NARİN YÜKLER: ÇOĞU DERGİ ŞİİR DEĞİL ŞAİR YAYIMLIYOR

1- İlk Türkçe şiirim 2015 yılının sonbaharında Akatalpa Dergisi’nde yayımlandı. Öncesinde gönderdiğim iki şiir ‘’öykü diline daha yatkın’’ gerekçesiyle yayımlanmamıştı. Bunu izah eden uzun bir mail almıştım dergiden. Gönderdiğim şiirler üzerine aylarca çalıştığımı ve takip eden yıl içerisinde günlük üç saatimi şiir ve şiir üzerine yazılanları okumaya ayırdığımı anımsıyorum. O dönemde şiirlerimizin yayın programına alınmaması ihtimali vardı. Bunu ‘’şiiri yükseltmek’’ adına değerli buluyordum. Şimdi öyle mi? Artık dergilerin şiir ister hâle geldiği bir dönüşüm yaşadık. Şüphesiz şairin şiirde katettiği yol da önemli bu dönüşümde fakat gerçekte çoğu derginin artık ‘’şiiri’’ değil ‘’şairi’’ yayımladığını inkâr edemiyoruz. Çok daha gerilere gittiğimizde şairlerin dergilerle/yayınevleriyle olan mücadelesine dair daha güzel anılara rastlıyorum. Sanırım ben o güzel dönemin sonuna denk geldim. Olumsuzlama değil bu, itiraz. Yoksa hâlâ her şiiri yayımlamayı uygun görmeyen dergiler var.

Devamını Oku

NURULLAH KUZU: ŞİİRİN ŞECERESİ BİLİNMELİ AMA BABA REDDEDİLMELİDİR

1-İlk şiirim tahminen 2004-2005 yıllarında, Pitoresk dergisinde yayımlandı. Diyarbakır’daki öğrencilik yıllarımdı.

Çok parçalı bir sosyolojimiz ve kültürümüz var. Tek bir ortama indirgeyerek bakılacak bir konu değil. Farklı muhitlerde farklı meselelerin bulunduğunu paranteze alıyorum burada. Kişisel olarak, varsa eğer, böyle bir ortamın parçası da olmadım. Bazıları kenara yazgılıdır. Ben oradan bakıyorum. Dönem bazında; dil, üslup ve imajlar çerçevesinde ön plana çıkan bir şeylerden söz edebilirim. Ama daraltarak ve eksilterek. “Doğudan zuhur eden şiir” meselesi vardı bir süre. Sanırım Metin Kaygalak’ın arkaik kelimelerle kurduğu ve ilk olarak onun geliştirdiği imajların daha sonra yeni isimlerle çoğalması üzerine ortaya çıkmış bir meseleydi. Ama kusurlu bir tanımlamaydı ve tutmadı da. O potada eritilmek istenen isimlerden bazıları daha sonra kendi çizgilerini derinleştirmesini de bildiler. Bunun yanı sıra, belki abartılı gelebilir, ama İkinci Yeni’nin o dönem henüz yeni anlaşılmaya başlandığını söyleyebilirim. Kendi şiirini kurmaya çalışan hemen her gençte İkinci Yeni’nin bariz izlerini görmek mümkündü. Bundaki esas pay bireylik meselesiydi. Seksen Kuşağı’nın toplumcu gerçekçi anlayışı erimeye yüz tutmuş ve nispeten vasat bir konuma taşınıyordu. Öte yandan majör politik sorunlardan kurtulamamanın sıkıntısını duyan, ama derdi meselesi bunları aşan, daha evrensel noktalardan bireyin varoluşuna odaklanan bir kuşak yükseliyordu.

Devamını Oku

OĞULCAN KÜTÜK: ŞİİRDEN ÖYKÜYE YÖNELİŞ OLUMSUZ BİR DURUM SAYILMAZ

1-İlk şiirim 2014 yılının son aylarında yerel bir edebiyat dergisinde yayımlanmıştı. Aradan çok uzun yıllar geçmemesine rağmen yine de şimdiki gibi karışık ve ayrıştırıcı bir ortam hatırlamıyorum pek. Belki de vardı, ben görmüyordum. Ki şiir dediğimiz şey zaten bir avuç insanın derdi. Hep öyle oldu. Bu kadar azınlığa rağmen neden böyle gittikçe katılaşan bir ortama dönüştü -elbette kendimi de katarak söylüyorum- nerede hata yaptık, anlamış değilim.

