ÖYKÜSÜ BİTMEYECEK ŞAİR: SENNUR SEZER

NAZİFE YAŞARSOYUT[1]

Bir kadının mavide sallanır ayakları
ve çocuğu doyurmaz oluverir ağlamak 

Açlık en bayat yemek
sofralarınızdan ırak 

Tarlalar başak başak borçlara sararır
uzar büyük şehirler fabrikalar kurtulmak 

Fildişi kuleleriniz daha sarılmadı mı
bu ne denli uyumak

1963 yılında Sosyal Adalet dergisinde yayımlanan bu şiir, Hüseyin Cöntürk’le Asım Bezirci’nin tatlı sert atışmasına neden olur.

Cöntürk şiirden çok makaleye benzetir. Ve ekler: “Borçlu çiftçilerden, açlıktan söz açmayıp da maviden, kadın ayaklarından söz açanlar haşlanıyor. Ben olsam (…) borçlu çiftçilerin, açların şiirini kendim yazardım, başkalarını yazmıyor diye kınamazdım. Ama söyleyeyim ki öyle konularda güzel şiirler yazmak çok güçtür. Soyut gibisini yazmak ne kadar kolaysa…

Asım Bezirci, Behçet Necatigil’den şiiri seçip yayımladığı için tebrik alırken Cöntürk’ün eleştirisi karşısında ‘İki karşıt ve yetkili yönden esen bu beğeni yeli arasında şaşkın kalakalır’. Ama şiirin uğradığı haksız eleştiriyi, “Fazlalıklardan arınmış, hedefe en kestirme yoldan ulaşmış, yalın ve yoğun, ölçülü ve tutarlı” diyerek satır satır çürütür.

Hüseyin Cöntürk’ün açların, çiftçilerin şiirini kendi yazsın dediği Sennur Sezer, son nefesine kadar emekçinin, özellikle de emekçi kadının şiirini yazdı. Onun şiiri, ilk mısrasından son mısrasına kadar gündelik rüzgârlara kapılmadı, hayatını emeğiyle kazanan, yaşamı her gün yeniden üreten, sömürülen, ezilen insanın sesi oldu.‘Damarlarında bir atın ayak sesi’yle  işçi sınıfının aydını, örgütleyicisi, örgütlülüğe çağrıcısıydı.

EKMEK, TUZ, KİTAP VE ŞEKER

Ekmek, tuz, kitap ve şekere saygı
Saygı, halkın gücüne ve hünerine
Önce ekmeğe saygım:
Tarlaya ve tohuma
Dökülen tere, değirmene
Unu kepekten ayıran eleğin aklına
Mayanın unu çoğaltan gücüne
Önce ekmeğe saygım
Emeğe!

Toplumcu gerçekçi şiirimizin 60 kuşağı temsilcilerinden Sezer, 12 Haziran 1943’te Eskişehir’de doğar. Okula başlamadan okuma yazma öğrenir. Bu nedenle 7 yaşında, ilkokul üçüncü sınıftadır. İlk şiiri 15 yaşında, 1958’de yayımlanır. 1956 Nisanı’nda, 16 yaşında İstanbul Kız Lisesini ailesinden habersiz sahte bir dilekçeyle yarıda bırakarak, Taşkızak Tersanesi’nde ‘yaşına uygun saatte’ ikmal ve muhasebe memuru olarak çalışmaya başlar. Sonradan haberdar olan ailesi, okumayı seven çocuklarının bu kararına şaşırır. Öğretmenler ise liseyi yarım bırakmasının nedenini ancak bitirme sınavına girince sorarlar.

Hüseyin Cöntürk ile Asım Bezirci’nin, Sennur Sezer’in şiiri hakkındaki tartışması kendi aralarında kalmaz, genişler. TİP’li arkadaşları Sezer’i sıkıştırır hatta topladıkları parayla ilk kitabı Gecekondu yayımlanır.

