ÖRGÜTÇÜ, STRATEJİST, MİLİTAN: FRIEDRICH ENGELS

OLCAY GERİDÖNMEZ

Çünkü Marx her şeyden önce devrimciydi. Onun asıl misyonu kapitalist toplumun ve bu toplumun var ettiği devlet kurumlarının yıkılmasına; ilk kez onun sayesinde kendi konumunun, ihtiyaçlarının ve hangi koşullar altında kurtulacağının bilincine varan proletaryanın kurtuluşuna katkıda bulunmaktı. Mücadele etmek onun mayasında vardı. Ve o eşine az rastlanır bir tutku, azim ve başarıyla mücadele etti.[1]

Engels’in Marx’ın mezarı başında can dostu ve yoldaşı için söylediği bu sözler, tek harfine bile dokunmaya gerek kalmaksızın kendisi için de geçerlidir. Friedrich Engels, gerek sınıf düşmanlarıyla açık savaşıma atılırken, gerek gazeteci ve yazar kimliğiyle sınıf mücadelesinin seyrini izleyip onun yenilgi ve zaferlerinden dersler çıkarırken, işçi sınıfını hareketin taktiği, içeriği ve hedefi konusunda sonsuz bir sabırla aydınlatırken hep en ön safta olmuştur. Teorik ve pratik tüm çalışmalarını bilimsel titizlik ve evrensellik, büyük bir fikir zenginliği, devrimci teori ile devrimci politikanın birliği, proleter sınıf mücadelesinin pratiğiyle kopmaz bağ karakterize eder. Buna proletaryanın ideolojik ve politik düşmanlarının keskin eleştirisi, işçi hareketi içerisinde oportünizmin, sekterliğin ve dogmatizmin her türlü türevine karşı mücadele, güçlü bir tarafgirlik, proletaryanın davasına sarsılmaz bir bağlılık ve tüm ülkelerin ezilen halklarının kurtuluş mücadelesine derin sempati eşlik etmiştir.

Ayrı yollardan gelişip ulaştıkları komünizm fikrine, 1844 yazında düşünce ve eylemlerini birleştirerek bilimsel bir temel ve yöntem kazandırma mücadelesine atılan Marx ile Engels, o tarihten sonra birbirlerini tamamlayan bir bütün oluşturdular. Teorik ve pratik-politik çalışmaları daima el ele yürüdü. Bunları keskin çizgilerle ayırmak mümkün olmadığı gibi birbirini gerektirip besledikleri ve geliştirdiklerinden pek anlamlı da değildir.

Yine de Engels’i doğumunun iki yüzüncü yılında anıp ondan öğrenmeye devam ederken, genelde onun teorik, bilimsel katkıları üzerinde çokça durulmakla birlikte, kimi zaman önemi ihmal edilebilen faaliyetinin pratik-politik yönünün kapsamına kabaca da olsa değinmek yerinde olacak.

İLK ÖRGÜTLENME DENEYİMLERİ

Engels, 1844’te Marx’la görüşmek için uğradığı Paris’e iki yıldır bulunduğu İngiltere’den gelmişti. Burada çağdaş İngiliz iktisatçılarının eserlerini, İngiliz işçi hareketinin düşün dünyasına etki eden ütopik sosyalistleri inceleyen Engels, Londra, Manchester ve Leeds’in emekçi mahallelerinde işçilerin yaşamlarını yakından tanıma fırsatı buldu. İşçi hareketinin grevlerini, mitinglerini, toplantılarını takip etti. İrlanda bağımsızlık hareketinin temsilcileriyle, ünlü ütopik sosyalist Robert Owen’la, sol Chartist liderlerden Julian Harney ve Ernest Jones’la tanıştı. Chartistlerin yayın organlarına yazılar yazmaya başladı. Londra’daki Alman göçmen işçilerin örgütlendiği Alman İşçi Eğitim Derneği’nin yönetiminde bulunan ve tanıdığı “ilk devrimci proleterler”[2] olan Heinrich Bauer, Joseph Moll ve Karl Schapper ile bağlantı kurdu.

