CAZ, 2020’Yİ NASIL HATIRLAYACAK?

NAZLI TOPRAK

“Salgın, daha da güçlü ol, değersizlik hissine kapılma, kendi değerini kendin bil, esnek ol, yeteneklerini arttır, geliştir ve kullan, dedi bana”. [1]

Bitmekte olan yıl alıştığımız türden olmadığı için müzikal muhasebesi de olağan olmuyor. Bize ancak pandemi nedeniyle hayatını kaybeden dünyaca ünlü caz sanatçılarını, zor durumda kalan müzik insanlarını, destek fonları ve fonsuzlukları, yeni gelir modelleri yani belirsizliklerle dolu bir yılı gözden geçirmek düşüyor. Müzik dinleme alışkanlıklarımızdaki değişimlere değinmeye de ayrıca değer.  Kısacası, yeni çıkan albümler, gittiğimiz konserler, müzisyen dedikoduları yapmak yerine 2020’nin müzikal boyutta da nasıl bambaşka bir yıl olduğuna bakıp, sonra da bu yılı unutmaya çalışacağız…

Delidolu basçı Henry Grimes, ustaların ustası saksafoncu Lee Konitz, kusursuz trompetçi Wallace Rooney, bilge piyanist Ellis Marsalis Jr ve dahası… Önce, gidenlerin ardından yas tutalım. Ama salgının, cazın anavatanında yaşayan efsanevi müzisyenlere bu kadar acımasız davranmasında rolü olan sebepleri de muhasebemize ekleyelim.

Cazın temel bileşenlerinden biri sahne. Özellikle küçük mekanlarda, enstrüman ve müzisyenlerin etkileşimlerini canlı izlemenin keyfi ayrı. Öte yandan, fiziki albüm satışlarının gerilemesi ve dijital platformlardan elde edilen teliflerin düşük olması nedeniyle sektörün asıl geçim kaynağı ne zamandır canlı performanslar. Bu da müzisyenlerin sürekli yollarda, farklı mekanlarda pek çok farklı insanlarla sürekli temas halinde olmalarını gerektiriyor… Ve tüm bunlara ilave, Amerikan cazının başkenti kabul edilen New York ve nüfusunu yaşlı Afrika- Amerikalıların oluşturduğu New Orleans’ın salgının neredeyse merkez üssü unvanlarını da elde etmeleri, özellikle yaşı ilerlemiş sanatçıların kayıplarını bir parça açıklıyor.

Gelelim, nasıl geçineceği konusunda artık fazla fikri kalmayan, yaşayan müzisyenler cephesine. Sadece sanatçılar açısından değil, orkestrasından sesçisine, sahne ışıkçısına, turne ekiplerine, menajerinden ulaşım görevlisine ve mekân çalışanlarına kadar hayatını müzikten kazanan kesim için 2020 yılının nasıl geçtiğine ya da geçmediğine…

Mart ayında ilk pandemi haberleri ve kayıpları duyulmaya, konserler, turneler ertelenmeye başlanınca, hepimizde olduğu gibi müzisyenlerde de bir şaşkınlık dönemi oluştu. Birkaç ay evde kalarak bu dönemi, daha önce canlı performanslara koşturmaktan vakit bulamadıkları beste-söz çalışmaları yaparak ve zaman baskısı olmadan atlatacaklarını, ailelerine vakit ayıracaklarını, yaz aylarında festival ve turnelere yeniden başlayacaklarını düşünerek geçirmeye başladılar. Evlerinden sosyal medya aracılığıyla, ses veya video kalitesinin çok da üzerinde durmadan canlı paylaşımlar yapmaya başladılar. Bağımsız müzikte üretim ve yeni parça patlaması yaşandı. Müzikseverlere ulaşmak için yeni yollar geliştirdiler. Kendi başlarına veya diğer müzisyenlerle ortak “Evde Kal” videoları yaptılar. Online müzik dersleri vermeye yönelenler oldu.

Ancak zaman geçtikçe virüsün biteceğine dair bir gelişme olmaması, konser ve festivallerin iptalleri ve kulüplerin yeniden açılmamasıyla canlı müzik sektörü durma noktasına geldi. Müzisyenler karantina döneminde ellerinde bekleyen işleri yayınladı, kimileri üretim süreçlerini tek başlarına devam ettirmeye çalıştı. Yeni normal trend, canlı konserleri, etkinlikleri çevrimiçi yayınlamak oldu. Sanatçı ve seyirci arasındaki canlı etkileşim boyut değiştirmeye başladı. Kimi sanatçı, caz kulübü ve festivaller, performanslarını çevrimiçi bilet satışı ile yayınlamaya başlarken, bazı sanat merkezleri ve belediyeler, sosyal medya hesaplarından ve internet sitelerinden ücretsiz izlenebilecek konser programları ile hem markalarını korumayı hem de müzisyenleri desteklemeyi amaçladı.

