MASAİLER’DE GÜNDELİK YAŞAM VE AİLE

ZEKERİYA ŞİMŞEK

 

Dolaylarda Masailer yaşıyor çırılçıplak,
bir avrat mahâlleri örtülü.

İri insanlar.
Kahverengiye düşkün.
Kahverengine boyanıyorlar.
Kadınlarının kulak memeleri omuzlarına sarkıyor,
bir ağırlıkla filan uzatıyorlar.             

Masailer göçebe.
Davarcı.
Sığırlarının etini yiyor, sütünü ve kanını içiyorlar sıcak sıcak.
Ve sürüye saldıran aslanı mızraklıyorlar kulaklarından tutup.
Nâzım Hikmet, Tanganika, 1963

İnsanlığın ortak kökeninin ve ilk çıkış noktasının Afrika olduğu gerçeği ile; hikâye Afrika’da, bugünkü Etiyopya, Kenya ve Tanzanya’nın geniş otlakları ve ağaçlıklı eteklerinde bir yerlerde başlıyor. Bundan 100 bin yıldan daha fazla bir zaman önce küçük bir insan grubu bu bölgede yaşıyordu. Bu insanlar kırlardan yemiş, meyve ve tohum topluyorlardı. Ceylan ve yabani tavşanları avlayıp, öncellerinin öldürdükleri hayvanların cesetleriyle besleniyorlardı. Kaşlarının üzerinden dikey olarak yükselen kabarık alınları, sivri çeneleri ve narin vücutları ile daha çok günümüz insanına benziyorlardı.[1]

Başlangıçtaki bu insanlar Masailer’den başkası[2] değildir.

Dünden bugüne Afrika, dünyanın yeni çekim merkezi ya da nadide soygun alanı. On binden fazla kabile çeşitliliğine sahip. Bir o kadar dil çeşitliliği söz konusu. Öte yandan bitki, hayvan ve yeraltı zenginliği çeşitlilikleri başına bela! Çıkar çatışmalarının üreticisi dış güçler, tüketicisi (tüketen değil ama tüketilen) yerel halklar.

MASAİLER’DE GÜNDELİK YAŞAM

Tanzanya-Kenya sınır aralığındaki “Masai Mara”da (Masailer’in Arazisi) yarı göçebe yaşamlarını sürdüren Masailer, Afrika’nın en eski ve simge kabilelerinden. Toplam nüfuslarının bir milyondan az olduğu tahmin edilmekte.

Bölgede, her yıl yüzbinlerce öküz, manda, zebra ve antilop martta Tanzanya’dan Kenya’ya, ekimde Kenya’dan Tanzanya’ya “yurt” değiştirmekte. Yüzyıllardır sürüp giden yaklaşık beş yüz kilometrelik “Büyük Göç”ün, Kenya ayağı Masai Mara, Tanzanya ayağı Serengeti’dir. Mart-Nisan ve Ekim-Kasım ayları yağış demektir. Yağmur sudur, hayattır, bolluk-berekettir, üreme/doğum demektir. Vahşî yaşam hareketlenir. Önce Serengeti’den Masai Mara’ya sonra Masai Mara’dan Serengeti’ye kitlesel yaşam döngüsüdür, sürüp gider. Bir taraf sessizliğe bürünürken öbür tarafta hareketlilik büyüleyici olduğu kadar bir hayatta kalma mücadelesidir. Dünyanın en büyük milli parkı Serengeti-Masai Mara vahşî yaşam rezervinde, bu sirkülasyonun denge unsuru Masailer’dir.

Masai köylerine Maa dilinde “kraal/manyata” denilmekte ve köyler on-on beş evden oluşmakta. 2011’den bugüne kıtayla ilişkilerimde on-on bir kez gözlemleme ve tanışma olanağı bulunduğum benim Masai köyüm Tarangire, Tarangire Nehri’ne ve Ngorongoro Kriteri’nin Ndutu bölgesine yakın. Arusha’ya yüz yirmi kilometre civarı. Bu bağlamda Masailer’in gündelik yaşamı üzerinden aile kavramına dair bir görsel okumayı paylaşmaktır amacım.