İngiltere’de edindiği birçok gözlem ve deneyimin sonuçlarını kitaplaştırma fikrini ve Marx’la gerçekleştirdiği görüşmede aldıkları kararın gereklerini yerine getirmekte gecikmedi. İlk büyük eseri İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu’nu bitirdikten hemen sonra yaşadığı bölgede işçilerle bağ kurmanın yollarını aradı. O dönem Almanya’da işçilerle temas edip tartışabilmenin tek olanağı burjuva demokratlar tarafından kurulan işçi eğitim dernekleriydi. Köln, Eberfeld ve bir dizi başka kentte demokratlara birlikte dernekler aracılığıyla hayata geçirdiği toplantılarda komünizm propagandası yürütmeye başladı. Ne var ki bir yıl dolmadan hakkında açılan soruşturma nedeniyle ülkeden ayrılıp Marx’ın yaşamaya başladığı Brüksel’e yerleşti.

19. yüzyılın kırklı yıllarının ikinci yarısında bilimsel komünizmin teorisinin geliştirilmesi, Marx ve Engels’in pratik devrimci faaliyetleriyle, proleter bir parti uğruna verdikleri mücadeleleriyle sıkı sıkıya ilişkilidir. Bu dönemde Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde (Almanya, Belçika, Fransa ve İngiltere) komünist irtibat komitelerinin örgütlenmesi için yoğun bir çalışma yürüttüler. Farklı ülkelerdeki sosyalistleri ve ilerici işçileri birbirlerine yakınlaştırmayı, olgunlaşmamış, ütopik ve sekter görüşlere karşı mücadele etmeyi ve bilimsel komünizm temelinde bir uluslararası proleter partinin oluşumuna zemin hazırlamayı amacını güdüyorlardı.

Bu amaçla Paris’e yerleşen Engels’in Marx’a ve Brüksel’deki komünist irtibat komitesine gönderdiği mektuplar, onun Fransa’da Alman zanaatçılar arasında yürüttüğü ısrarlı aydınlatma çalışmalarına tanıklık eder. Uzun tartışmalarda karşıtlarının görüş ve gerekçelerini çürütüyor, bilimsel komünizmin fikirlerini anlaşılır ve açık bir tarzda açıklıyor, “hakiki sosyalist” Grün’ün ve Proudhon ile Weitling’in ütopik görüşlerine karşı mücadele ediyordu. Lenin, bu çalışmalar sırasında Paris’te Almanya’nın sosyal demokrat işçi partisinin temel taşının atıldığını söylemiştir.[3]

Marx ve Engels, Londra’daki Alman İşçi Derneği’yle de bağlarını güçlendirip Paris’te, İsviçre’de ve Almanya’da şubeleri, birçok Avrupa ülkesinde de üyeleri olan Adiller Birliği’ne katıldılar. 1847’de Londra’da bu birliği “Komünistler Birliği” olarak yeni baştan örgütleyen kongreye Engels katıldı. Takip eden aylarda Marx Brüksel’de, Engels Paris’te ‘Birlik’in teorik temellerini netleştirip sağlamlaştırmak için faaliyet yürüttü.

Engels bu süreçte Avrupa’nın üç büyük demokrat gazetesine –Fransa’da “Réforme”, İngiltere’de “Northern Star”, Almanya’da “Deutsche Brüsseler Zeitung”– işçi sınıfı hareketi üzerine yazılar yazmaya başladı. O dönemle birlikte basın, bir mücadele aracı olarak bilimsel komünizmin kurucularının yaşam faaliyetinde merkezi bir yer tutmaya başlar. Bilimsel teorilerini ortaya koyup geliştirdikleri, hasımlarıyla kıyasıya mücadele ettikleri, işçi sınıfı hareketinin öncü kadrolarını yetiştirdikleri, sınıf mücadelesinin seyrini izledikleri, onun yenilgi ve zaferlerinden çıkan dersleri uluslararası işçi hareketine mal ettikleri başlıca, zaman zaman da yegâne alan olabilmiştir.

1847 sonlarında Birliğin düzenlenen ikinci kongresinde örgütün programını yazma görevi Marx ve Engels’e verildi. 1848 devriminin öngününde yayınlanan Komünist Parti Manifestosu, bilimsel komünizmin ilk programatik belgesi olarak tarihe geçti.