Devamını Oku

YAPRAK DAMLA YILDIRIM: GELENEKTEN YANA DEĞİLİM

1-Şiirim ilk kez Varlık dergisinin 2014 Eylül sayısında yayımlandı. O gün ve bugün arasında şiir ortamı kıyası yapabileceğimi sanmıyorum; çünkü dört sene, böyle bir karşılaştırma için oldukça kısa bir zaman. “Tarih” olamayacak denli yakın bir tarih yani… Kaldı ki bizler şiir hayatının başında şairleriz. Bu türden kıyaslara kalkışmak için en az bir kuşağın değiştiğine şahitlik etmemiz lazım gelir önce. Değişimin doğasını değişimin içinden tanımamız gerekir.

2-Kim darılır, kim gücenir bilemem; ancak ben gelenekten yana değilim. Gelenek saplantısını milenyumun hızına, kırıklı yapısına, öncesiz ve sonrasızlığına uygun bulmuyorum. Sadece Türkçe edebiyatta değil dünya edebiyatlarında da geleneğe bakışım bu yönde. Geleneği bütünüyle yok saymaktan bahsetmiyorum; onu olduğu gibi, olduğu yerde, olduğu şekilde algılamaktan bahsediyorum. Geleneği yeniden üretme sevdasına kapılmamaktan… Bunun bir manası da getirisi de yok çünkü. Şiirimin kaynağıysa bugün… Bugün ne yaşanıyor, yaşanmış şeyler nasıl anılıyor, bu yaşananlar nasıl anlatılacak? Zamansallığı böyle “bugün” üzerinden kurmak lazım sanırım. Bugünün şairleri olarak bugünü bugüne uygun yazmayacaksak neden şiir yazalım?

3-Bu konuda biraz “bilmiş bilmiş” konuşacağım, mazur görülsün. Çünkü önce edebiyat, ardından da eleştiri üzerine eğitim aldım ve ihtisasım gereği bu türden bir yorum yapmaya epey yetkin hissediyorum kendimi: Türkiye’de edebiyat eleştirisi çok ilkel kalmış bir alan. Özellikle şiir eleştirisi… Eleştirmenlerin -yahut eleştirmen olmak isteyenlerin, Türkçe edebiyatın dışına çıkıp eleştirinin çağdaş örneklerini incelemeleri şart… Mevcut durumda nitelikli şiir eleştirisi yok denecek kadar az. Olanların bir kısmı geriye dönük eleştiriler, yani önceki kuşakların şiirleri hakkında incelemeler; kalanlardaysa durum vahim. Yeni çıkan şiir kitaplarına yönelik eleştiriler ya kitap tanıtım yazısına dönüyor ya da kişilerin birbirleri hakkında olumlu ya da olumsuz -fakat muhakkak şahsî ve öznel- görüşlerini “şiir eleştirisi” kisvesiyle dayatmalarıyla sonuçlanıyor. Bu yüzden hayır, dönemin şiiri veya şairlerini merkeze alan eleştirmenlerden ve dolayısıyla nitelikli eleştirilerden bahsetmek maalesef mümkün değil.

4-Ben temelde şair, öykücü, roman yazarı ayırmaksızın herkesi edebiyatçı olarak görüyorum. Bizim işimiz edebiyat: edebiyat eseri üretmek, bu kadar… Her düşüncenin, duygunun, durumun gereksindirdiği bir söylem biçimi var. Edebiyatçının yapacağı şey; anlatmak istediği şeyi, dilin imkânları dâhilinde, o anlatının doğasına uygun biçimde aktarmak. O yüzden şairlerin öykü yazmaya yönelmesine dair bir tespiti değerlendirmem tanımlarım itibariyle mümkün gözükmüyor. Neyi nasıl anlatması gerekiyorsa öyle anlatmalı edebiyatçı. Okur şiirden ziyade öyküyü tercih ediyorsa şayet, bu da aynı şekilde okurun hangi anlatıyı hangi araçla alımladığı ve alımlamayı tercih ettiğiyle alakalı bir durum olsa gerek. Yayıncılara gelirsek, onların eğilimleri de elbette okurun ilgisine paralel şekillenecektir; okur öykü istiyorsa, yayıncının öyküye ağırlık vermesi normaldir. Ancak okura ve yayıncılara dair söylediklerim bütünüyle akıl yürütme ürünü, gerçekte şiirden öyküye bir yöneliş olup olmadığına dair bir genelleme yapmam olanaksız. Bu konuda şahsen bir araştırmam yok. Başkasının araştırmasına da rastlamadım. Bu durumda kesin çizgilerle konuşmak yok yere ahkâm kesmek olur.

