NÂZIM HİKMET’İN İLGİ GÖSTERDİĞİ BİR SANATÇI: “RESSAM CEVDET” 

MEHMET ERGÜN

“İç ve dış kapaklarımızdaki resimlere, hikâye ve makalelerimizin bazılarındaki nakışlara dikkatle bakın. Bunların yüksek bir sanat eseri olduğunu anladınız ve zevkle seyrediyorsunuz. Bazılarınız zanneder ki bu resimler boya ve fırça ile yapılmıştır hem de çok ince bir fırça ile… Fakat hayır aldanıyorsunuz bu resimler siyah kâat ve makasla yapılmıştır. Evet siyah kâat ve makas ile…”

NÂZIM HİKMET (1929) 

Nâzım Hikmet’in 1929 yılında Akşam Matbaası’nda basılan Jokond İle Si–Ya– U’sunun ön ve arka kapağı ile içindeki resimlemelerin altındaki imza, Cevdet’indi. Ama kimliği / yaşam serüveni konusunda herhangi bir bilgi yoktu. Sözgelimi Memet Fuat, Güneşe Doğru filminde Nâzım Hikmet’le birlikte çalıştı diye ressam Faruk Morel’i A’dan Z’ye Nâzım Hikmet’te madde konusu yapmasına karşılık, bilgi yetmezliğinden, Cevdet’i madde konusu yapamamış ve “Jokond İle Si–Ya–U (1929)” maddesinde ondan şöyle söz etmekle yetinmiştir:

“… kitabın kapağını yapan ressam Cevdet, arka kapağa da Sİ – YA – U’nun kafasının kesilişini gösteren bir resim yapmıştı. Yapıtın içinde ise birinin altında ‘Jokond Amerikalının kalemini çalıyor’, öbürünün altında ‘Koşinşin Geceleri’ yazan iki resim daha vardı.

Cevdet beyaz zemin üstüne koyduğu siyah kâğıtları keserek yapıyordu resimlerini.”[1]

Cevdet’in Nâzım Hikmet’le görünür ilişkisi Jokond İle Si–Ya–U’sunun ön ve arka kapağı ile içindeki resimlemelerde kalmıyor. Bir yıl sonra yayımlanan Varan 3’ünün (İstanbul 1930, Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi) 78. sayfasında şöyle bir açıklama yer alıyor:

“Bu kitabın kabını ressam Cevdet kompoze etmiştir.”

Memet Fuat, “Varan 3 (1930)” maddesinde, yine bilgi yetmezliğinden, “Kapağını Ressam Cevdet’in yaptığı” demekle yetinmiştir.[2]

“RESSAM CEVDET”E ULAŞMAK

Cevdet’e ulaşmak isteyenlerin önündeki ilk seçenek, Nâzım Hikmet’in tanıdık alanı ile arkadaş çevresine uzanmak; yazdıklarında ona ilişkin bir ipucu var mı–yok mu araştırmaktı. İzinin sürülebileceği usa gelebilecek yol oydu. Uzunluğu belli olmamakla birlikte, bir süre aynı ortamı bölüştüklerine ilişkin bazı göstergeler vardı çünkü.

Göstergelerin ilki ve en önemlisi, Resimli Ay’ın Haziran 1929 tarihli 4. sayısında yer alan “Bu Resimler Fırça İle mi Yapılıyor?” başlıklı imzasız “yazı–konuşma”dır. Biçeminden “yazı”yı yazanın Nâzım Hikmet olduğu anlaşılıyor. Bu durumda “konuşma”yı gerçekleştirenin de o olduğunu kabul etmek gerekecek.

İkinci gösterge, Cevdet’in resimlemeleriyle de Nâzım Hikmet’in yönlendiriciliğindeki Resimli Ay’da yer alması. İlişki, dergide yayımlanan yazıları resimlemekle sınırlı kalmıyor. Dergi için kapak tasarlayıp düzenlemeye dek uzanıyor. Nitekim Resimli Ay’ın Haziran 1929 tarihli 4. sayısının kapağı onun imzasını taşıyor.

