OSMANLICA NEDEN EĞİTİM-ÖĞRETİM DİLİ OLAMAZ!

ÖMER DEMİRCAN

Osmanlıca, İran Selçuklu dönemi ardından Anadolu’ya aktarılan Fars-bürokrasisinin geliştirdiği, 1300’den sonra Osmanlı Beyliğince benimsenip Fatih ile birlikte, 1826’ya değin Türk-halkı ile ilişkisi kesilen bir yönetimin “yazı-dili”dir. Devlet görevlerine getirilen devşirme, dönme kâtipler aracılığıyla kullanılan sözlük üç dilden karılmıştır. İçeriksel sözcükler ya Arapça, ya Farsçadır. Sözdizimi kural-larının bir bölümü Arapça, bir bölümü Farsça, yalnızca ünsüzleriyle yazılabilen yardımcı eylemler ile kimi dizim ekleri Türkçedir. Düşünsel üretim, yaratıcılık halka kapalıdır. Konuşulmayan Osmanlıca, Türk halkına yabancı, karma (creole) bir dildir. Her sözcük, geldiği dilin yazım kurallarıyla yazılır. Bir ünsüz ABC’si olan Arap harfleriyle yazımda noktalama kullanılmaz, sözcük-arası verilmez, büyük/küçük harf ayrımı yoktur. Bugünkü yazım biçimi 1831’den sora gazete yayını ile evrilmiştir. “Devrik” konumlanan ögeler tümce bitişini belirsiz kıldığı için, her tümce yüklemle bitirilir.

  1. İLK ÜNSÜZ ABC’Sİ.

Mezopotamya’nın güney ucuna yerleşen (İÖ 3000-) Sümerler, Türkçe benzeri, birimleri/kökleri tek-heceli, soneklemeli dillerini yazmak için resim-yazıdan soyutlama ile çiviyazısı adı verilen bir hece-yazı geliştirirler (İÖ 3000-2500). Sümerli kâtipler, o hece-yazıyı Sami dillerinden: Akadca, Asurca, Babilce, Elamcaya, bir Hint-Avrupa dili sayılan Hititçe yönetim dillerine de uygular (İÖ 2250-1250). O süreçte, ünlü yazımını gereksiz kılan Samice tek-heceli/ tek ünsüzlü kökler ile Sümerce ek yazımında “tek ünsüz içeren kök, ve ek”lerden yola çıkılarak, (İÖ -1250) öncesinde ünsüzlere dayalı “ses = harf = anlam eşlemesi”ne ulaşılıp bir “ünsüz-ABC’si” biçimlenir. Arapça kökler genellikle: “btk/ k-t-b /” gibi üç ünsüzden oluşan çekimli bir tabana dayanır. Üç tanecik ünlü /a, i, u/ ise, yazılması gerekmez; söylerken, okurken işleve göre birime katılır: eylem sonucu nesne btk /kitab/ > kitap, eylemi yapan btk/katib/ > kâtip, çoğul btk/kutub/ > kütüp-hane, … gibi.[1] Kaynaklara göre, ayrı ayrı tek-ünsüzlü Samice sözcükler: öküz = A, ev = B, kapı = D, … birer ünsüz harfi sayılarak[2] o ABC, (İÖ 1250)’lerde ilkin Fenike Samicesine uygulanır. Fenikeliler harf biçimlemez, yalnızca ABC’yi dillerine uygulayıp kullanır. İlk Fenike ABC’sine bakılırsa, Sümer çiviyazısında 90 derece sağa-yatıklık, çivi-başlı çizgiler harflerde görülebilir. Sümerler, Resimyazı imlerini soyutlarken çizimler 90 derece sağa yatırılarak: i) harf biçimlerini, ii) soldan-sağa ilerleyici yazma/okuma yönünü, iii) harf uçlarının çivibaşı gibi oluşunu, iv) harflerin, en üst kolaylıkta biçimsel ayrımlarını belirlemişlerdir.

