ONUR ÇALI: ROMANA ÖYKÜNEN ÖYKÜ TUŞ OLUR

  • Öykülerinizin -var ise elbette- ana meselesi nedir?
  • Öykülerimin -kalın çizgilerle çizilmiş, kör parmağım gözüne olmak zorunda değilse eğer- elbette meseleleri var. Evvela, eline kalem (ya da klavye) almış ve yazmak denen netameli işe soyunmuş birinin muhakkak “meselesi” vardır. Saniyen, yazar denen kişi tek boyuttan ibaret değil ya, illa ki bir dünya görüşü, değerleri, inançları (inançsızlıkları), vicdanı, ideolojisi vardır. Bütün bunların yazdıklarına sızmaması mümkün mü? Benim öykülerimin, denemelerimin, günlüklerimin, hatta çevirilerimin bile (çevirmek için hangi metinleri seçeceğiniz de bir meseledir) elbette meseleleri var ama ana meselesi nedir diye sorarsanız -Haraptarlı Nafi’den mülhem- şöyle derim: Öykülerimin ana meselesi nedir diye sorarsan, bilmiyorum; sormazsan biliyorum.
  • Cortazár’ın bilindik sözüdür: “Roman puanla kazanır ama öykünün tek şansı nakavt etmektir.” Buna karşılık, “Öykü,” der Carver, “bir şeyleri açığa vurmalı, ama her şeyi değil”. Kurgu öykünüzün neresinde yer alıyor?
  • Kurgu, elbette, öykülerimin tam göbeğinde yer alıyor. Carver’dan bir alıntı da ben yapayım: “Fikirler öykülerden oluşur, öyküler fikirlerden değil.” Cortazar’ın meşhur sözüne gelirsek, öykünün nakavt yapabilmesi için tıpkı bir yumruk gibi kısa, hızlı ve güçlü olması gerekir. Aksi takdirde nakavt edemezsiniz. Romana öykünen öykü tuş olur. Ben Babil Kulesi inşaatında çalışan işçilerin -söz gelimi Nippur’lu sıvacı ustası Warad-Sin’in- mola verdiklerinde yedikleri menemenin soğanlı mı soğansız mı olduğuyla ilgileniyorum. O dönemde domates soğan var mıymış yok muymuş bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum çünkü “tarihi” roman yazmıyorum; puan değil, nakavt peşindeyim.
  • Toplumu içeren ya da ona ilişkin herhangi bir alanda hâkim olan vasatlık, sanatsal üretim alanlarına ne şekilde sirayet eder, çağdaş öykümüz ölçeğinde değerlendirir misiniz?
  • Bam telime bastınız! Vasatlık her şeyimizde, her yerde. Vasatlığın her alana hâkim olduğu bir iklimde eleştirel düşüncenin yaşaması mümkün değil. Eleştirinin olmayışı, vasatlığın “çağdaş öykümüze” en büyük yansıması. Sayılarla konuşalım: Bin öykücüye bir eleştirmen ancak düşüyor. Eleştiri kültürünün olmadığı böyle bir ortamda eleştirinin yerini birbirini pohpohlama etkinlikleri alıyor. Vasatlık kendini besleyip büyütüyor böylece.