isterim ki şiirlerim

bir silah olsun titreyen ellerinde[1]

Christopher Logue bu dizeleri 1969 tarihli New Numbers kitabına “önsöz” şiirinde yazmıştı. İster istemez Hasan Hüseyin’i hatırlatıyor:

biliyorum

matarada su

                torbada ekmek

                               ve kemerde kurşun değil şiir

ama yine de

matarasında su

                torbasında ekmek

                               ve kemerinde kurşun kalmamışları

                                                                              ayakta tutabilir[2]

Farklı coğrafyaların bu iki şairinin, şiirden beklentilerindeki benzerlik dikkat çekicidir. Şiire yaklaşım son derece somuttur: İşlevsel olması, daha doğrusu kavgada işe yaraması beklenir.

Logue bir röportajında şöyle bir konuşma aktarıyor:

– Devrime nasıl yardım edebilirim?

– Ne iş yaparsın?

– Şairim.[3]

Burada elinde var olanı devrim sathına koymaya çalışan sıradan bir adam görüyoruz. Elinde var olan şey şiiridir, başka bir şey olsaydı, muhtemelen onu verecekti. Dolayısıyla, mücadele sathına koyduğu bu nesneden, yani şiirinden, iş görmesini bekler. İşe yaramazsa bertaraf edilebilir:

Bu kitap dünyayı değiştirsin diye yazıldı

Eğer değiştirmiyorsa bu kitap seni

yer verme evinde ona;

okuduktan sonra hâlâ

aynı kişiysen eğer

eline almadan öncekiyle

at gitsin öyleyse.[4]

Yani Logue kitabını kimseye “kendi kitabı” olduğu için, şiirlerini “kendi yazdığı” için önermiyor. Kitaptan ne beklediğini ilk dizede oldukça net şekilde koymuş ortaya, eğer beklentileri karşılamıyorsa, atılmasında sakınca yoktur, hatta belki atılmalı, çünkü bu kitabı okumak yerine yapılacak başka şeyler olabilir. Ya da örneğin bu kitaba verilecek parayla, 5 tane M1 karabina[5] cephanesi alınabilir.[6]

Christopher Logue 1926’da, orta yaşlı, Katolik bir ailenin tek çocuğu olarak Portsmouth, İngiltere’de dünyaya gelir. Babası posta memurudur.

Eğitimine St. John kolejinde başlayan Logue, oyuncak tabancayla bir kız çocuğunun dondurmasını gasp etmek, dükkânlardan dergi çalmak gibi suçlarından dolayı aldığı altı aylık denetim cezasından sonra, Katolik Kardeşler tarafından yönetilen ve söylendiğine göre fiziksel cezaya soğuk bakılmayan bir okula sürülür.

Logue’un ilk gençlik yılları İkinci Paylaşım Savaşı yıllarına denk geliyor. Logue da on yedi yaşına gelince orduya gönüllü olur, ne var ki o eğitimini bitirmeden Avrupa’da savaş biter ve birliği 1946 başlarında Filistin’e gönderilir.

Logue, Filistin’e gidişinden üç ay kadar sonra yine “suç” işlemeye kalkar, yakalanıp tutuklanır ve iki yıl hapis cezasına çarptırılır. Bir röportajında “Bu iş nasıl oldu?” sorusuna şöyle cevap veriyor:

“Nasılın cevabı kolay, fakat neden olduğunu bilmek güç. Bugünden baktığımda, ordunun beni cezalandırması için bir yol bulmaya çalıştığımı düşünüyorum. Şans eseri, fakat illegal bir şekilde, aynı zamanda kimlik belgesi de olan altı ordu karnesi ele geçirmiştim. Çadırımdaki herkese bunları Yahudilere satacağımı söyledim. Hiç Yahudi tanımıyordum. Yahudi kelimesinin manasını bile zar zor biliyordum. Ama karşı tarafta savaştığımızı biliyordum. Kendimi bir Yahudi gibi hayal ettim. Bu provoke ediciydi. Hatırlamalısınız ki o tarihlerde İngiliz askerleri kampa giriş sağlayabilmek için bu karneleri kullanabilecek olan İsrailli teröristlerce vuruluyordu. Karneleri Hayfa’ya götürdüm. Fakat daha şehre varmaya kalmadan, bir subay, planımı anlattığım adamlardan biriyle beraber yetişti ve beni tutukladı. Suçlamaları kabul ettim ve dedim ki, eğer silah ele geçirseydim onları da satardım. Bana iki sene verdiler, sekiz ay indirimle on altı ay hapis yattım.

