YAĞIZ SENEM: YEŞİLÇAM’DAN SIYRILAN ÇIPLAK VATANDAŞ

Keynesyen iktisat politikaları ile Amerika ve Avrupa başta olmak üzere kapitalizm hatrı sayılır bir coğrafyada refahı paylaşmış ve 1929 krizinin yaşattığı felaketleri ötelemişti; ancak 1973 ve 1979 petrol krizleri ile birlikte yeniden bir yapısal dönüşüm ihtiyacı vuku bulmuş ve bu noktada Freedman’ın neo-liberalizmi, yeni bir çıkış kapısı olarak belirlenmişti. Amerika Birleşik Devletleri’nde Ronald Reagan, İngiltere’de Margaret Thatcher bu yeni neo-liberal kuşatmanın öncüleri olarak hatırlanır; Türkiye’de ise bu öncülüğü önce 1980 yılında ordu, sonrasında onun görevlendirdiği Turgut Özal üstlendi. Onun hazırladığı 24 Ocak kararları ile birlikte neo-liberalizm ufak bir azınlık için nimetleriyle, işçi, memur için ise tahribatlarıyla hızla hayatımıza girdi.

Devamını Oku

MERAL SAKLIYAN: LOKMAN KASİDESİ YA DA KINNAP

Mehmet Said Aydın’ın üçüncü şiir kitabı Lokman Kasidesi tek vuruşta nakavt eden uzunca bir öykü, tükenmek bilmeyen bir yas durumu, kendini yerden yere atan bir kavmin ağıtı, kilometrelerce uzanan toprakların bitmeyen yası aslında.

Şiirleri ve gazete yazılarıyla tanıdığımız Mehmet Said Aydın, aynı zamanda bir insan hakları ihlalleri raporu olan bu kısa anlatıyı yakın tarihte Şırnak’ta öldürülen ve cansız bedeni polis panzerinin peşinde sokaklarda sürüklenen Lokman’ın ölümü üzerine kaside olarak sunuyor bizlere.

Devamını Oku

NAİLE DİRE: DÜŞLERİN HARCI KANLA KARILIYOR: AKBABALAR ÇAĞINDA

Akbabalar Çağında, bazen isyankâr, bazen sitemli atmosferiyle okuyanı kendine çeken, bu atmosferin yanında umut aşılamayı da ihmal etmeyen bir ilk kitap. Kitabı oluşturan tüm şiirler bütünlüklü olması yönünden dikkat çekiyor. Cenk Kolçak şiirlerini sade, oyunsuz bir dille örmüş. Bu durum da şiirlerin büyük ölçüde anlaşılır olmasına hizmet ediyor. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere, politik bir zemini var. Zorba düzenin leş yiyicileri, sümürücüleri, “Akbabalar” ile imlenirken, çağın ve toplumun meseleleri kitabın odak noktasını oluşturuyor. “Güneşe çıkardım kasıklarımı ben de, / Yakamda paçamda eril tırnakların iziyle!”

Devamını Oku

NEVAL SAVAK, SABAH YILDIZ BELGESELİNİN YÖNETMENİ METİN AVDAÇ İLE SÖYLEŞTİ

Sabahattin Ali belgeseli, bu ülkenin yetiştirdiği değerleri korumak, tanıtmak ve unutturmamak adına çok önemli bir eylemdir.

‘’Bir gün kadrim bilinirse, / İsmim ağza alınırsa, / Yerim soran bulunursa: / Benim meskenim dağlardır.

 Bu ülkenin en büyük değerlerinden Sabahattin Ali’yi zamana taşıyan Metin Avdaç’ı tanıyabilir miyiz?

Devamını Oku

YUSUF YAĞDIRAN: KÜÇÜREK ÖYKÜ NE DEĞİLDİR

 1. KISIM: KÜÇÜREK ÖYKÜ[1]

 Küçürek öyküler, akreple yelkovan arasına sıkışan özgür görünümlü; ama bürokrasinin kâğıttan kelepçelerle tutukladığı çağcıl mahkûmların kendini fark ettikten sonraki çığlığı gibi kısa, keskin ve tizdir. Bu keskin çığlıkta, sınırlarına çarparak ‘hiçbiyerdeliğini’ keşfeden insanın bunaltılı arayışları vardır. Yurtsuzluğunu birey olarak duyumsayan insan, umutsuzca yaşamı sorgulamaktadır. O yüzden yabancılaşma, köleleşme, umutsuzluk, yalnızlık, iletişimsizlik, çöküntü ve bunaltı ana izlekleri üzerine kurulan küçürek öyküler, çağın baskın eğilimi doğrultusunda ulusal ya da geleneksel öğelerden çok, bireysel öğeleri işler.