Partizanlık, milliyetçilik, maneviyatçılık, sendikacılık, bürokrasi (resmî kurumlar) vb. culuk-cılık’tan uzaktır Masailer’in yaşamı. Tarımsal faaliyet yoktur. Sadece hayvancılık. Kabile geleneği kodları; sözel edebiyat, kolektif yaşam, dışa kapalılık ve sacayağı ilişkiler olarak sıralanabilir. Yaşam gereklilikleri, toplumsal gerçekliğe dönüşmüştür ve kabile felsefesi, muhafazakâr bir anlam sadeliği demektir. Örneğin; “sudan hayvan geçirme yarışması” önemli yaşam ritüellerinden biridir. Masai çobanları, nehir kenarında sabah erken saatlerde başlayıp gün boyu hayvanlarını sudan karşıya geçirirler. Bu işi en hızlı yapan çobanın ödülü, bir çuval yemdir.

Kan kutsaldır ve yaşamı simgeler. Meyve ve sebze yemezler; bunlar, hayvanların yiyeceğidir. Tanrısal gıdalarının birincisi, süte karıştırıp içtikleri hayvan kanıdır. Aslan avladıklarında ve geleneksel törenlerinde kan içip zıplayarak dans edip, şarkı söylüyorlar. Dans olmazsa olmazları. Her sabah ilk iş olarak havaya bir avuç süt saçarak tanrılarına şükrediyorlar. Sünnet, ergenliğe geçiş, savaşçılık, evlilik, orta yaşa geçiş, yaşlılığa geçiş ve ölümle ilgili birçok gelenekleri var ve bunlara çok bağlılar. Bir araya gelen erkekler, şarkılar eşliğinde zıplamaya başlıyorlar ve en yükseğe zıplayan erkek grubun en güçlüsü ilan ediliyor. Dansları sırasında bazı Masai erkekleri ellerindeki gnu (Afrika antilopu/öküzü) boynuzunu kullanarak sesler çıkarıyor. Burada amaç, aslan vb. yırtıcı hayvanları gördüklerinde birbirleriyle iletişim kurmak eğitimi.

Kıyafet ve takılarına özen gösteren Masailer, kocaman bir kumaşın vücutlarına özgün bir şekilde dolanmasından ibaret giyim tarzlarını (şuka) hiç değiştirmemişler, yüzyıllardır. Kumaşların deseni çoğunlukla çizgili ya da kareli, renkleri ise kırmızının ve turuncunun tonları. Ayakkabılarını öldürdükleri hayvanların derilerinden yapmakta; kulak memelerini sert dikenlerle keserek delik açmakta, yaşları ilerledikçe kulak memelerine taktıkları takılar kulak deliklerini sündürüp genişletmekte. Taş, ağaç vb. malzeme ile yaptıkları boncuk ziynet eşyaları (kolye, bileklik, halhal, küpe) kullanmak ve kırmızı/killi toprakla makyaj yapmak yaygındır. Bu toprağı sadece yüzlerine değil vücutlarının her yerine sürüyorlar. Kadınlar sırtlarında çocukları, erkekler ellerinde efsanevi sopaları, kadın-erkek hepsinin sıfır numara tıraş edilmiş kafaları; sıradışı bir yaşamın ip uçlarıdır. Ön dişlerinden alttaki ikisi yoktur; bunları çene kilitlenmesi önlem amaçlı yemek yiyebilmek için çocukken çektiriyorlar. Kolye yaparken bazı renkleri asla bir arada kullanmıyorlar: Koyu kahverengi ile siyah, koyu mavi ile siyah, sarı ile beyaz, kırmızı ile turuncu. Bu renklerin aralarına açık mavi koyuyorlar. Her rengin özel bir anlamı var çünkü: Yeşil savanları, mavi gökyüzünü, beyaz sütü, kırmızı tehlikeyi/güç, siyah yağmuru simgeliyor.