İkinci kitabı Yasak’ın baskıya gitmesi ise yeni bir yayınevi kuran yakın arkadaşının ısrarı ile olur: Yıl 1966. Bülent Habora yeni bir yayınevi kurar. Şiir dizisinin ilk kitabının Sezer’in olmasını ısrarla rica eder. Sezer yıllar sonra verdiği bir röportajda, “Kitaplar pek güme gitmedi ama resmî edebiyat sınırlarına da girmedi” diyerek Gecekondu ve Yasak kitaplarının “aceleye geldiğini” söyleyecektir. Üçüncü kitabı Direnç’i 11 yıl sonra çıkarması belki bu aceleciliğe bir daha düşmemek içindi.  Ama bu kadar beklemesinin en önemli nedeni kendi deyimiyle ‘Ünlü bir yazarın eşi sıfatından kurtulmak’tır. Sadece bunun için tam 11 yıl bekler. Bu arada ne mi yapar?

AKŞAM TÜRKÜSÜ

Kimse öldüremez bu boşunalık duygusunu
Soğan doğra, kıyma koy, ateşi kıs
Ateşi kıs pirinçleri diri kalsın.
Salçalı pilavlar votkalar kahkahalar

Ödemez arkadaşsızlığımı 

Zor günler yaşadım
Utanmam anmaktan
Çirkindim yoksuldum arkadaşsızdım
kocaman sözleri iri göğüsleri hantallıktı simgem

(…)

Kirazlar erken çiçeklendi bu yıl
Kirazlar aldandı.
Ben aldanmadım
Ayşe’yi büyüttüm
Büyüttüm öfkemi… arkadaşsızlığı
Çirkinliği 

(…)

Kızımın adı Bengi
Dünyaya saldığım türkü
Sular aktıkça durulur
Bozuk yapılar yıkılır
Çürür sarı yaprak gibi 

Haydi kendini yen hadi kendini

‘Ünlü bir yazarın eşi’ olmaya 1967 yılında evet der. Öykücü-yazar Adnan Özyalçıner’le iki çocukları bir de torunları olur.

Sennur Sezer kendisi anlatsın ne kadar sevdiğini:

BİR SEVGİ ŞİİRİ

                               Adnan’a

 

Bir sevgi şiirine başlamalıyım
Eskittiğimiz günler için
Yorgun akşamlarında
Verdiğin güven, yarın ekmeği
Umudu işçinin

 Eve dönememenden korkmak
Uyanamamaktan daha doğal
Daha sık hastalanmaktan
Tutuklanmak güdüsü
Güzel günlere inanmak suçuna uğramak

 Bir sevgi şiirine başlamalıyım
Seni yalnızca bir erkek
Beni yalnızca bir kadın diye anlatan
Çocuklarımın babası
Evimin güvenci diye
Yakanda bir çiçek gibi kendimi
Seni sırtımı dayadığım bir ağaç diye alan

 Bir sevgi şiirine başlamalıyım
Silah arkadaşım benim
Silahı halka güvenmek
Silahı yaşamak olan

Kadının şiire konu olabildiği ama şiir yazmanın kadına aykırı görüldüğü zamanlarda kadın şair olmak. Acaba Sennur Sezer içinden geçen her duyguyu satırlara dökebildi mi? Kadın şair olarak aşk şiirleri yazarken erkek şairler kadar rahat olabildi mi? Toplumsal baskı Sennur Sezer’e acaba hangi satırları sildirdi? Sennur Sezer bu zorlukları belki Zeynep Hatun, Mihrî Hatun kadar yaşamamıştır ama o da şiirde direnen kadınlardandır.

Şair kadınsanız, yaşadığınız dönemin kurallarına da karşı gelmelisiniz ve sizden sonra gelen kadınlara yol açmalısınız. Tıpkı kadının şiire konu bile olamadığı zamanlarda yaşayan Mihrî’nin açtığı gibi… Hiç evlenmeyen Mihrî, âşık olduğu eşcinsel erkeğe “Vallahi Hatemi, Mihrî seni yeğ sever oğlandan” dizeleriyle seslenecek kadar cesur, yaşadığı 15. yy’da kadın erkek eşitliğinden bahsedecek kadar aydın bir kadındır.

Aynı cesareti Sennur Sezer’in cinselliği yoksullukla yoğurarak anlattığı şu dizelerde de görürüz.

