İNCİ AYDIN: BU DÜNYADAN AGOP ARAD GEÇTİ

Bir insanın kalbi neredeyse, eseri de oradadır.” (Agop Arad)

1913 yılında Eskişehir’de dünyaya gelen Arad, yoksul marangoz bir babanın oğludur. Balkan Savaşı nedeniyle aile İstanbul’a göç ettiğinde Arad henüz 1 yaşındadır. Kumkapı’da Assomption Koleji’nden sonra, Güzel Sanatlar Akademisi’nde Nazmi Ziya, İbrahim Çallı ve Leopold Levy’nin atölyelerinde eğitim alır. 1941’de kurulan Yeniler Grubu’na katılır. Bu sırada Vatan, Akın, Şehir, Hakikat-i Tasvir gazetelerinde gazete ressamlığı yaparak geçimini sağlamaktadır. İstanbul’da uzun yıllar Tarabya’da Hristo’nun üstünde bir katta yaşar, sonra Boyacıköy’e taşınır. Resimlerinde hep halktan insanları konu alır: balıkçılar, ayakkabıcılar, işçiler, hamallar. Bunun nedenini Arad’dan dinleyelim:

Resimlerimde hep emekçiler, yoksullar, avareler var. Bunları böylesine yakından tanımak, içten tanımak gerekir kalıcı kılabilmek, etkili yapabilmek için. Çok fakir büyüdüm. Güç koşullarla bugüne geldim. Bir insanın kalbi neredeyse eseri de oradadır.”[1]

Arad, eli açık bir sanatçıdır. Genç sanatçılar için kapak tasarımları yapar parasız; tablolarını, çizimlerini, isteyen eşe dosta dağıtır. Parayla sanatı birbirine bir türlü yakıştıramaz. Bunu bilen kimi uyanık kişiler kolaylıkla alıvermiştir yapıtlarını Arad’ın elinden. 1976’da Tarabya Oteli’nin bir salonunda Sokakta Topladıklarım isimli bir sergi düzenlemiştir.  Pek çok kişisel ve karma sergiye katılan Arad, 1986’da Gazeteciler Cemiyeti’nin “Burhan Felek Ödülü”nü kazanmıştır. 1990’da İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

Sait Faik’in hemen hemen bütün kitaplarını resimleyen Arad[2], Yeniler Grubu’nun teorisyenliğini üstlenen Hilmi Ziya Ülken’in de bir çizimini yapmıştır. Kendilerini “Yeniler” olarak tanımlayan ressamlar grubu en büyük desteği akademi dışından almışlardır. Hilmi Ziya Ülken, Arad’ın da içinde bulunduğu Yeniler grubunu şu sözlerle savunur:

“Bu memleketin balıkçısı, bu memleketin liman amelesi bu memleketten değil midir? Onların davası bizim davamız değil de yabancıların davası mıdır? Ben kimseye amele davasını Türk meselelerinden dışarı bırakmak salahiyetini kimsenin veremeyeceğine inananlardanım. Memlekette işçi ve sefalet davalarını konuşmayı, görüşmeyi, yazıp çizmeyi yasak etmek, yabancılar hesabına çalışmak demektir.[3]

Bu bakış açısı, 1940 kuşağı sanatçılarının pek çoğunda vardır. Dolayısıyla ortak işlere imza atmaları da kaçınılmaz olacaktır. Orhan Kemal, sanat anlayışını şöyle açıklar: “İnsanlığın, insanlık tarafından, insanlık için yönetilme çabası adına sanat.[4] Neden hep işçileri ve köylüleri anlattığı sorulduğunda Orhan Kemal, insanın en iyi bildiği şeyi anlatmasının doğru olacağını belirtir. İşçiler ve köylüler çocukluğundan beri içine yerleşmişlerdir.[5]

GAZETE RESSAMLIĞI VE SABAHATTİN ÂLİ CİNAYETİ

Gazete ve dergilere yaptığı resimlerden para kazanır Arad. Hilmi Ziya Ülken’in çıkardığı İnsan dergisi için çizim yapar. Yürüyüş, Hisar da çizim yaptığı dergiler arasındadır. Haritadan nefret etse de, Vatan gazetesinde ekmek parası için harita da çizer. Bu sırada Sabahattin Ali cinayetinin davası başlar. Vatan gazetesi, Mehmet Ali Yalçın ve Agop Arad’ı Kırklareli’ne davayı takip etmeleri için gönderir. Duruşmadan görüntüler, kamuoyuna Arad’ın çizgileriyle yansır. Dostunun katili, katilin avukatları, savcılar gerçek yüzleriyle yansır çizgilerde. Bu çizgiler öyle ustalıklıdır ki, insan saray ressamı Goya’nın fırçasında çıkan saraylıları anmadan edemez. Sabahattin Âli’nin öldürülmesinden iki yıl sonra Orhan Veli yaşama gözlerini yumacak ve onu Sait Faik izleyecektir.