(…) Acre diye bir yerde, bugünlerde Akka, Aslan Yürekli Richard’ın, Üçüncü Haçlı Seferi’nde ele geçirdiği bir kalenin üzerine inşa edilmiş bir Türk istihkâmıydı. Yahudi tutsaklarla aynı yere kapatıldım, çünkü onlar da ‘beyaz’dı – ki bu Avrupalı anlamına gelir – Özel Muamele diye bir şeye tabiydiler, şanslıydım, çünkü Filistinliler çok kötü muamele görüyorlardı, fiziksel olarak değil, ama ikinci sınıf insanlarmış gibi. Kalabalık hücrelere doluşturuluyorlardı. (…) Benimse kendime ait, deniz manzaralı küçük bir hücrem vardı, kitaplarım vardı. (…) Hapishane kütüphanesini kullanıyordum. Burada sistematik olmasa da düzenli okuma yaptım.”[7]

Logue’un ilk şiirlerini tutsaklık yıllarında yazdığı söylenir. Editörlerinden Craig Raine’in dediğine göre de, Logue hapishane yıllarında bir gözünü kaybeder.[8]

1948’de tahliye olduktan sonra İngiltere’ye döner, bir süre Londra’da vasıfsız işlerde çalışır, 1951’de Paris’e gitmeye karar verir.

Savaş sonrası Paris, genç ve arayışta olan bir edebiyatçı için verimli bir tartışma atmosferi sunuyordu. Dünyanın pek çok yerinden yazarlar, şairler bir biçimde kendilerini Paris’e “sürgün” ediyorlar ve burada, ‘60’ların toplumsal hareketlerine ilham kaynağı olacak olan edebi ve düşünsel akımların filizlendiği entelektüel çevrelere dâhil oluyorlardı.

Logue da Paris’te kısa sürede bu “sürgün” yazar çevrelerinin parçası olur. Daha sonra adı sitüasyonist kuramcılar arasında sayılacak İskoç yazar ve şair Alexander Trocchi’yle birlikte Merlin dergisinin yayım sürecinde yer alır. Bu arada ilk şiir kitabı Wand and Quadrant, 1953’te derginin yayın seksiyonu Collection Merlin tarafından Paris’te yayımlanır.

“Sürgün” yazarların Paris’teki en temel problemi doğal olarak parasızlıktır. Logue da dergi yazıları ya da şiir kitabının geçimine pek de katkı sağlamayacağını anlayınca, Nabokov’un Lolita’sının da yayıncısı olan Maurice Girodias’ın Olympia Press yayınlarıyla anlaşır ve Kont Palmiro Vicarion mahlasıyla Lust adlı pornografik bir roman ve bir dizi cinsel göndermeli limerik[9] yazar.

1956’da İngiltere’ye döndükten sonra Royal Court için oyun yazmaya başlar. Bir yandan da şiirleri New Statesman ve Times Literary Supplement gibi dergilerde yayımlanır, 1961’den itibaren hiciv dergisi Private Eye için düzenli olarak köşe yazısı yazar. 1962’de Sophokles’in Antigone’si için bir televizyon uyarlaması yapar, bunu film senaryoları, şarkı sözleri izler. 1967’de Poor Cow filminde Donovan tarafından Be Not Too Hard adıyla bestelenip seslendirilen September Song şiiri, Joan Baez’ın yorumuyla tüm dünyada tanınır hale gelir.

Diğer yandan tiyatro ve sinema çevrelerindeki çalışmaları Logue’a beklenmedik bir başka rol daha biçer. Kendi anlatımına göre, 1958’de Lindsay Anderson’un isteğiyle National Film Theatre’da Özgür Sinema izleyicisi için yüksek sesle şiir okur. Bunu, başka topluluk okumaları takip eder ve Logue, altmışlı yıllar boyunca okulları, atölyeleri, fabrikaları gezerek yüksek sesle şiir okumaya devam eder.[10]

Logue’un İngiltere’ye dönüşünden sonra yaptıkları arasında, Villon, Neruda ve Brecht’ten çeviri-uyarlamalar yapmak da vardır. Hatta Neruda’nın Yirmi Aşk Şiiri’nden yaptığı çevirileri, Tony Kinsey ve Bill Le Sage’ın düzenlemeleriyle bir caz albümü haline getirir. 1959 tarihli, Red Bird Jazz and Poetry adlı bu uzunçalarda Logue, Neruda çevirilerini kendisi seslendirir.

