• Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?
  • Öykülerde genel olarak “acı” ve “bireylerin iktidar düşüşleri” üzerinde yoğunlaşmaya çalışıyorum. Daha çok bu iki tema üzerinden kafa yoruyor, öykülerin bütünlüğünü bunların üzerine kuruyorum. Toplumsal meselelerin içinde kendi dertlerine eğilmiş, bu dertlerle ve suskunluklarıyla bir şeyler anlatmaya çalışan insanları ele alıyorum.

  • Cortazár’ın bilindik sözüdür: “Roman puanla kazanır ama öykünün tek şansı nakavt etmektir.” Buna karşılık, “Öykü,” der Carver, “bir şeyleri açığa vurmalı, ama her şeyi değil”. Kurgu öykünüzün neresinde yer alıyor?
  • Cortazar ve Carver’ın cümlelerini okumak, bu cümlelerin üzerinde ilk etapta düşünmek elbette kulağa hoş geliyor. Fakat öykünün kendi içinde sizi nereye sürükleyeceğini hiçbir zaman bilemezsiniz. Eğer şaşırtan sonlar okuyucunun içinde devamlılık sağlamıyorsa, öykü bittikten sonra ona bir şey vaddetmiyorsa, zaten burada kurgudan bahsetmek imkansız. Bu nedenle, öykü sadece bir damardan oluşmuyor, öyküyü bazen sadece bir sözcük bile başka bir yere taşıyabilir. Kurguyu en tepeye koyarsak dil eksik kalır, dili en tepeye koyarsak karakter eksik kalır, karakteri en tepeye koyarsak öykünün tamamı eksik kalır. Kurgu önemli olduğu kadar dil de karakter de önemlidir, diye düşünüyorum. Baştan söylediğimi sonda da tekrar edeyim, öykü bittikten sonra tek bir cümlesi dahi okuyucunun içinde devamlılık sağlamıyorsa, kurgudan bahsedemeyiz, hatta öyküden dahi bahsedemeyiz.
  • Toplumu içeren ya da ona ilişkin herhangi bir alanda hâkim olan vasatlık, sanatsal üretim alanlarına ne şekilde sirayet eder, çağdaş öykümüz ölçeğinde değerlendirir misiniz?
  • “Vasat” sözcüğünü son zamanlarda çoğu cümlenin içinde görmekteyiz. Ama bana göre vasatlık da bir meziyet. Gerçek ve hakiki bir vasatlıktan bahsedemeyiz. Bundan bahsetmek için öncelikle -özellikle okuyucuların- nesnel bir bakış açısıyla hareket etme çabasını bilmek gerek sanki. Çünkü ölçeklenecek net bir durum ortada yok. “Vasat” kelimesi cümle içinde kullanılmaktan öteye gitmiyor. Bu yüzden kapsamını nedenlere bağlayarak, örnekleyerek ancak bir yere varabiliriz. Mevzilenmiş bir alan içinde, karşı mevzilere “vasat” demek çok kolay, ama bu vasat denilen şeyler argümandan yoksun olunca, her şey gibi bu mesele de unutuluyor. Son yıllarda öykü zirvede deniliyor, iyi ama Avrupa’yı Güney Amerika’yı vs. kasıp kavuran bir öykü dünyamız var da bizim mi haberimiz yok? Arkadaşlık ilişkileri, piyasanın gammazlayan algısı üzerinden bir sürü iyi kitap heba ediliyor; iyi olmayan, isim yaptığı için bu isim üzerinden her yazılana yüksek beğeniler tahsis eden bir kitle de vasatlığı ön plana çıkarmıyor değil. Ben zamanın hakkaniyetli bir hakem olduğuna inanıyorum, neyin vasat olup olmadığına 5-10 yıl sonra o karar verecek; belki de burada kurduğumuz cümlelerin hiçbir karşılığı olmayacak.