GAZETE OFİSİNDEN DEVRİMCİ GÖNÜLLÜLER BİRLİĞİNE

Fransa’da patlak verip hızla diğer Batı Avrupa ülkelerine sıçrayan 1848 devrimi, Marx ve Engels’in tekrar ülkelerine dönüp hemen pratik çalışmaya katılmalarına fırsat tanıdı. Burada işçi dernekleriyle Komünistler Birliği’nin şubelerinin kurulması için çalıştılar ve günlük bir gazete yayınlama hazırlıklarına giriştiler. İlk sayısı 1 Haziran 1848’de yayınlanan “Neue Rheinische Zeitung” [NRZ] devrimci demokratik talepleri savunan son derece mücadeleci bir gazeteydi. Hemen hemen her makalesi, feodal karşıdevrimle, burjuvaziyle ve kararsız küçük burjuva demokratlarla ateşli bir polemik yürütüyordu. Başmakalelerin çoğunu Engels’in yazdığı gazete, demokratik hareketin proleter kanadının örgütlenmesinde güçlü bir eğitim ve propaganda silahı gibi çalışıyordu.

Karşıdevrimin harekete geçmesi uzun sürmedi. Gazetenin yaklaşık bir yıllık yayın hayatını sonlandırmak zorunda kaldı. Engels ülkenin güneyinde halkın son silahlı ayaklanmalarına katıldı, gönüllüler birliğinin girdiği üç çarpışmaya katıldı. İsyancıların yenilgisi üzerine İsviçre üzerinden Londra’ya geçti. Sınır dışı edilen Marx da oradaydı.[4]

İzleyen yıllarda 48 devrimlerini irdeleyip dersler çıkaran –Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850 ve Louis Bonaparte’ın On Sekizinci Brumeri (Marx), Almanya’da Köylü Savaşı ile Almanya’da Devrim ve Karşıdevrim (Engels)­­– eserleri, canlı ve yaratıcı bir öğreti olarak Marksizmin devrimci pratik ile ayrılmaz bir biçimde biçimlendiğini ve geliştiğini gösteren parlak örnekler olmuşlardır.

SEKTERLİK, DOGMATİZM VE MACERACILIKLA MÜCADELE

Marx ve Engels’in NRZ’de başlattıkları Alman küçük burjuva demokrasisinin önderlerine yönelik eleştiri, devrimden sonra daha da sertleşti. İşçi sınıfı içine taşınan dogmatizme, sekterliğe ve maceracılığa karşı mücadele, 1850’de Komünistler Birliği’nde bir bölünmeye 1852’de nihayetinde dağılmasına neden olan sekter Willich-Schapper fraksiyonunun teşhiri, küçük burjuva göçmenlerin liderlerinin yürüttüğü kısır, iradeci “devrimcilik oyunu”nun eleştirisi, proletaryanın bağımsız sınıf bilinçli politikasının geliştirilmesinde büyük önem taşıdı.

Tüm Avrupa’da işçi sınıfı üzerinde büyük baskılarla süren gericilik dönemi 50’li yıllar boyunca sürdü. Londra sığınmacı akınına uğramıştı. Dayanışma ve yardım kampanyaları örgütlemelerine rağmen ’48 sığınmacıları için geçim olanaklarının neredeyse tümden ortadan kalktığı bu süreçte Marx ve Engels de zorunlu bir işbölümüne gittiler. Engels Manchester’daki ticaret işine dönmesi Marx’ın Londra’da politik ekonomi çalışmalarına yoğunlaşmasına olanak tanıyacaktı.

Avrupa’da işçi hareketinin gerilediği bu dönemde uluslararası politika alanında özellikle Asya’da gelişen ilerici, burjuva demokratik hareketlere ve ulusal kurtuluş hareketlerini dikkatle izliyorlardı. Engels, 1853’te Yakındoğu’da keskinleşen çelişkiler karşısında Doğu sorunuyla ve Balkanlar’da gelişen ulusal kurtuluş hareketleriyle ilgili yazılara yoğunlaştı. Kırım Savaşı (1853-1856) öncesinde ve savaşın en sertleştiği dönemde Engels çözümlemelerinde Osmanlı imparatorluğu içindeki ulusal hareketlere, özellikle de Güney Slavlarının ulusal bağımsızlık hareketlerine özel bir önem verdi. Engels, askeri bilime ve savaş sanatına, proletarya partisinin gelecekte gericilik güçlerine karşı verilecek mücadelelere hazırlanması açısından da büyük önem biçiyordu. Sadece Kırım Savaşı sırasında “New York Daily Tribune”de 70’in üzerinde makalesi yayınlandı.

