İDRİS AKKUZU: BOYUNDURUK ARACI OLARAK EĞLENCE VE OYUN

Kurallara karşı çıkan veya bunlara uymayan oyuncu, bir oyunbozandır. Oyuncular topluluğunu tehdit etmektedir. Oyunbozan bu topluluğun büyülü dünyasını bozmaktadır ve bu nedenle haindir, atılması gerekir. Büyük ciddiyet âleminde bile sahte oyuncular, ikiyüzlüler ve sahtekârlar oyunbozanlardan daha fazla şansa sahip olmuşlardır.

  1. Huizinga, Homo-Ludens

Devamını Oku

ALİ DOĞAN: TERSANE İŞÇİSİNİN BİR GÜNÜ

Suyun üzerinde yüzen bir dünya yapıyoruz, patronlar daha fazla kâr etsin diye memleketin denizdeki savunma sanayisinin en önemli işlerini biz, yani tersane işçileri yapıyoruz. Başka bir deyişle, patronların hatta kimi devlet büyüklerinin daha konforlu yaşaması için yat diye tarif edilen yüzen saraylar yapıyoruz. Peki bütün bunları yaparken biz hangi koşullarda nasıl çalışıyoruz ya da çalıştığımız tersanelerde çalışma ve yaşam koşullarımızı nasıl düzelttik ya da düzeltebildik mi?

Devamını Oku

EREN SARAN: ZARURİ BİR SINIF ‘KÜLTÜRÜ’: İŞÇİ SOFRASI

Yaşam biçimimizin en önemli parçalarından biri yeme alışkanlığımızdır. Bu parça hem toplumsal hem de bireysel olarak hayatımızı nasıl şekillendirdiğimizin, ekonomik anlamda nerede durduğumuzun da göstergelerinden biridir. Yemek kültürünün ve yeme alışkanlıklarının ilerleyişinde bizim için önemli olan yemek ve sınıf ilişkisi olacaktır. Tarih boyunca insanlar hangi sınıfın üyesiyse o sınıfın yiyeceklerine eğilim göstermiştir. Belki kraliyet sofralarında romantik bir yaklaşımla işçi sınıfının yemeklerinin revize edilmiş örneklerine rastlanabilir ama hiçbir işçinin sofrasında havyar, trüf mantarı veya akçaağaç şurubunda pişirilmiş etle karşılaşamazsınız. Sınıflar arasındaki keskin çelişkileri ölçebilmek için iki sınıfın aynı zaman dilimi içerisinde kurduğu sofralara bakmak yeterli olacaktır.

Devamını Oku

EKİNSU DEVRİM DANIŞ: İSTİKBAL’DEN FORD’A SERMAYENİN İKİ YÜZÜ

Üreticinin üretim araçlarından tarihsel olarak kopuşuna dayanan kapitalist üretim ilişkilerini Marx, şöyle ifade ediyor: “Artı-değer üretimi ya da kazanç elde etme, bu üretim tarzının mutlak yasasıdır.”[1] Kapitalistler, sermaye birikimini ve sürekliliğini sağlamak için emek sürecini örgütlemeli, yönetmeli ve artı değerin emekçiler tarafından üretilmesini garanti altına almalılar. Bu nedenle de sermaye, emek süreci üzerinde en azından asgari düzeyde bir kontrol sağlamalı ve çeşitli özgün biçimlerde emek sürecini denetleyerek artı değeri garanti altına almalıdır.

Devamını Oku

NİLGÜN TUTAL: İKTİDAR KENDİSİNİ MEKÂNA, KENTİN BEDENİNE KAZIYOR

Kente dair tartışmaların epeydir sürdüğünü biliyoruz, kentlerin iktidarlar için önemini, bu alanda yapılan çalışmaların çoğunlukla kentsel dönüşüm üzerine olduğunu da. Ama burada, kenti pek çok farklı alanda ele alan, kente doğru giden ya da kentten çıkan, kentin içinden konuşan yazılar mevcut.

Adı değişen sokak ve mahallelerden hemşehriliğe; kültürel iktidardan kentin hatırlattıklarına; üçüncü dalga kahvecilerden mezar taşlarına; edebiyattan kentteki alternatif seslere değin geniş bir spektrumda Nilgün Tutal’ın hazırladığı Kent Kitabı başlığı, Mimariden Müziğe, Kahvecilerden Mezar Taşlarına alt başlığıyla yayımlanan kitabı için konuştuk.

SÖYLEŞİ: MEHMET ÖZKAN ŞÜKÜRAN

Devamını Oku

İLKE KODAL: FARKLI MANİFESTOLARI BİR BALERİN MANİFESTOSUNA ÇEVİRDİK.

