken pornografinin yalnızca mevcut erkek egemen sistemi beslediği değil erkeklik ve seks ile ilgili onu yeniden şekillendirdiğidir. Bu şekilde iktidar ve güç ilişkilerine dayalı, kadınların erkeklere yapması için verdiği sözler bütünü olan, asıl olarak erkek için hazırlanan ve kadını hedef alıp onu metalaştıran, çarpık bir algımız olur cinselliğe dair.”9

MacKinnon’ın ifade ettiği bu çarpık cinsellik algısını en çok çocuklar üzerinde görebiliriz. Örneğin geçen yıl İngiltere’de çocuklarla yapılan bir araştırmaya göre10 oğlan çocuklarının % 53’ü porno sitelerde gördüklerinin gerçek sevişmenin tasviri olduğunu belirtmiştir. Kız çocuklarının ise % 39’u gördüklerini gerçekçi bulduklarını, bu çocukların % 41’ı merak ettiği için porno sitelerine baktıklarını ifade etmiştir. Deneyimleri sorulduğunda ise %27’si şok olduğunu, %24’ü kafasının karıştığını, %23’ü ise iğrendiğini söylemiştir. Yine aynı şekilde oğlan çocuklarının %7’si kız çocuklarının ise %77’si pornografinin rıza kavramını anlamalarına yardımcı olmadığını belirtir.

Çocukların pornoya ulaşma yaşının çok düştüğü günümüzde (pek çok ülkede ortalama 11 olduğu söylenmektedir), pornografinin çocuklar üzerindeki tek olumsuz etkisi çarpık ve hiyerarşik bir cinsellik öğrenmeleri değil; fakat aynı zamanda kendilerinin de birçok kez kurban haline gelmeleridir. Örneğin her gün internetteki arama motorlarında binlerce kez çocuk pornosu aranmakta, izlenmekte ve çocuklar dünyanın dört bir yanında bu videolarda kullanılmaktalar.

MacKinnon pornografide de, fuhuşta da rıza meselesini sorgular ve bu hususta yine aynı argümanı, yani pornografide ya da fuhuşta kadının rızasının anlaşılmasına olanak tanıyacak eşitlikçi bir toplumda yaşamadığımızı, ifade eder. Bu yüzden fuhuşta fuhuş yapan kadınların değil ‘pezevenk lobilerinin’ ve müşterilerin cezalandırılması gerektiğini söyler. Çünkü ona göre kadınların fuhuş yapmasının asıl sebebi bu eşitsiz düzendir. 1999’da fuhuş ile ilgili hukuk sistemini MacKinnon’ın görüşleri doğrultusunda değiştiren İsveç’te fuhuşun sıfıra yaklaşması MacKinnon’ın bu değerlendirmesinin önemini ortaya koyar.

Pornografi üzerinden ırkçılığın erotikleştirilmesi

Pek çok porno sitesinde Latin, Asyalı, siyah gibi porno kategorileri bulunmakta ve bu kategoriler altında neredeyse tüm porno filmlerde bu kadınlara dair aynı basmakalıp yargılar, ırkçılıkla beslenerek yeniden ve yeniden üretilmektedir: Örneğin porno sitelerinde siyah ve Latin kadınların cinsellik konusunda doyumsuz olduğu, Asyalı kadınların erkeğin güvenini kazandıktan sonra ‘erkeği’ için yapacaklarının sınırının olmadığı, yani aptal ve ‘kullanılabilir’ olduğu, yine aynı şekilde siyah kadınların orospu ve sekse her an istekli olduğu gibi pek basmakalıbın yeniden inşa edildiği; cinsiyetçiliğin ve ırkçılığın iç içe geçtiği başlıklar bulunmakta. Pornografideki bu durum eşitsizliğin sınıf, ırk, yaş, coğrafya gibi dinamiklere göre değişebileceğini göstermesi açısından son derece önemlidir.