Bir başka gösterge, Cevdet’in resimlemelerini yaptığı Çok Resimli–Süslü Alfabe’nin 1930 yılında Resimli Ay Matbaası Türk Limitet Şirketi’nce basılmasıdır. Resimli Ay’ın Ağustos 1930 tarihli 6. sayısının ön kapak içindeki “1930–1931 Ders Senesi İçin İlk Mekteplere Mahsus Ders Kitaplarımız” başlıklı dizelgenin “Alfabe” alt başlıklı bölümünde bu kitap da yer alıyor: “Süslü Alfabe – A. Hilmi”.

Cevdet’in Resimli Ay Matbaası Türk Limitet Şirketi’yle ilişkisi Çok Resimli–Süslü Alfabe’nin resimlemeleri ile sınırlı kalmıyor. 1 Kânunusani / Ocak 1930’da çıkarılmaya başlanan “On Beşte Bir Çıkar Hikâye Mecmuasıdır” alt açıklamalı Resimli Hikâye dergisinin tek resimlemecisi de odur.

Öte yandan Resimli Ay’ın üçüncü ve sonuncu döneminin ilk sayısının (1 Kânunisâni / Ocak 1931, Sayı: 1 / 9) 12. sayfasında “CEVDET’in eserlerinden” alt açıklamasının eşliğinde çarpıcı bir çalışması yer alıyordu. Çalışmada elinde fener, omzunda kazma, galeride ilerleyen bir maden işçisi resmediliyordu. Altında, yapım tekniğine ilişkin bir de açıklama yer alıyordu: “Bu resimler makasla siyahkâat kesilerek yapılmıştır.”

Demek ki 1931 yılına gelindiğinde Cevdet’in Nâzım Hikmet ve çevresi ile ilişkisi sürüyordu. Ama sonrasında Nâzım Hikmet ve çevresinin etkinliklerinde yer almıyor / imzasına rastlanmıyordu. Sözgelimi Nâzım Hikmet – Sabiha Sertle ikilisince “28 Eylül 1935 – 1 Birinci Kânun / Aralık 1935” tarihleri arasında dokuz sayı çıkarılan ve İçişleri Bakanlığı’nca yasaklanan Resimli Herşey’de gözükmüyor. Nâzım Hikmet’in yönlendiriciliğindeki Resimli Ay’ca coşkuyla karşılanan, ürünlerine cömertçe yer ayrılan “Ressam Cevdet”in bu tutumu, o çevre ile ilişkisinin bitmesi ile açıklanabilir ancak.

Burada dikkate alınması / hesaba katılması gereken bir olasılık var: Soyadı Kanunu… Yasa gereği aldığı soyadıyla ve doğal olarak yeni bir imzayla yoluna devam etmiş olabilirdi. Öyle bile olsa bu verimlerinin Resimli Herşey’de yer almadığını söyleyebilirim. İmzasız bile yayımlansa ürünleri seçilen, ürünlerine damgasını basmayı başarmış bir sanatçı çünkü “Ressam Cevdet”. Ancak Resimli Herşey’de “Ressam Cevdet”i imleyen tek bir ürün bile yok! Anlamı çok açık bunun: “Ressam Cevdet”, sanatsal etkinlikten el çekmemişse eğer, Soyadı Kanunu’ndan sonraki imzası ile Nâzım Hikmet ve çevresinin dışında yoluna devam etmiştir.

RIFAT CEVDET ANLATIYOR

Memet Fuat’ın Cevdet’e ilişkin sözlerinin tümünü aktarmış ve yetersizliklerinin bilgi eksikliğinden ileri geldiğini belirtmiştim. Ama Nâzım Hikmet’in “Tüm Yapıtları”nın hazırlayanlarından biri olarak taradığı ya da taramış olması gereken Resimli Ay’da Cevdet’e ilişkin olarak doyurucu denilebilecek bilgiler var. Üstelik de birinci elden, yani kendi ağzından!

Gerçekten de Resimli Ay’ın Haziran 1929 tarihli 4. sayısında “Bu Resimler Fırça İle mi Yapılıyor?” başlıklı imzasız bir “yazı–konuşma” yer alıyor. Ama biçeminden “yazı”yı yazanın Nâzım Hikmet olduğu anlaşılıyor. Bu durumda “konuşma”yı gerçekleştirenin de o olduğunu kabul etmek gerekecek.