“Kardeşim, Türkiye’de düello yasak”

Refik Durbaş İle Şiirin Gizli Tarihi Üzerine

Söyleşi: Fatin Hazinedar

Şiirimizin çıraklığını yazdığı sürece sürdüren usta şair Refik Durbaş’ı tedavi gördüğü hastanede kaybettik. Dergimizin Ocak 2017 tarihli 3. sayısı için Fatin Hazinedar sormuş, Refik Durbaş yanıtlamıştı. Ustamızın ardından bu söyleşiyi okuyucularımızla tekrar paylaşıyoruz. 

Yeni e
Foroğraflar: Kadir İncesu

  • Doğan Kitap tarafından yayımlanan son kitabınız Şiirin Gizli Tarihi ile ilgili yapacağımız söyleşiye kitabın adı ile başlamak istiyorum. Zaman zaman edebiyatta aynı isime sahip kitaplara rastlıyoruz. Bu kitabın adı da İlhan Berk’in bir şiir kitabının adı ile aynı. Siz bu adı seçerken İlhan Berk’e bir selam mı verdiniz? Söz ilhan Berk’e gelince onunla nasıl tanıştığınızı kitabın sayfaları arasında var. Kitabın sayfaları arasında olmayıp hâlâ sizin hafıza sayfasında olan başka bir anınız ya da anılarınız varsa bizimle paylaşır mısınız? 

Devamını Oku

Soruşturma: Gözetim çağında şiir

Görmenin, görülmenin özetle tesadüf etmenin çoğaldığı bir zamanda şiirden konuştuğumuzda nerede dururuz? Sorunun cevabı ardışık sorular üretmekle verilebilir fakat bizi vardırdığı temel yer gelişen teknoloji karşısındaki duruştur. Yüklem, daha şimdiden bizi bir yerlere davet ediyor görünmekle birlikte sanıyorum o kadar da kolay bir durum değil, karşı karşıya olduğumuz. Teknik üretilebilirlik çağında (W. Benjamin) teknolojinin, sıradan bireyin bu zamana kadar ortaya çıkaramadığı, çıkarmaya çalıştığında bir takım engellere maruz kaldığı düşünce ve ideallerini arzu ettiği şekilde dolaşıma sokabildiği kanalları demokratikleştirdiği bir gerçek. Her bireye uzatılmış bir mikrofon ve bu mikrofonla dolaşıma giren kakafoni; dinlememenin, kulak kesilmemenin öfkesi, can sıkıntısı, başkasına yüzünü dönmemenin utancı…

Devamını Oku

Devrim Horlu: Şimdinin izlerini taşımayan şiir zayıf şiirdir

  • İlk şiirinizi yayımladığınız yeri ve tarihi merak ediyorum. Yayımladığınız dönemin şiir ortamıyla şu anki ortamı kıyasladığınızda belirgin bir fark veya anlayış söz konusu mu?

İlk şiirim 2006 yılında üniversite edebiyat kulübünün çıkardığı Yelken isimli fanzinde yayımlanmıştı. Yirmi yaşındaydım ve bugün olduğu gibi o vakitler de takip etmeye çalışıyordum şiir ortamını. Bugün şiir daha dallı budaklı, daha renkli geliyor bana. İki binlerin ortalarında yine farklı çıkışlar ve çalışmalar vardı. Bugünü etkileyen çok iş yapıldı o dönem. Bugün şiir, lirik dilin hâkimiyetini kırmaya ve başka bir yere evrilmeye çalışıyor. Türkiye her beş yılda bir kırılmaların yaşandığı bir memleket. Siyasi ve kültürel şoklar yaşıyoruz sürekli. Bu, haliyle birçok alanı etkilediği gibi şiiri de etkiliyor. Bu bağlamda düşününce iki binli yılların başı ile iki bin onların sonu arasında fark olması kaçınılmaz. Naif bir dilden daha sert ve cesur bir dile doğru geçti şiir. Olması gereken bu mudur değil midir, zamanla anlaşılır ancak ben bu durumdan şikâyetçi değilim. Lirik şiirler yazmış ve yazmakta olan biri olarak bu hüzünlü şeylerin artık midemi kaldırdığını söyleyebilirim.

Devamını Oku

Dolunay Aker: İmge, çehresini sorguluyor aynaya bakarken

  • İlk şiirinizi yayımladığınız yeri ve tarihi merak ediyorum. Yayımladığınız dönemin şiir ortamıyla şu anki ortamı kıyasladığınızda belirgin bir fark veya anlayış söz konusu mu?