Engels yürütmek zorunda olduğu ticari işlerinin yanı sıra, olağanüstü bir çalışma disipliniyle hem çeşitli yayın organlarına yazmayı sürdürdü hem de birçok alanda araştırmalarını ve bilgisini sistematik olarak geliştirmeye devam etti. Edindiği yabancı dilleri çeşitli ülkelerin işçi hareketinin temsilcileriyle daha rahat iletişim kurmada kullanıyor, çağın politik ve askeri olaylarını orijinal kaynaklardan izleyebilmek için yanlarına düzenli olarak yenilerini de ekliyordu. Doğa bilimlerindeki gelişmeleri yakından takip etti. Askeri bilimlerde ise bilgisini o kadar geliştirmişti ki bu alandaki önemli yayınlara yazılar yazar hale geldi.

On yedi yıl sonra nihayet Marx’ın anıtsal yapıtı Kapital’in ilk cildi bitmiş, Ağustos 1867’de matbaaya gönderilmişti. 1870’e kadar süren mekânsal ayrılık iki yoldaşın yaratıcı birlikteliklerini sürdürmelerine engel olmadı. Hemen her gün mektuplaşıyor, görüş, bilgi alışverişinde bulunuyor ve bilimsel sosyalizmi hazırlamada işbirliklerini sürdürüyorlardı.

ULUSLARARASI BİRLİK İÇİN

Devrimci teorinin derinleştirilip geliştirilmesine yoğunlaşmalarına rağmen Marx ve Engels birçok ülkedeki işçi hareketinin temsilcileriyle, Komünistler Birliğin eski üyeleriyle, İngiltere’deki devrimci Chartistlerle ve ABD’deki Alman göçmenlerle bağlarını koparmadılar. Devrimci işçilere şu ya da bu biçimde komünist fikirlerin propagandasını örgütlemelerine, işçi hareketinin uluslararası dayanışmasını ve işbirliğini geliştirmelerine yardımcı oldular.

60’lı yılların başında İngiltere’de uluslararası dayanışmanın filizlenmesine elverişli bir zemin oluşmuştu. Bu ülkede daha geniş demokratik haklar bulunduğundan birçok farklı ulustan işçilerin dernekleri mevcuttu. ’48’den beri işçi sınıfı nicel olarak büyümüş ve ideolojik bakımdan ilerlemişti. Dünyadaki ekonomik ve politik iklimdeki değişimi ve işçi hareketlerindeki yeni yükselişi doğru değerlendiren Marx, kendisinin ve Engels’in uzun yıllar mücadele verdiği uluslararası dayanışma ve birlik düşüncesinin artık yaşama geçirilebileceği sonucuna vardı. 28 Eylül 1864’de Londra’da yapılan uluslararası bir toplantıda Uluslararası İşçi Birliği kuruldu.

Kuruluş çalışmalarına doğrudan dahil olamayan Engels, Genel Kurul’un platformunun hazırlanmasına dışarıdan katıldığı gibi çizgisini basında temsil ediyor, kendisine verilen görevleri Manchester’de yerine getiriyor ve Enternasyonal ile ilgili olarak birçok kişiyle mektuplaşarak irtibat sağlıyordu. Yazdığı pek çok makalede işçi sınıfı hareketindeki burjuva ve küçük burjuva eğilimlerle mücadele ediyordu.

