EKİNSU DEVRİM DANIŞ: İRAN HALKLARI KENDİ RENGİNİ ARIYOR

Uyanın uykudan işçiler

Emekçi halk, köylü yığını

Ey, köylü yığını.

Ey rençperler, uyanın gençler ve yaşlılar, ayaklanın.

Ey, ayaklanın.

Kurun kendi cumhuriyetinizi bütün dünyada!

Ey, kurun bütün dünyada![1]

 

Bu dizeler, yaşamı sürgünlerle geçen İranlı sosyalist şair Lahuti’ye ait. Lahuti’nin “ayaklanma” şiiri sınıf hareketine yönelik iyi niyetli bir temenniden çok daha fazlasına işaret ediyor. Çünkü İranlı işçi ve emekçilerin tarihi ve sınıf hareketinin biriktirdikleri, geçmişte olduğu gibi bugün de İran halkının geleceğinin en belirleyici unsurlarından biri. O nedenle, ayaklanmalar ve halk isyanlarıyla çalkalanan dünyanın başka bir ucunda, İran’da gerçekleşen kitlesel eylemliliklerin hem öncesini hem de geleceğini işçi sınıfının potansiyelinde, olanaklarında arayabiliriz.

İran’daki protestolar hükümetin akaryakıt fiyatlarında büyük bir artış olacağını ilan etmesinden kısa bir süre sonra başladı ve kısa sürede birçok şehre yayılarak devam etti. İranlı öğrenciler, kadınlar ve emekçiler Aralık 2017-Ocak 2018 ayaklanmasından bu yana ilk defa yeniden kitleler halinde sokağa çıkıp rejim karşıtı eylemler yapıyorlar. İnternete erişimin zaman zaman kısıtlandığı İran’da, 200’den fazla kişinin öldürüldüğünü, 3 bine yakın yaralının olduğu ve yüzlerce protestocunun tutuklandığı biliniyor. Eylemler süresince protestocular bankaları, dini vakıfları ve devlet kurumlarını da hedef alarak birçok yere baskın düzenledi. Bu süreçte en az dokuz tane dini kurum işgal edildi.[2]

Sosyal medyaya düşen bir videoda eylemciler, Tahran’a yakın bir bölgede dini lider Humeyni’nin heykelini yakarken “kahrolsun sermaye; yaşasın işçi sınıfı” sloganları atıyor. Her ne kadar Batı medyası sadece örtünme yasağına karşı olan eylemliliklerini ön plana çıkarsa da, kadınlar çalışma yaşamında ve aile içinde hak eşitliği, ödenmeyen ücretler ve grev yasaklarında da en ön saftalar. Elbette, rejim ve sermaye iş birliğine ve onun paramiliter, dini ve askeri kurumlarına yönelen bu öfke İran halkının politik olarak nasıl mobilize olduğuna da işaret ediyor. Dini liderler, İslam cumhuriyeti ile sermaye birlikteliğinin halkların gündelik yaşamında yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı ve politik baskı olarak karşılık bulan olumsuz etkilerini artık gölgeleyemiyor.

Devrimden önce de İran’ın büyük bir çoğunluğu inançlı kesimlerden oluşuyordu. Fakat İslam Cumhuriyeti’nin politikaları, özellikle 8 sene süren İran –Irak savaşının kışkırttığı halklar arası mezhepsel çatışmalar, halkın dini duygularını daha da kabarttı. İşçi hareketinin zayıflaması, siyasi örgütlenme ve faaliyetlerin önündeki engellerin artması ve estirilen korku furyası ile birlikte İran halkı için “karanlık” dönem başlamıştı. O dönemden bu yana, çeşitli protestolar ve grevler gerçekleşse de bunların hiç biri doğrudan İran rejimine yönelik değildi.

Mevcut protestoların rengi İran halkının özgürlük ve bağımsızlık özlemine vurgu yaparken, mevcut çıkmazdan bir çıkış yolu bulabilecek tek güç olarak İran işçi sınıfının karşı karşıya kaldığı tarihi görevi de vurguluyor. Irak sınırının Khouzestan bölgesindeki Haft Tappeh şeker kamışı fabrikası işçilerinin kitlesel greviyle başlayıp Ahvaz’da çelik sektörüne sıçrayan grev dalgasıyla üniversite gençliğinin ve kadınların birleşen eylemleri gösteriyor ki; ancak işçi sınıfının yol gösterdiği bir demokrasi mücadelesi ile 1979 devriminin gerçek vaadi yerine getirilebilir.