Bu konuda şair kendi resmi tarihinin dışına çıkar sanırım. İlk şiirim İzmir’de yayımlanan Me’yus adlı bir fanzin’de yer aldı. Tarih: 2013. Benim için bir bocalama dönemiydi. Yığınla şiir okuyor, sadece şiir okumakla kalmayıp şiirin estetik tarafıyla uğraşıyordum. Poetik metinler, yazılar, söyleşiler, felsefe, kavramların dünyası, şairlerin neredeyse her şeyi, her ayrıntısı gündemimdeydi. Yıl: 2014. Metin Fındıkçı’nın editörlüğünü yürüttüğü Papirüs dergisi, tam anlamıyla bir dönüm noktasıdır bende. Şiiri anlamak ve bırakmak arasında gidip geliyordum. Birçok dergiden saçma ve gereksiz nedenlerle negatif dönüşler aldım. Papirüs dergisi su alan kayığı kurtardı. Şiir olduğunu düşündüğüm ilk şiirim orada yayımlandı. Melez Yağmur. Bir bakıma çok uzak bir dönem değil. Yine de düşünsel açıdan bugün daha berrak bir yorum yapabilirim. Kanonik ve bildiğiyle yetinen çevreler için elbette bir değişiklik olmamıştır. Oysa bu kısa aralık yaşamı bile değiştirmişken şiiri değiştirmemesi mümkün mü? 2000’li yıllarda yazılan şiirin ağırlığı daha bir ortaya çıkmaya başladı. Deneysel, somut, görsel şiir şu an şiirin sesini her haliyle hem etkinleştirip hem de yeniliyor. Atıl durumda olan imge, çehresini sorguluyor aynaya bakarken. Aynı sesi tekrarlamaktan sıkılmış durumda. Bunun gibi ayrıntılar şiirin hanesine güzel dönüşlerdir.

Devamını Oku

Emrullah Alp: Şiir yazmayı direniş olarak görüyorum

  • İlk şiirinizi yayımladığınız yeri ve tarihi merak ediyorum. Yayımladığınız dönemin şiir ortamıyla şu anki ortamı kıyasladığınızda belirgin bir fark veya anlayış söz konusu mu?

İlk şiir gönderimim bir yayınevinin (Tilki Kitap) Küçük İskender, Yılmaz Erdoğan, Cezmi Ersöz gibi jüriler tarafından seçilen 500 şiirin yayınlanacağı bir kitap için olmuştu. Gönderdiğim yıllar 2011-12 yıllarıydı şiir ortamlarına vakıf değildim. Şimdi ise var olan bilgimle kıyaslama safhasında olduğumu düşünmüyorum.

  • Peki, şiirinizin kaynakları ve gelenek mefhumuna ilişkin fikirleriniz?

Şiirin kaynağı yine şiirdir. Mevsimleri şiir olarak gören, sokakları, anneleri, kedileri, renkleri şiir olarak ayıran, direnişte, kavgada şiiri arayan birisi için şiirin kaynağı şiirdir. Ama bunlarla birlikte benim şiirimin kaynağı an’lar olmuştur. Zamanın tutanakları olarak görüyorum şiirleri. “Yaşadığın döneme tanıklık etmeli yazdıkların,” diyorum kendi kendime kalemi her elime aldığımda. Baskıcı bir dönemin içerisinde şiir yazmayı direniş olarak gördüğüm için belki de böyle. Belki başka bir zamanda olsam böyle düşünmezdim.

Devamını Oku

Enver Ali Akova: Öyküleme tekniklerini şiirde kullanmayı seviyorum

  • İlk şiirinizi yayımladığınız yeri ve tarihi merak ediyorum. Yayımladığınız dönemin şiir ortamıyla şu anki ortamı kıyasladığınızda belirgin bir fark veya anlayış söz konusu mu?

İlk şiirlerim geçtiğimiz Temmuz ayında, Yaşar Nabi Nayır Ödülü’nün açıklanması vesilesiyle Varlık Dergisi’nde yayımlandı. Edebiyat merakım daha çok yakın çevremle olan ilişkilerim ve kendi çalışmalarım üzerinden ilerledi. Ancak şunu söyleyebilirim ki yazmaya başladığımdan beri şiir ortamında çok sert değişimler veya iniş çıkışlar gözlemlemedim. Bu sebeple benim için değişen bir şiir ortamından bahsedemem.

Devamını Oku