Fakat Logue ve çeviri şiir dendiğinde, hatta aslında yalnızca Christopher Logue dendiğinde pek çoklarının aklına gelecek ilk şey, neredeyse tüm hayatına yayılan İlyada çalışmasıdır.

Söylendiğine göre Logue’u “İlyada çevirmeni” olarak anılmasını başlatan süreç 1958 ya da 1959’da radyo programı yapımcısı Donald Carne-Ross’un kendisinden BBC radyosu için bir İlyada temsili hazırlamasını istemesiyle başlar. Gelgelelim Logue Yunanca bilmemektedir. Carne-Ross bunun bir sorun yaratmayacağını, mevcut İngilizce çeviriler üzerinden bir düzenleme yapabileceğini söyler. Böylece Logue’un, başta Alexander Pope ve George Chapman’ın çevirileri olmak üzere o tarihe dek yapılmış İngilizce çevirileri inceleyerek yaptığı çalışma, Achilles and the River 1959 yıllında BBC’de yayımlanır. Bunu 1963’te The Death of Patroclus uzunçaları izler.

Ve 1981’de ünlü War Music‘le başlayan İlyada “yaklaşımları”, 1991’de Kings, 1995’te The Husbands, 2003’te All Day Permenent Red ve 2005’te Cold Calls olmak üzere beş kitap halinde yayımlanır.

Bunlar çeviri değildir, bir anlamda yeniden yazımdır. Anlatım güncel sosyal-politik bağ kurularak örülür. O kadar ki, Ahileus kafasına bir tabanca kabzası yiyebilir, ya da Troya önlerinde Uzi[11] tarrakaları duyulabilir. Logue, İlyada‘nın dizelerinde modern dünyayı hem kritize eder, hem de bir anlamda onunla dalgasını geçer. Örneğin, dördüncü kitabın adı All Day Permenent Red bir dudak boyası reklamı sloganıdır.

İlyada’ya bu şekilde yaklaşılması elbette tartışmalara da neden olur. Bir defa Logue, yeni bir İlyada çevirisi mi sunmaktadır? Peki Yunanca bilmeyen biri bunu nasıl yapar? Öyle değilse Logue, başkalarının çevirilerini mi “araklamaktadır”?

Şu halde kendi şiirini “yazamayan” bu adam, Homeros’un dizelerini, üstelik başkalarının çevirileri üzerinden “araklayarak”, kendi siyasal görüşlerini bu dizelerle insanlara yutturmaya çalışmaktadır. Edebiyat etiği açısından bu kabul edilebilir mi?

Logue’un bu konuda kompleksi yoktur, lâfı evirip çevirmeye çalışmaz:

“Yaptığım neredeyse her şey başka metinlerin uyarlamasıdır. İntihal olmadan edebiyat olmaz. Ben bir yeniden yazıcıyım. Tam anlamıyla yeniden yazıcı, tıpkı bizim Willy Shakespeare gibi.”[12]

İntihal bir vakıadır ve doğru, belki intihal olmadan edebiyat olmaz, sonuçta tüm metinler bir diğerinin yeniden yazımı sayılmaz mı? Ama öyle bile olsa genelde bu örtük şekilde yapılır. Logue ise bunu gizleme ihtiyacı duymaz.

Zaten “hırsızlıkla başı dertte” olan, çocukluğundan beri hırsızlıktan ceza alıp duran biri için, yani “mülkiyet duygusu” pek de gelişmemiş biri için bu normal olmalı:

“Sonraları çalmayı bıraktım,” der Logue, “dizeler hariç tabii.”[13]

Christopher Logue politik bir figürdür. Yazının başında da söylediğim gibi, elinde olanı mücadele sathına koymaya çalışır.

1950’lerin sonunda nükleer silahlara karşı yapılan gösterilerin örgütlenmesi için çalışır, bir hapis cezası da bu gösteriler yüzünden alır. 1968’de Tariq Ali’yle birlikte, İngiltere’nin önemli sol dergilerinden olacak Black Dwarf’ı çıkaranlardan biridir, devam eden süreçte başka Vietnam savaşı olmak üzere, emperyalist saldırılara karşı mücadelesini sürdürür. Bunun için de elinde ne varsa kullanır ki, en önemlisi dizelerdir.

