OYUNCULAR SENDİKASI: SEKTÖRDEKİ HER KADIN KENDİ “KARŞI DURUŞ VE VAR OLMA” BİÇİMİNİ YARATIYOR
OYUNCULAR SENDİKASI: SEKTÖRDEKİ HER KADIN KENDİ “KARŞI DURUŞ VE VAR OLMA” BİÇİMİNİ YARATIYOR

OYUNCULAR SENDİKASI: SEKTÖRDEKİ HER KADIN KENDİ “KARŞI DURUŞ VE VAR OLMA” BİÇİMİNİ YARATIYOR

SİNEM DERYA ÇETİNKAYA – YEŞİM GİRGİN

Kadınlar hayatın her alanında taciz ve cinsel saldırıya maruz kalmakla birlikte kültür-sanat dünyasının farklı alanlarının yarattığı belli özgün koşul ve süreçler de olabiliyor. Sinema ve televizyon alanında erkek egemenliğinin kadınlara yönelik taciz ve cinsel saldırıyı görünmez kılmak ya da bu failleri güçlendirmek, konumlarını koruyabilmeleri, sürdürebilmeleri noktasında yardımcı olan mekanizmalar nelerdir?

Sinem Derya Çetinkaya[1]: Sorunuzda da ifade ettiğiniz gibi, taciz ve cinsel saldırı toplumun her alanında ve kesiminde ne yazık ki var. Sinema ve televizyon sektörünü de bu toplumdan; toplumun erkek egemen anlayışından, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden ayrı düşünmek mümkün değil. Bu alanlarda çalışan kadınlar da diğer sektörlerde çalışan kadınlar ile benzer sorunlar yaşıyor ama sektörün doğası gereği kimi zaman farklı süreçler ile karşı karşıya kalabiliyoruz.

Yeşim Girgin:[2] Görünür bir alanda çalışmak, kadının daha fazla baskıya maruz kalmasına veya üzerinde baskı hissetmesine de sebep olabiliyor. Kadın için zaten oldukça travmatik olan bir sürecin, kamuoyu önünde başı-sonu düşünülmeden yıpratıcı bir şekilde tartışılması kimi zaman çok zorlayıcı olabiliyor. Örneğin, eğer bir kadın hali hazırda bir projede yer alıyorsa işin zarar göreceği veya kariyerinin bundan olumsuz olarak etkileneceğine dair “Tavsiye” adı altında susması veya hakkını sessizce araması istenebiliyor. Bunlar çok tehlikeli yönlendirmeler ve alanımızda sık sık yaşanıyor. Kadının yaşadıkları karşısında ona ne yapacağını söylemekten ziyade, ne hissettiğini ve ne yapmak istediğini anlayarak ve kadının tercihine saygı duyarak ancak doğru desteği sağlayabiliriz. Ama sektörün görünür olması, kadının birçok müdahale ile karşılaşmasına sebep olabiliyor.

Sinem Derya Çetinkaya: Bir diğer önemli sorun ise sinema ve televizyon sektöründe var olan yapısal sorunlar. Bir işyerinde kurallara uyulmaması, kanunların yok sayılması herkesin algısını doğrudan etkiler. Sektörümüzde yaşanan hak ihlalleri o kadar çok ve yaygın ki gerçek bir hukuksuzluktan bahsedilebilir. Başta sektörün tüm tipik çalışma unsurlarına uygun bir kanun ve ilgili yönetmelikler olmak üzere; çalışma koşulları, çalışma statüsü, güvencesizlik, sözleşmelerin işveren lehine tek taraflı hazırlanıyor olması, bu sözleşmelerde temel çalışma haklarının formüle edilmemesi çok önemli sorunlardır. Örneğin; iş barışının nasıl sağlanacağı, taciz, mobbing ve şiddete karşı önleyici-koruyucu ve caydırıcı maddelerin olmaması, işin atipik olmayan bazı çalışma biçimleri vb. unsurlar sinema ve dizi setlerinde taciz ve mobbingin daha kolay alan bulmasına neden oluyor.

