• Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?
  • Öykülerimde gözettiğim bir ana mesele var mı, emin değilim. Bu, ancak belli bir bütüne ulaştıktan sonra, eldeki yapıta bakılarak söylenebilecek bir şey. Ben de, diğer pek çok öykücü gibi, yazı fikirlerimi insan duygularının hayatın akışıyla kesiştiği anlardan alıyorum. Bellek, iletişimsizlik, hayatımızdaki boşluklar ve yarım kalmışlıklar sevdiğim izlekler. Ama bir mesele seçmem gerekseydi şu üçüncü sorunuzdaki vasatlık konusu üzerine eğilmek isterdim. Vasatlık ve onun bir uzantısı olarak tek tipleşme giderek daha fazla sarıyor etrafımızı. Bu, işlemek için iyi bir konu olabilir, ama bir yazar bu tip şeylere bilinçli bir şekilde karar veremez.

  • Cortazár’ın bilindik sözüdür: “Roman puanla kazanır ama öykünün tek şansı nakavt etmektir.” Buna karşılık, “Öykü,” der Carver, “bir şeyleri açığa vurmalı, ama her şeyi değil”. Kurgu öykünüzün neresinde yer alıyor?
  • Sanırım Cortazar bu sözüyle öykünün anlık etkisine vurgu yapıyor. Yazdığı öykülerin bu anlamda ne kadar başarılı olduğunu düşündüğümde onu anlayabiliyorum. Ama tüm öyküler böyle olmak zorunda değil. Yani bir öykü ya da roman, her zaman metnin okuyucuyla kapıştığı bir ring alanı olmaz. Sakin, usul usul akan öyküler de güzeldir, onlar okurla yengi / yenilgi çekişmesine girmeye gerek duymazlar. Okuru bir yere davet ederler sadece. Elbette, bütün yazarlar belli bir etki yaratmayı ister, fakat bunu Carver başka bir kurguyla yapar, Cortazar başka. Sonuçta her iki kurgu da iyi işler çıkarabilir ortaya, çıkarmıştır da. Yani, diyeceğim o ki, tek meyve şeftali değildir!
  • Toplumu içeren ya da ona ilişkin herhangi bir alanda hâkim olan vasatlık, sanatsal üretim alanlarına ne şekilde sirayet eder, çağdaş öykümüz ölçeğinde değerlendirir misiniz?
  • Vasatlık tespitiniz doğru. Bunu anlamak için ana akım televizyon kanallarının karşısında birkaç saat geçirmek yeterli. Ama bana öyle geliyor ki öykü dünyamızda bu vasatlığı daha az hissediyoruz. Şöyle bir baktığımda, çok verimli ve üretken bir öykü ortamı görüyorum. Zaten öykücülüğümüzün birkaç yıldır hareketli olduğu da genel bir kabul. Öykü kitapları yeni baskılar yapıyor, çok güzel dergiler var, nitelikli, geleceğe kalacak ürünler vermeye devam ediyorlar. Tabii elimde bir istatistik olmadan konuşuyorum ama bugün öykücülüğümüz vasat veya kısır, gibi şeyler söylersem biraz ayıp etmiş olurum. Günümüz öykücülüğü vasatlığın en az sirayet ettiği alanlardan biri belki de. Ve iyi ki öyle…