Sözü Rıfat Cevdet’e bırakmadan önce şu değerlendirmeyi yapıyor Nâzım Hikmet:

“İç ve dış kapaklarımızdaki resimlere, hikâye ve makalelerimizin bazılarındaki nakışlara dikkatle bakın. Bunların yüksek bir sanat eseri olduğunu anladınız ve zevkle seyrediyorsunuz. Bazılarınız zanneder ki bu resimler boya ve fırça ile yapılmıştır hem de çok ince bir fırça ile… Fakat hayır aldanıyorsunuz bu resimler siyah kâat ve makasla yapılmıştır. Evet siyah kâat ve makas ile… Sanatkâr eline bir tabaka ince siyah kâat almış ve bunu makasla keserek, oyarak bu gördüğünüz dantela gibi narin şekilleri meydana çıkarmıştır. Bu sanatın diğer bir hususiyeti de şekil ne kadar mürekkep olursa olsun bir makasta hiç koparmadan oymaktadır… Bu çok güç çok dikkate şayan resimleri yapan kimdir? Onu tanımak ister misiniz? Elbette istersiniz. O halde onu kendisinden dinleyiniz.”

Görüldüğü gibi Nâzım Hikmet, Rıfat Cevdet’i, benimsiyor ve sahipleniyor. Öyle ki Jokond İle Si–Ya–U’nun kapak tasarım ve düzenlemesi ile resimlemelerini ona emanet ediyor.

“– İsmim Rıfat Cevdet’tir. 1889 senesinde İstanbul’da doğdum. Balıkhane muhasebecisi Cevdet beyin oğluyum. Mercan Sultanisi’nde okurken resme karşı duyduğum aşk diğer derslerden kırık notlar almama sebep oldu. Bu hal babamı çok kızdırdı. Hatta resim edevatını yakmakla beni tehdit etti. Ben çocuk aklımla bu tehditlere aldırmadım. ‘Boyamı fırçamı alırsan ben de kurşun kalemle resim yaparım’ dedim. Fakat babamın arkadaşlarından biri imdada yetişti. Almanya’ya mimari tahsiline gönderilmeme karar verildi. Almancayı anlıyor fakat konuşamıyordum. Bir lisanı anlayıp ta cevap verememek, adeta yumruk yiyip yumruk atamamak kadar acıdır. Offenbah şehrinin Güzel Sanatlar Akademisi’nde mimari kısmına devama başladım. Mimari beni alakadar etmiyordu. Buna rağmen çalışıyordum. Fakat bütün gayretlerime rağmen mimaride muvaffak olamıyordum. Nihayet akademinin nakkaşlık kısmına devama başladım. Ben bilhassa reklamcılığa, kitap ilüstre etmeğe ehemmiyet verdim. Hocam benden çok memnun görünüyor ve elinden gelen yardımı esirgemiyordu. Bir aralık portre ressamlığına düşkünlüğümü hisseden hocam:

– Türk dostum, bu işten vazgeç, burada bile çok iyi ressamlar açtır.

Bu adam yalnız bir hoca değil, bir dost, bir arkadaş, bir baba idi. Böylelikle dört sene geçti. Vatanı göreceğim geldi, İstanbul’a döndüm. İstanbul’da vaziyet o esnada gayet fena idi, beş ay iş bulmak için her tarafa başvurdum.  Hiç.. Hiç.. Hiç…

Tekrar Almanya’ya döndüm. Fakat marklar altına kalbolunca yine İstanbul’a avdet ettim. İlk zamanlar bir günlük mesaime bir lira teklif edildi. Şimdi bir işte çalışıyorum.”[3]

Yaşam ve sanat serüveni konusunda çıkış noktası yapılabilecek yeterlilikte bilgi var bu konuşmada. Doğum tarihini, ilk adının Rıfat olduğunu, öğrenim gördüğü kurumları, yurt dışı deneyini kendi ağzından öğreniyoruz. Nâzım Hikmet’in yazıları derlenirken bu “yazı – konuşma” atlanmamış olsaydı Memet Fuat’ın A’dan Z’ye Nâzım Hikmet’te “Ressam Cevdet”i madde konusu yapacağından kuşku duymuyorum.