Devamını Oku

ANIL ABA: KAPİTALİZMİN İDEOLOJİ KRİZİ VE YENİ MEDYA

2008 senesinde Lehman biraderlerin batmasıyla başlayan küresel finans krizi aradan geçen yıllara rağmen hâlâ tam manasıyla aşılabilmiş değil. Büyüme ve işsizlik oranları yeni yeni toparlanır gibi olduysa da istikrarlı ve kalıcı seviyelere geldiklerini söylemek güç. İstihdam artışı büyük oranda güvencesiz ve yarı-zamanlı işlerle şişiriliyor. Reel ücretlerdeki artış uzun süredir durağan seyrediyor. Hem hane-halkında hem özelde hem de kamuda borçluluk hızlı bir şekilde artıyor. 40 yıldır dayatılan serbestleşme politikaları küresel dengesizlikleri yumuşatıcı değil yükseltici bir rol oynuyor. Gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik rekor düzeylere gelmiş durumda. En zengin 26 kişinin serveti dünya nüfusunun yüzde ellisinin varlığına eşit. Bir yanda olanlar, öbür yanda olmayanlar…

Devamını Oku

FOTİ BENLİSOY: DEVRİMSİZ ‘DEMOKRASİNİN’ EROZYONU YA DA LENİN FRANK UNDERWOOD OLURSA…

Bundan birkaç ay evvel HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu AKP’yi Bolşeviklere benzetince sol tandanslı/tınılı sosyal medya mecralarında topa tutulmuştu. Aslında Katırcıoğlu (belki de farkında olmadan) bilhassa Batı’da yaygın bir kanaati, yani Bolşevizmi günümüzün aşırı sağ “popülizminin” bir tür atası kabul eden anlayışı memleket koşullarına uyarlamış oluyordu. Katırcıoğlu’nun beyanatından bir ay önce, Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk da Polonya’da iktidarda olan (AKP ile aynı siyasal aileye mensup) Yasa ve Adalet Partisi’ni “çağdaş Bolşevizm” olarak tanımlıyordu. Polonyalı siyasetçiye göre geçmişte bu “siyasal barbarlar” (yani Bolşevizm) nasıl mağlup edildiyse bugünün “Bolşevikleri” (yani Yasa ve Adalet Partisi) de pekâlâ yenilebilirdi.[1]  

Devamını Oku

ŞENAY AYDEMİR: BİR STEREOTİP OLARAK ‘DOĞU BLOĞU’ İNSANI

Sinema ve ‘Soğuk Savaş’ denildiğinde ilk akla gelen filmlerden birisi Rocky 4 olmalıdır. Birkaç nedenden ötürü. Rocky 4, CIA uzmanlarının bile Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin 2000’li yılları bulacağını öngördüğü 1985 yılında kısa süre sonra gerçekleşecek çöküşe dair ‘kâhince’ bir öngörüde bulunuyordu. Rocky Balboa’nın Moskova’da İvan Drago’yu büyük bir irade gösterisi ve kanlı bir boks maçının ardından yenmesi üzerine Sovyet seyirciler bir anda onun tarafına dönüyordu. Bu ‘komünist’ Moskova’da kilometrelik McDonald’s kuyrukları oluşmadan tam beş yıl önceydi.

Devamını Oku

EKİNSU DEVRİM DANIŞ: NETFLIX DİZİLERİNDE ‘SOĞUK SAVAŞ’ FONU: STRANGER THİNGS VE DARK

Son dönem Netflix dizileri arasında yer alan Stranger Things, Dark ve 1983’te, ‘soğuk savaş’ temasının bir arka fon olarak kullanılması, sinematik kaygıların çok daha ötesinde anlamlar taşımaktadır. Soğuk Savaş’ı fon olarak kullanan yapımların nasıl bir düzlemde hareket ettikleri, soğuk savaş atmosferi ve bugün ile ilişkilenme biçimleri, soğuk savaş temsili/imgesinin yeniden işlevli hale getirilmesi kültürel hegemonyanın tarihsel inşa süreçleriyle yakından ilgilidir. Bu nedenle ilk olarak sinemada ‘soğuk savaş’ konseptinin nasıl ortaya çıktığı, hangi kültürel kodları kullandığı ve hegemonyanın çatışmalı dünyası içinde bugün ile olan ilişkisini anlamamız gerekir. Soğuk savaşın kültürel ve politik kodlarının bugün sinema ve dizi sektöründe neden yeniden dirildiğinin bir açıklaması olmalıdır.

Devamını Oku