Fenikeliler (İÖ 1000-900) arasında ABC’lerini Grekçeye de uygular. Harfler aynı ünsüz seslerle eşlendikten sonra geriye beş harf /a e i o u/ artar. Onlarla da Grekçe-ünlüler yazılır. Hıristiyanlık kurumlaşınca, Dringer (1968)’e göre, artık “Din nereye ABC oraya”  kuralına uyulur.[3] Burada her din egemeni inancını harf biçimleriyle ayırmıştır. Tek tanrılı ulusal Musevi dini İbranice (İÖ xıı.yy-), abeceye, Hristiyanlık (0001-), Roma İmparatorluğunun dini olarak Lâtince’ye ve Lâtin harflerine, sonradan Katolik – Ortodoks mezhep ayrımıyla “Kiril harfleri”ne koşulmuştur. …

  1. OSMANLICA’NIN, ÜNSÜZ HARFLERİYLE BELİRSİZ YAZIMI.

Nasıl Roma imparatorluğu ve ardından gelenler Hritiyan kilisesini yönetime ortak etmişlerse Osmanlı yönetim de: Hanedan, Yeniçeri ordusu, Şeyhilislamlıktan oluşmuştur. Üç dilden karılan Osmanlıca’da yazım karmakarışıktır.[4] İmer, K. (1992) incelemesinde durum çok açık anlatılır: “Arap harflerine dayalı yazı dizgesinde 31-36 yazıbirim kullanılmaktadır. … Bunlardan yalnızca on tanesinin teke tek (harf-ses) karşılığı bulunmaktadır. … Lâtin abecesinde tek bir harfe karşılık Arap abecesinde bir harf ile çok ses yazılır”: Bağlama göre “elif = /a, e, ı, i, o, ö, u, ü/, dat = /d, z/, ayın = /a, ı, i, o, ö, u, ü, h/, gayın = / g, ğ, v/, kef = /k, g, ğ, n, y, v/, vav = /v, o, ö, i/, he = h, a, e, i/, ye = /y, a, e, ı, i, u, ü/ seslerini yazar. Ünsüz yazımları da karı-şıktır: “/z/ > 5, /h/ > 4, /d, s, v/ > 3, /g, ğ, k, n, t/ > 2 ayrı harf ile yazılır. …ünlülerin yazılması bakı-mından Arap-harfleriyle yazımında Türkçenin hiçbir zaman kesin ve sağlam bir yazımı olmamıştır.[5] Arap-harfleri ise, çöldeki Samilerin yaşamına uyan çizgilerle en erken Sümerlerden üçbin yıl sonra belirlenmiş; önce Arapça’nın, daha sonra İslâmın ABC’si olmuş (İS 622).

Halkı eğitmemek üzere kurgulanmış, birimleri ile kuralları bilinmeden Türkçeye uygulanmış Osmanlıca yazının öğrenilmesi, Türkçenin doğru yazımı, yazılanın doğru ve kolay okunması olanaksızdır.[6] Yılllarla Türk Dil Kurumu’na saldırmaktan bıkmamış Prof. Timurtaş, “biçip” yazımını “Necip” diye, bir başkası “Girit” adasını “Kürt adası” olarak okumuş. Doğrusu, “Osmanlı yazısı bir ABC değildir.” Farsça öğrenmek isteyen Engels bile: “Her zaman her altı harfin aynı göründüğü ve ünlülerin okunmadığı lanet Arap alfabesi olmasa” bütün “Farsça dilbilgisini 48 saat içinde öğrenebileceği”i söylemiş.[7]

  1. TÜRKÇE SESEL BİRİMLEME VE ARAP HARFLERİ.

ABC yapımı sözlükseldir; her “anlam-ayırıcı sesel birim”, yani “sesbirim” bir harf ile eşlenir. Türkçe kökler tek-hecelidir; kök yazımı 8 ünlü, biri /Ɂ/ yazılmayan 22 ünsüz olmak üzere 30 sesbirime dayanır. Türkçe ünlüler köklerde yazılmak zorundadır; eklerde kimilerinde yazılmayabilirse de, hiç yazılmaması söz konusu olamaz. Türkçe dizimsel işlevler soneklerle belirlendiği için, köklere türetme, dizim işlevli çok sayıda, 15 dolayında sonek katılabilir. O sayıda soneklemede 30 sesbirim ayrımıyla biçim-anlam ilişkileri korunamaz.

