• Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?

Öykü yazarken, öykünün bir ana meselesinin, davasının, alt metninin ya da herhangi bir mesajının olmasını amaçlamam. Bana göre, lisede verilen kompozisyon ödevleri haricinde, hiçbir yerde bir ana fikri anlatmak ya da sahiplenmek uğruna kurmaca metin yazmamak lazım. Bu saikle yazılan her türlü kurmaca metni, biraz sahte ve hatta art niyetli buluyorum.

  • Cortazár’ın bilindik sözüdür: “Roman puanla kazanır ama öykünün tek şansı nakavt etmektir.” Buna karşılık, “Öykü,” der Carver, “bir şeyleri açığa vurmalı, ama her şeyi değil”. Kurgu öykünüzün neresinde yer alıyor?

Okuduğum öykülerde, izlediğim filmlerde konunun ne olduğundan daha çok, o konunun nasıl anlatıldığına önem veririm. Bir gün birisi çıkar, dümdüz bir intikam hikâyesini öyle bir anlatır ki, ağzımız açık kalırız. Tabii bu kesinlikle kurgunun önemsiz olduğu anlamına gelmiyor, asıl mesele iyi kurguyu, iyi bir üslupla dengeli şekilde harmanlayabilmekte.

  • Toplumu içeren ya da ona ilişkin herhangi bir alanda hâkim olan vasatlık, sanatsal üretim alanlarına ne şekilde sirayet eder, çağdaş öykümüz ölçeğinde değerlendirir misiniz?

Bu soru beni, hocam istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz, dediğim yıllara geri götürdü. Şayet o yıllarda böyle deseydim, muhtemelen bu soruyu sona bırakırdım ve de ona cevap uydururken acayip sıkılırdım. Şansıma, zaten sondaymış bu soru… Kendimi çağdaş öykücülüğümüz ölçeğinde toplumsal tespitler yapacak konumda görmüyorum. Çok anlamıyorum sanırım böyle şeylerden. Evet, gerçekten, hiçbir fikrim yok. Vasat nedir, toplum nedir, bir eser kime göre vasattır, bir insan grubu kime göre toplumdur, kime göre güruhtur, kime göre memeli hayvanlardan ibarettir, bunları tek seferde özetleyecek durumda değilim.

Güzel sorularınız için teşekkür ederim.