Katil, henüz duruşmanın başında hasta olduğunu söyleyerek kimlik bilgilerini bile söylememiştir. Öldürme anını anlatırken histerik hıçkırıklara boğulan katil için “Aklî muvazenesinde bozukluk” olduğu öne sürülerek Adli Tıp’ta müşahede altına alınmasına karar verilir. Duruşma 25 Haziran’a ertelenir. Hâkimler heyetini Arad, sorgulayan, üstten bakışlarıyla çizmiştir. Herhangi bir anlamın okunamadığı yüz ifadelerinde alınmış bir kararın gölgesi geçer. Hâkimler, görevlerini yerine getirmekle mükellef memurlar konumundadır. Katilin üç avukatı vardır. Aklî dengesi bozuk bir caninin neden üç avukatı vardır? Üçü de gözlerini yere indirmişlerdir. Belki de oynamak zorunda kaldıkları bir oyunun parçası olduklarından. Hangi nedenle olursa olsun, mesleki saygınlıklarını ayaklar altına almışlar ve kamuoyunun tepkisiyle karşılaşmışlardır.

Agop Arad, avukatların yüz ifadesinde yaşadıkları huzursuzluğu yansıtmıştır. Avukatlar sanki üç maymunu oynamaktadırlar. Arad’ın çizdiği üç dinleyici tipinin yüz ifadelerindeyse şaşkınlıkla karışık bir umutsuzluk okunur. Katilin davranış şekli, avukatların “aklî muvazenesi yerinde değildir” iddiaları, hakim heyetinin Adli Tıp’a sevki bir simülasyon yaratır. Adalet beklentisinde olanlar bunu beklememektedir. Göz göre göre bir cinayet aklanmaktadır.

Beklenti adalet, yaşanan devlet eliyle üstü kapatılmaya çalışılan bir cinayettir. Arad, Sabahattin Âli davasını resimlerken, fotoğraftakinin aksine bizi ne yaptığını bilen soğukkanlı bir katille yüz yüze bırakır. Katilin traşlı yüzü, düzgün kesilmiş saçları ve trençkotlu dik duruşunu Arad birebir yansıtmıştır. Katil, soğukkanlı duruşuyla “vatani” bir görevi yerine getirmiş olmanın kasıntısıyla hâkim heyetine doğrudan bakmaktadır. Katilin ağlaması, hıçkırması, “hastalığı”, soğukkanlı bir katili cezadan korumak için planlanmış oyundur. Arad bu simülasyonu yırtmış, çizgileriyle cinayet planının iç yüzünü görünür kılmıştır. Onun çizgileri, üstü örtülmeye çalışılan gerçeklikle halkın yüzleşmesini sağlar.

ARAD’IN ÇİZGİLERİYLE ÇAMAŞIRCININ KIZI

Agop Arad, Orhan Kemal’le dosttur. İki sanatçı da yaşamlarını sanatlarına yansıtmışlardır.

Recep öyküsü için Agop Arad’ın yaptığı desen. (Orhan Kemal, Çamaşırcının Kızı, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 1964, Sf:. 76)

Orhan Kemal’in 1964’te Yeditepe Yayınları’ndan ikinci baskısı yapılan Çamaşırcının Kızı başlıklı öykü kitabı Agop Arad tarafından resimlenmiştir. “Dilenci”, “Sevinç”, “Çöpçü”, “İki Kız”, “Ayşe ile Fatma”, “Recep” öyküleri için desen yapan Arad, figürlerinin ruh halini biçim bozmalarla yansıtmaya çalışmış, toplumun dışına itilmiş dilenciler, çocuk işçiler, bedenini satarak para kazanan çocuklar Arad’ın çizgileriyle yeniden varlık bulmuşlardır. Arad’ın gözünden öykü karakterlerinin yansıması sanatçının yaşamından izler taşır.  Arad’ın ezilene duyduğu yakınlık, kendi sınıfsal varoluşlarını kabullenen bu insanları ayrı bir dünya içinde konumlandırır. Bu konumlandırma Orhan Kemal’in üslubuna karşılık gelir. Bu tutum, okurda merhamet uyandırmadan karakterin doğal halini verir, böylece izleyen-okuyanla karakter arasında bir yüzleşme sağlar. Düğüm ve çözülme de bu noktada başlar.