O nedenle, ikinci hecede başlayan soneklemede “ön-art, düz-yuvarlakünlü,ötümsüz-ötümlüpatlamalı ünsüz ayrımları düzlenir. Ses-uyumu denen bu işlemden başka, ayrıca “hece-süreli” bir ritim uygulanır. Ek biçimlerini korumak için, hecelemede gereken yerde koruma sesleri /A, I, s, n, y, r/ araya girer. Böylece, bir yandan söyleyiş, öte yandan biçim-anlam bozulmaları belirsizlikler önlenir. O değişimle ek biçimlemede sesbirim sayısı: 2 ünlü /A, I (Ü)/ + 12 ünsüz /B,D,G, v,s,ş,z,m,n,l,r,y/ olmak üzere eklerde 14 sesbirime iner.[8] (-/h, j, f, Ɂ) ünsüzleri eklerde kullanılmaz. Ayrıca vurgulu-vurgusuz ayrımıyla eş-biçimli 25 çift ek biçimlenir. “-bĭl, -kăl, -gör, -dŭr, …” gibi yardımcı eylemle özdeş vurgusuz ekler de katılınca, sayı 35’e ulaşır. Üstelik yalnızca ünlüden oluşan Türkçe ekler de vardır. Arap ABC’si ile Türkçe yazılamaz.

  1. OSMANLICA EĞİTİM, BİLİM.

Tarihçi Halil İnalcık, Osmanlı Beyliğinin ötekilere göre kültürel açıdan oldukça zayıf kaldığından söz eder. Yönetimi övmek için sarayda maaşlı şairler görev yapar. Yönetim-dili baştan sona (1300-1912/1918) Osmanlıca’dır. Fatih döneminde devlet görevinde tek Türk kalmaz. Hocası Ahmet Paşa aruz ölçüsüyle yazılmış başarılı Türkçe şiirleri bile kayıtdışı bıraktırır. XVI.yy’da Matematik, Fen derslerine son verilerek öğretim yalnızca inanç derslerine indirgenir. “Kim ki okur Farisi, gider dinin yarisi” anlayışıyla, Farsça da öğretim-dışı kalır; medreseler bozulur. Yazılı kaynaklara göre: Osmanlı döneminde öğrenciler on yılda okuma-yazma öğrenememektedir. 1773 yılında açılan askeri okulda Fransızca anlatılan derslerde: “Türkçenin (= Osmanlıca) bir grameri olmadığından Fransızca tümce yapısı Arapça gramere göre anlaşılıp açıklandıktan sonra öğrenciler anladıklarını taş tahtalarına yazar. Ardından öğretmen o metinleri okuyup düzeltir, ondan sonra gelen tümcelere geçilerek işlem yinelenir, ders öylece sürermiş.” 

Kâtip Çelebi (xvii.yy) “ömrü boyunca doğru yazılmış bir yazı/kitap okumadığı”ndan yakınırmış. Herkes Arap harfleriyle Osmanlıcayı kendine göre yazarmış. İtalyan Toderini (1798)’de “Türkçenin bir dilbilgisinin olmadığını, yalnızca aile içinde öğrenildiğini belirtir.” Cemil Meriç’e göre, “Osmanlı Arapça bilmez.” Üstelik din kitabı ve Arapça metinler “anlamı bilinmeden, yalnızca yazımdan sesletilir.” O tür okumalar için halk genellemesi: “Arapça değil mi, uydur uydur söyle”dir. XVII., XVIII. yy. uleması okur-yazar bile değilmiş. Müslümanların bir Batı (Hristiyan) dili öğrenmeleri de yasakmış. Saraydan gönderilen yazıları devlet görevlileri doğru okuyup anlayamazlarmış. Osmanlıca kitap basmak için ilk matbaa 1727’de açılabilmiş. 1821 Mora isyanı ardından 1826’da yeniçeri ordusu ve yönetimdeki devşirme görevliler yokedilmiş, Rum tercümanlar asılmış. Çaresiz kalan Saray, Osmanlıca’yı “sadeleştirme”ye karar verip ilk resmî “Takvim-i Vekayi” gazetesini yayınlamaya başlamış. Tercüman (dışişleri görevlisi) eğitmek üzere 1832’de Bab-ı Âlî’de (bugün İstanbul valiliği) Tercüme Odası açılmış. O sırada Osmanlı toprakarında izinli/izinsiz açılan yabancı okullarında Hristiyan çocuklarına çağdaş eğitim verilmeye ve ayrılıkçı öğretim yapılmaya başlanınca, Müslüman çocukları için de mektepler açılmış: ilk rüşdiye (6-8 yaş) 1838, ilk idadi (9-12 yaş) 1872, ilk lise 1910 (11-16 yaş). İlk Sultani (11-19 yaş) 1869’da açılan Galatasaray Lisesi’dir. Anadolu’da ilk lise 1885 yılında Kastamonu’da öğretime başlar. Eğitimin yönetimi için ilk bakan 1847’de görevlendirilmiş. İlk Öğretmen-okulu 1848’de açılmış. Darülfünun/üniversite 1900’de sürekli eğitime başlamış.

