“AYDINLIKÇI RESSAM”: SAM

MEHMET ERGÜN

“Geçen nüshamızın ve bu nüshamızın kapaklarındaki ‘kompozisyonları’ doğuran genç ve fakat istidadı asırların kemmî tekâmüllerini bir sıçrama hareketiyle keyfiyeten inkılâba götürecek olan ressamımız, ‘AYDINLIKÇI’ ressam SAM’IN ESERLERİDİR.”

NÂZIM HİKMET (1925)

Kerim Sadi’nin 1929 yılında yayımlanan Ansiklopedideki Vahşi adlı tek öykülük kitapçığının çok çarpıcı bir kapağı var. Türkiye’de “Sosyalist Yazın” yolunda atılmış ilk adımlardan biri olan bu güç bulunur yapıtın içinde de aynı çarpıcılıkta bir desen yer alıyor. Çizenin imzası kapakta belirtiliyor: SAM. İçteki desende imza yok ama, aynı tezgâhta dokunduğu ortada!

Bu çarpıcı kapak ve içteki desen, yapanının adıyla da ilgi çekiyor: SAM.

Devamını Oku

ARAFTAKİ MÜLTECİ: CUMA

ERCÜMENT AKDENİZ

İlkin Anadolu’nun yoksulları doldurdu Çağlayan’ı. Sonrasında 90’lı yıllar, bölgede çatışma ortamı ve can havliyle kendini İstanbul varoşlarına atan Kürt yoksullar. Tekstil sektörünün kaçak işçi cennetinde çalışma sırası onlarındı.

2000’li yıllara girildiğinde Çağlayan’ın yeni müdavimleri Iraklılar, İranlılar, Özbek, Moğol, Türkmen ve Tatarlar olmuşlardı. 2011’den itibaren iç savaşa sürüklenen Suriye, kitlesel göç vermeye başlayınca, 21’nci yüzyılın bu en büyük göçü Çağlayan’ı da sarstı. Göçmen nüfusunda zirveye Suriyeliler yerleşmişti artık.

Devamını Oku

ELEŞTİRİ ISRARI

MEHMET ÖZKAN ŞÜKÜRAN

Yeni e’nin 25 ve 26. sayılarında gözetim çağında, gözetim aygıtlarının etrafımızı kuşattığı bir çağda şiirin alanını konuşmaya çalışmıştık. Gözetimin bir başka formu olan eleştiriyi konuşacağımızı ufak da olsa bir dipnotla, her ne kadar belirtmiş olsak da, benzer bağlamda ama bu kez bir serzenişten, durmadan suyun ortasına fırlayan bir taştan, fırlatıp kaçan o kişilerden bahsetmeye çalışacağız.

Devamını Oku

WİLLİAM BLAKE’İN ÇİZİMLERİYLE JOHN MİLTON’UN KAYIP CENNET’İ

İNCİ AYDIN ÇOLAK

Bu makale, İngiltere sanatının iki önemli ismini resim ve edebiyatta buluşturan ortak noktaları yakalamayı hedeflemektedir. John Milton’ın imgeleri William Blake’te yeniden canlanırken, iki sanatçının eleştirel bakış açısıyla dine yaklaştıkları görülmektedir. William Blake’e göre dünya kötü bir yerdir. Bu nedenle yaratıcı da kötü olmalıdır. Blake, Urizen adını verdiği tanrıya hem resimlerinde hem de metinlerinde yer vermiştir. William Blake’in bu bakış açısı bir yandan kendi mitologyasını oluştururken diğer yandan kendisi gibi bir evren tasarımı yapan sanatçılara yönelmesini sağlamıştır. Bu sanatçılar içerisindeki en önemli isimlerden birisi de Kayıp Cennet adlı eseriyle John Milton’dır.

Devamını Oku

TÜRKÇE RAP’İN YOL HARİTASI VE GELECEĞİ

Güney Bronx’un gettolarında yoksul/siyah gençlerin çığlığı ile yoğrulup bir alt-kültüre dönüşen hip-hop ve onun sözlü ifade biçimi Rap müzik bütün dünyayı etkisi altına almış durumda. Hızlı bir şekilde piyasaya adapte olmasına ve devasa bir endüstriye dönüşmesine rağmen bu kültür özünde ki protest potansiyelİ de korumaya devam ediyor.

Türkiye’de de rap müzik tıpkı ABD’de olduğu gibi piyasalaştı ve zamanla lümpen kaygıların, hazların işlendiği bir dil oluşturdu. Ve yine ABD’de olduğu gibi protest potansiyelini koruyarak hızla yeni bir kültür yarattı.

