• İlk şiirinizi yayımladığınız yeri ve tarihi merak ediyorum. Yayımladığınız dönemin şiir ortamıyla şu anki ortamı kıyasladığınızda belirgin bir fark veya anlayış söz konusu mu?

Hayal dergisinin Genç Dize bölümünde yayımlandı. Nisan-Mayıs-Haziran sayısı 2013 tarihi idi. Yayımladığım dönemde üniversite 3. sınıftaydım.  Ankara’ya sık sık kaçıp kitapçılarda dergileri takip etme şansım oluyordu. Lacivert, Akatalpa, Akköy, Eliz Edebiyat, Mühür, Hayal ve Varlık dergilerini takip ediyordum. Aklıma gelenler bunlar oldu şuan. Kitap alma şansım pek olmuyordu. Şimdilerde ise hem kitaplara rahatlıkla ulaşabiliyorum hem de dergileri takip ediyorum elimden geldiğince. Öğrenciyken (2010 – 2014) dergilere, fanzinlere ulaşmak orada bir şeyler yayımlamak zordu bir kere. Zaman bu kadar hızlı ilerlemiyordu. Aylarca beklediğimi hatırlıyorum yolladığım bir şiire dönüt gelsin diye ki çoğu zaman gelmezdi olumlu veya olumsuz. Son dönemde herkes kendi alanını oluşturuyor bir şekilde ve kendi şiirlerini kolaylıkla yayımlıyor. Sosyal medya artık merkezi bir yer bu alanı oluşturmak için. Kolaylıkla takip edebiliyoruz ne olup bittiğini. Fikir edinebiliyoruz hemen her dergi hakkında ama şaşırmamak elde değil. Dört beş sene öncesi ve şimdiye bakıyorum. Çağ çok hızlı. Üretim çok hızlı- tüketim mi deseydim-.. Bir dergide gördüğüm isim aynı ay farklı dergide de şiir yayımlamış mesela ya da her ay düzenli olarak aynı dergide şiir yayımlıyor insanlar. Aynı isimleri sürekli görmezdim ben önceden. Beklerdim. Bekleyiş güzel gelirdi, heyecanlı idi. Aramak, didiklemek iyi gelir insana, insanı yeniler ama teknoloji müsaade etmiyor buna pek. Tadı kalmıyor bir şeyin göz önüne konulunca ya da göze sokulunca.

Çağın ruhu, toplum içinde var oluş, kendini inşa etme, kendimizle olan bağ, toplumla olan bağ, aşınmalar, alışkanlıklar kısaca tüm hallerimiz etkiliyor bakışı. Yaşam buradan akıyor ve şiir dönüşüyor, değişiyor bu sebeple. Heterotopya ve 160. Km yayınevleri taze, güzel bir bakış sağladı diyebilirim bu anlamda. Yeni arayışlar ve deneyler şiirin dolaşımını hızlandırıyor. Okur ve şiir arasında farklı bağlar kuruyor. Yeni bir zemin hazırlıyor bizlere ve oradan bakmak, oradan yürümek gerekiyor. Bu yayınevlerinin bastığı kitaplar yeni bir dil, yeni bir sesleniş. Heyecan verici. Sarsılmak, yabancımız olana yaklaşmak ihtiyacımız olan şey.

Son olarak –en önemlisi-  kadın sesinin yükselmesi oldu. Eril dil arasında kendini var edebilen sesler tedirgin iken, bastırılıyor iken son dönemde kadının kendi oluşu, yaşama bakışı, dünya algısı, şair oluşu zaman içinde katı tavır ve bilinç ile şiir ortamında yer etti ve şair kadınlar kendilerine bir yaşam alanı oluşturdular.

  • Peki, şiirinizin kaynakları ve gelenek mefhumuna ilişkin fikirleriniz?

