OLTA DAYANIŞMA ALBÜMLERİYLE PEYK: PİYASANIN KURALLARI ADİL DEĞİL VE KABUL ETMİYORUZ

SÖYLEŞİ: AYŞEN GÜVEN

Müzik yaşadığımızı hissettiğimiz pek çok anın eşlikçisi aslında. Gelgelelim müzik bugünlerde eşlikçisini arıyor. Dinleyicisine, seyircisine bir sitemi olmasa da sanatın, yönetenlere yüksek sesli bir isyanı var. Her fırsatta bunu anlatmaya çalışan müzisyenler (her disiplinden sanatçılar) kendi direnç noktalarını arıyor şimdilerde. İşte tam burada yeşeriyor “Olta Dayanışma Albümleri”… Tüm ışığıyla denize hatta okyanuslara damla damla dökülüyor galiba artık hareket alıyor ve dalgaya dönüşüyor oltanın ucundaki “umut”.

“Olta Dayanışma Albümleri” serisi salgın günlerinde bağımsızlığına hem edaları hem de müzikleriyle düşkün olan Peyk Grubu’nun açtığı bir parantez aslında. Grubun solisti İrfan Alış’ın oltayı ilk savuran olduğu ancak tüm grubun şarkıları ve emeğiyle yarattığı dalgalar yükselirken eyvallahı olmayan bir müzik akımının günümüz temsilcilerinden Peyk’le bir şekilde buluştuk, sizleri de buluşturmak istedik.

Bağımsız, kendine has müzik yapan isimlerin -salgında mutlaka ki sekmez önce müziğin sesi kapatılmışken- şarkılarını kaydetme, insanlara dinletme fırsatı bulduğu serinin siz bu satırları okurken 4.’sü yayınlandı. İlki 14 ağustos 2020’de yayınlanan albümlerin, tüm gelirleri pandemi sürecinde işsiz kalan müzisyenlere, müzik ve sahne emekçilerine dağıtılacak. Önceki 3 albümle şu ana kadar toplam 35 şarkıyı dinleyicilerine hediye eden “Olta Dayanışma Albümleri” ağı, müzik piyasasının verili koşullarına da bir başkaldırı.


Suluşaka– albüm kapak görseli (2007)

Yeni yıla onlar gibi biz de bir dayanışmayla başlıyoruz bu söyleşi sayesinde. Peyk üyeleri ile bu albümlerde emeği geçen; rodilere, enstrümancılara, tonmaisterlara, stüdyolara, şarkı yazanlara, solistlere, çayını kahvesini taşıyanlara teşekkürlerimizle… Piyasa koşullarını müzikte bir çarşaf gibi yırtan ve orada “başka bir dünya mümkün” mottosunu haykıran Peyk’leyiz. Sesinizin ayarlarıyla oynamayın derim. Unutmadan dayanışma için dinleyin yeter…

Ben 2020’nin son günlerinde gündeme gelen bakanlık desteğiyle başlayalım diyorum. Bilirsiniz gazeteci hastalığı sıcak olandan başlamak. Kültür ve Turizm Bakanlığı, salgın döneminden olumsuz etkilenen müzik emekçileri için kişi başına bin lira ödeme yapılacağını açıkladı ve haliyle tartışmalar da başladı. Sizce bu adım müzisyenlerin derdine merhem olabilecek bir çare mi? Ve dahası devlet bu süreçte neler yapabilir/yapabilirdi?

Devlet neleri yapabilirdi sorusunun milyonlarca cevabı var. Asıl soru neden yapmıyor olmalı ama bu sorunun da birçok cevabı var. En basiti, devlet sanata değer vermiyor bu ülkede.


İçimdeki İz– albüm kapak görseli (2014)

Öte yandan 10 aydan beri hiç çalışamamış müzisyenine 1000 TL vermek kötü bir şaka gibi. Fakat ne acıdır ki bizim bu şakaya bile ihtiyacımız var. Bu ekonomik gündemde istemiyorum demek kolay değil. Pandemi sürecinde iş bulmak neredeyse imkânsız. Kaç müzisyen intihar etti, kaç müzisyen evsiz barksız kaldı bu dönemde. Biz birçok şey için zaten geç kalındığını düşünüyoruz. Devletin insanları öne alan projeler üretmesi çok önceden gerekirdi.

O zaman “Olta Dayanışma” albümlerinden bahsedelim, tam burada. Dediğiniz gibi “umut denizine atılmış bir olta”, sanki sarılma albümleri bunlar… Pandemi olmasa olurlar mıydı? 

 Pandemi olmasa büyük ihtimal olmazdı. Çaresizlikler insanları birleştiriyor bazen.

 “OLTA DAYANIŞMA TAM BIR İMECE”

 Olta Dayanışma ağı nasıl genişliyor nasıl ilerliyor? Müzisyenlerin yaklaşımı nasıl? 

