• Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?

Öykülerimde kimi, neyi anlattığım kadar nasıl anlattığımı önemsiyorum açıkçası. Bu noktada öyküyü anlatımcı kılmaktansa sahneleyerek, göstererek anlatmanın daha makbul  ve insanın ve toplumun gerçeğe yakın bir haritasını çıkarmaya daha elverişli olduğu kanısındayım. Bu açıdan bireyin ve toplumun travmaları, toplumun içinde “ben”in kimlik, siyaset ve  hayatın birçok dayatması içinde “ben”  ve  “biz” olma kaygılarını öykülerimde yansıtmaya  çalıştığımı da düşünüyorum. Bu noktada serbest dolaylı anlatımın anlatıcıyı kavramak ve aktarmak adına verimli bir yol haritası olarak görüyorum açıkçası. Kentli yoksullar, orta sınıf insanının açmazları ve kentin devasalığı içinde anlam arayışları, kadın erkek ilişkilerindeki ritüeller, toplumsal kodlar sözünü ettiğim anlatma şekilleri içinde akıp gidiyor öykülerimde. Anlatma şekli dediğimizde aynı zamanda dilin de tutarlı olması, öykünün sahiciliği ve içtenliği kadar değerli benim için. Bu anlamda “insan” meselesini  öykümün ana malzemesi yaptığımı söyleyebilirim.

  • Cortazár’ın bilindik sözüdür: “Roman puanla kazanır ama öykünün tek şansı nakavt etmektir.” Buna karşılık, “Öykü,” der Carver, “bir şeyleri açığa vurmalı, ama her şeyi değil”. Kurgu öykünüzün neresinde yer alıyor?

Öykünün daha vurucu ve sarsıcı bir yanı olduğunu düşünmüşümdür. Bu açıdan Cortazar’ın sözü her zaman benim savunduğum bir bakış açısını şekillendirdi. Öykü yazmanın bir yazma mühendisliği gerektirdiğini  ve ayrıntıların yoğunluğunun öykünün odak noktasını silikleştirdiğini düşünüyorum. Bu anlamda kendime şu iki soruyu sordum hep: Bu öykünün derdi ne? Neden yazdım bu metni? Öykünün kısa ama derinlikli anlamlar dünyası barındırması gerektiği savındayım bu noktada. Ancak bu, zoraki metaforlarla okuyucu yoran ve bunu bir edebi ustalık ve hüner gören zoraki kapalılığı sahiplendiğim anlamına gelmiyor. Öykü bir dil ustalığına dayanmalı muhakkak, kurgu savrulmadan vurucu ve çatışmayı belirginleştirecek donanımda olmalı. Bu da roman kadar zorlu bir yazma serüvenine işaret ediyor.

  • Toplumu içeren ya da ona ilişkin herhangi bir alanda hâkim olan vasatlık, sanatsal üretim alanlarına ne şekilde sirayet eder, çağdaş öykümüz ölçeğinde değerlendirir misiniz?

Vasatlık nedir? Soruyu buradan sormak sağlıklı olanı. Birçok öykünün bugün bana okuma lezzeti vermediğini ve hatta bir kitap bütünlüğü içinde birbirini yineleyen bir nice öykünün okuru olmak zorunda kalabildiğimi görüyorum son zamanlarda bir okur gözüyle baktığımda. Bu açıdan öykü yazarken korkuyorum çoğunlukla. Aynılaşmak, vasatlaşmak ve vasatlığı görmeden yazmak üzerine ahkâm kesebilmek maalesef son dönem öykücülüğünde görülen bir sorun. Öykü sağlıklı olarak okuruna ulaştıkça iyi öykü zamana meydan okuyacak elbette. Bu açıdan bir Onat Kutlar, Bilge Karasu, Orhan Kemal, Vüs’at O. Bener öyküsü okuduğumda vasat olmayanın emek harcanmış, düşünülmüş, doğru kurulmuş öyküler olduğunu ve bunun öncelikle dil tutarlılığından geçtiğini daha iyi görüyorum. Öykünün bir atmosferi, dilsel tadı, derdi varsa zaten vasatlık sorunu yaşamayacaktır muhakkak.