“Dilenci” öyküsünde Kör Nasrullah ve Şeyh İmadettin iki dilencidir. Arad, Kör Nasrullah’ı ayakta çizmiştir. Şeyh İmadettin ise yerde ayak bileğini tutmaktadır.  Önlerine serilmiş mendille gelip geçenden sadaka beklerler. Arad iki dilencinin de bakışlarını yorgun ve umutsuz yansıtmıştır. Sanatçı, Kör Nasrullah’ın bir gözünün içini boş çizmiştir, Şeyh İmadettin’in eli ise sakat ayağını işaret etmektedir. Yalan, kandırmaca iki dilencinin yaşamlarının bir parçasına dönüşmüştür.

“Sevinç” öyküsü Haliç vapurunda geçer. Cambazlık yaparak yolculardan para toplayan 7-8 yaşlarındaki bir kız çocuğunun öyküsüdür. Çocuğun tek gözü kördür. Tüm ailesi de cambazlık yapmaktadır. Çocuk, babasının kendisini sopayla dövdüğü bir gün, tek gözünü kaybetmiş ve hayatının ilk çikolatasını da ona merhamet duyan doktorun elinden yemiştir. İki lira karşılığında tüm hayat hikâyesini vapurda tanımadığı bir yabancıya anlatan küçük cambaz, sinema ve gazozu da çikolata kadar sevmektedir. Baba dayağı ve zorlu yaşama koşulları arasında günlerini  keyifli geçirmeye, çocukluğunu yaşamaya çalışmaktadır. Arad, bu öykü için siyah ve beyaz elipsler sarmalının ortasında bir kız çocuğu çizmiştir. Kız izleyene bakmaktadır. Yüzünün karanlıkta kalan kısmında, kör gözü içi boş bir form olarak çizilmiştir. Sağlam gözünde çaresizlik/umut, sevinç/hüzün bir arada verilmiştir. Siyah beyaz sarmalının çevrelediği küçük çocuk beden de aynı anlamı ifade eder. “Çocuk” algısının zihnimizdeki çağrışımlarıyla çelişen bu karakter için Arad’ın çizdiği desen karşıtlıklardan oluşan bir kompozisyondur. Cambazlık hem çocuğun para kazandığı mesleği hem de metafor olarak ayakta kalma mücadelesidir.

“İki Kız” öyküsü 9 yaşlarında iki çocuğun fahişelik yaparak evin geçimine sağladıkları katkıyı konu alır. Paranın hangi yollardan kazanıldığı, kazanılan para kadar önemli değildir. Parasını veren ancak küçük kızların bedenine dokunmak yerine onlarla sohbet etmeyi tercih eden yabancı erkek, bu kız çocukları için enayiliktir. Vakitsiz büyümek zorunda bırakılan bu kız çocuklarının gözlerini Arad, siyah bir renkle göstermiştir. Gözden çok derin bir boşluğu simgeler gözler. Farklı yönlere bakan kız çocuklarının yaptıkları iş fiziksel ve zihinsel tahribat yaratmıştır. Arad, bu yıpranmayı çatık kaşlar ve asık yüzle göstermiştir.

“Recep” öyküsü cinayetten hapse girmiş Trakyalı bir gencin öyküsünü anlatır. Gayreti, çalışkanlığı ile cezaevi müdürünün bile sevgisini kazanan Recep, okuma yazma öğrenir. Arad, Recep’i parmaklıklar önünde çizmiştir. Önünde açık bir kitap durmakta, Recep’se izleyenin göremediği bir noktaya, geleceğe, düşlerine bakmaktadır. Öykü, diğer öykülerden farklı olarak “umut” teması çevresinde örülür. Recep’in karakteri, önünde duran kitapla, bağlamın dışına çıkmış ve gelecek tasarısına dönüşmüştür.

