İLKE IŞIK: DUYMAK ZORUNDASINIZ…

7 Haziran seçimlerinin hemen öncesinde 5 Haziran HDP mitinginde patlayan bomba ile irkildik bir önce. Bir şeyler oluyordu, Suriye ve Irak’ta işgal ettiği şehirlerde insanları öldüren, kadınları köle yapan, katliamlar örgütleyen IŞİD dediler. Şaşırdık, neler oluyor dedik, son bir yıldır endişe ile takip ettiğimiz IŞİD bu topraklara da sirayet etmişti işte. Ama hemen arkasından gelen 7 Haziran seçimlerinin sonuçları dağıttı karamsar havamızı. AKP tek başına iktidar olma şansını kaybetmiş, emek demokrasi güçlerinin HDP çatısında gerçekleştirdiği ittifak ciddi bir oy alarak, Meclis’te belirleyici hale gelmişti.

Sevinmiştik uzunca bir zaman sonra sokaklarda, mutevazi kutlamalar bile yapmıştık hatta. Ancak bahar havası çok kısa sürdü. Seçim sonuçlarını tanımadığını ilan eden siyasal iktidar ülkeyi kaosun ve ölümün kucağına atmaktan hiç çekinmedi.

Sonrası çok hızlı geldi, 20 Temmuz Suruç katliamının arkasından 10 Ekim günü Ankara Garı’nda barış mitingi için toplanmış on binlerin arasında iki canlı bomba kendisini patlattı. Dehşet içindeydik, inanamadığımız bir kaosun ortasına düşmüştük. Az önce konuşup sohbet ettiğimiz arkadaşlarımız ölmüş, yaralanmış, TOMA’lar alana girmiş, katliam yetmezmiş gibi gaz bombalı saldırıya maruz kalmıştık.

Sağ kalanların hayatla imtihanı o gün işte bu anlattığım anlarda başladı. Sağ kalmıştık bir şekilde, sadece katliam alanında bulunanlar için değil, miting için gelmiş ama Ankara Garı’na uzak bir noktada olanlar için de durum böyleydi. Sonra mitinge yetişemeyen Ankaralılar ve bir şekilde o gün başka şehirlerden Ankara’ya gelmemiş, gelememiş olanlar için de aynısı söz konusuydu.

Dahası da var, mitingle ilgisi olmayanlar, tek bir tanıdığı bile bulunmayanlar, katliamı televizyonlarından ilgisiz bir şekilde izleyenler için de her şey değişmişti. Ankara’nın göbeğinde patlayan o bomba ile bir daha hiç kimse güvende olmadı. Arkası geldi, kesilmedi katliamlar devam etti. Sonrasında metroya binmeye, otobüs durağında beklemeye, kalabalık yerlerde bulunmaya korkan bir ülke haline geldik çünkü.

Duymak Zorundasınız bu katliamın kitabı. 103 kişinin öldüğü katliamda, sağ kalanların payına düşen adalet mücadelesinin kitabı. 10 Ekim Ankara Katliamı’nın hukuki sürecinin anlatısı. Katliamın hemen arkasından başlayan, 3 Ağustos 2018’e kadar devam eden tutuklu sanıklarla ilgili yargılamanın kitabı. Katliamın tanığı, mağduru, parçası olan avukatların yürütmeye çalıştığı adalet mücadelesinin derlenip toparlanmış hali.

Katliamın gerçekleşmesi ile yan yana gelmek durumunda kalmış, o andan itibaren birleşik ve örgütlü bir hukuk mücadelesi yürütmüş 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonun aslında halen devam etmekte olan adalet mücadelesinin adım adım anlatıldığı kitap, komisyon üyesi Av. Gülşah Kaya, Dr. Barış Işık, Evrensel Gazetesi Ankara Temsilcisi Birkan Bulut ve Kor Kitap Editörü Fulya  Alikoç tarafından kaleme alındı ve 10 Ekim 2019 günü, katliamın dördüncü yıldönümünde okuyucu ile buluştu.

Kitap yargılamanın her bir aşamasını ayrıntılarıyla anlatırken sadece bir hukuk öyküsünden söz etmiyor. Yargılama süreci boyunca ülkede yaşanan siyasal atmosferi an be an aktaran bir almanak olması hasebi  ile bir başucu kitabı olma özelliği de taşıyor. Öyle ki duruşmaların başladığı 7 Kasım 2016 ile 3 Ağustos 2019 arasındaki sürece ilişkin çıkarılan dönemsel bilgiler ülkede yaşanan baş döndürücü gelişmeleri hepimize bir kez daha hatırlatıyor.