“Sanat bağımsızdır,” der, ama “sanatçının herkes gibi sorumlulukları vardır.”[14]

Bunun için fabrikalarda okullarda şiirler okur, bunun için şiirlerini afişlere yazıp duvarlara asar.

Kendini ortaya koymak, kendine “ait” olan dizeler yazmak gibi bir gündemi yoktur.

“Şu anda benim konum İlyada. Bazı başkaları gibi yalnızca kendilerini konu edinen yazarlardan olmak istemezdim.”[15]

Soğuk Savaş, emperyalist işgaller, nükleer tehdit, halk kurtuluş mücadeleleri… Bütün bunları yansıtabilmek için belki de gerçekten, bilinen en eski savaş söylencelerinden olan İlyada‘dan daha iyi bir konu seçilemezdi.

Christopher Logue 2011’de öldü. Devrim için bir şeyler yapmak isteyen şair olmak, fabrikaları, atölyeleri gezip bağıra çağıra şiir okumak, sağa sola afiş-şiirler yapıştırmak yerine, “hiç bir zaman parçası olmadım”[16] dediği Londra edebiyat çevrelerine dâhil olmaya çalışsaydı, “intihallerini” gizleyip kendinden bahseden şiirler yazsaydı, “20. yüzyılın İlyada’sı”nı yazmaya çalışsaydı örneğin; o zaman biz de adını belki 20. yüzyılın klasik İngiliz şairleri arasında sayabilirdik. Fakat şu an çoğumuz, adını bilmiyoruz bile. Çünkü şiirlerinin altına, kendi adını yazmak yerine, Homeros’un, Fidel’in adını yazmayı tercih etti.

Logue, takdir gören okullardan mezun değildi. Üniversiteye gitme olanağı dahi bulamamıştı. 50’lerin İngiliz edebiyat çevrelerinden bahsederken, “düzgün eğitim almamış” kişilerden hoşlanılmadığını söylüyordu. Logue’un bu edebiyat çevrelerinden öğrendiği ilk şey, onların hoşlarına gitmemeyi tercih edeceği olmuş.[17]

Fakat bizler hoşa gidenlerle ilgileniyor, sevilmek isteneni seviyoruz. Kendinden bahsetmeyeni tanımıyoruz. Kendini anlatanı kendini anlattığı kadar biliyoruz. Dolayısıyla Christopher Logue gibi biriyle ilgili Türkçe yazılmış bir şeyler bulmak pek mümkün olmuyor.

Burada Logue’un ünlü afiş-şiirlerinden üçüne yer vereceğiz. İlki, 1968 Baharı’nda Paris sokaklarında boy gösteren ünlü afiş Düşmanını Tanı (Know thy Enemy), ikincisi 1968’de Kara Panter önderlerinden Eldridge Cleaver’a destek için hazırlanan İyi Adamlar Aranıyor (Wanted Good Men) ve son olarak 1969 tarihli Manifesto.

*****

DÜŞMANINI TANI

Düşmanını tanı:

rengine falan bakmaz senin

onun için çalıştığın sürece

 buna rağmen çalışırsın!

bakmaz kaç para kazandığına

onun için kazandığın sürece

 buna rağmen çalışırsın!

kimin yaşadığına bakmaz üst kattaki odada

onun olduğu sürece bina

buna rağmen çabalarsın!

yazıp çizmene izin verir onun aleyhinde

ona karşı harekete geçmediğin sürece

buna rağmen yazarsın!

övgüler düzer insanlık için

ama bilir ki insandan çok para eder makina.

Pazarlığa girişirsen onunla, güldürürsün yalnızca,

suya götürür seni susuz getirir;

meydan okumaya kalkarsan, öldürür.

Sahip olduklarını kaybetmeden

yok edecek bu dünyayı.

SERMAYEYİ İMHA ET HEMEN!

Fakat yol alırken hızla özgürleşmeye doğru

                Ve inşa ederken kendi toplumunu

                Unutma düşmanın

                Senin içinde uyuduğunu.

İYİ ADAMLAR ARANIYOR

Ey dürüst insanlar, gelin toplanın

işte bizim davamız,

tüm rüyalar bir tek rüya

tüm savaşlar iç savaş.

Sevdalılar tereddüt etmediler

ıstıraplar karşısında,

biz ki değişim araçlarından nefret edenler

değişimle yaşarız yalnızca.

Sevdadan kuşkusu olmayan,

şikâyet etmez,

ve hiç kuşkusuzdur ki sevda

geri gelir mutlaka!

