YÜZÜME HOHLA YERYÜZÜNÜ!

ALTAY ÖMER ERDOĞAN

Mehmet H. Doğan, “Çağdaş bir destan havasında şiirin yeniden doğuşu” diye nitelemişti Hüseyin Ferhad şiirini, Kılıç İpekte Sınanır üzerine kaleme aldığı yazıda. Hüseyin Ferhad’ın divanı sayılabilecek Toplu Şiirleri, barbar kalmaya özen gösteren bir kalbin elektrokardiyografisi gibiydi.

Devamını Oku

ANDROİDLER ELEKTRİKLİ ŞİİR DÜŞLER Mİ?

AYŞEGÜL TÖZEREN

John Thornhill, insanın edebi evrimini bir yazısında şöyle açıklamıştı: Önce tanrılar, ardından krallar ve kraliçeler, sonra sıradan insanlar, en sonunda da kendimizle ilgili yazmaya başladık. Thornhill, yazısında, son olarak da insanın makinelere ilişkin yazmasına derinlemesine dalıyor. Ama bu kadarla da kalmıyor, makinelerin bir süre sonra insanlara ilişkin hikâyeler anlatacağından, sonra da insanın edebi evrimine benzer bir biçimde makinelerin makineler hakkında yazacağından söz etmiş.

Devamını Oku

SOVYET ANİMASYON VE ÇİZGİ FİLM TARİHİ

NEDİM YILMAZ

Sovyetler Birliği, animasyon ve çizgi film üretimine çok erken dönemde başlamış ve pek çok kayda değer seriler üretmiştir. Ekim Devrimi dönemde üretilen pek çok animasyon ve çizgi film devrim sonrasında da geliştirilerek Sovyet halkının beğenisine sunuldu. 1906’da Rus İmparatorluğu döneminde yayınlanmaya başlayan animasyonlardan günümüze kadar pek çok çizgi film kuşağı oluşturuldu, ancak en önemli gelişmeler Sovyet döneminde yaşandı. Çoğunlukla “Soyuzmultfilm” (Союзмультфильм)ve “Stüdyo Ekran” (Творческоеобъединение «Экран»)tarafından yayınlanan Sovyet animasyon ve çizgi filmleri genç kuşağın büyük beğenisini topladı.Sovyet animasyonları ve çizgi filmleri günümüzde filmi teorisininve sinema tarihinin araştırma konusu olarak halen büyük bir araştırma alanını kapsamaktadır ve Sovyet animasyon sanatçıları tüm dünyada yaratıcılıkları ile nam salmışlardır.

Devamını Oku

SANATÇI İÇİN GÖÇ ETMEK BİR NEVİ İNTİHARDIR

HAZAL KARA

“Bazen insan yazamıyor… Bazen film çekemiyor… Nedenini de bilmiyor ama yaşıyor. Abbas Kiarostami de bütün bunları yaşamıştı ama hayal etmekten korkmadı ve yaşadıklarını şiirlerine döktü.”

Ali Rezvani Farsçadan Türkçeye çevirisini yaptığı, “Fars sanatını hakkıyla kristalleştiren” Abbas Kiarostami’ninRüzgar ve Yaprak adlı şiir kitabına bu cümlelerle başlıyor. Rezvani aynı zamanda Kiarostami’nin öğrencisi. Ayrıntıları en iyi kendisi anlatır diyerek sözü ona bırakıyoruz.

Devamını Oku

‘YÜCEL – ÖNER DAVASI’ VE SABAHATTİN ALİ

MEHMET ERGÜN

İşi şahsiyattan çıkarırsak hasm–ı canım Atsız’ın arkadaşı Gökyay şimdi nerde, Sabahattin Ali ne haldedir, bir an düşünmek; meselenin ruhunu ortaya koyacaktır. (…) Birine nasıl muamele etmişiz, diğerine ne yapmışız, apaçık meydandadır.
HASAN ÂLİ YÜCEL[1]

Devamını Oku

SELAHATTİN DEMİRTAŞ: HAPİSHANEYİ ALT ETMENİN YOLU: YAZMAK!

KÜBRA YETER

 

Üç yıl. Selahattin Demirtaş’ın helikopterle Edirne’ye “götürüldüğü” gecenin üzerinden yaklaşık üç yıl geçti. Davalarını dikkatle takip ettik, açıklamalarını dinledik, zaman zaman ketıl’la haberleştik. Bu süre zarfında siyasi kimliğinin yanı sıra Demirtaş’ın resimleri ve kitaplarıyla tanıştık.