Türkiye’den Almanya’ya giden göçmen emekçilerin üçüncü kuşağında, göçmen karşıtı şiddete tepkinin bir ifade biçimi olarak ortaya çıkan Türkçe rap, bugün ülkenin dört bir yanında, özellikle “kenar mahalleler”de ortaya çıkan çok sayıda icracısıyla serpildi. Söz sanatları ile işlenen hikayeler, teması ne olursa olsun kendi edebiyatını, dilini, üslubunu oluşturdu. İcra edebilme olanaklarına ulaşmanın daha kolay olması ve söze yaslanması sebebiyle içinde bulunduğu maddi koşullardan diğer müzik türlerine oranla çok daha fazla etkilendi. Son yıllarda işssizlik ve yoksulluğun hızlı yükselişi; düşünce ve ifade üzerinde baskıların yoğunlaşması ile birlikte işlenen profiller ve anlatılan hikayelerde değişiklikler gözlemlenmeye başlandı.

Dergimizin 32. sayısında, ortaya çıktığı koşullar, izlediği süreç, soluklandığı duraklar ile birlikte Türkçe rap’i ve tüm bu setrin özgün sanatçıları, onların eserlerini mercek altına alıyoruz.

NURAY SANCAR: YENİ GELİN SUNUMUNUN MAHREM ÖYKÜSÜ

Hem namahrem ve mekruh olanın, caiz olmayan insan davranışlarının listesini tutarak mahrem alanı, içinde yaşamayı bir azab haline getiren bir söylem. Hem mahremin köşe bucak, kıyı köşe

kamusal alana süpürülüp saçılmasının bakıştan azade hiçbir insanlık durumunu bırakmamış gibi göründüğü pratik. Her ikisi de birbirini yerinden edemeden, kültürel bütünün çelişik fragmanları olarak birlikte durabiliyor.

Devamını Oku

DOÇ. DR. İLKAY KANIK*: YAŞAM TARZI ÜRETEN DİYETLER

Anthony Giddens, kültürel ürünlerle yaratılan ve kitle iletişim araçlarında paylaşıma sunulan küresel fikirler, imgeler ve kimlikler olduğunu söyler. Giddens’a göre hayatın her alanında birey “küresel etkilere” maruz kalmaktadır. Ulusal sınırlar, küresel sınırların karşısında güçsüzdür. Tüketim kültürünün ürettiği beden tanımlaması da, küresel etkilerle yerel beden algılarına hükmeder ve yeniden şekillendirir.

Devamını Oku

EREN SARAN: AĞIZ TADIYLA İKİ LAHMACUN YİYEMEZ OLDUK!

“Hayatımın ilk yıllarını, annemin ve büyükannemin mutfağında, bu bilge kadınların girer girmez evrenin esasını oluşturan dört elementi; suyu, havayı, ateşi ve toprağı ustalıkla işleyen büyük simyacılara ve rahibelere dönüştüğünü gördüğüm mutfağın kutsal bölümünde, ateşin yanı başında geçirdim. Sanki yaptıkları bir hiçmiş, ateşin arıtıcı gücünden geçirerek dünyayı dönüştürmüyorlarmış, yememiz için hazırladıkları besinlerin saatlerce bedenimizde kalarak organizmamızı değiştirdiğini, canımızı, ruhumuzu beslediğini, bize kimlik, dil ve aidiyet kazandırdığını bilmiyorlarmış gibi alçakgönüllü bir tavırla bunu yapmaları çok şaşırtıcıydı.”[1]

Devamını Oku

BÜLENT ŞIK: TÜRKİYE’DE GIDA GÜVENLİĞİ SAĞLANABİLİYOR MU?

Gıda güvenliği sadece teknik bir mesele olarak anlaşılır. Bu anlayış yaygın kabul görse de doğru mu, değil mi, tartışılır. Güvenlik sözcüğü son derece olumsuz çağrışımlara sahip artık. Bir şeyleri güvenli kılma adına yapılanlar, hayatın her alanını baskı ve denetim altına almanın ve piyasa süreçlerine dâhil etmenin bir yolu olarak da görülmekte.

Devamını Oku

BARIŞ AVŞAR: “ERKEN GURME” OLARAK EVLİYA ÇELEBİ

“Karadeniz’in balıkları kadar bir denizin balığı lezzetli değildir. Özellikle İstanbul boğazlarında olan lezzetli balıklar sanki Musa sofrasıdır…”
Evliya Çelebi’nin sadece gezi değil tarih, sanat, edebiyat, folklor, coğrafya, mimari ve dil kitabı da olan Seyahatname’sinde sözü geçen ilk ‘lezzet’ bir İstanbullu için şaşırtıcı olmayacak şekilde Boğaz balıklarıdır. Peki acaba Çelebi, Boğaz balıklarını överken, davetlilere ikram edilen yiyeceklerin ‘gökten indirildiği’ bir peygamber sofrasına atıf yaparak, dini/siyasi iktidarın hışmına uğramama çabası içinde midir?

Devamını Oku