İRAN İŞÇİ SINIFI

İran’da işçi hareketi 1979’daki monarşiyi sonlandıran sürecin farklı aşamalarında önemli bir rol oynadı. Özellikle 1979 başlarında petrol sektörünün öncülük ettiği grevlere merkez bankası, karayolları ve elektrik şirketleri çalışanlarının da katılmasıyla Pehlevi rejimini felce uğratıp çökerten bir genel grev başladı.[3] Bu süreç içinde ortaya çıkan grev komiteleri bağımsız sendikalara ve işçi konseylerine (şûralar) dönüştü. Hatta bazı fabrikalarda üretimi, işçilerden oluşan bağımsız şûralar sürdürdü. İşçilerin eylemleri, özellikle petrol endüstrisi işçileri, Şah rejiminin 1979 devriminde devrilmesinde güçlü ve belirleyici bir faktördü. Ne var ki İslam Cumhuriyeti 1980’lerin başlarında iktidarı güçlendikçe sendikaları baskı altına aldı ve devlet güdümündeki örgütlere dönüştürdü.

90’lı yılların sonuna gelindiğinde ise neo-liberal politikaların artan etkisi ile Tahran, Tebriz, İsfahan ve Şiraz petrol rafinerilerindeki yüzlerce işçi ücretlerin iyileştirilmesi, bağımsız sendika talebiyle greve çıktı. Sonrasındaki süreçte, bağımsız örgütlenme kanallarının açılması talebiyle kadınların, öğrencilerin, gazetecilerin ve yazarların örgütlenme girişimleri de başladı. Petrol-İş Sendikası Dış İlişkiler Servisi tarafından  çıkarılan “İran’da Sendikal Hareket” adlı broşürde (2014) yayınlanan makaleye göre; Ekim 2005’te yüz kırk, Kasım’da ise yüz yirmi grev oldu. Bağımsız sendikacılık, örgütlenme ve toplu sözleşme hakkı gibi talepler ile devam eden grevler bir süre sonra fabrikaların özelleştirilmesine karşı bir harekete dönüştü.

Artan özelleştirme politikaları, işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını olumsuz etkilemeye devam ederken işsizlik oranları ve işçilerin ücretlerini alamadığı gün sayısı artmaya devam etti. 2007’nin başlarında Khuzistan bölgesindeki Haft Tapeh şekerkamışı fabrikası, fabrika sınırlarının dışına taşan etkisiyle işçi eylemlerinin önemli alanlarından biri oldu. Aylarca işçilerin ücretlerinin ödenmemesi, arazi ve tesisleri satma kararı, iki hafta süren bir greve yol açtı. Bu süreçte işçilerden birçoğu işten atılırken birçoğu da tutuklandı. Nihayetinde, Haft Tepe işçileri de Ekim 2008’de kendi bağımsız sendikalarını kurdular. 

Ahmedinejad’ın ikinci döneminde ekonomik koşulların kötüleşmesi, yolsuzluk ve yoksunluğun da artması ile birçok sektörde çeşitli protestolar başladı. İşçilerin protestolarının (gösteriler, oturma grevleri, yol kapatmalar ve toplantılar, grevler, vb.)[4] büyük bölümü, ücretlerin ödenmemesine, işten atmalara ve fabrika kapatmalara karşı düzenlendi. 2000’li yılların sonlarına doğru ivme kazanan işçi eylemleri; tutuklamalara, baskılara ve örgütlenme yasağına rağmen farklı sektörlerden işçilerin kendi komitelerini, birlik ve mücadele araçlarını yaratabildiklerini ve bu güçle rejime karşı durabildiklerini göstermiş oldu.