 Olta dayanışma tam bir imece. Ve kooperatif mantığıyla üretilen albümler oluyor. Üretirken insanlar birleşiyor ve albümlerini yayınlıyorlar. Bir çok insan birbirine yardım ederek kayıtlarını yapıyor ve sonra da digital paylaşım sitelerine yüklüyoruz. Her yaştan müzisyen katılıyor bu dayanışmaya. Her albüm yeni tanışmalara neden oluyor ve üretimler artarak devam ediyor.


Paydos– single kapak görseli (2016)

Plak şirketlerine alternatif bir gelenek olabilme ihtimalinden bahsettiniz başka bir söylemişimizde. Piyasanın kurallarına göre buna imkân var mı? 

Bunun olması tamamen müzisyenlere ve dinleyicilere bağlı. Bu fikri destekleyen medyaya da tabi ki. Başımıza ne geldiyse egolardan ve boş tartışmalardan geldi. Bunları aşıp harekete dönmeliyiz. Hayalimiz onbinlerce şarkıyı yayınlamayı başarmış bir oluşum. Kendi stüdyoları ve kendi konser etkinliklerini bile yapan, kendi sorunlarını çözecek kaynaklara sahip bir kooperatif hareket bu. Tek yapmamız gereken çıkarlarımızı bir şarkı için düşünmemek ve onu bu oluşuma vermek. Sonrasında olacakların nereye gideceğini kimse bilemez.

 Böyle bir müzik oluşumunun dünyada geçmişte ya da şuan örneği yahut örnekleri var mı? Bizimle paylaşır mısınız? 

 Daha öncelerde toplama albüm mantığında yapılmış albümler var. Ama 6 albüm yayınlamış bir oluşum duymadık. Dünyada örnekleri var mı bilmiyoruz.

 “Piyasanın ihtiyacı ile müziğin sanatsal diyeceğimiz tarafı arasında neredeyse ortak nokta bile bulunmaz”

 Müzik sektörü açısından sorunlar sizce neler? PEYK bu akışın ya da “piyasanın” mı demeliyim gazabından kendini nasıl koruyor? 

 Korumuyor. Çünkü piyasanın içinde sayılmayız. Kendimize ait bir yörüngemiz var ve bu yıllardır değişmeden sürüyor. Piyasanın kuralları adil değil ve bu adil olmayan kuralları kabul etmiyoruz. Başarıya endeksli düşünüş tarzımız yok. Müziğin ve sadece iyi müziğin peşindeyiz hala.

Sorunlar çok piyasada, güdülenmiş bir müzik sistemi var. Manipüle edilmiş listeler, parsellenmiş festivaller, daha bir çok şey. Devletin sanatın üzerindeki baskısı, sanatçıların örgütsüzlüğü, dijital alemin belirsiz kuralları. Niteliğin giderek önemini yitirmesi, kalitenin azalması. Ama bizim bunlarla sorunumuz yok. Hâlâ amatör kafadayız. Üretirken de topluma sunarken de.


Lay lay lom– albüm kapak görseli (2018

Piyasanın kurallarıyla davranmadınız hiç peki sizce ünlü müsünüz? 

Lay Lay Lom şarkımızda geçtiği gibi; ‘’kime göre, neye göre, iyi ya da kötü

parayı basınca uygun yere açılır önün…’’

Müzikten para kazanıyor musunuz? 

 Müzikten büyük bir gelirimiz yok. Ama konserler olduğu dönem alet edevat ve üretim masraflarına koltuk çıkıyordu. Genel olarak bakıldığında toplamda daha fazlasını harcamışızdır. 

Peki müzisyenlerin müzikten para kazanması gerekmez mi?

 Gerekir ve kazanmalıdır da. Bunun olması için telif haklarının çalınmadığı ve yasaların uygulandığı bir ülke lazım. Şu an elimizde yok maalesef.

“Piyasanın kurallarına” göre davranıldığında yaratıcılık sizce nasıl etkileniyor?  

Pop tanımı gereği standartlaşmak zorundadır. İnsanlar arasındaki farklılıkları görmezden gelir ve herkese hitap edecek müziği yapabilirseniz piyasa kurallarına göre en iyi müziği yapmış olursunuz. Piyasanın ihtiyacı ile müziğin sanatsal diyeceğimiz tarafı arasında neredeyse ortak nokta bile bulunmaz.

Piyasa koşulları açısından müziğin sanatsal olması ya da bir mesaj içermesi, gerekliliklerin en son sıralarında bulunur. Satsın da, ister mesajı olsun ister maymun dans etsin farketmez. Ancak, eğer müziğinizde gerçek bir isyan, gerçek politik bir söylem vs varsa piyasa bundan rahatsız olur, bu da işin başka tarafı.

Olta Dayanışma albümleri oldukça hızlı çıkıyor? Hala cephaneniz var mı? 

