KEMAL ÖZER: ŞİİR ATLASINDA BİR SÜVARİ
KEMAL ÖZER: ŞİİR ATLASINDA BİR SÜVARİ

KEMAL ÖZER: ŞİİR ATLASINDA BİR SÜVARİ

ENVER TOPALOĞLU

Ömrünü edebiyatın, şiirin içinde geçiren, dünyasını kelimelerden oluşturan isimleri vardır modern Türkçe şiirin; o ender isimlerden biri de Kemal Özer’dir.

1935’te İstanbul’da doğmuş, İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne devam etmiş, ancak yarıda bırakmıştır. Düzeltmen olarak 1961-81 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde çalışan şair, aynı zamanda edebiyet, şiir dergilerinin a ve yeni a’nın kurucusu, yirmi sayı çıkan Şiir Sanatı dergisinin de yayıncısı olur…  Bir dönem Varlık dergisinin yayın yönetmenliğini de üstlenir. Ayrıca Türkiye Yazarlar Sendikası’nın ikinci başkanlığı görevinde bulunur…

Kemal Özer, şiire deyim yerindeyse saf bir İkinci Yeni şairi olarak başlar… Şairin 1959’da yayımlanan Gül Yordamı adlı kitabı İkinci Yenici şiirin içerdiği çok boyutlu yeniliği yansıtması bakımından da önemlidir… Şair,  Gül Yordamı’ndaki şiir anlayışını sonraki kitabı Ölü Bir Yaz (1960) ve üçüncü kitabı Tutsak Kan’da da sürdürür…

İlk kitapta yer alan “Ağıt” başlıklı şiir İkinci Yeni anlayışının ürünü olmanın yanı sıra sentezleyici bir örnek olarak da dikkat çeker… “Ağıt”, yükselen İkinci Yenici şiir anlayışını yansıttığı gibi şairin kişisel arayışına da ayna tutar… Bu şiiri hatırlayalım: annem mi bir kadıngeciken bir kadın gece yatısınaölüm kendini göstereli babamın saçlarındangünübirlik bir kadınüsküdar’la istanbul arasında babamdı sakalıydı babamınbir akşam göle batırdıçıkmamak üzere bir dahahepsi de ekmek kokardısayısı unutulan parmaklarının akşam bir attır bütün ülkelerdeserin esmer bir attırterkisine çocukların bindiği

Kemal Özer’in üçüncü kitabı Tutsak Kan’da kısa bir şiir vardır: “Yazıt”. Kitabın sonlarında bir yerdedir. Öyle bir şiirdir ki ya kitabın başında ya da en sonunda yer alsa sanki daha isabetli olurmuş diye düşündürür… Şiir şöyle:

Atımı
bir yerde durmamanın
güzelliğine bağladım

İlk üç kitabından sonra, daha doğrusu üçüncü kitabından sonra Özer’in on yıl, yani  1973’e kadar şiirlerini kitaplaştırmadığını görüyoruz… Bu on yıllık süreçte sanki edebiyatın, şiirin mutfağına çekilmiştir… Ama aslında değişmeye, köklü değişim denilen neyse, tam da onun hakkını verecek biçimde bir değişmeye çekilmiştir…

Özer’i 1973’e kadar başka bir şair, bu tarihten sonra ya da bu dönemde yayımlanan kitabı Kavganın Yüreği’ndan itibaren başka bir şair olarak tanımlamak da mümkün… Kemal Özer’in değişimiyle ilgili, en yakınındaki isimlerden biri olan Refik Durbaş şunları yazıyor: “Türk ve dünya edebiyatında dünya görüşünü, inanç evrenini değiştiren kimi şair ve yazarlara rastlanabilir, rastlanmıştır da… Bunlar ‘dönek’ diye de nitelenebilir. Kemal Özer hem dünya görüşünü hem de yaşam biçimini kökten değiştirerek bir ‘dönüşüm’ yaşamıştır ki, bunun bir örneği dünyada yok gibidir. Özer, İkinci Yeni şiir akımının en çok sözü edilen şairlerinden biriydi. (…) Yalnızca şiirin kurallarını göz önünde tutarak saf şiirin ardından yürüdü. Yoğun imge ile örülü, çok katmanlı bu şiirlerini toplumdan, toplumculuktan uzak tutmaya çalıştı.