2017’DEN 2019’A

2017 Aralık ayındaki eylemliliklerden itibaren İran’ı takip eden okurlar, son dönem gerçekleşen ayaklanmaların “beklenmedik” ya da “aniden” gelişmemiş olduğunu fark edeceklerdir. Sadece 2017’den bu yana, İran işçilerinin kararlılığını ve militanlığını yansıtan 7200’den fazla grev ve protesto kaydedildi.[5] 28 Aralık’ta Meşhed şehrinden başlayan sokak gösterilerinde İran halkını sokaklara döken yoksulluk, pahalılık, işsizlik ve hükümetin kemer sıkma politikalarıydı. Öte yandan, İran halkı canı pahasına sokağa çıkıyor, işçiler canı pahasına üretimi durduruyor, kadınlar canı pahasına rejime karşı protestolarda ön saflarda yer alıyor. 40 yılı aşkın süredir İran’da protesto, gösteri ve yürüyüşlere katılmaktan yüzlerce kişi sürgün yemiş, tutuklanmış, işkence görmüş ve idam edilmişti. Günümüzde, sadece Tahran’da 700’ün üstünde tutuklu işçi bulunuyor. İşte böylesi koşullarda “Polis git hırsızı yakala”, “İslam’ı merdiven yaptınız halka gına getirdiniz”, “Yüksek fiyatlara itiraz ediyoruz”, “Yolsuzluk azalsa bizim sıkıntımız kalmaz”, “Kahrolsun diktatör, Kahrolsun Ruhani” ve “Korkmayın birlikteyiz” sloganlarıyla ölümü göze alarak ayaklanan kitlenin cesareti birlikte mücadele etme deneyiminden geliyor. İran Emek Partisi, 2018’in başlarındaki halkın pahalılık ve yoksulluk aleyhindeki bu isyanının nedenlerini İslam Cumhuriyeti liderliğindeki sermaye rejiminin politikalarında, neoliberalizmde ve özelleştirme politikalarında aramak gerektiğine dikkat çekmişti[6]. Özellikle 90’larda ülkede yoğunlaşan neoliberal politikalar Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani liderliğinde artarak devam etmiş ve bu süreçte sosyal yardımlar tamamen kesilmiş, işsizlik artmış ve akaryakıt fiyatlarında da serbest piyasaya göre dalgalı bir artış gerçekleşmişti.

“Islamshahr’da bir ayaklanma var. Şahre Qod’larda her yer savaş alanına döndü. Protestocular eski belediye başkanının evini yaktılar. [Devrimci] Muhafızların evlerini yaktılar. Tüm bankalar yakıldı. Fardis’te, sokaklarda gerçek bir savaş vardı, Sepah Bankası dışında, diğer 24 bankayı yaktılar, Andishe de aynı… Fardis, Shahriar, Shahreqods ve Andishe’de birçok insan öldürüldü. Polis kuvvetleri yorgun ve ayağa kalkacak enerjileri bile yok.”[7]

İran halkı, öfkesini bilince çıkaramamış, kendiliğinden bir araya gelen ve rastgele dükkân ve mağazaları hedef alan bir kalabalık değil. Protestolar, işsizliğin ve yoksulluğun yüksek olduğu Hasistan, Kermanşah ve Fars gibi şehirlerde başladı. Bu alanların birçoğu, son birkaç yıl içinde protestoların vahşice bastırıldığı ve Arap ve Kürtlerin yaşadığı bölgeler. Sokaklara çıkan gençlerin büyük çoğunluğu iş aramaktan vazgeçmiş, umutsuzluğa mahkûm edilmiş ve hayatlarının büyük bir kısmını bir yerden bir yere dolaşıp geçici işler arayarak geçiriyorlar. Dünyanın dört bir yanı gitgide birbirine daha da benziyor. Sadece İran’da değil, neoliberal politikaların sonuçlarının “yaşanılmaz” hale geldiği birçok ülkede halklar için bıçak kemiğe dayanmış durumda. Bu nedenle, bu hareketleri anlamaya çalışırken “kendiliğinden” karakterini ön plana çıkarmak bu isyanların nedenlerini bilinemezci ve mistik bir zemine çekecektir. Aynı “kendiliğindenlik” okuması hareketlerin hızlıca sönümleneceği, öznenin belirsiz olduğu, değişimin olanaksızlığı üzerine sinik bir perspektif de üretecektir. Bu noktada çubuğu İran işçi sınıfının mücadele deneyimine bükeceğiz.