Katliam anından başlayan kitap, olay yeri inceleme, adli tıp, savcılık soruşturması ve arkasından başlayan yargılama sürecini bir bütün halinde anlatırken, bir adalet mücadelesinin nasıl zorluklarla yürüdüğünün özeti aslında. Kısıtlılık kararı altında yürütülen savcılık soruşturmasından nasıl tamamen boş bir iddianame çıktığını, bu iddianame ile yürütülen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki kovuşturma sürecinin ise sadece sanıklara ceza verme iradesi ile yürüdüğü adım adım, gün gün, duruşma duruşma aktarılıyor.

Süreç boyunca yürütülen ısrarlı çalışma sonucunda ortaya dökülen belge ve kayıtlar malumun ilanı iken buna kulak tıkayan yargı ile girişilen mücadele herkesin okuması gereken bir sürece işaret ediyor. Çünkü anlatılan Ankara’nın göbeğinde göz göre planlanan ve gerçekleştirilen bir katliam ve verilen adalet mücadelesi de aslında bu ülkede yaşayan her bir kişinin yaşama hakkına ilişkin.  103 kişinin hayatını kaybettiği, 500’den fazla yaralının olduğu, on binlerce insanın tanıklığında gerçekleşen bu katliam, bir mitingin başlangıcında gerçekleşmişti. Dolayısıyla bilinen bir toplanma vardı ve buna ilişkin alınması gereken önlemler yetkililer tarafından alınmamıştı.

Avukat komisyonun yaptığı çalışma, topladığı belgeler, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nden istenmesini sağladığı dosyalar, Gaziantep, Adıyaman gibi illerde nasıl bir IŞİD örgütlenmesi olduğunu gözler önüne seriyordu. İzlenen, bilinen takip edilen IŞİD’lilerin bilerek istenerek yakalanmaması Ankara Katliamı ve pek çok katliamın gerçekleşmesine neden olmuştu. Sınırların nasıl IŞİD kontrolünde olduğu sanıkların dinlenen ve kayıt altına alınan telefon tapeleri ile sabitti.

Göz göre göre gelen katliam aradan geçen dört yıl içerisinde gündemden düşmeden tartışılıyor. Yargı sadece 36 IŞİD’liden ibaret bir adaletten söz etmekte ısrar etse de 7 Haziran seçimleri ve 1 Kasım arasında ne oldu sorusu memleket tarihinin en kritik sorusu olarak durmaya devam edecek. Kitap da bu sorunun cevabında yürütülen süreci anlatıyor toplam olarak. En başından itibaren “siyasal iktidardan bağımsız ele alamazsınız, 1 Kasım seçimlerinin kazanılması pahasına gerçekleşmiş bu katliamdan her açından faydalanan ve bunu ifade etmekten çekinmeyen AKP iktidarı ve temsilcilerinin sorumluluğu yokmuş gibi davranamazsanız” diye çizilen bir adalet çabası anlatılmak istenen.

Katliam anında başlayan bir hukuki süreç olduğunu düşündüğümüzde neredeyse dört yıllık bir dönem anlatılan. Ulaşılan yüzlerce klasör, okunan belge ve kayıtlar, izlenen görüntüler, Gaziantep’e gidip sanıkların dosyalarını toplayan çaba, onlarca toplantı, yazılan yazılar, dilekçeler, basında yer alması için yürütülen çabalar… Aralıksız yürütülen bu çalışmanın en önemli kısmı ise bir ekip çalışması olarak yürütülmüş olması. Onlarca avukatın birlikte dayanışarak, görev paylaşarak, fikirlerini ve emeklerini birleştirerek kolektif ördükleri bu süreç, toplumsal davalara ilişkin avukat pratiği açısından bir yerlere düşülmesi gereken önemli bir kayıt.

Kaldı ki kitabın yazılışı da aynı ortak çalışmanın yansıması, dört yazarın birlikte yazdığı, topladığı, derlediği emek verdiği ortak bir iş. O yüzden yazarların adı yok belki de kitabın kapağında. Katliam davası kitabı olduğu görülüyor kapağa bakınca, kimin yazdığından daha önemli olan bu olduğundan olsa gerek. Ama dört arkadaşımızın emeğine saygıyı ihmal etmemek gerek. Gerçekten büyük ve zorlu bir işi büyük emeklerle başaran dört arkadaşımıza ne kadar teşekkür etsem, ellerine emeklerine sağlık desem de duygularımı tam olarak ifade edemem gibi geliyor.

