• Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?
  • Öykü, doğası gereği küçük zaman dilimlerine odaklanır. Günlük yaşamın sıradan görünen bir anında olup bitenlerin altını kazır. Benim kazılarımdan, her türlü şiddetle -özellikle devlet şiddetiyle- hayatı sarsılan çocukların, gençlerin, kadınların yüzleri çıkıyor ortaya. Çünkü yaşadığım yerde günlük yaşama bu şiddet yön veriyor.

  • Cortazár’ın bilindik sözüdür: “Roman puanla kazanır ama öykünün tek şansı nakavt etmektir.” Buna karşılık, “Öykü,” der Carver, “bir şeyleri açığa vurmalı, ama her şeyi değil”. Kurgu öykünüzün neresinde yer alıyor?
  • Öncelikle sorunuzda “Buna karşılık,” dediğiniz için Cortazar ve Carver’ın uzak iki görüş belirtiği düşünülüyor. Bence öyle değil. İkisinin söylediği alt alta toplanabilir: “Öykü, her şeyi değil ama bir şeyleri açığa vurabilirse nakavt edebilir.” Şimdi, öykülerim ve kurguyla ilgili sorunuzu cevaplamaya çalışayım. Baklagillerin, mesela nohutun içinde “çenek” vardır. Bilirsiniz, özü, genetik bilgiyi çenek taşır. Çenek çok küçük ama çok yoğun bir şeydir.  Benim öykülerim nohut gibi gelişir. Kulağıma çalınan bir söz, tanık olduğum bir durum, bir duygu ya da çocukluğumdan hatırladığım bir sahne çenek olur. Kurgu, çenek gelişsin diye nohutu içine attığım su ve canlanma belirtisi başladıktan sonra diktiğim topraktır. Bitkimi nasıl büyüteceğim, sahneyi hangi ortama kuracağım, nasıl bir dille anlatacağım? Bu noktada Cortazar ve Carver’e kulak verip her yönden boy veren denetimsiz bir hal almasına engel olmak için budarım. Her şeyi değil, tek ve vurucu olanı anlatmaya gayret ederim.
  • Toplumu içeren ya da ona ilişkin herhangi bir alanda hâkim olan vasatlık, sanatsal üretim alanlarına ne şekilde sirayet eder, çağdaş öykümüz ölçeğinde değerlendirir misiniz?
  • Bu bir polemik sorusu. Cevabın bazı örnekleri içermesi gerekir. Yazık ki ben iyi bir polemikçi değilim. Vasatlığa ilişkin söyleyebileceğim şey, kişisel beğenileri önemsediğimdir. Birine vasat gelen bir metin başka birinin beğenisini kazanabilir. Okumanın karakterimiz, kişisel yönlerimiz ve beklentilerimizle de ilgisi olduğunu düşünüyorum. Dergilerden çağdaşım öykücüleri takip ediyorum. Zaman zaman bu öykü neden yazılmış, böyle bir öyküyü nasıl yayımlamışlar, diye düşünüyorum. Ama bana hitap etmeyen başkalarınca beğenilebilir. Bu tat meselesi. Dil zevki, zamanla incelen bir şeydir. Gittikçe daha rafine olana yöneliyor insan. Öyleyse iyi işlenmiş olan işlenmemiş olandan nasıl ayırt edilecek? Sanırım cevabı zaman verecek. Öykünüz okunduktan çok sonra bile meselesi, atmosferi ya da karakteriyle ya da dimağlarda bıraktığı duygusuyla hatırlanıyorsa tamamdır!