Dizi ya da film setleri güvencesiz, esnek ve sigortasız çalışmanın da yaygın olduğu bir sektör, son zamanlarda iş kazası ve iş cinayeti ile çok sık gündeme gelmişti. Öte yandan, bu alandaki kadınların çok farklı biçimlerde tacizi ve şiddeti deneyimlediği bir alan. Üstelik bu şiddet gündeme getirildiğinde kadınlar “ünlü olmak, ismini duyurmak” için bu beyanlarda bulunmakla daha fazla suçlandığını da görüyoruz. Sinema ve dizi dünyasının kadınların yaşadıklarını “görünmez” kılan dinamikleri neler? Kadınlar yönelik suçların örtbas edilmesi çabasını etkileyen ya da belirleyen güç ilişkilerine dair ne söyleyebilirsiniz. 

Yeşim Girgin: Şiddet ve taciz konularıyla kamuoyunda gündeme gelen kadınlar çoğu zaman çok acımasız eleştirilere ve ithamlara maruz kalabiliyor. Eğer kadın görünür bir sektörde çalışıyorsa (ünlü olsun veya olmasın), “ünlü olmak, daha da ünlü olmak veya ismini duyurmak için bunu yapıyor” şeklinde yorum yapıldığını hepimiz zaten görüyoruz! Bu acımasızlığın çok ciddi sonuçları ve psikolojik hasarları olabiliyor. İfşa kişisel bir tercihtir ama kadının bu kararı çok kolay bir şekilde aldığı düşünülüyor. Kamuoyunun ve tüm toplumun önünde bu travmanın konuşulması sizce kadın için çok mu kolay? Böyle durumlarda yaşanılan duygusal ve psikolojik yıpranmayı tek cümle ile özetleyebilmek mümkün değil. Her kadın ayrı ayrı ve farklı biçimlerde bu sancıları yaşıyor. Diğer önemli konu ise, kadının yaşadığı şiddetin veya tacizin çalıştığı projeyi doğrudan etkilemesi fikri. Maalesef işverenler veya kimi zaman meslektaşlarımız dahi böyle durumlarda işin selameti için veya kadının kariyeri için susmasını, geçiştirmesini veya sessiz bir mücadele vermesini salık verebiliyorlar. Daha önce de belirttiğimiz gibi her kadın, her sektörde benzer sorunları yaşıyor olabilir ama görünür bir sektörde bu baskıya çok daha fazla maruz kalabiliyorlar. Genel olarak hep ifşa üzerinden tartışma dönüyor ama ifşayı tercih etmeyen pek çok kadın meslektaşımız da var. Kimi yasal süreç başlatıyor, kimi karar aşamasında, kimi beklemeyi tercih ediyor ve yaşadıkları taciz veya şiddet olayının kendi iradeleri dışında kamuoyunda gündem olma ihtimali sebebi ile kaygılanabiliyorlar. Bu da görünür bir sektörde çalışmanın dezavantajı olarak karşımıza çıkıyor.

Sinema ya da dizi setlerinde çalışan kadınların maruz kaldığı taciz biçimleri, uzun ve ağır çalışma koşulları ve sistematik cinsiyetçi yaklaşımlar kadınların bu alandaki gelişim ve var olma süreçlerini nasıl etkilemektedir?