Adıvar’a göre (1939) Osmanlı bilime hiç katkı yapamamıştır. 1851 yılında kurulan “Encümen-i Daniş (bilim kurulu) bilimsel terim üretme görevini yerine getiremez. 1865’ten sonra, terimlerin Türkçe yerine (‘tayyare = uçak’ gibi) Arapçadan türetilmesi yoluna gidilir. 1860’lı yıllara gelindiğinde yabancı okullarında eğitim yükseköğretim düzeyine ulaşmış olup ilk yüksekokullar açılmaya başlanır. Anadoluda en çok, 650’nin üzerinde okul açan ABD’dir. Ayrılıkçı eğitim verildiğinden anadiller de işlenmektedir. Örneğin Robert Kolej kurucusu papaz Cyrus Hamlin Ermeice için: “Geldiğimizde toz-toprak içinde bulduğumuz Ermenice’yi, ayrılırken pırıl pırıl bıraktık” der. O gelişmeye karşı 1860’ta Türkler de harekete geçer. 1876: 1. Meşrutiyet Anayasasına: “devlet görevlerinde çalışacak kimselerin Türkçe (=Osmanlıca) bilmelerini zorunlu kılan bir madde” eklenir. 1900’de yayınlanan Kamus-i Türki (Şemseddin Sami) sözlüğü içinde Türkçe sözcük oranı %65 dolayında bulunmuş ise de, gerçek yönetim metinlerinde yüzde onu geçmez. Uzun yıllar süren dil tartışmaları ardından 1911 yılında Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp gibi genç düşünür/ yazarlar, “Genç Kalemler” dergisinde Türkçenin kendi benliğine nasıl kavuşturulup geliştirilebileceği üzerine düşüncelerini yayınlarlar. Öneriler aydın çevre üzerinde etkili olur.

Henüz Türkçe’nin kuralları bile bilinmez, Batı dillerine göre çevirisel açıklanırken, eğitimde Osmanlıca ile çağdaş başarı hayal bile edilemez! Fahir İz’e göre, Osmanlıca halk için yabancı bir dildir. Egemen-kul ilişkisi korunarak Osmanlıca-yazı ile halk 600 yıl süreyle eğitimsiz oyalanır. Tutarsızlıklar Enver Paşa zamanında ordu gücüyle bile düzeltilemez! Profesörlerin bile doğru okuyup yazamadığı Arap-harfli ABC sonunda bırakılır. 1920’de Arap harfleriyle okuyup yazabilen oranı yüzde-bir, yalnızca okuyabilen yüzdeyedi dolayındadır. Üniversitede Türkoloji alanında bir doktora öğrencisi 100 sayfalık Osmanlıca bir metni ancak bir yılda çözüp okuyabilmektedir.[9] Eğitimin, Osmanlıca gibi, halka yabancı, karma bir yazı-diliyle başarıya ulaşması olanaksızdır. Halkın yalnızca sözlü olarak işlediği Türkçe 1908-1950 arası, özellikle Atatürk döneminde yapılan devrimlerle evrilip halkın konuştuğu dilden yaratılan yazı-dili Türkçe çağdaş bir eğitim-öğretim dili düzeyine ulaşmıştır.

1 Kasım 1928’de yapılan HARF DEVRİMİ ile en çağdaş, en hızlı, en kolay okuma-yazma öğrenimi sağlayan en insancıl ABC, “Yeni Türk Harfleri” ile: i) sesbirimsel, her sesbirime ayrı, değişmez bir harf koşulur, ii) harf biçimleri en kolay ayrılır, iii) yazım akış yönündedir, iii) insan öncelenip özgürleşir, iv) düşünsel üretimine iki dil becerisi: okuduğunu anlama, yazma becerileri eklenir, v) iki aydan başlayarak kısa sürede öğrenilebilir, vi) Türkçe yazı-dili halkın konuşma diline dayanır, vii) Gazi Mustafa Kemal’in Türk halkına en insancıl armağanıdır, ix) “Yeni Türk Harfleri” gerek biçimleri, gerek sesbirim-harf eşliği, anlamlı birimlerin biçimsel değişmezliği açılarından yeryüzünde eşi olmayan bir abece’dir.