Ülkede herkesin, her kesimin bu kadar çok adalet dediği başka bir dönem olmuş mudur bilemiyorum.  Hukuk, adalet, yargı bunlar herkes tarafından konuşuluyor. Yargının bağımsızlığı her zaman konuşulurdu bu ülkede, siyasal iktidardan bağımsız bir yargı mekanizması olmadığı herkesin kabulünde olan bir durumdu. Kitapta anlatılan 2015 ve 2019 arası dönem yargının nasıl talimatla iş yaptığının alenen yaşandığı yıllar olarak kayda geçti. Eskiden gizli saklı yapılan, yürütülen bu süreç artık alenen yapılıyor, Cumhurbaşkanın bir sözü birilerinin tutuklanması ve hakkında soruşturma başlatılması için yeterli oluyor hepimizin gördüğü üzere.

10 Ekim Ankara Katliamı davasının tüm süreci işte bu yargının en pespaye dönemlerine denk düşer. Savcının maddi gerçek yerine Cumhurbaşkanı’nın ilk zamanlarda yaptığı kokteyl terör iddiasını kanıtlamaya çalıştığı bilgi notu kitabın eklerinden biridir ve bir ibret vesikası olarak yargı tarihimizde yerini çoktan almıştır.

İşte o yüzden bir dava kitabı olmakla birlikte sadece bir dava kitabı değil Duymak Zorundasınız. Başta da söylediğim gibi duruşmaların tarihsel olarak aktarıldığı bölüm, aynı zamanda o dönemde ülkede ne olduğunun, neler yaşandığının özetini de içeriyor. Demiştik ya o günden sonra ülke normale dönmedi, bu tarih aktarımı bunu bir kez hatırlatırken, aslında hukuk mücadelesinin de politik gelişmelerden ayrı yürütülmediğini gösteriyor. Politik bir katliamın yargı süreci doğal olarak ülkede yaşananlara ilişkin sözler söylenerek yürütülmüştü bir yandan da.  Örneğin dosyanın müdahil kurumu ve miting düzenleyicisi TTB Merkez Konseyi üyelerinin barış açıklaması yaptığı için gözaltına alınmalarından söz etmeden yapılamayacak duruşmalardı bunlar nitekim öyle de yapıldı.

Birlikte yürütülen emek dayanışma dedik ya dosyanın müdahilleri, aileler, yaralılar onların çabaları takibi, avukatlarla aralarındaki dayanışma kitabın temellerinden biri. Çünkü 10 Ekim Ankara Katliamı davası bir avukat mücadelesi değil sadece çocukları öldürülen anne babalarla, yaralanan sakat kalan insanlarla, ülkenin emek demokrasi güçleriyle birlikte yürütülen bir adalet mücadelesi. Bu durum duruşma salonundan anlatılarla, çarpıcı örneklerle aktarılıyor. O yüzden de kitapta yer alan müşteki beyanları, ailelerin kendi ağızlarından anlattıkları adalet talepleri pek çok hukuki ifadeden daha kıymetli belki de.

3 Ağustos 2018 günü tutuklu sanıklar için verilen karar duruşması ile son bulan kitap, yargılamanın da adalet mücadelesinin de devam ettiğini belirterek bitiyor. O gün verilen kararın gerçek sorumlular yargılanmadığı sürece adalet anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Dosyanın, yargılamanın toplamı hukuken de siyasal iktidara denk gelirken, IŞİD örgütlenmesinin bizzat devlet eliyle büyüyüp güçlendirildiğinin kanıtları var iken, miting için bilerek ve istenerek neredeyse hiç güvenlik önlemi alınmadığı ortada iken sadece 19 IŞİD’liye ceza vermenin ne anlama geldiği kitapta özetleniyor.

10 Ekim Ankara Katliamı davası devam ediyor, firari sanıklar açısından duruşmalar sürüyor, karar verilen kısım Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nde istinaf sürecinde. Ama 10 Ekim için adalet çığlığı da öyle. Katliamın dördüncü yılında kitapta alıntı yapıldığı üzere ilk duruşmada söylenen Duymak Zorundasınız denmeye devam ediliyor. Duymak İstemeyenlere, gerçek katilleri, sorumluları, sorumlulukları hatırlatmaya ve adalet demeye devam ediyoruz elimizden geldiğince.

Umutla, inançla, kararlıkla, birbirine yaslanarak, birbirinden güç alarak yürütülen bir adalet mücadelesinin öyküsü Duymak Zorundasınız. Karamsarlığa kapılmadan, ülkenin tüm ağır koşullarına rağmen haklı olmanın verdiği güçle ve dayanışmanın direnciyle yol yürümeye çalışmanın özeti, devam eden bir adalet mücadelesinin bir bölümü.