Ağustos ayından beri 3 olta albümü digital platformlara yüklendi. 2021 Ocak başında -yani siz bu söyleşiyi yayınladığınızda- 4. albüm çıkacak, 5. albüm de şimdiden hazır. 2021 Mart başında yayınlamayı planlıyoruz. 6. ve 7. albümler için değişik projeler düşünüyoruz, biri elektronik ağırlıklı, diğeri türkü albümü…


Köleler ve kilitler– single kapak görseli (2017

“ÖRGÜTSÜZ BİR ŞEY NASIL YALNIZ OLMAZ?”

Müzik piyasasının tamamında herkes yalnız olduklarını söylüyor. Yalnız mı müzik?  

Örgütsüz bir şey nasıl yalnız olmaz?

Hem dünyada hem Türkiye’de pek çok yardım etkinliği müzik eliyle yapılmıştır bugüne kadar. Keza Türkiye’de de barış için, Van depremi için ve daha pek çok kritik zamanda müzisyenler konserler, festivaller düzenledi. Müzisyenler yardım etmeye gelinince vefasızlık olduğunu düşünüyor musunuz? Kafama takılan bir yanı da konunun şu: Milyonlara ulaşabilen müzisyenler bile sorunlarını, güvencesiz çalıştıklarını, şu an işsiz olduklarını ve kaygılarını duyurmakta nasıl bu kadar zorlanıyorlar? 

Müzisyenlerin sorunu örgütlenememeleri, organize olamamaları. Egolarının esiri olmaları maalesef ve her birinin birey olarak birbirinden haberdar olmaması. Başkaları için bunu rahatça yaparken kendilerine bunu yapamıyor olmalarının da sebebi belki budur. Oysa dayanışarak, dayanışmanın gücüne inanarak yapabiliriz. Benci bir yaklaşımın hiç kimseye faydası yok.

“ŞU AN İNDİE DENENLERE BAŞKA BİR İSİM BULMAK GEREKECEK”

Türkiye’de indie müzik tarihi nerelerden başlar şimdi nerede ?

Indie bir janr olarak algılanıp tanımlanıyor son yıllarda. Aslında değil: müzikte ortaya çıkışı 70’lerin sonuna doğru bazı İngiliz punk gruplarının ana akım müzik şirketlerinden bağımsız olarak daha küçük ölçekte ve yerel firmalar ile çalışmaya başlamasıdır. Tabii buna neden olarak protest yanları olmasıyla birlikte, o dönemin şartlarında biraz mecburiyet de söz konusu ama ana unsur protestodur. Biraz da yaptığı müziğe karışılsın istemezler. Muhaliftir ve mass kitle ile ilgisi yoktur. Günümüzde ise müzik yapım ve yayımı elektronik ortamlara kaydığı ve daha ulaşılabilir ve ucuz olduğu için, artık büyük firmalara ihtiyaç kalmadığından-promosyon istenmiyorsa tabii, indie tanımı bağlamından koptu. Şu an, bu anlamda bir firmaya bağlı olmadan müziğini yayan onlarca müzisyen var indie etiketinin altında ama fakat içerik veya ideoloji olarak bunları artik indie kabul edemeyiz. En azından biz böyle tanımlamıyoruz. Aksi halde herkes bağımsız kabul edilebilir… Bu bağlamda Türkiye’den örnekler az. Aslında birçok sokak müzisyeni gerçek indie’ler ama illa isim vermek gerekirse; başlangıca Bulutsuzluk Özlemi ve Yaşar Kurt’u koyarak başlamalı; Rashit, Siya Siyabend, Bandista, Kesmeşeker ve genç kuşaktan No Land ve Büyük Ev Ablukada sayılabilir.

Sizin tarif ettiğiniz bulutun içindeki müzik gelecekte nasıl biçim alacak gibi görünüyor? 

Artık kimsenin yapımcı firmalara ihtiyacı kalmayacak gibi görünüyor. En azından elleri çok zayıfladı yapımcıların. Müzisyenler indie kalmakta daha da rahat olacaklardır. Tabii yeni oyuncular çıkabilir, yeni yazılımlar ve firmalar işi yeni bağımlılıklara sürükleyebilirler. Örnekse, şu an Youtube ve Spotify o yolda ilerliyorlar gibi… ama tamamen yok olabilirler de. Anlaşıldığı anlamda ise yani janr olarak; bu, sanırım kimseyi umursamadan istediğini yapan, bagajında rezervi olmayan müzisyenlerin kulvarı olacak; şu an indie denenlere başka bir isim bulmak gerekecek diye düşünüyoruz.

PEYK’i siz hangi anlamından ötürü kullanmayı seçtiniz acaba?

Çocukluk yıllarında okuduğumuz kitaplarda geçen bir kelimeydi peyk, 90 lı yılların hemen başında soğuk savaş bitince dolaşımdan kalktı o da. Gruba veriliş amacı eskiye bir gönderme olmasıydı ve harflerin diziliminin hoşumuza gitmesi de etkendi tabi. Gök Bilimi olarak ‘uydu’ anlamlı seçilmiş olsa da ‘haber  götüren/taşıyan kimse’ anlamı zamanla öne geçti .

aysenimsi@gmail.com