• Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?

Bu soruya, tüm öykülerimden ziyade “Orada Bir Yerde” bağlamında cevap vereyim.  On ayrı öyküyü tek bir mesele ile özetlemek çok mümkün olmasa gerek. Ayrıca “mesele” benim için çoğu kez bilinçli bir çıkış noktasından çok yazarken farkında olmadan, hesapsızca vardığım, değişken bir durak. Yine de bir cevap vermem gerekirse “Orada Bir Yerde”nin ana meselesi, öteki ile toplum arasındaki gerilimli ilişkidir diyebilirim.

  • Cortazár’ın bilindik sözüdür: “Roman puanla kazanır ama öykünün tek şansı nakavt etmektir.” Buna karşılık, “Öykü,” der Carver, “bir şeyleri açığa vurmalı, ama her şeyi değil”. Kurgu öykünüzün neresinde yer alıyor?

Bu iki ifadenin illa birbirini yalanlaması gerektiğini düşünmüyorum. Kendi adıma, öykü yazarken hem Carver ve hem de Cortazar’ın bahsettiği kriterleri karşılamaya çaba sarfediyorum.

Kurgu,”Orada Bir Yerde” için oldukça önemli bir öğeydi. Anlatmak istediğim öyküyü, en saf, en etkili haliyle, dolandırmadan anlatmak için doğru kurgunun önemli olduğunu düşündüm. Öykü gibi hata payı çok az olan bir türde doğru kurgunun önemi benim için büyük.

Öykülerimin başına oturduğumda hemen her zaman aklımda bir kurgu olur. Kurgusuz masa başına oturmak çok haz etmediğim bir durum açıkçası. Yazım süreci esnasında yola çıkarken aklımda olan kurgu büyük ölçüde değişse de, elimde bir kurgunun olması bana huzur verir.

  • Toplumu içeren ya da ona ilişkin herhangi bir alanda hâkim olan vasatlık, sanatsal üretim alanlarına ne şekilde sirayet eder, çağdaş öykümüz ölçeğinde değerlendirir misiniz?

Vasatlık, bir çok kişinin iddia ettiğinin aksine çağımıza özgü, korkunç bir durum değil bana kalırsa. Her çağ, kendi vasatını barındırıyor. Zaten anlam olarak da ortalamayı işaret eden bir sözcük vasat ve belirli bir sayıda eserin olduğu her ortamda, tanım olarak ortalama hep olmak zorunda. Geçmiş çağların vasat eserleri veya fikirleri zamanın süzgecinden geçip günümüze ulaştığı için, o dönemde vasatın olmadığı gibi bir yanılgıya kapılıyoruz. Yakın dönem için bu süzgeç henüz tam anlamıyla etkisini gösteremediği için bugünü eski dönemlerle kıyaslıyor ve vasata saplanmış bir ortamın içindeymişiz gibi hissediyoruz. Oysa zaman, bugünün de vasat eserlerini süpürecek ve geriye kalbur üstü eserler kalacak. Bize düşen, bugünün polemikleri ile vakit kaybetmeden, elimizden gelenin en iyisini yapmak ve gerisini zamana bırakmak diye düşünüyorum.