Hukukla nihai çözüme ulaşabilir miyiz? Bazı eleştiriler

Yaptığı pek çok çalışma ile radikal ve cüretkâr çıkışları MacKinnon’ı tüm dünyada, özellikle kadın hakları savunucuları arasında; akademide ve kitleler nezdinde en çok tartışılan isimlerden biri yapmıştır. Kendisine verilen yaygın destekle birlikte, pek çok eleştiri de bulunmaktadır. Öncelikle MacKinnon’ın her türlü heteroseksüel ilişkiyi tecavüz olarak görmesiyle eleştirenler ya da cinsiyet eşitliğinin gerçekleşene kadar kadınların tecavüze uğrayıp erkeklerin fantezileri için öldürüleceğini düşünenler bulunuyor. Oysa MacKinnon, tam olarak bahsettiği hukuk yoluyla ulaşılabilecek ideal bir aşama değildir. Örneğin Guardian’da yayımlanan bir röportajında11 eşitsiz koşullarda gerçekleşen cinsel ilişkilerde hep sorunlar olacağını söyler. Örneğin siyah ve beyaz insanların arkadaşlıklarında olan ırkçılık gibi. Ancak MacKinnon şunu da ekler: “Cinsel eşitsizliğin reddedilmediği bazı ilişkilerde insanlar büyük çabalar harcayarak bir yola varıyorlar. Ancak bu yine de bu eşitsizliği ortadan kaldırmıyor.”

Diğer bir eleştiri ise MacKinnon’ın hukuk sisteminden çok büyük beklentilerinin olması ve asıl mücadele alanı olan sokağı yer yer es geçtiği şeklindedir. Londra’da gerçekleşen konuşmasında bu eleştiriye yer verdi ve hukukun kendisinden bir değişim beklemediğini belirtti. Hukukun ölen birini ya da tecavüze uğrayan birini geri getiremeyeceğini ya da hukuk yasalarının değişmesi ile doğrudan eşit bir topluma ulaşılamayacağını, ancak kadınlara hukuksal olarak güçlü bir destek sunan sistemlerde kadınların haklarının varlığı konusunda uzun vadede hukukun değişim getirebileceğini ifade etti. Şu ana kadınlar ezildiklerinin, sömürüldüklerinin farkında bile olmayabilir veya bu sömürüye karşı direnişin açıktan bir yasal tabanını görmeyebilir. Hukuk, bu anlamda uzun sürede işlevseldir. Yani MacKinnon hukukta yapılacak değişikliklerin kadınların mücadele etmesi için bir araca dönüştürebileceği fikrinde. Zaten konuşmasının sonunu yine kelebek etkisinde gerçekleşebilecek büyük dönüşümlere bağladı ve bu yüzden büyük mücadelemizi sürdürmemiz gerektiği vurgusuyla bitirdi.

Kadınlar cinselliği nasıl deneyimliyor?

MacKinnon’a göre kadının cinselliği bizi sosyal olarak tanımlayan en önemli çekirdektir. Cinsellik çoğunlukla kadına karşı bir aşağılama aracı olan ve kadının erkeğe karşı eşitsizliğinde çoklukla önemsenmeyen bir faktördür.12 Bu bağlamda cinsellik, insanda biyolojik bir unsur olarak var olsa da onun nasıl deneyimleneceği sosyal ortamda belirlenir. Yani insanın sahip olduğu pek çok şey gibi cinsellik de öğrenilen, toplum tarafından öğretilen, içerisinde kurgusallığı da barındıran kültürel ve sosyal yönleri olan bir şeydir. Peki kadınların cinselliği bu koşullardan azade midir? Kadınlar cinselliği nasıl, nereden öğrenir? Ataerkil düzende seks erkeğin kadına yaptığı bir şey olarak öğretilir. Bu yüzden sevişmeyi başlatanlar çoğunlukla erkeklerdir. Kadınlar ise cinselliği, erkeğin günlük zihinsel inşasında deneyimlerler. Bu zihinsel inşa ise erkek egemen toplumun değerleri ile ve kadına karşı her türlü ayrımcı eylemlerle doludur. Yani bugün bazı liberal toplumlarda, kadının görece kendini daha rahat ifade ettiği ve hakları anlamında daha iyi bir yerde olduğu ülkelerde çeşitli farklılıklar olsa da, özellikle muhafazakâr toplumlarda cinsellik kadınlara karşı bir iktidar aracı olarak kullanılır. Günlük hayat içerisinde kadınların erken yaşlardan itibaren maruz kaldığı cinsiyet ayrımcılığı ve cinsel taciz bunun ilk inşasıdır. Yine, kadının bedeni üzerinden yapılan her türlü ayrımcı söylemin altında da cinsellikle birleşen bir iktidar vardır. Erkek, cinsellik üzerinden kadın üzerinde iktidar sahibi olandır.