Aktardığım metinde tek doğum tarihi ile ilgili bilgiye itirazım var. 1889 değil de 1898 olması gerekiyor. Bunu da “dizgi-düzelti yanlışı” olarak görüyorum.

“Ressam Cevdet”, “Şimdi bir işte çalışıyorum.” derken çalıştığı işi belirtmiyor ama, göstergelere bakılarak Resimli Ay Matbaası Türk Limitet Şirketi’yle profesyonelce bir ilişki içerisinde olduğu var sayılabilir.

TEKNİĞİ İLGİNÇ BİR RESİMLEMECİ

Rifat Cevdet’in sözünü ettiğim yayınlarda yer alan resimlemeleri son derece çarpıcı. Çizimleri ilişkin oldukları metinlere bağlı / bağımlı kuşkusuz. Onları görsel yönden desteklemek ve metni okumaya niyetlenen okuru hazırlamak, dahası isteklendirmek gibi bir işlevle yükümlü. Öyle olmasına karşın Rifat Cevdet’in resimlemelerinin önemli bir bölümü özerk olarak görülmeye ve okunmaya elverişli bir boyutları da var. Metinden bağımsız olarak ele alınıp seyredilebilirler ve bu süreçte üzerlerine yeni metinler yazılabilir. Bu kümeye giren resimlemelerini yaparken uyguladığı teknik bu başarısını daha da göze batar duruma getiriyor!

Gerçekten de Rifat Cevdet, resimlemelerinin önemli bir bölümünü yaparken kalem-fırça-boya-mürekkep… kullanmıyor. Kâğıt ve makasla çalışıyor o. Nâzım Hikmet, Rifat Cevdet’le gerçekleştirdiği konuşmanın başlangıcındaki değerlendirmesinde bu ilginç tekniğin güçlüklerine değinmiş ve şöyle demişti:

“Bazılarınız zanneder ki bu resimler boya ve fırça ile yapılmıştır hem de çok ince bir fırça ile… Fakat hayır aldanıyorsunuz bu resimler siyah kâat ve makasla yapılmıştır. Evet siyah kâat ve makas ile… Sanatkâr eline bir tabaka ince siyah kâat almış ve bunu makasla keserek, oyarak bu gördüğünüz dantela gibi narin şekilleri meydana çıkarmıştır. Bu sanatın diğer bir hususiyeti de şekil ne kadar mürekkep olursa olsun bir makasta hiç koparmadan oymaktadır…”

Resimli Ay’ın üçüncü ve sonuncu döneminin ilk sayısının (1 Kânunisâni / Ocak 1931, Sayı: 1 / 9) 12. sayfasında “CEVDET’in eserlerinden” açıklaması eşliğinde yer verilen çalışmasının tekniğinin altı bir kez daha çiziliyordu: “Bu resimler makasla siyah kâat kesilerek yapılmıştır.”

Makas ve kâğıtla gerçekleştirilen “kâğıt kesme sanatı” (“Katıa”), geleneksel süsleme sanatları arasında yer alıyor.  Bir tarihi, yetkin ustaları ve onların ortaya koydukları seçkin ürünler var. “Eski Eserler Mütehassısı” Nureddin Rüştü Büngül, Eski Eserler Ansiklopedisi adlı önemli çalışmasında “Katıa”yı da madde konusu yapar ve şöyle çerçeveler:

“İnce ve zarif bir yazıyı en hurdu işaretini bozmadan oyup çıkararak bir kâğıdın üzerine istifine göre yapıştırıp yeni baştan levha teşkil etmeğe katıa derler. Bunlardan oyulup çıkarılan erkek ve çıkardıkları yazı halinde kalan kısmına da dişi derler ki bir taşla iki kuş vurmak kabilinden bir emekle iki levha husule gelir. Bunu yapan daha doğrusu ibda eden sanatkârlar Türk ve İranlılardır. Başda Bursalı Fahri olmak üzere Türk sanatkârları Nakşî, Cevrî, Fikrî, Reşit, Vahyî, Süleyman imzaları görülmüştür.”[4]