Doğru yazma, okuma açısından çağdaş ulusal-eğitim, işlenmiş ortak dilde düzenlenir. İlk yapılacak iş, yabancıdilde öğretime son vermek, üstün yetenekli genç beyinler için eğitim aldıkları alanlara uygun işler yaratılıp onların ülke dışına göç etmelerini önlemektir.[10] 600 yılda bir türlü doğru yazılma aşamasına bile ulaştırılamamış, bir aktarmacı, tekelci yönetim dilinin (Arapça, Farsça) sözlüğü ile sözdiziminden karılma Osmanlıca, kendinizi parçalasanız da artık ne ortak-iletişim-dili, ne eğitim-dili olabilir, ne de bilim-dili! Üstelik, Osmanlıcanın doğru kullanılabilmesi için önce Türkçe, Arapça, Fars-çanın da öğretilmesi zorunludur. Böylece, eğitim-öğretim: Arap-harfli üç-abece (Arapça ABC, Farsça ABC, Türkçe ABC) ile yazılan dört-dilli (Arapça, Farsça, Türkçe, Osmanlıca) bir öğretime bağlanır! Doğrusu, Osmanlıca, yalnızca bir “Osmanlı-arşivi-okuma uzmanlık-dili” olarak öğrenilebilir artık!

Osmanlı İmparatorluğu (1300-1918) daha başından: yönetimde ve orduda görevli devşirme ve dönmeler aracılığıyla Orientalistçe güdümlenmiştir.[11] 1933 Üniversite Reformu sırasında Türkiye’ye gelen Batılı öğretim üyelerinin de bir bölümü Orientalistir. Türkloji bölümlerini yeniden onlar kurar. Türkoloji / Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri için belirlenen dersler, Osmanlı-Arşiv-Okuma amaçlıdır; ancak o bölümlerde okuyanlar Türkçe ve Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak eğitildiklerini düşünürler. Okullarda da Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak, o güdümün 1970’e değin ayrımında olmadan görev yaparlar. Türkçe yerine Osmanlıcayı, Türkçe yazın yerine yalnızca Osmanlı şair ve yazarlarını öğretirler.[12] “Dil Devrimi”ne karşı çıkarlar, Türk Dili’nin yapısını anlamadan öğretirler, yabancıdilde öğretime karşı çıkmazlar. Cumhuriyet dönemi yazarlarını öğretim-dışı bırakırlar. Türkçenin yönetim ve ortak iletişim dili, halkın düşünsel işlek anlatım aracı olarak gereğince öğretilmesinde, işlenmesindeki eksiklikler o orientalist yapılanmadan kaynaklanır. 1970 sonrasında neler olduğu ayrıca incelenebilir.

[1] Demircan,Ö. “Sümerlere “ilk-ABC”yi bulduran dilsel matematik”. Çağdaş Türk Dili, Ocak 2020 656-662.

[2] Sümerce resimyazıda “A”nın bacakları öküzün boynuzları gibi yukarıdır. B’nin D’nin göbekleri göğe bakar. Çiviyazısına soyutlanınca biçimler 90 derece sağa yatırılır. Bu Fenike üünsüz ABC’sinde açıkça görülür. “A” harfi daha sonra bir 90 derece daha sağa döndürülür. Dringer (1968)’e göre tek ünsüz içeren 22 dolayında tek-heceli sözcüğe göre anlam ayırıcı ünsüzler belirlenir. Köklerin onlarla yazılabileceği anlaşılıp tekil soyut çizimler tekil harfler sayılır. Öylece ilk ünsüz ABC’si oluşur.

[3] 1971-73 arası okumalarımda o yalanı yutmuştum. Ancak, ABC evrimi ile ilgisi olmayan Greklerin öyle bir işlemden haberleri bile yoktur, bk. Demircan, Ö: (i) “ABC’yi Sümerler nasıl buldu?” (İÖ 3000-) Öğretmen Dünyası, Ekim 2019, s. 53-56. (ii)-“Sümerlere “ilk-ABC”yi bulduran dilsel matematik.” Çağdaş Türk Dili, Ocak 2020: 656-662. (iii) “ Yeni Türk Alfabesi ve Yazımı Üzerine”, Uyanış,Ocak 1972, 10/89 , s.3-5. (iv) -“Yazı Sistemleri Üzerine I”. Uyanış, ”Mart 1972 ,s.5-7,14; (v) -“Yazı Sistemleri Üzerine II” :Nis. 1972,s.8-9, 23; “Yazı Sistemleri Üzerine III”: Mayıs 1972, s.9- 10,20.

