1. Tarihsel süreçte İktidar bir yönetim aracı olarak sanatı veya estetiği, kendi imgesini oluşturmak için kullanmıştır. Gerek geçmişte Kilise’nin Rönesans estetiğini kullanarak pürizmi ve arzuyu dayatması veya gotik sanatı ile halkta korkuyu,teslimiyeti ve kabullenmeyi örgütlemesi, gerekse günümüzdeki reklam estetiğini kullanarak toplumlara yön vermesi buna örnek olarak sayılabilir. İktidar hep sanatsal yöntemleri başarılı bir silah olarak toplum üzerinde kullanabilmiştir. Bundan olsa gerek Fransız yazar André Gide “sanatın baskından doğduğunu” belirterek sanatın kökenine ilişkin ilginç bir saptama yapmıştır.

  1. Benim estetik anlayışımın omurgasını JacquesRanciere’in estetik teorisi oluşturduğu için zaten başlangıçta sanat ve politikayı ayırmıyorum. Bir üretimin sanat olabilmesi için politik olması gerekir.Bundan hareketle tarihsel süreçte konsensüsü bozan, çerçeveden taşan, tuvali yırtan hertürlü uzlaşmazlık buna örnek olarak gösterilebilir. Michelangelo’nun 16.yy’da “yarım bıraktığı”pietası iktidarın diliyle uzlaşmadığı ölçüde estetik ve politiktir. Tıpkı MarcelDuchamp’ınpisuvarı gibi.

 

  1. İktidarın neo-Osmanlıcı politikalarının karşılığını mimaride, sinemada ve edebiyatta tezahür ettiğini sıkça görüyoruz. Özellikle diziler yoluyla yeni “savaşçı Türk” imgesi sıkça karşımıza çıkıyor. Durum plastik sanatlarda da farklı değil. Hürriyet gazetesi Ankara temsilcisi Hande Fırat’ın “Hande Fırat: Renklerdir Patlayan” adlı sergisi CernModern’de bu ideolojinin yansımasını gözler önüne seriyor. Bu örnek gibi iktidar, Yeditepe Bienali adıyla çağdaş sanatın üretim stratejilerini de başarılı bir şekilde kullanıyor. Bunun karşısında ise çeşitli uğraşlar olsa da durumun maalesef pek parlak olmadığını söylemek yanlış olmaz. Şimdilik.

 

  1. Türkiye’de 80’lerde ilk pratik uygulamalarını bulan neoliberalizm sanat ortamında da hayli etkili oldu.Neoliberalizmle birlikte sanata verilen devlet desteği azalırken, özerk sanatın tam karşısında olan “faydalı sanat”a ağırlık veren şirket sponsorluğu hâkimiyet kazandı. Buda politik temsil ile estetik temsil arasındaki uçurumu artırdı. Uluslararası bağlamda yeni bir meslek veya aktör olan “Küratörlük” ortaya çıktı. Bu sanatçının da konumunu değiştiren, dönüştüren bir olaydı. Artık sanatçı sergilerinden çok küratör sergileri ve o küratörün sanatçıları şeklinde anılır oldular. Yani siyasal alanda yaşanan değişimlerin bu yıllarda sanat alanında da görüldüğünü rahatça söyleyebiliriz.

 

  1. Kentleşme politikalarıyla birlikte aslında sanatçı öznede bir hayli etkilendi. Kentsel dönüşüm yakınındaki bölgelerin soylulaşması ve beraberinde kiraların artması sanatçıları üretim yaptıkları atölyelerden çıkarttı veya zora soktu. Bu durum doğrudan üretimleri ve üretim süreçlerini etkiledi. Karaköy ve Yeldeğirmeni süreçleri buna örnek olabilir. Öte yandan bu durumun yaşattığı çatışma, önceki dönemlerden farklı olarak sanatçıların alternatif sergileme alanlarına yönelmesine sebep oldu. Çeşitli bağımsız, süresiz mekanlar sergileme alanına dönüşebilme özelliğine kavuştu.

 

  1. Günümüz sanatına baktığımızda bir tarafta yeni medyanın, sanatta teknoloji öğelerinin çokça desteklendiğini ve ilgi gördüğünü görebiliriz. Öte yandan çeşitli sanat yarışmaları ve organizasyonları sanat sergileme mecrasını fuarcılığa döndürmüş durumda. Bu durum da üretimlerin dekoratifleşmesine yol açmıştır.Günümüzdeki aktörleri incelediğimizde ise yarışmalar, fonlar genelde belli yatırımcılar tarafından finanse edildiğini görürüz.