Bitirirken…

Arad, Yeditepe Yayınları’nın sahibi Hüsamettin Bozok’la yakın arkadaştır. Bozok onu her gördüğünde “Elmor”der. Fethi Karakaş, Bozok ve Arad dostlar arasında bir sacayağına benzetilir.[6] Hüsamettin Bozok, Agop Arad, Recep Bilginer birlikte olduğu halde Kör Agop’un Meyhanesi’ne içmeye giderler. Yolda Orhan Kemal’e rastlarlar. Orhan Kemal, bir randevusu olmasına rağmen, buluşmayı eker ve dostlarının arasına katılır. Kör Agop, Agop Arad’la ilkokuldan ve mahalleden arkadaşlardır. Kör Agop ilkokula gittiği yıllar bir dut ağacına çıktığı sırada gözüne çöp batmış, bir gözü kör olunca okulu bırakmıştır.  Arad öğle rakılarını sever. Muzip bir gülümsemeyle  sokuluverir arkadaşının yanına “Mek kadeh? Var mısın?” Orhan Veli onun için şu dizeleri yazmıştır: “Mek kadeh çermakçur için/ Alma ahın Arad’ın/ Gözlerimden boşanoor hicran yaşları/ Derdime gıllas Allah[7]. Orhan Kemal ve Arad’ın birlikte yedikleri son öğle yemeği olacaktır bu. Her ne kadar bir sonraki hafta için sözleşseler de  Orhan Kemal’in Sofya’da öldüğü haberi gelecektir.

İki sanatçı da şehirde ayakta kalma mücadelesi veren yoksul halkı anlatır. Özellikle çocuk işçiler, bedenini satarak para kazanmak zorunda kalan çocuklar şehrin trajedisidir ve iki sanatçıda da ortak imgelerdir. Agop Arad, Sait Faik’in “Kestaneci Dostum” öyküsündeki Ahmet karakterini de resimlemiştir. Ahmet, çocuk yaşta çalışmak zorunda kalan iki ayaklı bir trajedidir. Orhan Kemal, eserlerinin merkezine insanı alırken, bu tutum Agop Arad’ın figüratif çalışmalarına karşılık gelir. Kent, doğa, acı hep insanla vardır ve insanla birlikte değerlidir. Sorun da, çözüm de insanın yüreğindeki düğümdedir.

KAYNAKÇA

Akbal, Oktay; “Arad İçin…” Cumhuriyet, 19.10.90, İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi, Taha Toros Arşivi.

Arad, Agop; Vatan Gazetesi, 1 Mayıs 1949.

Bezirci, Asım; Orhan Kemal, Evrensel Yayınları, İstanbul, 2006.

Bilginer, Recep; Orhan Kemal’le Son Öğle Yemeği, Taha Toros Arşivi

Bozok, Hüsamettin; “Seveni Pek Çoktu”, Varlık Dergisi, Sayı: 998, İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi, Taha Toros Arşivi.

Kemal, Mehmet;  “Arad’ın Ahı…”, Cumhuriyet, 13.10.1990, İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi, Taha Toros Arşivi.

Kemal, Orhan;  Çamaşırcının Kızı, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 1964.

Ülken, Hilmi Ziya; Resim ve Cemiyet, Üniversite Kitabevi, İstanbul, 1942, s.60.

[1] Oktay Akbal, “Arad İçin…” Cumhuriyet, 19.10.90, İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi, Taha Toros Arşivi.

[2] Sait Faik’in Şimdi Sevişme Vakti adlı şiir kitabı Fethi Karakaş tarafından resimlenmiştir.

[3] Hilmi Ziya Ülken, Resim ve Cemiyet, Üniversite Kitabevi, İstanbul, 1942, s.60.

[4] Varlık Dergisi, 1.8.1970 (Aktaran: Asım Bezirci, Orhan Kemal, Evrensel Yayınları, İstanbul, 2006,s.51.)

[5] Dost Dergisi, Haziran, 1958 (Aktaran: Asım Bezirci, a.g.e.,s.52.)

[6] Hüsamettin Bozok, “Seveni Pek Çoktu”, Varlık Dergisi, Sayı: 998, İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi, Taha Toros Arşivi.

[7] Mehmet Kemal, “Arad’ın Ahı…”, Cumhuriyet, 13.10.1990, İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi, Taha Toros Arşivi.