[4] Demircan, Ö.: “Anadolu’da Türkçe 1: Selçukluca’dan Osmanlıca’ya, Patika Tem-Eylül, 2018, s. 3-6. –“Anadolu’da Türkçe 2: ‘Osmanlıca’lama. Patika, Ekim-Aralık 2018, s.63-66. –“Anadolu’da Türkçe 3: Osmanlıca düzyazı”, Patika 104, Ocak-Mart, 2019: 3-6.

[5] O düzensizlik ve belirsizliğe Clauson (1962, 1972) da değinir. Başkan, Ö. (1987, 1991) da, Türkçenin Arap harfleriyle yazımında : /e/ için 10 ayrı yazım, “a” harfi için 8 ayrı okunuş, “elif” ile 6 ses yazımı, “vav” ile 5 ayrı ses yazımı, /z/ sesi için 4 harf, /s,h/ için 3er harf, /t/ için 2 harf bulunduğunu, “ye/he/kef”in üçer ses yazdığı” belirtilir. Üç ayrı abece ile üç ayrı yazımlı Osmanlıca bir Kur’an çevirisinde, Gül (2014)’e göre, damak-n’si dokuz ayrı biçimde yazılmış!

[6] Türk Dil Kurumu’nu (1932-1982) sürekli eleştiren “doğru” Türkçeleştirmelere “yanlış” deyip de Arap harfleriyle “terzi biçip” yazımını “Terzi Necip” okuyan Prof. Timurtaş’a şimdi de Arapça’dan şiir çevirenler katıldı: Nitekim “Hece” dergisi (Nisan 1917:108-109) içinde bir çevirmen, Arapçadan çevirdiği şiir başlıklarından: “İsmail’in Udu”nu “İsmailin Dönüşü”, “Huriye’nin Öğretileri”ni “Hurilerin öğrettiği”, “Nihavend Makamı”nı “Memelerin Makamı” diye çevirmiş deniyor. Oysa o başlıklar çeviri yanlışı değil, çevirmen metni doğru okuyamamış.

[7] Kula, Onur Bilge: Batı Felsefesinde Orientalism ve Türk İmgesi, T. İş Bankası y. 2010:.409. Farsça bir Hint-Avrupa dilidir. Yazımı da Arapların ünsüz abecesinden türetilmiştir.

[8] Uyumsal olarak: A = a/e, I = ı/i/u/ü, Ü = a/e/ı/i/u/ü seslerine dönüşüm anlamına gelir.

[9] Doğan Kuban da (Herkese Bilim Teknoloji, 235, 25 Eylül 2020/7: Osmanlıyı bilmeden bugünü anlayamazsınız: “Bugünkü durum akıl almaz bir cehalet mirasına oturuyor” demiş. Üstelik bugün ne dil ne de yazım sorunu yokken, Osmanlıca eğitim-öğretim dili olamaz.

[10] Sivrioğlu, Ulaş T. “Osmanlıca yeniden eğitim ve bilim dili olabilir mi” (Yeni E (2020), 47: 48-52) içinde, doğru olarak, Osmanlıca’nın eğitim dili olamıyacağı kanısını belirtmiş. Arşiv-okuma uzmanı Osmanlıca öğrenebilir, ancak halkı olmayan konuşulmayan Osmanlıca, Farsça ile Arapça öğretilmeden çağdaş bir eğitim-öğretim dili asla olamaz!

[11] Buradaki yorum, üç ay ilkokul, 10 yıl orta/lise, 10 yıl İzmir Eğitim Enstitüsü, (24 yıl İstanbul, 3 yıl Yıldız, 5 yıl Okan) üniversite öğretiminde çalışmalarım ile araştırmalarım, okumalarıma dayanmaktadır. Edward Said (1978-)’e göre Doğu ülkeleri zenginliklerini araştırıp nasıl el konulacağını belirleyen bilim adamları, ve o zenginliklere el konulup sömürülmesini sağlayacak ( Arap Lawrence örneği) ajanlar 1312 yılında Kiliseler Konseyince Batı üniversitelerinde açılan Orientalism bölümlerinde yetişir. 19’uncu yüzyıla gelindiğinde orientalism bir meslek olur. Kilisenin yönettiği o kurum Müslüman olup Osmanlı yönetiminde görev alan eski Hristiyan devşirme ve dönmeler üzerinde gizlice etkili olur, onlarla alttan alta işbirliği yapmıştır diye düşünüyorum.

[12] O öğretim “TKAE- Türk Kültürü” dergisince güdümlenmiş izlenimi veriyor. O açıdan yükseklisans düzeyinde araştırmaya değer.