Ataerkil toplum olarak Masailer’de son söz hakkı yaşlı erkeklerindir. Toplumsal yaşam, sözlü yasalarla yönetiliyor; herhangi bir uyuşmazlıkta toplanarak sorun çıkaran/suçlu kişiyi sorgulayıp, hatasını/suçunu kabul etmesi sağlanıyor: Karşı tarafın üzerinde psikolojik baskı oluşturmak ve herkesin gözü önünde çözüm. Örneğin; bir hırsızlık söz konusuysa yapılan toplantı sonucunda şef tarafından suçlu olduğuna karar verilen tazminat olarak inek cezası alabiliyor. İnek cezasından kasıt, bu kişinin ineğini yine herkesin olduğu bir toplantıda kesip, köydeki tüm ailelere eşit olarak paylaştırmak. Masailer için hayvanları çok önemli olduğundan, bu tür cezalar caydırıcı. Diğer cezalar; herkesin içinde suçlu kişiyi dövmek, tarafları barıştırmak (amitu), özür diletmek (arop).

Vahşî, inatçı, güçlü ve savaşçı özellikleri; zayıf ve uzun boylu fizik yapıları ile Masailer, tek tanrılı inanca sahipler ve tanrıları (Engai) çift doğalıdır: Siyah Tanrı (Engai Narok) yardımsever, Kırmızı Tanrı (Engai Nanyokie) cezalandırıcıdır. Şiddet günahtır ve ihtiras kötüdür; Tanrı (Engai), saf ve yoksul olmayı öğütler. Hayvanları ele alın; ne ekerler ne biçerler. Ne kilerleri vardır ne de gelecek endişeleri. Tanrı onları düşünür, biz onlardan daha mı az değerliyiz? Masai inanç sisteminde Laibon adı verilen kişiler; şamanistik tedavi, büyü yapmak ve kehanetin yanında savaşlarda başarı ve bol yağış sağlamak gibi görevlere sahiptir. Bir Laibon’un saygınlığı sosyal konumundan çok, kişisel becerisinden kaynaklanmaktadır. Masai inanışına göre dünyanın başlangıcında yer ve gök birleşiktir. Tanrı (Engai), gökten yere sığırlar indirir. Tüm sığırları Dorobo halkına verecektir ama büyük Masai atası Leeyo, Dorobo’ları kandırarak Masailer’in tüm sığırlara sahip olmasını sağlar. Dorobolar’da yer ile gökün ayrılmasına ve gökten sığır akışının durmasına neden olurlar. Sığırlar, Masailer için gurur ve statü kaynağıdır; varlıklı olmanın göstergesi sahip olunan sığır sayısıdır. Birbirleriyle “Sığırlarına iyilikler dilerim”, diye selamlaşırlar. Tapınak yoktur Masailer’de, gerek yoktur; açık havada vaaz da edilir, ibadet de. Doğa onlara aittir.

Masailer’de eğitim önce ailede sonra okul. Ailede, öğüt verme ve deneyim paylaşımıyla başlıyor eğitim. Okul, tek sınıftan oluşuyor. Nilo-Saharan dil ailesinden Maa dilini konuşan Masailer’de, çocuklar bu dille büyüyor; zaman kavramı güneşin, ayın ve yıldızların konumuna göre şekilleniyor. Saat yok. Çocuklar, süt sağıp, hayvanları otlatmaya çıkardıktan sonra okula gidiyorlar. Hayvancılık çok önemli olduğundan küçük yaşlardan itibaren bu işleri öğrenmeleri gerekiyor. Bu sorumlulukları arasında okula geç kalmamaları çok önemli. Eğer okula geç kalırlarsa tüm sınıfın önünde öğretmen geç kalan öğrencinin adını söyleyip, geç kaldığını duyuruyor; çok utanan çocuk, bir daha geç kalmamak için daha dikkatli davranıyor. Çocuklar ve gençler, belirli ritüellerle, özellikle ruhsal gelişimleri için Şef’in disiplin ve düzen öğretisi, sert ve sürekli gözetimi altında uygulamalı eğitime tabi tutuluyor. Eğitim, çocukların anne-babalarıyla aynı yaşam bağlamında bir devir teslimi/sahiplenmeyi hedef koyarken göç yani başka ülkeler/başka hayatlar yok müfredatında! Çalışma hayatı, çobanlık ve avlanmak. Kalkan ve mızrak, avlanma ve savunma silahları. Etrafta çok sayıda aslan vb. yırtıcı hayvanın varlığıyla yaşamını sürdürebilmek zorluklarla dolu. Öte yandan, aslanlar, özgürce dolaşan hayvanları avlamak yerine zaman zaman daha kolay yakalayabilecekleri Masai hayvanlarını tercih edebilmekte; bu da Masailer’i savaşçı ve tetikte olmaya zorlamakta. Masailer, dünyanın neresinde olursa olsun tüm sığırların korunmasından kendilerinin sorumlu oldukları iddia ve inancındalar. Dünyadaki tüm sığırların Yağmur Tanrısı (Ngai) tarafından kendilerine verildiğine inanıyor, bu nedenle sığırlarına gelebilecek en ufak bir saldırı karşısında savaşçı kimliklerine bürünüyorlar. Tek düşmanları vahşî hayvanlar ve sürülerine saldırının karşılığı ölüm.