Önce Seher’le edebiyatın zilini çaldı, sonra Devran’la selamladı okurlarını. Yarattığı tüm karakterler bizlerin arasındaydı; Temizlikçi Nazo’yla her gün yolda karşılaşıyorduk mesela, ara sıra Diyarbakırlı Serhan cebinde Sultan Reşat’ın torunuyla bizlerin semtine de uğrardı. Demirtaş özenle kurmuştu bu hikâyeleri, belki de Ahmed Arif’in “Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı/ Macera değil/ Sardığım toprağımın altın sabrıdır.” dizelerinde gizlediği o yaşama sarılma ve mücadele inadını gösterme şekliydi. İstedik ki hâkimler, savcılar şöyle bir dursun biz edebiyat üzerine konuşalım, dertleşelim.

Selahattin Demirtaş’ın aramıza dönmesini, Ekim sayısı röportajımızı karşılıklı çay içerek değerlendirmeyi beklerken heyecanımız keyfiyetin sevimsizliğinde, yargının soğuk nefesinde kayboldu ama umudumuz baki.

Devamını Oku

İKLİM KRİZİ İŞÇİ SINIFININ KRİZİ Mİ?

ÖNDER ALGEDİK

1800’ler işçi sınıfının önce atölyeleri doldurduğu, sonrasında da koca fabrikalara geçmeye başladığı o muazzam dönüşümün yüzyılıydı. O dönemde bir çevre sorunu işçi sınıfının doğrudan sorunuydu. Henüz üretim zincirleri bugünkü düzey kadar uzun ve karmaşık değildi. Dolayısıyla çevre kirliliği yaratan bir unsur var ise işçiler doğrudan etkilenen tarafı ve dolayısıyla müdahale edebilen öznesiydi. Yani çevre meselesi işçi sınıfının doğrudan meselesiydi.

Devamını Oku

DEVLETİ GERİ ÇAĞIRMAK (MI?)

SİNA GÜNEŞ

Üzerinde yaşam olduğu bilinen tek gezegen olan Dünya 6. kitlesel yok oluş ile karşı karşıya. Bu yok oluş, tarihin hiçbir aşamasında olmadığı kadar gözlemlenebilir ve açık bir şekilde, üstelik engelleneceğine adeta desteklenircesine her geçen gün kaçınılmazlaşmaktadır. Buna söz konusu etkinin her yerde ve her dönemde benzer şekilde ortaya çıkmaması ve asıl sorumluların çözüme yanaşmaması da eklendiğinde, insanlığın sebep olduğu halde çözüm üretmediği bir yok oluşa giden ilk tür olacağı söylenebilir.

Devamını Oku

‘KIRILDI KÖYÜMÜZÜN GENÇLERİ’

ÖZER AKDEMİR

 Kaz Dağı’nda 200 bin ağacın kesildiğini gösteren fotoğraflar, özellikle sosyal medyada hızla yayılmaya başladığında aslında yıllardır yapılmak istenen bir şeyi de kısa zamanda başardı. Kaz Dağı’nı talan etmeye soyunan altın madenlerine karşı direnişin geçmişi on yılı aşıyordu ama tepki hiç bu denli yüksek ve kararlı olmamıştı.

Devamını Oku

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE KAPİTALİST TARIM-GIDA SİSTEMİ

ATAKAN BÜKE

Görece uzun bir zamandır Türkiye’de gerek siyaset alanının gerekse akademik/entelektüel tartışmaların uzağında yer alan tarım ve gıda ilişkileri, bir süredir yeniden ilgi odağı haline gelmiş durumda. Tohumdan tarımsal araştırma-geliştirme faaliyetlerine, üretim süreçlerinden kamu politikalarına, gıda ürünlerinin küresel ticareti ve dolaşımından tükettiğimiz gıdaların güvenilirliğine, biyoloji ve genetik alanlarından ekoloji ve iklim tartışmalarına, beslenme ve halk sağlığından gıda kültürü ve toplumsal kimlik alanlarına uzanan geniş bir yelpazede tarım ve gıda ilişkileri yoğun bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkıyor.

Devamını Oku