Dosya: Sanat politika ilişkisi bundan sonra nasıl olacak?
Dosya: Sanat politika ilişkisi bundan sonra nasıl olacak?

Dosya: Sanat politika ilişkisi bundan sonra nasıl olacak?

İçinde olduğumuz OHAL sürecinin başlangıcı olan darbe girişimi sırasında bir grup arkadaş, olan biteni haber bültenlerinden, sosyal medyadan kaygıyla izliyorduk. İlk andan itibaren bundan böyle her şeyin daha kötüye gideceğine dair içimizde en ufak bir kuşku yoktu. Bununla birlikte daha yoğun bir mücadele sürecinin hepimizi beklediğinin de fazlasıyla ayırdındaydık.

Katliam ve kıyımlarla dolu olan 90ların iktidarlar nezdinde “iyimser” neo-liberal havası, 2000lerin sonlarından itibaren, Umberto Eco’nun vurguladığı gibi, gündelik yaşantıya sinmiş, sıradanlaşmış ve görünmez olmuş bir tür kök-faşizm lehine çoktan dönmeye başlamıştı. HDP etrafında birleşmiş devrimci muhaliflerin Haziran 2015 seçimlerinde bu kök-faşizmi kırma konusundaki önemli girişiminin başarısızlığa itilmesiise bugün içinde olduğumuz durumun ön habercisiydi. Darbe süreci de içinde olmak üzere bundan sonraki bütün gelişmeler ülkeyi bir savaş ortamına sürükledi, hâlâ da sürüklüyor.

Sürecin bu afallatıcı hızı altında olayları değerlendirirken arkadaşlardan biri, “Peki, OHAL koşullarında çağdaş sanatçılar ne yapacaklar?” diye kritik bir soru sordu. Gerçekten de 90’lardan bu yana politik konularda tavır alan, hele ki Gezi Direnişi’yle birlikte tümüyle merkezi bir konuma gelen sanat-politika ilişkisi bundan sonra nasıl olacaktı?

Elbette OHAL manzarasını tam olarak görebilmek için ülke içinde ve dışındaki bu savaş ortamına, kamudan ihraç edilen on binlerce çalışanı, barış istediği için işlerinden atılan akademisyenleri, kapatılan gazete, dergi ve dernekleri, hapse atılan milletvekillerini, belediye başkanlarını ve yazarları da eklemek gerekiyor.

Bu dosyanın ve ekinde yapılmış geniş çaplı soruşturmanın oluşma nedeni büyük oranda önümüzdeki günlerde daha da hayati olacak olan bu sorudur.

Soruşturmamızı hazırlarken önümüzde belli başlı iki konu vardı. İlk olarak sanat ve politika ilişkisini nasıl tanımlıyorduk? Bu sorunun cevabı önemliydi, çünkü bir üst problem olarak ülkede bu ilişkinin durumunu tartışmak için, öncelikle alanı yeniden-üreten kişilerin kavramsallaştırmalarının ortada olması gerekiyordu. İkinci olaraksa 1990’lardan bugüne Türkiye’de çağdaş sanatın belirli bir politikası olduğundan söz edebilir miydik ve OHAL altında bu politika nerede konumlanıyordu ya da konumlanabilirdi?

Dosya yazıları sanat ve politika ilişkisi üzerine çalışan, ama aynı zamanda farklı bakış açılarına sahip yazarlar tarafından kaleme alındılar. Her biri konunun bir başka yönünü kendi perspektifi doğrultusunda değerlendirdi. Fırat Arapoğlu, 90lardan bugüne, özellikle de sanat kurumlarının hareketi üzerinden bir reel politika okuması yaptı. Ezgi Bakçay, Benjamin’in deyişiyle “politikanın estetikleştirilmesi” diyebileceğimiz bir anlayışın Türkiye üzerindeki etkilerinden yola çıkıp Ranciere politikasına dek uzanarak politik sanatın olanağını ele aldı. Erden Kosova, uluslararası alanda çağdaş sanat girişimlerinin politikayla kurduğu ilişkileri değerlendirerek bize önemli bir karşılaştırma şansı verdi. Süreyyya Evren ise kısa ama vurucu yazısında baskı ortamı altında çağdaş sanat üretimlerinin gizil olanaklarına değindi.   Ben, başta “Çağdaş Sanatın Politikası Politik Mi?” başlıklı bir yazı yazmayı planlamışken, özellikle soruşturma sorularına gelen cevaplarla birlikte, söz konusu başlığın da temeli olduğunu düşündüğüm başka bir soruya, sanatın politikası ile politik sanat arasındaki ayrımın kavramsal kökenlerine dönmeyi tercih ettim.

Yoğun gündemleri içinde dosyamıza katkı sunan yazarlarımıza ve soruşturmamıza katılma inceliği göstererek soruları cevap veren sanatçı, küratör ve eleştirmenlere çok teşekkür ediyoruz. Umarız okuyucularımız ve gelecekte OHAL koşulları altında sanat üretiminin niteliği üzerinde çalışacak olan araştırmacılar bu dosyadan memnun kalırlar.

yenie_ilan_ocak_yatay1