JAZZ POETRY MATTERS
JAZZ POETRY MATTERS

JAZZ POETRY MATTERS

AYŞEGÜL TÖZEREN

19. yüzyıl toplumsal ilişkilerdeki altüst oluşları beraberinde getiriyordu. Yeni ilişki ağlarının düzenlenmeye başladığı bu uzun yüzyılda, sanattaki avangart hareketlerin de ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Akademisyen Mehmet Fatih Uslu’nun Renato Poggioli’den (1968) alıntıladığı biçimde söylenirse, “avangardı oluşturan ‘ideolojik ve psikolojik nitelikler’ tek bir paydaya indirgenemeyecek derecede kaotik bir yapıya ve tek bir estetik kategori dahilinde incelenemeyecek bir çeşitliliğe sahipti.” Matei Calinescu, avangardın kaotik yapısı için, sanatçı açışından bunun yeni bir üslup tercihi olmadığını, avangart olanın, anti üslup olarak bir oluş olduğunu belirtir.

Toplumsal olarak yeniden üretim çağında, sanat, avangart için bir yapısöküm alanı olup, aykırı bileşkeler için de verimli bir topraktı. Böyle bir dönemde, Amerikan İç Savaşı 1865’te köleliğin kaldırılmasıyla sonuçlanmıştı. Ancak yaşam kâğıt üzerinde ilerlemiyordu. Güneyli toprak sahipleri, Afro-Amerikanlara ayrımcı tavırlarını sürdürüyorlardı. Kuzeyin güneye göre daha eşitlikçi ve demokrat yapısı, Amerikan tarihinde Büyük Göç olarak geçen çok sayıda Afro-Amerikanın güneyden kuzeye göçüne yol açacaktı. Bu büyük göç, New York’un Harlem bölgesine doğru yoğunlaşmıştı. Harlem, orta ve üst sınıf beyaz Amerikalıların oturduğu bir semtti, ancak Afro-Amerikanların yerleşmesiyle, beyazlar da farklı bölgelere göçtüler.

Binlerce Afro-Amerikan’ın yerleştiği Harlem’de, Afrika’dan Amerika’ya uzanan köklerinin yarattığı kültürel birikim, sanatsal bir sonuç yaratacaktı: Harlem Rönesansı.

Harlem, bir yandan müzik ve performans sanatlarının sergilenebileceği kulüpler ve kabarelerle dolup taşıyor, bir yanda da şiir ve edebiyata konu oluyordu. Bir kültür sosyoloğu olan W.E.B. DuBois, 1909 yılında Crisis isimli bir kültür dergisi yayımladı. Dergide şiir, öykü, deneme gibi edebiyat türleri yer alıyordu. Afro-Amerikan estetiğin temellerini atan DuBois, “siyahlar sanatta tanınmayı zorlayana kadar, insan olarak değerlendir(il)meyecekler,” diyecekti. Harlem Rönesansı, Amerikan şiir, edebiyat ve sanatının 20. yüzyılında büyük bir çığır açtı.

Harlem Rönesansı basit bir sanatsal hareket olmanın ötesindeydi. Taşıdığı yeniden doğuş, köklere dönüş edimleri ile Afrika kültürünün felsefi, sanatsal, kültürel olarak 20. yüzyıl burjuva Amerikan kültürüne bir başkaldırısı ve nihayet onunla sentezlenerek başka bir kültürel dönem yaratması anlamlarına da geliyordu. Afrika’nın ritmik kültür ve felsefesi, Beat Kuşağına uzanan bir itirazın kıvılcımını oluşturacaktı.

Harlem Rönesansının ana bileşenlerinden caz ve şiir, bambaşka bir türü, caz şiiri, 1920’lerde yaratacaktı. Bu tür ne caz, ne şiirdi, müziğin ve şiirin kavram setlerinin birbiriyle konuşmasıyla farklı bir yapıya bürünmüştü. Yarattığı enerji 1950’lerde bu kez Beat kuşağının da etkisiyle tekrar ortaya çıkacaktı. Böylelikle, oluşan avangart durum, ana akım politika ve kültürün de sorgulanmasına yol açacaktı. Beat kuşağı bu türe tam da apolitik olup, sosyal sorunlara duyarsız olduklarına ilişkin eleştiriler aldıkları dönemde yöneldi. Caz şiiri, Beat şairlerinin ana akım toplum düşüncesine nasıl meydan okuduğunun bir ifadesiydi. Daha önce susturulmuş birçok ses caz şiiriyle duyuluyordu, siyah Amerikalıların ve beyaz siyahların sesleri… Şiiri sokağa ve geceye çağıran yeni bir biçimdi.