MacKinnon’ın eril cinsellik ve rıza meselelerine dair sorgulamaları feminist literatürde çok önemli bir yere sahip ve son derece ufuk açıcıdır. Ancak MacKinnon’a yönelik benim de kişisel olarak katıldığım temel bir eleştiri bulunmaktadır ki bu, MacKinnon’ın her koşulda kadınların söylemini yok saymaya varan bir reddediş tutumu sergilemesidir. Yani cinsellik ile ilgili kadının söylediği neredeyse her ‘evet’i geçersiz bir evet olarak yani hayır olarak yorumlayarak kadınların kendi sözünü söylemesine izin vermeyen, tersinden kadını domine eden bu yaklaşım bizi kadınların edilgen olduğu gibi yanlış bir sonuca vardırabilir. Oysa eril cinselliğe rağmen, kadınlar kendi arzularını, taleplerini ifade etmek konusunda feminist bir yöntem olan bilinç yükseltmenin de yardımıyla gündelik hayatta büyük bir mücadele içindeler. Yani hemen tüm kadınların farklı düzey ve eylem biçimleriyle de olsa kendi bedenlerinde hak sahibi olmak ya da isteklerini ve taleplerini dile getirmek için günlük bir kavganın içerisinde olduklarını gözden kaçırmamak gerekir.

Türkiye’ye dair birkaç söz…

Yapılan en büyük alan araştırmalarından biri olan, 2008 yılında Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün yaptığı ‘Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet’ araştırmasında Doğu Karadeniz’de (Ordu, Giresun, Rize, Trabzon) saha araştırmacısı olarak görev almıştım.13 Araştırma için her bölgeye gönderilen farklı ekipler vardı. Üç ay köy köy, ilçe ilçe gezerek hanedeki kadınlarla görüşmeler gerçekleştiriyorduk. Araştırmaya katılmadan önce hem kadına yönelik şiddetin ne olduğunu anlamamız hem de ailelere ya da kadınlara dair herhangi bir kalıp yargımız (örneğin köyde şiddetin çok çıkacağı, okumuş ya da iyi işlere sahip kişilerde az çıkacağı gibi önsavlar içeren) olmaması için bir eğitim programına katılmıştık. Ben bu eğitime zorunlu olduğu için katılmış olsam da kendim için gereksiz görmüştüm. Çünkü herhangi bir araştırma sonucunun beni şaşırtacağını düşünmüyordum. Ancak alandan döndükten ve yüzlerce kadınla yapılan görüşmeden sonra Türkiye’de pek çok kişinin tecavüz ürünü olduğu fikrine kapılmıştım. Görüşmelerde şiddete ama özellikle cinsel şiddete maruz kalan kadın sayısı o kadar yüksekti ki! Oysa görüşmeyi yapmadan yarım saat, bir saat önce, hakkında konuştuğu adamla birlikte çay içmiş, köylerinden, işlerinden, yaşamlarından konuşmuştuk. Yani bu saha araştırmasında tam da MacKinnon’ın dediği gibi şiddet uygulayanların, tecavüzcülerin düşündüğümüz gibi şeytanlaşmış bir profilleri yoktu; hemen hepsi çok ‘normal’ görünüyordu. Özellikle cinsel şiddet hikâyeleri bitmek bilmiyordu. Oysa Türkiye genelinde Doğu Karadeniz, en iyi 4. bölge çıkmıştı. Görüşmeleri kadınlarla yalnız olarak yapıyorduk. Erkekler kadınla bizi yalnız bırakmak istemediğinde ise kadın sağlığını da muayene etmek durumunda kalabileceğimizi söyleyip uzaklaşmalarını sağlıyorduk. Kadınlarla görüşmeden önce kimlik bilgilerinin bizim için önemli olmadığını, araştırma yapıp mahalleden ayrılacağımızı söylüyorduk. Yerleşkede geçici olmamız ve kadınlara güven veren tavrımız kadınların daha açık olmasını sağlamasına rağmen hepsinin her konuda açık olduğunu düşünmemiştim. Ancak buna rağmen benim kişisel olarak yaptığım görüşmelerin sonuçları korkunçtu. Hiç düşünmediğim kadar ensest vakasıyla karşılaştım. Kadınların çok büyük bir oranının cinsellik olarak yaşadıkları tecavüz ve şiddet içeriyordu. Kadınların pek çoğu kocalarının porno videolarında gördükleri kendilerinden talep ettiğini ifade ediyordu. Ancak bazı kadınlar tam da MacKinnon’ın tarif ettiği gibi görünüşte rıza içerisinde deneyimliyordu tüm bunları. Örneğin pek çoğu cinselliğin kocalarına karşı görevleri olduğunu sanıyor, istemeden de olsa cinsel ilişki yaşamanın normal olduğunu düşünüyorlardı. Bazıları erkeğe arkasını dönen kadının cehennemde yanacağını, Allah katında iyi karşılanmayacağını düşünüyor, yaşadıklarını normalleştiriyordu. Kimisi ise ‘dışarıya’ gitmesin, başka kadınlarla birlikte olmasın diye erkek ne zaman talep ederse cinsel ilişki yaşıyordu.