İtalyan Rönesansıyla ortaya çıkan ve zaman içerisinde dünyanın birçok ülkesine yayılan bir sanat dalı bale. Bugünkü temelini dönemin halk dansının adımları oluşturur. Disiplinli duruş ve ayak hareketleri, kusursuz sahne düzeni, duyguların yoğunluğu ve tüm bunlara eşlik eden büyüleyici bir müzik… İlk akla gelenlerdir Fındıkkıran, Uyuyan Güzel, Kuğu Gölü ve bir de icra edenleri. Tütüler, pointeler, sıkı topuzlar ve o dik duruş… “Sistem parmak uçlarına acı çektiren ayakkabıları yaratmakla kalmadı,” sadece. Bale denince herkesin aklına kazılı o fotoğrafı da yarattı. İşte bu fotoğrafı yırtıp atmak isteyenler safları şöyle bi’ sıklaştırsın.

SÖYLEŞİ: KÜBRA YETER

Devamını Oku

TARIK AKTAŞ: AMACIM TAŞRAYI DEĞİL, DOĞAYI ANLATMAK

Türkiye sineması dünyanın önemli festivallerine konuk olmaya devam ediyor. Tarık Aktaş ilk uzun metraj filmi Nebula ile Avrupa’nın köklü festivallerinden Locarno’da yer almayı başardı ve “gelecek vaat eden en iyi yönetmen” ödülü aldı. Nebula geçen ay da 38. İstanbul Film Festivali’nde de “en iyi ilk film” ödülüne layık görüldü. Hemen ardından 26 Nisan’da ise vizyona girdi. Tarık Aktaş ile Nebula’yı konuştuk.

SÖYLEŞİ: YAĞIZ SENEM

Devamını Oku

VİJDAN MERAL GÜNDOĞDU: YENİ DİL

1973’ten 1990’a kadar Şili’yi yöneten cuntacı general Pinochet, devlet başkanlığı görevinden bir referandumla ayrıldı. Sosyalist Allende hükümetini darbeyle deviren, binlerce kayıp, işkence, sürgün, faili meçhulle Şili’yi yöneten Pinochet, ülkeyi büyük maden zenginlikleriyle birlikte ABD’nin arka bahçesi haline getirmişti. Şili cuntası Joan Baez’den Costa Cavras’a dünyanın et etkili sanatçılarının eserlerine konu olmuştu. Artan iç tepkiler ve uluslararası baskılarla referandum zamanı geldiğinde diktanın şiddet, baskı, korkunun imparatorluğuna karşı koalisyon, “hayır” kampanyasını “mutluluk” teması üzerine kurdu. Amblem üzerinden gökkuşağı geçen “No” yazısıydı. Dikta karşıtı koalisyon bile kazanacağına inanmıyordu ama kampanya başarıya ulaştı. Evlatlarını yitirmiş binlerce ailenin hakkıydı mutluluk. Pinochet referandumu kaybetti.

Devamını Oku

PINAR ÖĞÜNÇ: BETER ZAMANLARDA SAĞLAM KALMAYA DAİR BİR ARZU

Gazeteci-yazar Pınar Öğünç, Aksi Gibi’den sonra bu kez Beterotu ile öykülerini bizimle paylaşıyor. Öyküleri çokça şaşırtıyor, sevindiriyor, hüzünlendiriyor, umutlandırıyor, kızdırıyor ama Pınar Öğünç ikinci öykü kitabında da yanıltmıyor okurunu.

“İklim, coğrafya ayırmadan her nevi topraktan biten tuhaf, yabani bir bitki beterotu” diyen Öğünç, bu kadar “bildiğimizi” sandığımız hikâyeleri anlatırken bir anlama çabasını sürdürdüğünü söylüyor ve bu çabaya biz okurları da dâhil ediyor. “Yeni Türkiye”nin şehirler/köyler; binalar, sokaklar, dükkânlar, parklar kadar insanı da yeniden inşa ettiği olumlu/olumsuz “dönüşümün” dipnotları gibi Beterotu öyküleri.

Pınar Öğünç sakin ve yalın diliyle hayata projeksiyon tutabilmenin ihtişamını bize bir daha gösterirken; yeni öykülerini, yani edebiyatı, gazeteciliği, memleketi, insanı, satır aralarında kalan hikâyeleri konuştuk…

SÖYLEŞİ: AYŞEN GÜVEN

Devamını Oku

BESİM CAN ZIRH*: BİZİM BÜYÜK SANCIMIZ: ODTÜ’NÜN BAHAR ŞENLİĞİ…

Bu yıl 33. defa düzenlenecek olan ODTÜ Bahar Şenliği’ne ilişkin yaşananlar ülke gündeminde öngörülemez bir yankı buldu. Hadiselerin nasıl geliştiğine baktığımızda aslında enikonu toplumsal bir vaka yaşadığımızı düşünüyorum. Ne zaman yapılacağı aşağı yukarı belli olan şenlik için düzenleyici Uluslararası Gençlik Topluluğu (UGT) ve rektörlük arasındaki görüşmeler aslında ikinci dönemin başından itibaren başlar. Son yıllarda biraz gecikmeli de olsa bu düzen değişmedi.

Devamını Oku