!MANİFESTO!

Şiirlerin basılmak için yazıldığı günler

Geride kaldı

İlan ediyoruz

Kitap işi patlamıştır

Eski yol yeni yoldur.

Sesidir şairin dükkânı.

Vücududur fabrikası.

Paketleme bölümü aklıdır.

Soğuğu hisseden herkestir alıcıları.

Saklanamaz artık şiirler kitaplarda.

Şairler verir yayıncılara anlamlarını.

Afişler seni çağırıyor.

Seni çağırıyor şiirler.

Bir tek şiir vardır sadece

Her şair onda bulur kendi parçasını

Şiir için bir tanım:

Kör bir romancı duymuş olan var mı?

Büyük tehlike çağında duvar konuşmalarının[18]

Senin duvarların konuşuyor artık

Tehlikesiz şiir sosyal haklarından yoksun şiirdir

Şiir siyasidir, cinseldir, kullanışlıdır.

Bu kızla yatmak için

Ona bir aşk şiiri oku

Bu isyana öncülük etmek için

İnsanlara gerçek şiirler oku

Şairin görevi kutsaldır:

Şair dünyanın dibindedir

Batıda kalan son papazlardandır

Gerçek bir gelenek-dışıdır

Ölüsünü bile gömmez.

Afişte duramayan şiir

Şiir değildir

Yitik cennet harika görünürdü bir afişte

(Elbette büyük birinde)

Öyleyse büyütelim duvarlarımızı.

Bir şaire

“Bizim sesimizle konuşuyorsun,” dersen

Sevinir.

Fakat sen kendi sesinle konuşursan.

daha çok sevinir.

Şiir ve siyaset insanı taştan ayıran delillerdir

İkisinden de anlamayan henüz insan değildir

Bir kavşakta duruyoruz.

Ya cenneti yaratacağız yakında

ya da hiçliği kabulleneceğiz.

“Bunda benim kabahatim yok,” deme

“Buna karşı direniyorum,” de.

Bir şiir oku günde

Daha hoş görüneceksin

Bir şiir oku günde

Daha az şey isteyeceksin

Bir şiir oku günde

Özgürlüğü duyacaksın

Bir şiir yaz günde

Sonsuza dek yaşayacaksın

Korkma:

Yolda bir şair görürsen –

Ona şiirini ver.

Yolda bir iş adamı görürsen –

Ona paranı ver.

Yaşasın Fidel ve Homeros!

(Şiirleri İngilizceden çeviren: M.E.)

[1] Foreword to New Numbers, Christopher Logue, New Numbers 1969

[2] Karagün Dostu, Hasan Hüseyin, Oğlak, 1972

[3] Interview with Christopher Logue, Tim Kendall, Thumbscrew, no 1 -Winter 1994-5

[4] Foreword to New Numbers, Christopher Logue, New Numbers 1969

[5] ABD yapımı piyade tüfeği. II. Paylaşım Savaşı ve Kore Savaşı sırasında ABD ordusu tarafından kullanıldı, 1960’lar boyunca Latin Amerika’da gerilla mücadelelerinde sıkça görülüyordu. Che Guevara’nın Küba’da kullandığı silah olarak bilinir.

[6] A.g.y.

[7] Christopher Logue The Art of Poetry No.66 Interviewed by Shusha Guppy, the Paris Review, Issue 127 Summer 1993

[8] Bkz. My Hero: Christopher Logue, Craig Raine, theguardian.com, 6 Dec 2011

[9] Beş dizelik hicivli şiir.

[10] Bkz. Interview with Christopher Logue, Tim Kendall, Thumbscrew, no 1 -Winter 1994-5

[11] İsrail yapımı otomatik tabanca.

[12] Logue in Vogue, Liz Hoggard, theguardian.com, 22 Jan 2006

[13] Christopher Logue The Art of Poetry No.66 Interviewed by Shusha Guppy, the Paris Review, Issue 127 Summer 1993

[14] Interview with Christopher Logue, Tim Kendall, Thumbscrew, no 1 -Winter 1994-5

[15] A.g.y.

[16] Bkz. Christopher Logue The Art of Poetry No.66 Interviewed by Shusha Guppy, the Paris Review, Issue 127 Summer 1993

[17] Logue in Vogue, Liz Hoggard, theguardian.com, 22 Jan 2006

 

[18] Logue, New York’ta finans kuruluşların merkezi sayılan Wall Street’e (Duvar Sokak) gönderme yapıyor.