Yani MacKinnon’ın yıllara dayanan ve alandan beslenen fikirleri, benim de kişisel olarak alanda karşılaştığım gerçekliğe tekabül ediyordu. Ancak benim Türkiye deneyimimde de gözlemlediğim MacKinnon’ın yeterince dikkat çekmediğini düşündüğüm bir nokta var: Kadınların tüm bu adaletsiz koşullara rağmen günlük hayatlarında geliştirdikleri direniş biçimleri. Ben hem bu saha araştırmasında hem de sonrasında kadınların var olanı parçalamaya, değiştirmeye kendi lehlerine çevirmeye karşı mücadeleleri karşısında hep bir hayranlık duydum. MacKinnon’ın çalışmalarında eksik olarak gördüğüm en önemli unsur da bu. Yani her ne kadar kadının mağduriyeti bir gerçek olsa da kadınlar bu mağduriyeti çoğu yerde değiştirecek güce, enerjiye sahipler. MacKinnon yapmış olduğu çalışmalarda her türlü cinsel şiddetin yaygınlığını ve sistematikliğini güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu noktada hukuka cinsel suçlar ile ilgili maddelerde cinsiyet eşitsizliği kavramını dahil etmenin, hukuku bu açıdan bakmaya zorlamanın, kadınlara yeni mücadele alanları doğuracağına elbette inanıyorum. Ancak ben cinsiyet eşitsizliği kavramının bir ‘suç-ceza’ ikileminde çözüleceğini düşünmüyorum. Bu anlamda erkekleri kriminalleştirmeden değiştirmeğe ve kazanmaya yönelik çabaları ve paylaşımları çok önemsiyorum.

Kaynakça

MacKinnon, Catharine (2017) Butterfly Politics: The Belknap Press of Harvard University Press

MacKinnon, Catharine (1993). Only Words. Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press

MacKinnon, Catharine (1989). Toward a feminist theory of the state. Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press

https://www.amherst.edu/media/view/239137/original/rape%2Bas%2Btorture.pdf

https://www.theguardian.com/culture/2016/jun/15/majority-boys-online-pornography-realistic-middles

1  MacKinnon A. Catharina (2017) Butterfly Politics: The Belknap Press of Harvard University Press

2  MacKinnon, Catharine (1989). Toward a feminist theory of the state. Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press

3  MacKinnon, Catharine (2006). Are women human?: and other international dialogues. Cambridge, Massachusetts: Belknap Press of Harvard University Press. MacKinnon’dan yapılan alıntıların çeviri ve kısaltmaları, bana ait.

4  MacKinnon, Catharine (2017) Butterfly Politics: The Belknap Press of Harvard University Press

5  https://www.amherst.edu/media/view/239137/original/rape%2Bas%2Btorture.pdf

6  MacKinnon, Catharine (1993). Only Words Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press

7  http://www.familysafemedia.com/pornography_statistics.html

8  MacKinnon, Catharine (2017) Butterfly Politics: The Belknap Press of Harvard University Press

9  MacKinnon, Catharine (2017) Butterfly Politics: The Belknap Press of Harvard University Press

10  https://www.theguardian.com/culture/2016/jun/15/majority-boys-online-pornography-realistic-middlesex-university-study

11 https://www.theguardian.com/culture/2016/jun/15/majority-boys-online-pornography-realistic-middlesex-university-study

12  MacKinnon, Catharine (2017) Butterfly Politics: The Belknap Press of Harvard University Press

13   http://www.hips.hacettepe.edu.tr/pdf/TKAA2008-AnaRapor.pdf

PAYLAŞ