Örneğin, New York’taki ünlü Village Vanguard caz kulübünün yöneticisi ve barmeni artık kameraman ve sunucu olarak hizmet veriyor. Aslında çevrimiçi yayınlar para kazandırmıyor, daha kötüsü, çevrimiçi konserlerden elde edilen gelirler maliyeti bile karşılamıyor. Kapanmadıysa da zor şartlarda ayakta kalmayı başaran mekanların pandemi ile mücadele kapsamındaki sosyal alan kısıtlamaları ve derinleşecek ekonomik kriz ile, işlerinin eskisinden çok daha zor olacağını tahmin etmek zor değil.[2]

Caz severlerin her yıl dört gözle beklediği festivaller ya iptal edildi ya da 26. İstanbul Caz festivali gibi çevrimiçi platform üzerinden yayınlandı, ama canlı festival coşkusunu bulmak pek mümkün değildi. Ancak, İHeart Living Room Concert for America ve Together at Home gibi çok büyük sanal konser organizasyonları, eğlencenin yanı sıra sosyal mesafe gibi virüsle mücadele yöntemleri konusunda farkındalık yaratmak için düzenlendi. Celine Dion ve Andrea Bocelli düeti gibi özel performanslar internet başında milyonlar tarafından izledi.

Dijitalin değeri bu dönemde daha da anlaşıldı ama bir süre sonra aşırı üretimden içeriklerin takip edilemez olduğunu da gözlemledik. Evlerden yapılan solo canlı performansların gelire dönüştürülmesi pek de mümkün olmayınca, hele müzisyenlerden karşılıksız çalmaları, üretmeleri beklenmeye başlanınca müzisyenler heyecanını ve umutlarını kaybetmeye başladılar. Ancak, işin içinde dünyaca ünlü Amerikalı piyanist Chick Corea olunca istisnai durumlar da oluştu. Sanatçının, Facebook Live’da piyano çalışmalarını canlı yayınlamaya başlaması, dünyanın dört bir yanından izleyicilerden gelen soruları cevaplaması büyük ilgi uyandırdı. Sanatçı, bu ilgi üzerine ev stüdyosunda daha fazla kameralı bir düzen kurmaya karar verdi ve mayıs ayında da ücretli çevrimiçi Chick Corea Akademisi’ni başlattı.

Haziran ayında Minneapolis’te polis tarafından katledilen George Floyd’un cenaze töreninde caz politik tavrını yine gösterdi. Törende, Louis Armstrong’tan ırkçılığa karşı “Black and Blue” ve John Coltrane’in 1965 yılında çatışmaların olduğu bir dünyaya karşı yüce bir aşkı yerleştirdiği “A Love Supreme” (Yüce bir aşk) albümleri çalınır. Müzik, hayatın her alanındadır. Ancak, müziğin eğlenmekten öte bir duygu paylaşımı olduğu, her ruh halinde insanların sığındığı, arkasında pek çok emek verenin olduğu kabul edilmedikçe, her felaketle beraber ilk susturulan olmaya devam edecek.

Fransız caz etkinlik ajansı Jazzfuel’in anketine katılan farklı ülkelerden müzisyenlerin %50’den fazlası, kendilerine 2021 için hiçbir konser ayarlanmadığını belirtmiş. Yine de Almanya, İngiltere, İskandinavya gibi Avrupa ülkelerinde müzisyenler devlet desteği alarak üretimlerini sürdürmeye çalışsalar da Türkiye’de kültür-sanat dünyası ne yazık ki fazla destek bulamadı. Hatta müzik; tiyatro, opera ve bale performansları için yeni düzenlemelerin açıklandığı genelgelerde bile yer almıyordu. Sanatçılara eşlik eden, kafe, bar, restoran gibi mekanlarda program yapan veya ekstralara giden, düzenli gelir kaynakları bulunmayan müzisyenler için bu dönemde nasıl bir gelir kaynağı oluşturulabileceği resmi makamlarca tartışılmadı.