HAFT TAPEH ŞEKER FABRİKASI

Khuzestan bölgesindeki Haft Tapeh şeker kamışı fabrikası, zamanın en büyük şeker kamışı üretiminin sağlandığı yer. Fabrika özelleştirildiğinden beri işçiler, fabrikanın işçilerin kontrolünde yeniden kamusallaştırılması talebiyle sayısızca grev gerçekleştirdiler. Bu grevler, Khuzestan bölgesini de aşan büyük bir etki yarattı. Özellikle üniversite öğrencileri ve gençler greve çıkan işçilerin talepleriyle kendi taleplerini birleştirdiler ve etkili bir dayanışma örneği ortaya koydular. Bu dayanışma, İran’daki yoksulluk, şiddet ve insanların yaşamlarının her günü daha da katlanan toplumsal çürümenin sokaklarda ve fabrikalardaki yansımasıydı.

Grevin önde gelen işçilerinden Esmail Bakhshi tutuklanmış ve maruz kaldığı işkence sebebi ile sağlık durumu kritikleşmişti. Bu duruma rağmen işçiler, mücadelelerini kararlılık ile sürdürdüler. Özellikle Haft Tapeh grevi özelleştirme karşıtı mücadelelerin odak noktası haline geldi. Bir dizi önde gelen işçi liderinin tutuklanmasından sonra, ülke çapındaki işçiler birleşerek Haft Tapeh için dayanışma mesajları göndermeye başladılar. Bazı fabrikalarda tutuklu işçilerin serbest bırakılması talebiyle grevler örgütlendi.

Her ne kadar İran sermaye sınıfı, ABD ve Suudi emperyalizminin bu hareketleri İran’ı manipüle etmek için kullanmaya çalıştığını ve bu nedenle protestolara kuşkuyla bakılması gerektiğini düşünse de, 2018 yılından beri İran’da süren hareketlenme, kitlelerin bu sese kulak vermediğini gösteriyor. ABD emperyalizminin tehdidi ve “vatan savunması” kozu İran halkının biriken öfkesini yine de kıramıyor. Tersine, İranlılar hem kapitalist düzene, hem molla rejimine hem de ABD emperyalizmine karşı kendi yollarını ve kendi seçeneklerini yaratıyor. Haft Tapeh şeker kamışı ve Ahvaz Çelik fabrikasında talepleri karşılanmadığı takdirde, fabrikanın yönetimini devralacağını belirterek rejime meydan okuyan işçilerin ifadesi, bu tabloyu şöyle yansıtıyor: “Düşmanımızın ABD olduğunu söylüyorlar ama yalan söylüyorlar. Düşmanımız tam burada.”[8]

Öte yandan, İranlı sol-sosyalist bir kesim ise bu dağınık hareketlerin ABD emperyalizminin ülke içindeki müdahalesine sebep olacağı tedirginliği ile egemen sınıf ile söylemsel olarak birleşiyor. Bu kesime göre, henüz İran’da kitleleri kucaklayacak bir komünist parti olmadığı için, kendiliğinden gelişen bu eylemler ABD emperyalizmine çok kolay yedeklenebilir. Yani, İran halkına “henüz zamanı değil!” diyorlar.

Bir başka rejim muhalifi kesim ise, İran’ın problemlerinin ancak Batı’dan devşirme bir demokrasi ile çözüleceğini düşünüyor. Oysa Batı medyası İran’daki protestoları görürken sadece devlet şiddetinin bilançosundan bahsediyor. Tasarruf ve kemer sıkma politikalarının İran halkı üzerindeki yıkıcı etkisinden bahsetmiyor. Çünkü bu politikalar, İran’daki ticari ilişkilerin pazarın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemesinin bir aracı olarak zaten IMF tarafından önerilmişti. İran ekonomisinin, yabancı yatırımlara daha cazip hale gelmesi için ekonominin devlet müdahalesinden kurtulması gerekliliği bizzat IMF politikalarının İran’daki sonuçlarıdır. Bunun en önemli sonucu da işçi sınıfını zayıflatmak, birliğini ve tarihsel olarak biriktirdiği mücadelesini kırmak ve böylece dünya ölçeğinde rekabet eden sermaye tarafından kolayca sömürülmesinin önünü açmaktı. İşte, İran’ın egemen sınıfları ve onların sözde korkulu rüyası olan emperyalizm böyle işbirliği yapıyor.

PEKİ, SONRA NE OLACAK?