GECEKONDU

 Aceledir sevişmeler tek odalarda
Yarı giyinikliğinde kadınların
Kaçış kaçıştır
Dönüverişinden çocukların

Gerçi yıllar sonra verdiği bir röportajda o dönem bu dizelerin ‘erotik’ bulunmasının kendisini korkuttuğunu söyleyecektir.

Onun şiiri, yaşadığı dönemin izlerini taşır.  Dönemi kendi yaşam öyküsüyle süslerken, olabildiğince yalındır. “Savunmamdır”, “Babaları 141-142’den Yargılanan Çocuklara”, “Akşam Haberleri”, “Sesimi Arıyorum”, “Kısa Özgeçmiş”…

Bu şiirlere en güzel örneklerden biri, “Annem ve Kuşlar” şiiridir. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır. Yani yokluk yılları. Kuşları öldürerek hasta kızına tavuk eti diye yediren annenin öyküsünü anlatır.

ANNEM VE KUŞLAR

(…)

Anlamam sanıyorlardı
“Et” demişti doktor
“her gün”
Şehrin dışındaydık
Yollar karlıydı

Odaya kapan kuruluydu
Kar yağıyordu eleğin üstüne pencereden
Kuşlar zayıftı açtı

(…)

Yıllarca kuş besledi annem
ödemek için bir kış ölenleri…
Ne ben söyledim tuzağı gördüğümü
Ne o sezdi

Sene 1977, Aydın Engin 142. maddeden tutukludur. Oya Baydar’la olan oğulları birkaç aylıktır. Sennur bir toplantıda Baydar’ın eline bir kâğıt tutuşturur. Üstünde “Ekin”e atfedildiği yazan bir şiir. Baydar’ın ağlayarak okuduğu dizeler şöyledir:

BABALARI 141-142’DEN YARGILANAN ÇOCUKLAR

Hayır, baban kimseyi öldürmedi
Utanma babam hapiste demekten
Baban arkadaşların da mutlu olsun istedi,
Utanma babam hapiste demekten
Babanın suçu çocukları sevmekti

(…)

Babanı yıllar sonra
Gördüğün zaman dik olsun başın.

 Binlerce yıl sesi, soluğu kesilmiş bir halkın çığlığını duymayacak biri, halkının acısını, öfkesini, umutlarını geleceğe sesiyle taşıyan dengbejlerin şiirini yazmayacak şair değildi Sennur Sezer.  O, Kürt halkının özgürlük mücadelesini şiirleriyle, eylemleriyle desteklemekle kalmadı; Kürtçe öğrenmeye çalıştı, Kürtçe şiir çevirileri yaptı.

Bir yudum suyunuz yok mu?
Yanmasın daha güller
Tunceli’de, Diyarbakır’da, Lice’de…”

 Oya Baydar bir yazısında Sennur Sezer için, “Kırk yıl önce grevlerde, fabrikalarda, 1 Mayıslarda, emekten özgürlükten yana yürüyüşlerde, toplantılarda rastlardınız ona; kimimiz ben bile daha az uğrar oldum o yerlere −yorgunluk mu, yaşlanmak mı bilemem− o kırk yıl sonra yine oralarda” der. Evet buna şahit olan çok. Çünkü Sennur Sezer nasıl ki şiirinden vazgeçmediyse örgütlülükten de vazgeçmedi. Vazgeçmedi grev çadırlarında şiir okumaktan, vazgeçmedi 8 Martlarda kadınlarla buluşmaktan, vazgeçmedi 1 Mayıslarda umudu haykırmaktan, korkuyu yere çalmaktan… O nedenle, onun şiirinin de yaşam öyküsünün de bir sonu yoktur…

SABAH TÜRKÜSÜ

Hey!
Bir sabahın üç kapısı var göğe,
Biri umut
Al umudu
Ver çocuğa büyütsün
Büyütsün de yürüsün.

(…)

Heyhey de hey!
Bir sabahın üç kapısı var göğe,
Biri korku
Çal yere!

Emek senin umut senin
Korku ne?
Yeter ki ellerin ellere kavuşsun

[1]Yazıda geçen şiirlerin tümü, Şiirin ve Umudun Yorulmaz İğnesi Sennur Sezer kitabından alınmıştır.