Masailer’de şef, her şeyden sorumlu ve aileler tarafından seçiliyor. Her konu için toplantı yapılıyor ve nihai kararda şef belirleyici. Şef olmak, herhangi bir kan bağı ile olmuyor, güven ve saygınlık önemli kriter. Liyakat ve hakkaniyet sahibi kişiler içinden seçim yapılıyor.

Masailer, hastane nedir, bilmiyorlar. Tedavilerini kabile içindeki büyücüler yapıyor. Nesilden nesile aktarılan bitki ve ağaç köklerinden elde ettikleri karışımlar hem ilaç hem de gıda olarak kullanılmakta. Özellikle dini törenlerde sığırların şahdamarından içtikleri kanın onları hastalıklara karşı koruduğuna inanıyorlar. Et ve sütü aynı gün tüketmenin hastalık/uğursuzluk getireceği inançlarında önemli yer tutuyor. Undan yaptıkları ugali adlı hamur işi temel gıdaları arasında.

Bir Masai’nin ölümünde tören yapılmıyor. Yaşamı terk etmişlerin yani ölülerin gömülme işinin, onları kullanmış olan ruhlar tarafından yerine getirildiğine inanıyorlar. Ceset, toprağa zarar vereceği inancıyla (Gömme işlemi sadece Şef için yapılıyor.) açıkta doğaya, tepelik bir yere bırakılıp leşçillere terk ediliyor.

Masailer, doğaya uyum esaslı yaşam biçimleriyle iki kuvvetten güç alıyorlar: Duyu ve sezgi.

MASAİLER’DE AİLE YAPISI

Aile, evlilikle kurulan, anne-baba ve çocuklardan oluşan bir kurum değil Massiler’de. Daha katmanlı. Bütünleşik yaşamanın adı.

Maa dilinde inkajijik, ev demektir. Evler, küçük dal parçaları, çalılar, sığır dışkıları ve sığır idrarıyla güneşte kurutup elde ettikleri harç ile inşa ediliyor. Çatıları samandan. Evleri inşa etme görevi kadınların. Tuvalet dışarda. Köyün etrafı, vahşî hayvanlara karşı çalılardan yapılmış bir çitle korunaklı. Köyün orta yeri, beslenmek amaçlı baktıkları sürüyü muhafaza etmek için meydanlık olarak kullanılmakta; burada bir de okul bulunuyor. Meydanın etrafına çember şeklinde dizilen evlerin girişi son derece dar ve alçak, pencere olmadığından içleri hayli karanlık. İki odadan ibaret evlerde dört-beş kişi yaşıyor. Duvar tarafında karşılıklı, ağaç dallarından yapılmış, son derece basit iki karyola, üzerlerinde hayvan derisi ve kuru otlardan yapılmış yataklar. Biri anne-baba için diğeri çocuklara. Girişte mutfak niyetine bir boşluk ve köşede taşlardan yapılmış ocak, birkaç kap-kacak. Ocaktaki ateşin üzerinde tencereye benzer bir şey içinde süt kaynıyor. Hem yemek pişirmek, hem de aydınlatma ve ısınma için kullanılan ocağın yakıtı tezektir. Bazı evlerin içinde küçük bir ağıl vardır ki, buzağıları ve küçükbaş hayvanları soğuktan ve vahşî hayvanlardan korumak içindir. Bu hayvanlarına verdikleri önemin bir başka göstergesi.