Salgınlarda alınması gereken önlemler arasında eğlence yerlerinin kapatılıp sosyal mesafenin olmadığı AVM’lere, kafe’lere, törenlere, mitinglere, milletvekillerinin binlerce kişilik düğünlerine izin verilmesi sanat dünyasını isyan ettirdi. Müzisyenler, sosyal medyada #MüziğeSesVer kampanyası başlattı, sosyal medyayı artık canlı ev konserlerinden çok, imdat çığlıklarını duyurmak için kullanmaya başladılar. Müzik aletlerini satan müzisyenleri duyar olduk. Salgında yalnız bırakıldıklarını düşünen müzisyenlerden bazıları “Olta” isimli kolektif albüm serisinde buluştu. Müzik-Sen’in verilerine göre, pandemi başladığından bu yana intihar eden müzisyenlerin sayısı 100’e yaklaşmış. Müzisyenlerin ortak söylemi, sektörün en önemli açığının, ciddi ve işlevini hakkıyla yerine getiren bir sendikanın olmayışı.[3] İKSV, Türkiye’de kültürel alanda kamu desteğine ilişkin mevcut durumun değerlendirilmesini içeren ve destek modeli önerilerinden oluşan bir rapor hazırlamıştı. Raporda yer alan tavsiyelerin ne kadar karşılık bulabileceğini zaman gösterecek.

Peki, müzikseverler açısından 2020’de ne gibi değişiklikler oldu diye düşünürsek. Karantina süresince İtalya ve İspanya gibi ülkelerde moral vermek amacıyla balkonlardan söylenen şarkılar dinlenme rekorları kıldı.  Sosyal izolasyon kısıtlamaları ve evde geçirilen vaktin çoğalmasıyla birlikte binlerce kaynak, çevrimiçi erişime açıldı, film, dizi, YouTube bağlantıları her taraftan yağmaya başladı, podcast’ler iyice hayatımıza girdi.

Gazeteleri tararken karşıma çıkan şu haberi de paylaşayım: “…Özellikle korona virüs tedbirleri süresince zamanlarını evde geçiren vatandaşların müziğe ilgi göstermesiyle birlikte bağlama imalatında yoğun bir mesai yapan Mehmet Vural, son günlerde taleplere yetişemiyor.[4]

Yapılan medya araştırmalarında,[5] bu yıl internet üzerinde oyun oynama, video izleme ve müzik dinleme sürelerinin uzadığı görülüyor. Ancak içerik, pandeminin ilk dönemleri gibi bilgilendirici olmaktan çok, daha eğlendirici, vakit geçirmeyi kolaylaştıran, günlük rutinler ve karantina video-bloglar yönüne dönmüş. Türkiye’de sokağa çıkma kısıtlamaları birlikte dijital platformlarda müzik dinleme oranı yüzde 18 yükselerek, daha akustik, daha az dans ettiren ve daha düşük tempolu müzikler tercih edilmeye başlanmış. Bu noktada, dijital platform ve canlı çevrimiçi performanslarda telif ve gelir dağılımı kritik.

Sonuçta, 2020 yılı öyle bir yıl ki, tüm dünyada kültür kurumlarının yapıları çevrimiçine doğru yönelmeye, caz kulüpleri batmaya, özel orkestralar dağılmaya başladı. Bu salgında cazın geleceği iyice endişe verici. Çoğumuz canlı performansın zevkini özlüyoruz: konserler, kulüpler, festivallerde koşturmacalar, sanatçılara albüm imzalatma kuyrukları, sohbetler… Çevrimiçi konser fikrine alışmamız zor görünse de konserlerde rahat davranabilmemizin önünde uzun bir zaman var gibi. Halbuki bu müzik, evde izole değil, sahnede doğaçlama yapılan etkileşimli bir müzik.

Yaşayan en ünlü saksafonculardan Sonny Rollins ile yazımızı bitirelim: “Bu salgının bir şey ifade etmesini beklemiyorum. Çoğu insan eski haline geri dönecek. Bu salgının ne anlama geldiğine dair, daha büyük resme bakmaya çalışabilecek birkaç kişi çıkabilir. Bunu 11 Eylül’de görmüştüm. Evet, yaklaşık üç ay herkes birbirine karşı nazikti. Sonra “Önce ben” anlayışı geri geldi. Yine öyle olacak!”[6]

[1] Cazkolik – Elif Çağlar röportajı 26 Ekim 2020 – Işıl Çalışkan

[2] New York Times 9 Eylül 2020 Jazz Lives in Clubs

[3] BBC Türkçe – 6 Ekim 2020 Koronavirüs Türkiye’de müzik sektörünü nasıl etkiledi, sorunlar nasıl çözülür? Burak Abatay

[4] İHA Haber – 11 Ağustos 2020 Korona virüs müzik aletlerine ilgiyi artırdı – Van

[5] Türkiye’de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları 2020 Yılı İlk 6 Ay Raporu – Deloitte Ekim 2020

[6] The New Yorker – Sonny Rollins on the Pandemic, Protests, and Music 11 Haziran 2020