Resimlemelerinin önemli bir bölümünde “katıa” tekniği ile çalışan “Ressam Cevdet”, çok önemli bir noktada “katıasanatçıları”ndan ayrılıyor: “Katıasanatçıları”nca “hat sanatı”nın bütünleyeni olarak kullanılan “katıasanatı”nı“Ressam Cevdet” resimleme aracı olarak kullanıyor. Amacı resimleme yapmak olan sanatçının devinim alanı geniş değildir. Başarı ölçütü kâğıdı koparmadan / parçalamadan resmi / deseni tamamlamak, bütün olarak ortaya çıkarmak olduğu dikkate alınırsa devinim alanı iyice daralır. O nedenle de “kâğıt kesme sanatçısı” figürden çok desen yapar. Kuşkusuz dantel gibi işlenen bu desenler göz ve gönül okşayıcıdırlar. Ama makas aracılığıyla kâğıttan anlamlı figürler üretmek çok daha büyük bir hüneri gerektirir.

“Ressam Cevdet” böyle bir sanatçı.

Resimli Ay’ın Haziran 1929 tarihli 5. sayısında yayımlanan Münire Handan imzalı “Mahpusane Penceresinden Uzanan El” adlı öykü için ürettiği desen böyle. Aynı sayıda yer alan Resimli Ay’a ilişkin tam sayfalık desen için de söylenebilir bu. Bir başka örnek de, Resimli Ay’ın Mayıs 1930 tarihli 2. sayısında “Kuvvet” başlığı altında yayımlanan desendir. Ama benim hayranlıkla seyrettiğim yapıtı, Resimli Ay’ın üçüncü ve sonuncu döneminin ilk sayısının (1 Kânunisâni / Ocak 1931, Sayı: 1 / 9) 12. sayfasında “CEVDET’in eserlerinden” alt açıklaması eşliğinde yer verilen ve bir maden işçisini konu edindiği / odağa aldığı çalışmasıdır.

Bir de şu var: “Kâğıt kesme sanatçısı” öyle keyfi, gelişigüzel, deyim yerindeyse “ne çıkarsa bahtıma” anlayışıyla kullanmaz makası. O denlisini çocuklar da yapar / yapıyor. Üstelik ortaya güzel sonuçlar da çıkıyor / çıkarıyorlar. Ama kâğıdı kesmeye kalkışırken imgelemlerinde gerçekleştirmeyi tasarladıkları / amaçladıkları bir imge yoktur. O nedenle de ortaya çıkan sonuç rastlantısaldır. Buna karşılık “kâğıt kesme sanatçısı” kafasındaki imgeyi üretmek amacı ile kullanır makası. Kesip biçtikten sonra ortaya çıkana bir ad vermez, önceden adı belli olanı ete-kemiğe büründürmek için kâğıdı kesip biçer!

 

“SOYADI YASASI”NDAN SONRA

Belirtmiştim: 1931 yılına gelindiğinde Cevdet’in Nâzım Hikmet ve çevresi ile ilişkisi sürüyordu. Ama sonrasında Nâzım Hikmet ve çevresinin etkinliklerinde yer almıyor / imzasına rastlanmıyordu. Bir de örnek vermiştim: Nâzım Hikmet – Sabiha Sertel ikilisince “28 Eylül 1935 – 1 Birinci Kânun / Aralık 1935” tarihleri arasında dokuz sayı çıkarılan ve İçişleri Bakanlığı’nca yasaklanan Resimli Herşey’de tek ürününe bile rastlanmıyor. Derginin “Teknik Müdürü”, Ali Süavi Sonar. Ali Suavi Sonar, 30’lu yıllarda Nâzım Hikmet için en fazla kitap kapağı tasarlayıp düzenlemiş sanatçı. Demek ki “Ressam Cevdet”in Nâzım Hikmet ve çevresi ile olan ilişkisi Resimli Ay’ın iki sayı süren üçüncü dönemi ile noktalanıyor.