Sığırların bir önemi de şudur: Masailer’de poligami (çokeşlilik) yaygındır. Masai erkeği, ne kadar çok sığıra sahipse o kadar çok eş alabilmekte; yüz sığırı olan bir eşle yetinirken beş yüz sığır sahibinin beş eşi olabiliyor. Masai erkeklerinin maddi durumuna göre (yani sahip olduğu sığır sayısına göre) yedi karısı olabiliyor. Damat, her eşi için gelinin ailesine sığır veriyor. Sığırın ölümü halinde gelin ailesine geri dönebilir. Çocuklar üç yaşına kadar annesiyle kalıyor, sonra tüm çocukların birlikte kaldığı kulübede kalmaya devam ediyor. Ancak bir kadın birden fazla erkekle evlenemez, eşi vefat eden kadın ikinci evlilik yapamaz. Ölen eşin ailesi kadına sahip çıkmak ve ona bakmak zorundadır. Ortalama evlilik yaşı on beş-yirmi arasında olmakla birlikte kızlar daha erken evleniyor. Kadın ve erkeğin sorumlulukları ayrı. Kadınlar ev yapmak, çocukların bakımı, su getirmek, odun/tezek toplamak, süt sağmak, temizlik ve yemekten sorumlu; erkeklerse sığırları otlatmaktan, köyün etrafındaki çitlerin yapımından ve köyün güvenliğinden. Çocuklar yedi-sekiz yaşına geldiklerinde alttaki iki dişleri çekiliyor; on yaşına geldiklerinde kolları damgalanıyor ve sünnet oluyorlar. Sünnet sırasında kıpırdamadan duran erkek çocuk sığırla ödüllendiriliyor. Kıpırdamadan durmasının bir diğer sebebi, kıpırdarsa ailesini utandıracağı ve ileri de hiçbir kızın onunla evlenmek istemeyeceği korkusu. Erkeklik teyidi ise, damat adaylarının aslan avlama sınavından geçmek zorunluluğu.[3]

Bir kadına arzu duymak, eylemden az değildir; şehvet Tanrı’nın armağanıdır. Bilmek ve gerektiği yerde durmaktır, arzunun bedeli. Budur ödül. Eşcinsellik pek telaffuz edilmemektedir. Aile, doğuştan gelen üremeden ayrı görülemez bir yapı. Aile kurumunun/modelinin gerçeği ve gerekçesi doğa/biyolojidir. Aslolan çocukların yetiştirilmesi ve topluma kazandırılması kadar doğaya karşı uyumlu bir başkaldırı. Aile, çocukları kollayıp koruyan, eğitip öğreten “ideal dünya” yani. Gerçek hayatta ideal dünyaya layık olmayan unsurlarda vardır: ölümler, özürlülük, hastalık… Masai aile yapısında öncül kavram birliktelik değil BİRLİK’tir. Bencillikle dayanışma arasındaki ince çizgi! Çiftler sadece üremek için bir araya gelirler ve sonra ayrılırlar. Babanın işlevi döllemekten ibarettir. Çocuk, Masailer için çok önemli, hatta ne kadar çok çocukları olursa onlar için o kadar iyi. Masai erkeği, kimi eşiyle aynı evde kimi eşleriyle de komşu olarak yaşıyor. Masailer’de aile, tek ebeveynden ortaklaşa yaşamaya geniş bir yapı. Çocuklar grup halinde büyütülüyor. Aile, kabile birliğinin referans değeridir. İnsan ailesi, hayvan ailesinden etkileşimle farklılaşmıştır’ı teyittir Masai aile düzeni. Modern insanın en büyük özelliğine dönüşen terk ettiklerini bulduğundaki sevincine muhalif bir tablo!

Masailer, yaşlandıklarında çocuklarımız bize baksın’ın ne olduğunu bilmiyorlar. Doğal bağımsızlaşma sözkonusu; ötelemeden ve ertelemeden. Yaşam süresi kırk-elli yıl arasında seyrederken birlik içinde bağımsız yaşam! Yüksek bebek ölümleri nedeniyle bebek üç aylık oluncaya kadar varlığını kabul etmeyişleri, başka kabileden biriyle evliliğe izin vermeyişleri, bu bağlamda değerli.