Ralph Ellison cazın müzikal bir teknikten çok daha fazlası olduğunu, Afro-Amerikan kültürüne içkin olup, her müzisyenin doğaçlamasının kendi kimlik tanımına ilişkin bir temsil olduğunu belirtmişti. Langston Hughes, Bob Kaufman ve Amiri Baraka gibi şairler de bu temsilin örneklerindendi. Arna Bontemps, Hughes için “özgün caz ozanı” diyordu. 1967 yılında yaşama veda eden Hughes son yıllarında şiirlerini caz eşliğinde okumuştu. Cenaze töreni ise bir caz grubuyla düzenlendi

Hughes’in Zenciyim Ben isimli şiiri siyah estetiğin ruhunu taşımaktaydı:

Zenciyim ben
Gece gibi
Afrika’nın derinlikleri gibi kara

Köleydim her zaman
Saray basamaklarını temizledim eski Roma’da

Ünlü Afro-Amerikan şair Langton Hughes şunları da söyleyecekti: “Biz genç yaştaki zenci sanatçılar, artık korku ve utanç duymadan koyu renkli özbenliklerimizi ifade edebilmek istiyoruz.

Caz şiirde, müzik bir arka plan değildi, müzik ve şiir iki bileşen olarak ilerlemeliydi. Bu bağlamda cazın doğaçlama yapısı şiir için bir zorlayıcı olarak da ortaya çıkmaktaydı. Ancak burada akla cazın hiç yapılandırılmamış bir müzik olduğu düşüncesi gelmemelidir. Jazz Styles’ta Mark C. Gridley, “en maceraperest, amorf doğaçlamalar bile genellikle ton merkezlerinin veya değişen ton merkezlerinin, anahtarların, ritmik temaların çevresinde kurulmuştur.” demektedir. Stephen Nachmanovitch ise sanatın her türünün “düzeltilmiş doğaçlamalar” olduğunu ifade eder ve bu tanımda şiir ve caz buluşabilir. Tenor Saksafoncu Stan Getz’de, caz ve şiirin buluşmasını tanımlar: “Bu bir dil gibidir. Alfabeyi öğrenirsiniz, bunlar gamlardır. Cümleleri öğrenirsiniz, bunlar akorlardır. Sonra da öylece konuşursunuz…

W.S. Merwin, “şiir bireylere en mahrem anlarında hitap eder. Kriz zamanlarında insanlar şiire yönelirler, çünkü söylenemeyen şeyleri ele almak için diğer sanat türlerinden daha yakındır,” der. Şiirin ve cazın nefesi yirmilerin ve altmışların kriz anlarında birbirine karışır, yarattıkları güçlü rüzgârsa Amerika’dan Avrupa’ya doğru tüm sanat çevrelerini etkiler. Norman Mailer’ın 1957 yılında yazdığı makalesinde “beyaz siyah kültürün” öncüsü olarak tanımladığı Beat Kuşağı’nın önemli figürlerinden Jack Kerouac da şöyle katkı sunar: “diyelim ki bir tenor nefes alır ve saksafonuyla bir kalıp üfler, ta ki nefesi bitene kadar, ve bitirdiğinde, cümlesi, açıklaması yapılmış olur… İşte ben de cümlelerimi böyle ayırırım, tıpkı aklımızdaki nefes ayrımları gibi.

Jak Kerouac’ın eseri Yolda’nın üçüncü bölümünde Sal Denver yürürken, “Keşke zenci olsaydım, öyle hissediyorum ki beyaz dünyasının vaadettiklerinin en iyisinde bile yeterince heyecan yok bana; ne yeterince hayat, zevk, hareket, karanlık, müzik; ne de yeterince gece,” diye düşünür.

Caz ve şiir “zıt gerilimlerin ahengi”nden doğan bir formdur. Cazın doğaçlamacı ruhunu şiire de katmıştır. Müziğin ve şiirin birlikte nefes alabileceğini göstermiştir. Afrika kültürüyle Amerikan kültürünün, Avrupa kültürünün birlikte nefes alabileceğini dünyaya gösterdiği gibi…

Kaynaklar:

Shannon Marks, Jazz Poetry and Making Visible the Black American Experience, https://mountainscholar.org/handle/20.500.11919/3819

Harlem Rönesansı: Amerikan Sanatı ve Kültüründe Çıpır Açan Bir An, https://flaps.club/harlem-ronesansi-amerikan-sanati-ve-kulturunde-cigir-acan-bir-an/

Douglas Malcolm, Caz Amerikası, Sub Press