“Ressam Cevdet” ne oluyor peki?

Nâzım Hikmet ve çevresinden uzaklaşıyor, evet! Ama bunu yapmakla sanatsal etkinlikten de mi uzaklaşıyor?

Yanıt, Soyadı Kanunu’ndan sonra aldığı soyadını ve bu soyadı altında sanatsal üretimde bulunup bulunmadığını saptamaktan geçiyor. Soyadı Kanunu’ndan sonra seçtiği soyadını ekleyerek oluşturduğu yeni imza ile Nâzım Hikmet ve çevresinin dışında yoluna devam etme olasılığı var çünkü!

Öyle oluyor nitekim. “Ressam Cevdet” de, herkes gibi, Soyadı Kanunu’ndan sonra kendine bir soyadı seçiyor ve yeni imzasıyla yoluna devam ediyor!

 

“RESSAM CEVDET”İN  “AKÇİZ”Lİ SERÜVENİ

“Soyadı Kanunu”ndan sonra Rifat Cevdet, soyadı olarak “Akçiz”i seçiyor. Dr. Osman Nebioğlu, Türkiye’de Kim Kimdir adlı çalışmasında şu bilgileri veriyor:

“AKÇİZ, Rifat. (Tezyinat, Resim ve Yazı). Doğ: 1900 İst.. Baba: Cevdet. Ana: Seher. Ev: Bostancı, Emin Ali Paşa Kaynak Sok. No: 3. İş: İst. Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Umum Md. Taşıtlar Teknik Daire Ressamı. Eşi: Zehra (Görkem). 1900 İst.. Çocuk: Sumru 1930. * Almanca bilir. Çengelköy İptidaiyesinde (1911), Beylerbeyi Rüştiyesinde (1914), Mercan Sultanisinde (1915), Alman Sultanisinde (1918) okudu. Offenbach (Almanya) Güzel Sanatlar Akademisini (1921), Bursa İpekböçekçilik Mektebini (1925) bitirdi. Almanya’da Hususi Resim Atölyesi (1922-1923). İ.E.T.T. İşletmeleri Teknik Ressamı (1952-61) * Güreş, boks sporlarını sever. Amatör Fotoğrafçılık ve Pul koleksiyonuna meraklıdır. Almanya ve Avusturya’ya (1918-23) gitti. Eserleri:Nebioğlu Yayınevi kitap kapakları ve Bütün Dünya kapak ve iç resimleri, Nebioğlu Yayınevi ve Ebüzziya Takvim kartonları (1948)e kadar, muhtelif mevzularda makasla siyah kâğıda kesilmiş yazı ve resimler. Muşambaya hâkler. Tire çalışılmış muhtelif İstanbul Köşeleri, Diploma, Etiket, Afiş ve Yıl Tebrik Kartları v.s.”[5]

Olduğu gibi aktardığım bu maddedeki bilgilerin kaynağının Rifat Cevdet Akçiz olduğu çok açık. Ev adresi, eşinin doğum tarihi ve kızlık soyadı, çocuğunun adı ve doğum tarihi… gibi ayrıntılar bunu gösteriyor. Anlaşılan o ki Rifat Cevdet Akçiz bilgileri veriyor, Osman Nebioğlu onları maddeye dönüştürüyor. Diğer bir deyişle Resimli Ay’da doğrudan yaptığını dolaylı olarak yapıyor burada. Öyleyken aynı kaynaktan beslenmesine karşın doğum tarihine ilişkin bilgiler birbirini tutmuyor. Doğrudan kaleme aldığı Resimli Ay’daki metinde 1889 olan doğum tarihi, Osman Nebioğlu’nun verdiği bilgilere yaslanarak kaleme aldığı açık olan maddede 1900. Arada 11 yıl gibi ciddi bir fark var. Bu farkın Resimli Ay’da yayımlanan “yazı-konuşma”da yapılan “dizgi-düzelti yanlışı”ndan ileri geldiğini düşünüyorum.  1889, 1898 olarak düzeltildiğinde sorun çözülüyor!

