Körler kıssası


“.. onlar, körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, her ikisi de çukura düşer.”

Matta İncili, 15. bölüm

Adını İncil’deki Körler Meseli’nden alan Bruegel tablosu. Körler Kıssası, Körlerin Yürüyüşü  de denir. En öndeki; kılavuz olan kör düşmüş. Ressam, izleyen beş körde düşmenin tüm aşamalarını gösterir. Adım adım. Sırt üstü düşeni, düşmekte olanı, düşmek üzere olanı, birazdan düşecek olanı, düşmeye yol alanı… Zorunlu bağlarıyla aynı yazgıya giden altı kör. Onları bu yazgıdan kurtaracak kimse yok. Arkada görünen kilise dahil!

Bir cezadır bu!

Ressamın yaşadığı yerde hakim Hristiyanlık mezhebine göre Tanrı’nın cezasıdır körlük. İnsanın suçu ne? Kör kılavuzların peşine takılmak neden mi, sonuç mu?

Bir sınav mı bu? İnsanlığımıza dair.

Öyleyse nasıl kazanacağız?

Bu buhran dönemini, bu çöküntüyü nasıl atlatacağız? Uçuruma doğru gitmekten başka yazgısı yok mu insanın? Başka bir yol?

Ressam Bruegel, Para Çantalarıyla Kasaların Savaşı adlı oymabaskı eserine ise şu sözü kazır: “sakın bırakmayın altın dolu küplerinizi / sandıklarınızı, kumbaralarınızı / altınlarınız ve servetiniz için sıklaştırın safları / herkes ayrı bir şey söylüyor / ama gerçeklerden söz eden yok / neden katlanıyoruz / ne yapıyoruz / bizi yıkıntıların altına sürüklemek istiyor onlar / yok mu yağmacılığın ve savaşın olmadığı bir yer / neresi?..” Ardı arkası kesilmez din savaşlarına bir karşı çıkıştır bu tablo.

Evet, neden katlanıyoruz? Ve ne yapıyoruz?

Ressam Solmaz Aksoy, dergimizin bu ayki kapağında “karanlığı aydınlatan isyan”ı resmediyor. Karanlıklar içindeki aydınlığın direnişini; kırmızının isyanını. Çığlığı.

Hayır! Biz buradayız.

Büyük Diktatör’ün son sahnesindeki konuşmanın heyecanlı sesi gelsin kulaklarınıza: “Umutsuzluğa kapılmayın. Üstümüze çöken bela; vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucu. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek, diktatörler ölecek. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecek. Son insan ölene kadar özgürlük yok olmayacak. (…) Bu doğa dışı adamlara, bu makine kafalı, makine kalpli adamlara boyun eğmeyin. Sizler birer makine değilsiniz! (..) Siz insanlar güce sahipsiniz. Makineleri yapacak güce, mutluluğu yaratacak güce… Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sahipsiniz. Hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan da yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına haydi sahip olduğumuz bu gücü kullanalım. Birleşelim!”