Masailer’de tükürmek kutsal bir eylem. Eğer tokalaşmadan önce avuçlarına tükürürlerse bu özel bir dostluğu ifade ediyor. Büyükler gelini kutsamak için üzerine tükürüyor. Bir köy büyüğü önemli bir konuda konuşma yaptıktan sonra etkileyici olması için tükürüyor. Yeni doğan bebeğin üzerine tüküren Masai erkeği, bebeğin kötü ve çirkin olduğunu, tükürerek bebeği kötü ruhlardan uzak tutuyor.

Masailer’de aile; örten, koruyan, esirgeyen, kalıba sokan ve sınırlandırandır.

MASAİ AİLESİ-GLOBAL AİLE: BİR METAFOR BİR ETKİLEŞİM

Evlilik bağıyla resmileşen/kurumlaşan kadın-erkek birlikteliğinin, kan bağı taşıyan çocuk(lar)la çekirdek genişlemesinin, aynı soya mensup büyükanne, büyükbaba, amca, dayı, teyze, hala ve bunların çocuklarını da içine alan kişiler topluluğu olarak aile, toplumsal yapının temelidir. Sosyolojik düzlemde aileye ilişkin farklı tanımlar ve yaklaşımlar söz konusuysa da; aile, toplumsal sürdürülebilirlik için biyolojik bir varlık olarak diğer kurumsal yapılardan faklıdır. Biyolojik varlık işlevseldir; duygusal birliktelik, doyum ya da üremek amaçlı cinsel yaşam, sosyalleşmek (paylaşmak, sahip olmak, çatışmak/eleştiri, rol/görev tanımı, karar mekanizması, boşanmak, eşitlik/adalet, şiddet/iktidar vb.), korunmak ve korumak.

Global dünya, aileye sistem yaklaşımı odaklı bakmakta: aileyi uyum, denge, değişme niteliklerine sahip açık bir sistem olarak tanımlamaktadır. Aile, doğrudan ya da dolaylı ilişkili olduğu tüm unsurlarla karmaşık bir yapıdır. Buna karşılık Masailer’de aile yalın bir yapıdır; içindeki ve dışındaki değişikliklerle doğaya uyumludur. Masailer, geleneksel/büyük/geniş ailedir. Buradaki geleneksel aile, devletin yerine bazı görevleri gerçekleştirmektedir. Geleneksel aile çok işlevlidir; biyolojik görevi çocuk yapmak, ekonomik görevi sürdürülebilirlik için iş bölümü yapmak, sosyolojik görevi eğitmek ve eğlendirmek, tanrısal görevi birlik, prestij görevi saygınlıktır. Masai birleşik aile yapısında, otorite en yaşlı erkektedir, her aile bir köydür. Her köy farklı/ayrı bir ailedir. Aile yaşamı, sade, samimi ve doğaya uyumludur. İlişkiler tutkuludur; teknolojinin diş geçiremediği tek gerçeklik tutkularımız değil midir? Sadelik ve içtenlik, aile içi şiddetin, evlilik cüzdanının, aile planlamasının pan zehiridir. Masai toplumunda aile, sığınaktır gaz odası değil.

Dijital yaşamın kaotik coğrafyasında yol alan modern aile kurumu, ritmini kaybetmiş romantizmin yozlaşarak ve tiranlaşarak her şeyi tekeline alma uğraşlarından yorgun; doyumsuz bir merakla kuşattığımız dünyanın kaygıları çoğaltan gidişatından şaşkındır. Masai ailesi-global aile etkileşimi, metaforik bir aldatmacadır. Metaforlar, kavramsal dünyamızın resimleridir.[4] Aile, evrensel kavram? Global dünya, aileyi işlevselsizleştirmek ve sıfırlayarak devretmek eylem planlarıyla yol alırken Masailer apaydınlıktır. Tarım toplumu sonrası, bilim ve teknikteki gelişmeler sarmalında dört sanayi devrimi gerçekleştiren insanlık, sil baştan dönüşümleriyle kavramsal sadeleştirmeye cinsellikten başlayarak daha özgür, daha içi boşaltılmış, daha sadakatsiz bir dünyaya yol almakta ısrarcıdır.

