Dolunay Aker: İmge, çehresini sorguluyor aynaya bakarken

  • İlk şiirinizi yayımladığınız yeri ve tarihi merak ediyorum. Yayımladığınız dönemin şiir ortamıyla şu anki ortamı kıyasladığınızda belirgin bir fark veya anlayış söz konusu mu?

Bu konuda şair kendi resmi tarihinin dışına çıkar sanırım. İlk şiirim İzmir’de yayımlanan Me’yus adlı bir fanzin’de yer aldı. Tarih: 2013. Benim için bir bocalama dönemiydi. Yığınla şiir okuyor, sadece şiir okumakla kalmayıp şiirin estetik tarafıyla uğraşıyordum. Poetik metinler, yazılar, söyleşiler, felsefe, kavramların dünyası, şairlerin neredeyse her şeyi, her ayrıntısı gündemimdeydi. Yıl: 2014. Metin Fındıkçı’nın editörlüğünü yürüttüğü Papirüs dergisi, tam anlamıyla bir dönüm noktasıdır bende. Şiiri anlamak ve bırakmak arasında gidip geliyordum. Birçok dergiden saçma ve gereksiz nedenlerle negatif dönüşler aldım. Papirüs dergisi su alan kayığı kurtardı. Şiir olduğunu düşündüğüm ilk şiirim orada yayımlandı. Melez Yağmur. Bir bakıma çok uzak bir dönem değil. Yine de düşünsel açıdan bugün daha berrak bir yorum yapabilirim. Kanonik ve bildiğiyle yetinen çevreler için elbette bir değişiklik olmamıştır. Oysa bu kısa aralık yaşamı bile değiştirmişken şiiri değiştirmemesi mümkün mü? 2000’li yıllarda yazılan şiirin ağırlığı daha bir ortaya çıkmaya başladı. Deneysel, somut, görsel şiir şu an şiirin sesini her haliyle hem etkinleştirip hem de yeniliyor. Atıl durumda olan imge, çehresini sorguluyor aynaya bakarken. Aynı sesi tekrarlamaktan sıkılmış durumda. Bunun gibi ayrıntılar şiirin hanesine güzel dönüşlerdir.

  • Peki, şiirinizin kaynakları ve gelenek mefhumuna ilişkin fikirleriniz?

Çok yoğun bir okuma sürecinin karmaşası şiire bakış açımı da netleştirdi. Bir yandan Arthur Rimbaud, Lautreamont gibi karanlık dehlizleri arşınlamak diğer yandan Metin Altıok ve Turgut Uyar’ın ben de bıraktığı etki. İkinci Yeni’nin düşünce anlamında derin etkisi. Enis Batur, başlı başına külliyatıyla edebiyata baktığım yeri etkilemiştir. 80 şiirinin ayrıkotları Sami Baydar ve Seyhan Erözçelik. Cahit Zarifoğlu, Ergin Günçe, Mehmet Taner, Ahmet Oktay, Sezai Karakoç vs. Ahmet Güntan’ın somut şiiri, Enis Akın, Ömer Şişman, Gomringer, Ted Hughes, Robert Lowel, Allen Ginsberg, Yves Bonnefoy, Denis Roche, Whitman, Yeats, Robinson Jeffers, Pound, Marianne Moore, Max Jacob zaman zaman ortaya çıkan bendeki gecikme hissini atmaya çalışan her metin şiirimin kaynağı olabilir. Bunların yanında düz yazınında etkisi büyük. Şiirimin dili ne kadar düzyazıya uzak olsa da düzyazının düşünceye katkısı göz ardı edilemez. Bu anlamda da Beckett, Bilge Karasu, Kafka, Roland Barthes, Susan Sontag, Borges, Nabakov sayamadığım birçok yazar çerçeveyi genişletiyor. Gelenek bir tıkanıklık olmadığı sürece iyidir, bilmediğimiz bir yeri ihlal edemeyiz. Çölü bilmeden kumu dönüştürmeyi düşünen edebiyatçıları çok eklektik buluyorum. İlla karşı çıkmak için karşı çıkılmaz. Nedenini somutlayabilen her metni destekliyorum. Biz de kolaj kültürü pek fazla yok. Bazen metin çağırır bazen biz metni. O an aklımda topladığım bütün metinleri birleştirip işte benim edebiyattan aldığım budur diyesim geliyor. Sanırım okunursa gelenekten de ne anladığım ortaya çıkar.

  • Kitap tanıtım yazılarını dışarda tutarak, son dönemin eleştiri ortamı, anlayışı hakkındaki görüşleriniz neler? Dönemin şiirini veya şairlerini merkeze alan eleştirmenlerden bahsetmek mümkün mü sizce?

Birkaç değerli duruş dışında Türkiye şiiri ve bunun sonucunda eleştirisi sönük bir hava sergiliyor. Eleştirinin anlamını çözebildik mi o da meçhul. Nurullah Ataç, Hüseyin Cöntürk, Bedrettin Cömert, Asım Bezirci gibi eleştirmenler şu an Türkiye’de eksik. Başka türlerle eksiği kapatmaya çalışıyoruz. Evet, Nurdan Gürbilek kendisine eleştirmen diyen çoğu kişiden daha iyi yapıyor bu işi. Metnin hakikatiyle söylüyor söyleyeceğini. Ali Şimşek’in (Eleştiriyi Çalmak), Ayşegül Tözeren’in (Edebiyatta Eleştirinin Özeleştirisi) çalışmaları çok kıymetli. Verili kaynaklara bakacak olursak neredeyse her şair eleştirmen konumunda. Ancak bir küçük ayrıntı: Erhan Altan dönemi de dönemin şiirini de kaldırabilecek bir eleştiri geliştiriyor. Tam da dönemin farkını ortaya koyarak… Yücel Kayıran’da adı anılması gereken şairlerden. Şiirimin Çeyrek Yüzyılı çoğu şairin asla altına imza atamayacağı yazılardan oluşuyor.

  • Son olarak, şiirden öyküye de epey bir yöneliş var, buna dair bir değerlendirme yaptığınızda neler söylersiniz?

Bence şair de artık şiirin imajlarla dolu dünyasına inanmıyor. Kendisi huzursuz olmayan bir şairin ya da edebiyat ortamının üreteceği şiir okur tarafından kendisine bir soru olarak dönmez mi? Soruyu karşılayamamak geriye götürür. Öykü belki de bir yenilenmedir şair için. Okurun, dikkatli okurun bu çatışmayı gözlemlediğini düşünüyorum. Öykü şiire nazaran daha ser verip sır vermeyen bir yerde. Gerçek şiiri bilmesem ben de sadece öykünün samimiyetine inanırdım.