Sinem Derya Çetinkaya: Açıkçası bu sorunun oldukça sübjektif yanıtları olacaktır. Sektörde çalışan her bir kadın oyuncu, kamera arkasında çalışan her bir kadın meslektaş kendi “karşı duruş ve var olma” biçimlerini yaratıyor. Ancak bunların ortaklaştığı, deneyimlerin aktarılıp yol haritalarının çıkarıldığı alanlar mutlaka var; bizler gibi kurumsal veya idari yapılar genel çalışma koşullarının iyileştirilmesi, tip sözleşmeler aracılığı ile örneğin kadınlar, çocuk oyuncuların özel ihtiyaçlarına yönelik maddeler üzerine çalışıp bunları sektörde yaygın hale getirmeye çalışırken, kadınların bir araya geldiği dayanışma platformlarında da sektörde çalışan kadınlar, taciz biçimleri ve cinsiyetçi ayrımcı politikalara karşı akıl yürütüp, alternatif çözümleri ortaklaştırarak taciz ve mobbinge karşı ciddi dayanışma alanları yaratıp itirazlarını görünür kılıyorlar.

Sonuçta doğrudan veya dolaylı olarak tabandan gelen güncel talepler kurumların politikalarını da etkiliyor ve dönüşüme katkı sunuyor.

Kadınlara yönelik ayrımcılığın ve şiddetin sinema ve televizyon alanında kurumsal mekanizmalarla önlenebilmesi için sendikanızın önerdiği politikalar nelerdir? Sizin sendika olarak taciz ve cinsel saldırı suçlarına, kadınların maruz kaldığı eşitsiz uygulamalara, emek gaspına karşı kurumsal olarak önerdiğiniz yaptırım ve önlemler nelerdir? 

Sinem Derya Çetinkaya: Öncelikle daha genelden alacak olursak; Oyuncular Sendikası olarak iş yelerimiz olan set, sahne ve stüdyolarda işçi sağlığı ve iş güvenliğinin bir parçası olarak ayrımcılığın ve şiddetin tüm biçimlerine karşı politikalar üretmeye hem meslektaşlarımız hem de işverenlerimiz için farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. Hukuki destekten psikolojik desteğe kadar çeşitli ağlarla ortak çalışmaları da kapsayan bu çalışmalarımızın pek çoğunu her bir deneyim sonrasında iyileştirmeye, somut bir biçimde şekillendirmeye çalışıyoruz. Bizim de öğrendiğimiz, daha iyisini yapmaya çalıştığımız bir süreç bu.

Ancak şu bizim açımızdan oldukça net; setler, sahneler ve stüdyolar iş yerleridir ve işin özel çalışma biçimlerinden azade olarak bu sektörde çalışanlar olarak üst astın, yetişkin çocuğun, oyuncular, teknik ekip, mevkidaşlar birbirimizin haklarını ve sınırlarını ihlal etmeden işi profesyonel biçimde icra etmek alışkanlığını edinmek zorundayız. Çalışma arkadaşlarının hak ve özgürlüklerini ihlal etmeden meslek etiği çerçevesinde işin icra edilmesi bir lüks değil, hem temel bir çalışma hakkı hem de bir görevdir.

Elbette kadınların uğradığı ayrımcılık, taciz ve mobbing biçimleri için ayrı ve özgün politikalar üretmek gerekiyor. Sektörde çalışan kadınları yalnızca güçlendirebilmek için değil, şiddet ve taciz fiilini işleyenlere bunun bir suç olduğunu, kabul görmediğini gösterebilmek için de bunun yapılması gerekiyor. Her somut vaka kendi özgünlüğü içinde özgün çözümlere ihtiyaç duyuyor, ancak sendika olarak Anatüzüğün detaylı olarak değinmediği kadına ve çocuğa yönelik taciz ile ilgili birkaç önemli başlığı yeniden (fiilin ağırlığı, disiplin cezası, zamanaşımı vb) gündemimize almıştık. Geçtiğimiz yılın yoğun pandemi gündemi ile biraz geri planda kalan bu çalışmayı genel kurulumuzu yaptığımızda kamuoyu ile de paylaşacağız.

[1] Sinem Derya Çetinkaya, Oyuncular Sendikası Genel Koordinatörü

[2] Yeşim Girgin, Oyuncular Sendikası Üye İlişkileri & Örgütlenme Uzmanı