ENGİN BARIŞ KALKAN: TEK GEREKLİLİK KÂĞIT VE KALEMDİR

  • Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?

Öykülerimde bir ana meselem var mı, inanın farkında değilim. Daha önce de benzer sorularla karşılaştım, cevaplayamadım. Dönüp yazdıklarıma bu sorunun cevabını arayarak baktım ama yine elime bir şey geçmedi. Aynı öykünün içinde, tek başına mesele olarak tanımlanabilecek birden fazla konuya değinmişim ilk kitabımda. Konular tek bir kategoriye yerleştirilemeyecek kadar çeşitli. Elbette alıp temiz bir değerlendirmeyle senin derdin şudur, yazdıkların bu çevrede geziyor, diyebilecek maharetli insanlar var ama ben onlardan biri değilim. En azından kendi öykülerim söz konusuyken. Gördüğüm kadarıyla herkes farklı bir yol izliyor yazarken. Ben anlatılmayı hak ettiğini düşündüğüm bir hikâye yakaladığımda onu olgunlaştırmak dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Kendi bünyesinde nasıl bir mesele barındırıyorsa onunla yetiniyorum. Ama hem ilk hem hazırlanmakta olan ikinci kitabımdaki öykülerin şehir hikâyeleri barındırmak gibi bir ortak noktaları olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Şehir; İstanbul, öykülerimde belirgin bir yer tutuyor.

  • Cortazár’ın bilindik sözüdür: “Roman puanla kazanır ama öykünün tek şansı nakavt etmektir.” Buna karşılık, “Öykü,” der Carver, “bir şeyleri açığa vurmalı, ama her şeyi değil”. Kurgu öykünüzün neresinde yer alıyor?

Cortazar ve Carver. İki büyük isim. Öykülerini okumakla kalmayıp ders gibi çalıştığımız yazarlar. Yaptığınız alıntılardan da görüldüğü üzere birbirinden oldukça farklı iki anlayıştan söz ediyor, hatta bunları birer gereklilik gibi ortaya koyuyorlar. İşte tam da bu nedenle biz, bir edebiyat eserini okurken veya kendi metnimiz üzerinde çalışırken birilerinin koyduğu kuralların işlemeyeceğini, her metnin veya üslubun kendine ait bir ritmi, tabiatı ve gereksinimleri olduğunu düşünebiliriz. Öykünün nakavt etmesi gerektiğine inanarak yazdığımızı varsayalım; çarpıcı bir öykü bitişi bulmak ve bu bitişe sondan başa doğru giderek uygun bir zemin hazırlamak yeterli midir? Cortazar elbette bunu kast etmiyor ama reddedecek bir ilave de yapmıyor. Ayrıca bu cümle öykünün zaman, mekân, karakter, atmosfer ve diğer unsurlarına da değinmiyor. Cortazar öykülerine bu unsurları göz ardı ederek bakmak pek işlevsel olmaz. Ya da tam tersi; Carver’in dediğini yapıp yazma deneyimimiz boyunca neyi açığa vurmamız neyi saklamamız gerektiğinin hesaplarını mı yapmalıyız? Elbette yapmamız gerekebilir ama bu formül her metni çözmeye yeter mi? Bunlar da üzerine düşünmemiz gereken konular. Özetle, bu parlak ifadeleri çarpıcı bulabiliriz ama edebiyat uğraşının doğası gereği öznel yaklaşımlar olduklarını da göz ardı etmemeliyiz. Yazmak üzerine yapılan öneriler hep konuşuldu, konuşuluyor; bunlar çok cazibeli konular. Şurası kesin ki evet, deyip doğrudan kabul edeceğimiz tek gereklilik kâğıt ve kalemdir.

  • Toplumu içeren ya da ona ilişkin herhangi bir alanda hâkim olan vasatlık, sanatsal üretim alanlarına ne şekilde sirayet eder, çağdaş öykümüz ölçeğinde değerlendirir misiniz?

Sanatsal üretim her zaman toplumun genel nitelik ortalamasından bağımsız bir alan olmuştur. Sanat, kısıtlı bir çevre tarafından üretilen ve tüketilen bir şey ve bu çevre temayülleri gereği toplumun geri kalanındaki çürümeden kendisini belli ölçülerde korumayı başarıyor. Okunacak iyi bir roman, izlenecek değerli bir tiyatro oyunu veya film, özel bir resim veya fotoğraf seçkisi arayan, bulan; zamanını bu eserlere ayıran insanlar var ve hep var olacaklar. Elbette bunları üretenler de. Sanattan söz ettiğimizde salonları kapatan renkli afişlere sahip filmlerden, kapağında tüm dünyada bilmem kaç milyon adet satıldığı yazan kitaplardan, kadrosunda birkaç yarı ünlüyü barındıran oyunlardan söz etmiyoruz; öznemiz kitapçı raflarından değil internet siparişiyle edinebildiğimiz kitaplar, alışveriş merkezlerindeki çok salonlu sinemalarda değil şehirdeki sayıları üçü beşi geçmeyen, perdesini bağımsız filmlere ayıran sinemalarda gösterilen filmler. Diğerleri seçici olmayan çoğunluğun yaşamlarını doldurmak üzere varlar ve bir eser için sanatsal sıfatını kullanabiliyorsak zaten bahis konusu vasatlığa bulaşmamış demektir. Fikrimce durum bu.