12 Mart ile birlikte Kemal Özer, artık ‘dönüşüm’ün eşiğindeydi. 1973’te yayımlanan ‘Kavganın Yüreği’ ile şiire yeni bir başlangıç yaptı. Şiirlerinin temasını artık politik ve güncel olaylar oluşturuyordu. Toplumsal ve siyasal olaylara, insanların bu olaylar karşısında tepkilerine, duygu ve düşüncelerine tanıklığı ön planda tuttu.” Şairin nereden dönüştüğüne örnek olması bakımından bir şiir daha alıntılayacağız:

herkesin başladığı onlar için bir gün
uzatılmış bütün iskemlelerden ayakları
herkesin yolunda onların ayakları
onlar yüzler binler düşmek zorunda olan

kapılarının önünü suluyor aylardan Pazartesi
sarışın kara kumral saçlardan kadınlar
hiç güzellikleri olmadı bakılsa anlaşılır
silâhtandır onların ağlaması bir gün

kuşlar mıdır onlar ki ellerinin altında
her kanatları ayrı   h a b e r
çay evi kapısından tanıyorum girer girmez
kalabalık oluyorlar daha ilk bakışta

şu bizim beğenmediğimiz korku
savaşırlık için onların açılan bir gül aralarında

Durbaş’ın dikkat çektiği Kemal Özer’deki kökten dönüşümün, İstanbullu aydın şair olarak başlayan şiir serüvenini, sosyalist şair olarak sürdürme isteğiyle ilgili olduğunu söyleyebiliriz… Diyebeliriz ki İstanbullu aydın şair olmak yetmemiştir… Dünyanın, hayatın gidişatı şaire “çağına karşı ağır sorumluluklar” yüklemektedir… Öyleyse şair bundan kaçmamalıdır… Kemal Özer de adeta şair olarak sorumluluktan kaçmadığını kanıtlamak ister… Hayatın içinde nasıl tavır alıyorsa şiirlerinin de öyle olması gerektiği sonucuna varır… Madem bir şair düşünsel olarak sosyalisttir, şiirleri de bunu doğrulamalıdır… Bu aslında Kemal Özer’e özgü değil, şairi de etkilenmiş olan dönemin yaygınlaşarak benimsenmiş egemen düşünüş tarzıdır…

Şiirde günlük yaşantının sorunsallaştırılması yeni değildir. Behçet Necatigil günlük yaşantının şiirini yazan bir şair olarak varlığını sürdürmektedir… Ancak Kemal Özer’in arayışına girdiği sosyalist bireyin günlük yaşamla kurduğu ilişkinin ve etkileşimin şiirleştirilmesidir… Bu anlamda, anlayış olarak onun yeni bir şiire öncülük ettiğini de söyleyebiliriz…

Öyleyse bir örnek şiirle de şairin nereye döndüğünü, hangi şiire yöneldiğini gösterelim. Özer’in 1976 yılında yayımlanan Sen de Katılmalısın Yaşamı Savunmaya” adlı kitabından “Her Şeyin Bir Nedeni Vardır” başlıklı şiirden bir bölüm:

 

Bir üzüntü mü saplandı yüreğime?

Ne bırakırım kendimi

ne geçmesini beklerim sabırla –

ararım kaynağını hemen

nerden besleniyor, nedeni ne?

Girişim o nedeni değiştirmeye.

 

Kemal Özer’in sosyalist bireyin günlük yaşantı karşısındaki şiirini arama ve yazma girişimi aslında bu tarzın temsilcisi diyebileceğimiz Necatigil’i de aşmak isteyen bir adımdır…

Şairin büyük dönüşümünden, hatta kopuşundan sonra başlayan ikinci dönemini “Tanık olsun bu şiiri okuyanlar / yazıyorum üzerimde kalmasın diye” dizeleriyle dile getirdiğini söyleyebiliriz… Şairin yazmayı hiçbir şey üzerinde kalmasın tavrına dönüştürmesi eleştirelliğini, tepkiselliğini de açıklayıcıdır diye düşünüyoruz…

Şiir atlasında yalnız bir süvari olarak atını menzile süren şairin, dikkat çeken bir başka önemli özelliği de “sosyalizm yanlısı şiir” olarak tanımlayacağımız çizgisinde, özgün kalmaya gösterdiği çabadır…

Kemal Özer arayışıyla, deneyimiyle, dönüşümüyle, kopuşuyla, serüveniyle şiirin ve edebiyatın emekçisi olarak gösterdiği çabayla örnektir, önemli bir modeldir…

Şairin son kitabı Temmuz İçin Yaralı Semah, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yakılarak katledilenlere ağıt olduğu kadar şairin toplumsal duyarlılığını son ana kadar sürdürdüğünü de göstermesi bakımından önemlidir…

Şair tanıktır ve tanıklığını yazma, paylaşma sorumluğu vardır: Bizce Kemal Özer’in şiir davasının özeti bu cümledir…