Yazma eylemi kendini tanıma, kendine yaklaşma eylemidir. Aynı zamanda kendini kaybediş, sarsılış, sarsıntıların ardından oluşan yeni bir benlik algısı, değişme ve bir ısrar meselesi.  Bu ısrar şiir yazma, yayımlama, bir ürün ortaya koyma ısrarı değil tamamen yaşam ısrarı bahsettiğim. Sanat biraz da bu değil mi? Bize baskılananın dışına çıkmak, buyrulana karşı gelmek, bir alan bulup oradan kendimiz olarak seslenmek. Bir varoluş meselesi aynı zamanda. ‘Ben’ olarak sesleniş.   Dünyaya dair fikrimle, bakış açımla varım ben. Dünyanın içinde oluş, yaşama en içerden katılış ile olacaktır bu. Şiir yaşamdan ayrı düşünülemez elbette. Her yazılan ben’den kopar ve dünyaya, sana, ulaşabildiği herkese her şeye dokunur. Ben iyi şiir okuduğumda sarsılırım, yenilenirim, heyecanlanırım ve isterim ki benden bir şeyler okuyan da sarsılsın, açıp kendi içine baksın, orada kendinden yeni bir şey keşfetsin. Yaşam akışkan, değişkendir. Hiçbir şey hiçbir şeye yabancı değil. Yaşamın içindeyiz ve her andan, her kıpırtıdan, patırtıdan, seslerden ve sessizliklerden etkileniyoruz. Böyle olunca şiirin kaynağının yaşam olması kaçınılmaz. Yaşam içinde beni ‘belleğime’ yaklaştıracak aynı zamanda, yeni zeminler sunacak, yeni alanlar açacak ne varsa beslenmeye çalışıyorum. Çağ o kadar hoyrat ki insanı yalnızlaştırıyor, bireysel hale getiriyor. Sanat da bundan etkileniyor doğal olarak ve gelenek aşınıyor. Şiir geleneklerden bağımsız ilerlemeli bir fikir, dünyayı anlamlandırış ile var olmalı çünkü yeni seslere ihtiyaç duyuyor dil yeni arayışlar içine giriyor ve çağ ilerledikçe böyle olacaktır ama kökeni de unutmayarak tarih ile bağları koparmayarak hep bellek’te kalarak.

  • Kitap tanıtım yazılarını dışarda tutarak, son dönemin eleştiri ortamı, anlayışı hakkındaki görüşleriniz neler? Dönemin şiirini veya şairlerini merkeze alan eleştirmenlerden bahsetmek mümkün mü sizce?

Bir konu hakkında fikir belirtmek için o alanda biraz da olsa yetkinlik gerek. Haddimi bilerek pek uzatmayacağım bu sorunun cevabını. Eleştiri ortamını takip ettiğimi söyleyemem, sosyal medyada bir çook şey görüyoruz. Eleştiriye dahil mi bunlar peki? Bence hayır. Herkes bir şeyler söylüyor. Kirlilik fazla. E ülkenin eğitim düzeyi ortada. Okur düzeyi ortada. Ne yazık ki sistem insanı tüketime zorluyor. Sanat da bundan etkilenmez mi? Okur iyi edebiyatı ne kadar istiyor mesela ya da okurken titiz olmayı, iç sıkıntısını göze almayı, ciddi olmayı, sarsılmayı kim istiyor? Şöyle sağlam okkalı bir yazı okuyayım diyen kim kaldı? Üzülerek belirtmeliyim ki durum bir hayli vasat.

Eleştiri bambaşka bir alan. Bir ifşa alanı diyebilirim. Açığa vurulsun istiyor fikir. Cüret istiyor. Birikim istiyor. Sert dil istiyor. İsterim ki yazılan dişe dokunsun hatta dişi sızlatsın. Can sıksın zaten yenilikler buradan doğmaz mı? İyi olanın peşindeysek yıkıcı olmayı ve yıkılmayı göze alalım.

  • Son olarak, şiirden öyküye de epey bir yöneliş var, buna dair bir değerlendirme yaptığınızda neler söylersiniz?

Yaşama dair perspektif ile oluşur yol. Sanat bir yapma değil yıkma meselesi.  Yıkımlardan bize değecek olan bizi dönüştürecek, değiştirecek olan sarsıntıya tutunuyoruz, bu bir umut aynı zamanda. Ben bu umudu şiir ile besliyorum şimdilik ve buradan bağ kuruyorum dünya ile. Diğer türler için de geçerli bir yol bu hatta tüm sanat dalları için. Şiir yazmazsam olmaz, yapamam, diye beylik cümlelere gerek yok. Odaklandığımız şey iyi olan olmalı. İlerde derdimi belki ben de farklı bir yolla aktaracağım. Bilemem. Bilinmez. Özetle şiirden öyküye, öyküden şiire, romandan öyküye vs. yöneliş meselesine değil yazarın veya şairin dışarıya nasıl dokunduğuna odaklanıyorum. Dil ile ilişkinin nasıl kurulduğuna odaklanıyorum. Ortaya çıkanın samimi olup olmadığına odaklanıyorum. Ses bize nasıl geliyor o önemli, gürültü mü inilti mi?