Friedrich Engels, yirmi yıllık ‘yazıhane esaret’inden sonra nihayet, 20 Eylül 1870’te, Manchester’den Londra’ya taşındı. Londra’ya taşındığı andan itibaren Enternasyonal’in çalışmalarına doğrudan katıldı, Genel Kurul’a seçildi. Engels, o güne kadar tümüyle Marx tarafından yerine getirilen yükümlülüklerin büyük bir bölümünü üzerine aldı. Derin bilimsel birikimi, devrimci mücadeledeki muazzam deneyimleri, teorisyen ve örgütçü, devrimci stratejist olarak olağanüstü yeteneği, insanlarla iletişimindeki becerikliliğiyle Engels uluslararası proleter hareketin benimsenen bir önderi durumundaydı.

KOMÜN DERSLERİ

19 Temmuz 1870’te Fransa-Prusya savaşı patlak verdi. Alman-Fransız savaşı iki aşama geçirdi. 4 Eylül 1870’e dek olan ilk aşamada bu savaş Almanya açısından bir savunma savaşı niteliği taşıyordu. Bonapartçı hükümetin yıkılmasıyla birlikte Almanya açısından savaşın saldırgan bir fetih savaşına dönüştürülmesi, Fransa Cumhuriyeti açısından da ulusal bir özgürlük mücadelesine, bir savunma savaşına dönüşmesi anlamını taşıyordu. Enternasyonal’in yürütmesi, bütün ülkelerin işçilerine yönelik yayımladığı çağrılarla savaşın her aşamasının niteliğiyle ilgili Alman ve Fransız işçi sınıfını bilgilendirdi ve proletarya enternasyonalizminin tutumunu göstererek savaş deneyiminden başarıyla çıktı.

Engels, savaşın bütün gidişatını imzasını kullanmadan muhafazakâr Pall Mall Gazette’de izledi. Savaş üzerine yaptığı yorumlar büyük ilgi uyandırdı. Bunun nedeni harekâtların olası seyri hakkında isabetli tahminlerde bulunmasıydı. “General” lakabı ona bu sırada takıldı.

4 Eylül darbesinden sonra Marx ve Engels, Prusya birlikleri Paris kapılarına dayanmışken işçileri zamansız bir ayaklanmaya kalkışmamaları yönünde uyarıyordu. Olayların gidişi yine de 18 Mart devrimine yol açtığında Paris işçilerinin yardımına koştular. Engels Genel Kurul toplantılarında Fransa’daki gelişmeler hakkında raporlar sundu. Uluslararası proletaryanın Fransız işçilerinin, yanılgılarını eleştirirken Paris işçilerinin gösterdiği kahramanlık ve inisiyatiften övgüyle söz ediyorlardı. Komün’ün yenilgisini öngörmüş olmakla birlikte onun oynadığı büyük tarihsel rolü vurguluyorlardı. Marx’ın kaleme aldığı Enternasyonal Genel Kurulu’na Fransa’daki İç Savaş Üzerine Konuşma’da özetlediği bu deneyimlerden devlet ve proletarya diktatörlüğü teorisi için büyük önem taşıyan sonuçlara varıyordu.

Komün’ün ardından Enternasyonal’de, dağılmasıyla sonuçlanan şiddetli bir iç çatışma patlak verdi. Anarşistler ve oportünist sendika liderleriyle diğer Marksizm karşıtları Marx, Engels ve destekçilerine karşı yoğun bir saldırıya geçtiler. Engels, bilimsel komünizmin ilkelerinin savunulması ve proleter enternasyonalizm mücadelesi verildiği bu dönemde Marx’ın Enternasyonal içindeki gözü kapalı güvendiği omuzdaşıydı. Kapitalizmin gelişiminin 1870’li yıllarda başlayan yeni aşaması, proletaryanın sınıf mücadelesinin yeni koşulları ve Paris Komünü’nün deneyimleri, işçi sınıfının ve onun örgütlerinin taktiğini yenilemesini gerektiriyordu. Marx ve Engels sadece 1871/72 yılında çeşitli ülkelerdeki sosyalistlere 200’ü aşkın mektup yazdılar.