Amerikalı psikolog Abraham Maslow (1908-1970)’un ihtiyaçlar hiyerarşisi Masailer için gündelik yaşam ve aile pratiği bağlamında anlam bütünlüğü oluşturmaktayken bizi kesmiyor artık.

Sıkıntımız buralarda bir yerde olabilir mi?

Koronavirüs ile ciddi bir sınavdayız. Önceki deneyimlerimiz, salgın hastalıkların en çok yoksul toplumları vurduğu yönündeyken bugün salgında ölenlerin büyük çoğunluğunun refah toplumlarından olması şaşırtıcı. WHO/DSÖ verilerine göre salgında ölenlerin sadece yüzde beşi Afrika’dan. Aklınıza gelen yalan, dahası komik: Kara Kıta, Avrupa’dan daha iyi bir sağlık sistemine sahip değil. Test yok, aşı yok, istatistik yok! Tedbir: El yıkama için marketlerin ve kamu kurumlarının önlerine konulan bir kova su. Susuzluktan bitap Afrika için ironik ve teknolojik tablo! Madalyonun öbür yüzü; herhangi bir Afrika ülkesinde ya da hangi Afrika ülkesinde olursanız olun şehir dışına çıktığınızda, altyapının (yol, elektrik, kanalizasyon) olmadığı bir dünyadır, karşınızda. Kırsalda yaşayanların muhatapları değildir koronavirüs; her gün on binlerin açlıktan, yeni doğan çocukların yüzde onunun tedavisi mümkün salgın hastalıklardan öldüğü kıtada, kimseciklerin uğramadığı buralarda, salgının adı/izi yoktur.

Kenya ve Tanzanya’nın kurucu liderleri Jomo Kenyatta (1894-1978) ile Julius Nyerere’nin (1922-1999) nevi şahsına münhasır özgür insanları, yıllar yılı açlık ve salgın hastalıklardan uzak, yaşam geleneklerine sımsıkı bağlı yaşamaktalar. Onlara göre hayat, sadeliktir. Sadelik ise yoksulluk. Ne ilişkilerinin temasında ne yalın yaşamlarında kötü polise yer vardır. Gördüğüm, aidiyetin gücüydü kazanan, aile’yi kutsayan. Modern insanın yalnızlığına, kadın cinayetlerine, tarihin amansız yıkımlarına ve bencil “barış”larına inat!

Bakmayın siz uluslararası haber ağlarının maniplasyonuna… Bizi haberdar etmiyorlar, domine ediyorlar, habersizce! Beynimizle kalbimiz arasındaki korelasyonu bozarak… Sonra da çözüm reçeteleri dikte etmeye çalışarak…

Modern aile, an’a (Carpe diem) odaklıdır; yalnızdır, duygusaldan öte matematikseldir. Masailer’de aile “çok özel bir çevre”ye (kabile) odaklıdır; yalnız olmadığı gibi matematiksel değil duygusaldır.

Tanrı (Engai), Masailer’i Fransız İhtilâli (1789) sonrası çiçek açan çekirdek aileden bugüne kadar korumuştur. Yarın?

[1] Olson, Steve (2008), Hepimizin Kökeni Afrika, Ankara: Yurt Kitap, s.11.

[2] Bugün, Masailer’in para karşılığı fotoğraf çektirmeleri, turizm objesine dönüştürülmeleri yani gezginlerin medyatik vitrin muamelesi ile şehir hayatına entegre edilme çabaları bu yazının konusu değildir. Biz “spekülasyon ekonomisi” mensupları için Masai köyleri, önce komik sonra da tuhaftır. Masailer, yerel hükümet tarafından koruma altındadır ve 1981’de UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilmiştir.

[3] Evlenmek isteyen erkek, kızın ailesine bir aslan başı getirmek zorundaymış; ancak aslan soyu tükenmeye başlayınca devlet, bu geleneği yasaklanmıştır. Ayrıca, 18-20 yaş arası kızlarda sünnet geleneği de yasaklanmıştır.

[4] İnam, Özgül (2008), Televizyon Reklamlarında Metafor Kullanımı. Yayımlanmamış Doktora Tezi, Anadolu Üni. SBE, s.43, www.tez.yok.gov.tr, erişim tarihi: 14 Mart 2021.