Osman Nebioğlu, Rifat Cevdet Akçiz’in yapıtlarının dökümünde, “Nebioğlu Yayınevi kitap kapakları ve Bütün Dünya kapak ve iç resimleri”ni de anıyordu. Akçiz’i Resimli Ay döneminin “Ressam Cevdet”ine bağlayan da budur: Kitap kapağı tasarlayıp düzenlemesi ve resimleme yapması…

Gerçekten de Nebioğlu Yayınevi’nden çıkan kitapların büyük çoğunluğunun kapağında onun imzası var. Sözgelimi Taylor Caldwell’inYıllardan Sonra adıyla dilimize çevrilen romanın üçüncü sayfasında şöyle bir açıklamaya yer verilir:

“Kapak Ressam RİFAT CEVDET AKÇİZ tarafından yapılmıştır.”

Aynı açıklamanın yer aldığı öteki kitaplardan üçünün adlarını ve yazarlarını verelim: Elizabeth Goudge’nin Yeşil Yunus Sokağı, Daphne du Maurier’nin Aşk Gemisi, Yolanda Földes’in Altın Küpeler’i… Bu romanların bir özelliği var: Önemli bölümünün sinemaya aktarılmış ve bunun da kitabın künye sayfası ile arka kapağında belirtilmiş olması. Sözgelimi Yeşil Yunus Sokağı’nın ilk sayfası ile arka kapağında şu açıklama yer alıyor: “Bu romanın filmi Lana Turner, Van Heflin, Donna Reed ve Richard Hard tarafından oynanmıştır.”Altın Küpeler’deki açıklama:  “Bu romanın filmi Marlene Dietrich ve Roy Milland tarafından oynanmıştır.” Bu filmlerin bir bölümü ülkemizde de gösterilmiş; gösterilmeyenlerin oyuncuları ise sinema izleyicilerince tanınmakta / bilinmektedir.

Ağırlıklı olarak Nebioğlu Yayınevi için kitap kapağı tasarlayıp düzenlemesine karşın,  Rifat Cevdet Akçiz, başka yayınevleri için de kitap kapağı tasarlayıp düzenliyor. Sözgelimi 1940’lı yıllardaTasvir Neşriyat’ça basılan Pitigrilli’nin kitapları için de kapak tasarlayıp düzenliyor. Bekâret Kemeri (İstanbul bty, Tasvir Neşriyat) ile Aşk Otlayıcıları’nın (İstanbul bty, Tasvir Neşriyat) kapaklarını tasarlayıp düzenleyen odur. Bunlardan ilkinin kapağında, “Akçiz” imzası okunuyor. İkincisinin kapağında imza bulunmamakla birlikte aradaki yakınlık ilk bakışta ayrımsanacak denli açık.

Belirtmek gerekiyor: Rifat Cevdet Akçiz’in özellikle Nebioğlu Yayınevi için tasarladığı bu kapaklar, başlangıçtaki yaratıcılıktan en küçük bir iz bile taşımıyor. Resim öğeleri ile örülmüş, film kareleri havasında çalışmalar bunlar. Kitapların niteliğinden bağımsız değil kuşkusuz bu.  Taylor Caldwell, Rosamond Marshall, James Hilton, Ben Ames Williams, DaphneduMaurier… gibi daha çok popüler romanlara imza atan ve benzer nitelikteki okur amaçlanarak basılan kitaplar için tasarlanacak kapakların başka türlü olması da düşünülemez pek!

Soyadı ile birlikte “Ressam Cevdet”in tasarım anlayışı da değişiyor sanki!

mehmetsergun56@gmail.com

[1]Memet Fuat, A’dan Z’ye Nâzım Hikmet, İstanbul Kasım 2002, YKY Yayınları, s. 187–188.

[2]Agy, s. 318.

[3] “Bu Resimler Fırça İle mi Yapılıyor?”, Resimli Ay, S: 4, (Haziran 1929), s. 26.

[4] Nureddin Rüştü Büngül, Eski Eserler Ansiklopedisi, İstanbul 1939, Çituri Biraderler Basımevi, s. 131.

[5] Dr. Osman Nebioğlu, Türkiye’de Kim Kimdir, İstanbul 1962, Nebioğlu Yayınevi, s. 27.