İŞÇİ HAREKETİNİN HER AN YANI BAŞINDA

Enternasyonal’in fiilen dağılmasından sonra iki dost aralarında yeni bir iş bölümüne gittiler. Zira uluslararası işçi sınıfı hareketine rehberlik etme ve birliği sağlama rolleri bitmemişti. Hatta daha da artıp karmaşıklaşmıştı. Bu işbölümüne göre Engels bilimsel komünizmin bakış açısını savunup yaygınlaştırırken, bunu ağırlıkla polemik biçiminde yapacak ve öteki bakış açılarıyla karşıtlığı içinde ortaya koyacaktı, Marx ise politik ekonomiye dair temel yapıtının çalışmalarına daha fazla zaman ayıracaktı. Engels’in bu çalışmasına çeşitli sosyalistler ile yazışmalar da dahildi. Farklı ülkelerde sosyalist partilerin kuruluşunu yakından takip eden Marx ve Engels, Almanya’daki işçi sınıfı hareketinin gelişimini özel bir dikkatle izliyorlardı. Bunun nedeni Paris Komünü’nün yenilgisinden sonra, işçi hareketinin ağırlık merkezinin Almanya’ya kaymış olmasıydı. Almanya’da ilk kez kitlesel bir sosyal demokrat parti kurulmuştu.

Engels’in 1870-80 arası faaliyetleri geniş bir yelpaze oluşturur. Bu süreçte ‘Konut Sorunu” gibi doğrudan işçi sınıfı partisinin gelişimine büyük katkılar sağlayan pek çok makale ve kitap yazdı. Bunların içindeki en önemlisi 1878’de yayınlanan, felsefe, doğa bilimleri ve toplum bilimlerinin çok önemli sorunlarını analiz ettiği Anti-Dühring ve üzerinde çalışmalarını sürdürdüğü ama tamamlayamadığı, doğa bilimlerini diyalektik materyalizmin yöntemleriyle incelediği Doğanın Diyalektiği’dir.

Uzunca bir süredir hastalıklarla boğuşan Marx’ın 14 Mart 1883’te öldü. Kırk yıllık dostunu ve mücadele arkadaşını kaybettikten sonra Engels, çifte görev yüklendi. Zamanının büyük kısmını Marx’ın 2. ve 3. cildinin elyazmalarını yayına hazırlamaya ayırdı ve ilk cildin yabancı dillerdeki çevirilerini denetledi. Uluslararası işçi hareketi için yazışmaları, öneri, destek ve yardımlarını aksatmadan kendi yazın çalışmalarını da elden geldiğince sürdürdü. Bu olağanüstü karmaşık uğraş yaşamının son on yılını neredeyse tamamen doldurdu. Başta köylü sorununa ilişkin, militarizme ve şovenizm ile mücadele üzerine makaleleri olmak üzere bu yıllarda yazdığı çok sayıdaki makalelerin yanı sıra iki önemli eser verdi: Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (1884) ve Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu (1888).

Engels, yaşamının sonuna dek önerileri, eleştirileri, uyarıları, destekleri ve yol göstericiliğiyle elini uluslararası işçi hareketinden çekmedi. İngiltere’de sekiz saatlik iş günü hareketini canla başla destekledi. Ona danışan, yardımına başvuranları geri çevirmeyen Engels, Marx’la kendisinin proleter hareketin eğitimi için hazırladıkları küçük ama içerik açısından zengin yazıların yaygınlaşması için de sürekli çaba harcamaktaydı: Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, Ücretli Emek ve Sermaye, Fransa’da Sınıf Mücadeleleri ve ötekiler.

1895 Ağustos’unda hayata veda eden Friedrich Engels’in birçok cilt tutan mektupları ise bu kısa özetten çok daha renkli, özverili, neşeli, duyarlı, sarsılmaz, militan bir devrimcinin zengin tablosunu ortaya çıkarıyor.

[1] Friedrich Engels; Das Begräbnis von Karl Marx [Karl Marx’ın Cenazesi], Marx-Engels Werke, cilt 19, sf. 336.

[2] Friedrich Engels, Zur Geschichte des Bundes der Kommunisten [Komünistler Birliği Tarihi Üzerine], Marx-Engels Werke, cilt 21, sf. 208.

[3] V.I. Lenin, Eserler, cilt 19, sf. 554

[4] 1852’deki Köln Komünistler Davası’na dek olan pratik ve teorik süreç için bkz.: Engels, Zur Geschichte des Bundes der Kommunisten (1885) [Komünistler Birliği Tarihi Üzerine] Marx-Engels Werke, cilt 21, sf. 206-224.