İran’da, İslam Cumhuriyetinin bir sermaye rejimi olduğunu teşhir edecek, sokağa çıkan kadınların, fabrikalarda günlerce grev yapan işçilerin, nefes almak isteyen halkın taleplerinin birleştiği devrimci bir programa sahip bir partinin ihtiyacı kaçınılmazdır. İran Emek partisi (TUFAN), işçilerin kontrolü altında olacak şekilde tüm özelleştirilen şirketlerin yeniden kamulaştırılmasını ve herkes için ücretsiz, kaliteli eğitim ve sağlık hizmeti sağlanmanın yanı sıra, çürümüş İslam Cumhuriyetinin yerine yeni bir düzenin, sosyalizmin acilliğini tarif ediyor.

Benzer şekilde, dünyanın başka uzak diyarlarında; Şili’de, Lübnan’da, Hong Kong’da ve Kolombiya’da da halklar neo-liberalizmin ağırlaşan sonuçlarına karşı sokaklara dökülüyor. Özellikle Latin Amerika’daki ayaklanmalar 21. yüzyıl sosyalizmi adı altında reformist tezlerin çöktüğüne, halk nezdinde bir karşılığının olmadığına ve “devrimci partinin” ihtiyacının örtük değil açıktan zorunluluk olarak kendini dayattığını gösteriyor.

Marksist Tarihçi Vijay Prashad’ın belirttiği gibi, Post-Marksizm’in bir dönemin en parlak fikirli aydınlarını bile ufaladığı, “proletarya diktatörlüğüne” karşı  “çokluk” ya da “yurttaşlık”, gibi önermeleriyle bir dönem halk hareketlerini kavramsallaştırmaya çalıştığı bu “karanlık” dönemin bitmesi kaçınılmazdır. Aksi halde, “kendiliğindenmiş” gibi görünen halk hareketlerinin kapitalizmin tarihsel ve toplumsal tahribatının/sonuçları olduğunu görmemeye ve “çokluk” kavramsallaştırmasının iktidarın ele geçirilmesini sağlayacak güçlerin bir araya getirilmesini başarmak açısından sınırlılıkları gölgelenmeye devam edecek.[9]

Lahuti’nin dizelerindeki gibi, sınıfın kendi iktidarını kurması politik bilinci gelişkin İran halkı için bir temenniden çok daha fazlasına işaret ediyor. Son birkaç yıldır önemli fabrikalarda gerçekleşen grevlerin öğrettiklerine bakılırsa, İran için ülke genelinde bir genel grev olanaksız değil. 1978 ve ‘79’daki genel grevle Şah’ı deviren işçiler, bu sefer yönetmeye talip olduğunda rejimin kumdan kalesi yerle bir olabilir. Öyleyse, Şili’den yükselen “bırak uçsun yaşam” nidalarıyla; Füruğ’dan dökülen umut sözcüklerine dayayalım kulağımızı:

inanalım
soğuk mevsimin başlangıcına inanalım
düş bahçelerinin yıkıntılarına inanalım
işsiz devrik oraklara
ve tutsak tanelere.[10]

[1] Farsçadan çeviren: Bülent Kılıç

[2] Kaveh Chai Chi, Fuel Price Hike Ignites Protests in Iran, 2019. https://www.marxist.com/fuel-price-hike-ignites-protests-in-iran.htm

[3] Petrol İş Sendikası, 2014. https://www.petrol-is.org.tr/sites/default/files/petrol_is_bulten.pdf

[4] Petrol İş Sendikası, 2014, s.7

[5] SP The Bullet, The Iranian Working Class: History and Tasks Today. https://socialistproject.ca/2019/05/iranian-working-class-history-tasks-today/

[6] Evrensel Gazetesi, İran Emek Partisi: İran’da Bıçak Kemiğe Dayandı, Ocak 2018. https://www.evrensel.net/haber/342263/iran-emek-partisi-tufan-iranda-bicak-kemige-dayandi

[7] Hamid Alizadeh, 19 Kasım 2019. https://www.marxist.com/iran-rising-of-the-dispossessed-youth.htm

[8] Frieda Afary, 10 Haziran 2018. https://www.allianceofmesocialists.org/14964/

[9] https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/255-sayi-174/641-21-yuzyil-sosyalizmi-ya-da-21-yuzyilda-sosyalizm

 

[10]Furuğ Ferruhzad, Yaralarım aşktandır. Çev: Haşim Hüsrevşahi, İstanbul: Totem Yayınevi, 2015.