Güncel sanat atak için formlar üretmekle meşgul
Güncel sanat atak için formlar üretmekle meşgul

Güncel sanat atak için formlar üretmekle meşgul

Güncel sanatın politik stratejisi hem bir aşırı doğrudanlık hattı barındırıyor hem de dolaylılığın, katmanlı stratejilerin bir yelpazesini içeriyor. Aşırı doğrudanlık hattı aslında ortada OHAL vs de yokken sürekli eleştirilen bir hattı –sanat bu denli doğrudan eleştiri getirmeli mi, deniyordu. Özellikle diğer disiplinlerden insanlar, güncel sanat da işi iyice birebire döktü, sanatın dolayımı nerede, dediler. Bence bu aşırı doğrudanlık hattından tam çekilinmedi güncel sanat ama bunu dönüştürdü, bugün katmanlara sahip olan ama bir yandan da gene mesajını pek çok disipline göre daha seri iletebilen, ve daha seri iletmeyi de seven bir eleştirel dilden söz edebiliyoruz.

Olağanüstü denilen şey belirli bir açıklıkla ama aynı zamanda belirli bir örtüklükle de yürüyor. Bu sanat anlamında şu demek: Her sanat eserine anında çok belli ve net kriterlerce sansür getirilmiyor. Ama sansürün, belanın, nereden ne şekilde ne ölçüde ne vesileyle geleceği kimse için net değil. Bu belirsizlikte bırakma aslında pazarlama stratejisi olarak da kullanılır derler. Bazı ürünlerin fiyatları sürekli inip çıkar ve ucuza mı aldım pahalıya mı aldım emin olamazsınız. Sansür de biraz öyle işliyor Türkiye’de, biraz irrasyonel gibi ama bir otosansür mantığı var. Hiçbir şey olmayabilir, ama bir şey de olabilir, bu da otosansürü büyütüyor. Yeni melez savaşların illa ki yenmek için değil ama sürdürülebilir bir manipülasyon için çıkarılabilmesi gibi. Egemenler yenmekten sözediyorlar ama öncelikleri kazanmak değil, belirli bir meşruiyet manipülasyonunu, iyinin ve kötünün yerinin allak bullak edilmesindeki belirli bir kötü niyeti sürdürülebilir kılmak oluyor. Buna belki de en iyi, iyinin ve kötünün yerinin oynatılmasına aşina Nietzscheci bir yerden yanıt verilebilir, iyiyi ve kötüyü eski yerlerine yapıştırmaya çalışmak, kaygan ve sürekli şiddetle ve çelişkilerle sarsılan platformlarda pek güç çünkü.

Otosansürün bu denli damarlandığı günlerde toptan lanetlenmesini verimli bulmuyorum. Otosansürü toptan mahkûm etmektense otosansür içindeki imkânlara, ihtimallere, olası direniş alanlarına bakmak gerek. Insan kendi otosansürünü kabul ederse inkâr etmek yerine otosansürün içinden nasıl direnebileceğini de düşünebilir. J.C. Scott’ın Tahakküm ve Direniş Sanatları kitabına geri dönmek gereken günler olabilir.

Güncel sanatın bu tip baskı ortamları için hayli hazırlıklı olduğunu sanıyorum. Sanatın binbir formla zenginleşmiş, kendini maddi olandan bile koparmış, sınırları bir hayli zorlamış bir yakın geçmişi var. Güncel sanatın elinin kolunun uzanabileceği köşe-bucak zihin bölgeleri epey fazla. Dolayısıyla işler daha da kötüye giderse, gittiğinde, güncel sanatın kendine göre bir iki numarası hep olacaktır Türkiye’de.

Peki olağanüstünün işleyişi bir kırılma yaratmış mıdır, gözle görülür bir kırılmadan sözedilebilir mi? Necmiye Alpay içerde ama Türkçeden bahsetmeyi sürdürüyoruz. Türkçe kırıldı tabii bu süreçte. Kırık bir Türkçe ile yazıyoruz bugün. Bu da görünür bir şey değil illa ki. Ama güncel sanatın dolaylı, kendini çabuk açık etmeyen ama inat ve sabırla donanmış eleştirel işlerle kaynadığını görüyorum Türkiye’de. Güncel sanat daha çok atağa kalkma imkanı bulunduğunda hemen devreye sokulacak formlar üretmekle meşgul gibi. Bu form üretimi saha ve hava koşulları futbol oynamaya elverişli olduğunda ne denli işlevsel olabildiğini Gezi sürecinde ispatladı.

Duyguyu yakalamak güncel sanatın iyi olduğu bir alan değil gibi bir tek bugünkü koşullarda, düşünce biraz öne çıkıyor. Baskı ortamlarında duyguların nasılı için gene edebiyattan el alıyoruz galiba…

yenie_ilan_ocak_yatay1