• Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?
  • Ben beni rahatsız eden gerçeklikler hakkında yazıyorum. Rahatsız olduğum çok fazla şey var. Tek bir ana meselem yok. İnsana dair her şey. Hepsi olabilir.

  • Cortazár’ın bilindik sözüdür: “Roman puanla kazanır ama öykünün tek şansı nakavt etmektir.” Buna karşılık, “Öykü,” der Carver, “bir şeyleri açığa vurmalı, ama her şeyi değil”. Kurgu öykünüzün neresinde yer alıyor?
  • Cortazar da Carver da çok sevdiğim, söylediklerinden kendime ders çıkardığım yazarlar. Bana göre iyi bir kurgu, öyküyü okurken bundan niye bahsetmiş ki diyebileceğimiz detayların bile okuma sonlandığında adeta anlamlı bir bütüne dönüştüğünü, aslında hepsinin birer ipucu olduğunu ve gerekli olduklarını fark ettirmelidir. Bunun için neyin gizleneceğini de iyi tespit etmek gerek. Böylece okuyanı üzerinde düşünmeye, yeniden okumaya şevk etmiş oluruz. Kurgu bize gerçeği yırtıp atma imkânı tanır. Kişinin sıkışıp kaldığından başka bir gerçeklik, bir başka dünya, bir başka yaşam yaratır. Var olduğu şeklini yırtıp atabildiğim, zihnimde yeniden yoğurabildiğim bu süreci önemsiyorum. Bir öykünün kurgusu için kendimi paralarken, defalarca akışı değiştirip yeniden yazarken bu zorlu yolculuktan aslında bir hayli keyif alıyorum. Dil, biçim, kurgu, bunların hepsi öykünün elementleri ve hepsine ayrı ayrı özen göstermeye çalışıyorum. Birlikte değerlendirilecek, birbirine göre şekillenecek şeyler bunlar. Biri diğerinden önemsiz değil.

 

  • Toplumu içeren ya da ona ilişkin herhangi bir alanda hâkim olan vasatlık, sanatsal üretim alanlarına ne şekilde sirayet eder, çağdaş öykümüz ölçeğinde değerlendirir misiniz?
  • Üretirken yalnızız ve vasat olmama hakkımız her zaman var. Şartlar ne olursa olsun. Her ne kadar üretirken yalnız olsak da nihayetinde onu paylaşma arzumuz var ve bu noktada kapitalist sisteme dâhil olmak zorunda olduğumuzu ve yarattığımız şeyin bir tüketim malzemesine dönüştüğünü bir çoğumuz biliyoruz. Bu ne demek? Vasat olan da olmayan da aynı piyasanın içinde olacak demek. Hepsinin kendine göre bir alıcısı var. Üretilen her şeyin nitelikli olmasını bekleyemeyiz. Böyle tek tip bir toplum olması mümkün değil zaten. Ama toplumun kolay olana, popülist olana daha çok yönelmesi nitelikli üretim için çabalayan kesimde içten içe bir hayal kırıklığı, motivasyon düşüklüğü yaratıyor gibi. Son zamanlarda çok fazla üretim var, çok fazla yeni kitap basılıyor, her gün başka bir dergi türüyor evet ama benim bildiğim ve gördüğüm kadarıyla iyi şeyler ortaya koymak, olmayanı keşfetmek için çabalayan birçok genç öykücü var. Herkes kendi çapında bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ne ki sabırsızlık ve birçok yerde birden var olma çabası gibi hızlı üretim, hızlı tüketimi tetikleyen unsurlarla niteliğin düşeceği bir gerçek. Böyle bir baskının varlığından da söz edebiliriz sanıyorum. Buna direnç gösterebilmek gerek.