PARTİZANLAR, ASKERLER VE KENDİ KUYRUĞUNU ISIRMAYA ÇALIŞAN KÖPEK
PARTİZANLAR, ASKERLER VE KENDİ KUYRUĞUNU ISIRMAYA ÇALIŞAN KÖPEK

PARTİZANLAR, ASKERLER VE KENDİ KUYRUĞUNU ISIRMAYA ÇALIŞAN KÖPEK

OĞUZHAN YEŞİLTUNA

Öyküler [I Racconti], düzenlemesini Calvino’nun kendisinin yaptığı ve ilk kez 1958 yılında yayımlanan hacimli bir öykü derlemesidir. Yazarın yılın mevsimlerini andıracak şekilde “Zor Hayaller”, “Zor Anılar”, “Zor Sevdalar” ve “Zor Yaşam” başlıklı dört bölümde topladığı öyküler sayı olarak da yılın haftalarına denk düşer (Aynı zamanda bir destedeki kartların toplamını oluşturan 52 sayısı Kesişen Yazgılar Şatosu’nu da hatırlatır). Büyük bir kısmını Karga Sona Kaldı, Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler, Savaşa Giriş ve Zor Sevdalar’dan tanıdığımız öykülere ek olarak, “Arjantin Karıncası”, “Emlak Vurgunu”, “Kirli Hava Bulutu” gibi öyküler de toplamın içinde yer alır. Calvino, bölümlerin her birini nitelerken difficile sıfatı kullanmasının nedeni olarak, yazdığı şeyler konusunda “kolaylık”, “mutluluk”, “mutlu kolaylık” gibi ifadelerden duyduğu bıkkınlığı dile getirir. Böylece savaş sonrası döneminin hayallerini, arayışını, kaygılarını, beklentilerini (“Zor Hayaller”), bu dönemi geçmiş üzerinden kavrama ve onunla anılar üzerinden hesaplaşma (“Zor Anılar”) takip eder. Akabinde ise birey, hayatını çeşitli yeni mecralar ve maceralar üzerinden var etmeye çalışır (“Zor Sevdalar” ve “Zor Yaşam”).

Edebiyatta ustalaşmanın genelgeçer kalıbı az ve öz olana doğru ilerlemek olsa da Calvino öykülerinin hacmini büyüterek yürür. Yazım tarihleri bakımından kronolojik bir sırada değilse de Calvino’nun dizmeyi tercih ettiği haliyle, bir andan, bir parıltıdan veya bir sahneden beslenen ilk öyküler zamanla “Emlak Vurgunu” gibi novella denilebilecek anlatılara dönüşür. Öyküler hem genç bir yazarın hem de içinde yaşadığı savaş sonrası İtalyan toplumunun serüvenine eşlik etmemize imkân tanıdığı gibi Calvino’nun (özellikle Örümceklerin Yuvalandığı Patika ve Palomar) romanlarında derinlemesine işlediği temaların çekirdeğini içermesi bakımından da önem teşkil eder. Buna karşın takip eden eserlerinde benzer temaları fantastik öğelerle işlemesi (ve belki de sesini burada bulması), direnişin gerçekliğinden beslenen bu öykülerin okur nezdinde gölgede kalmasına da sebep olmaktadır.

Calvino her ne kadar “Çevremdeki gerçeklik, dile getirmekten hoşlandığım o enerjiyle böylesine yüklü imgeler vermiyordu bana artık. Gerçekçi öyküler yazmayı hiç bırakmadım, ama elimden geldiğince onlara ne kadar devinim vermeye, ironi ve paradoks yoluyla ne kadar biçimlerini bozmaya çalışırsam çalışayım, bu öyküler hep biraz fazla hüzünlü oluyorlar ve o zaman, anlatı çalışmamda gerçekçi öykülerle fantastik öyküleri bir arada götürme gereksinimi duyuyorum.[1] sözleriyle gerçekliği fantastikle birleştirme ihtiyacı duyduğunu belirtse de burukluk ile sevincin iç içe geçtiği bu yeni gerçekçi metinleri okumak mayınsız bir patikada yürümenin ya da batık bir savaş gemisinin üzerinde yüzmenin hazzını vermektedir.

Calvino’nun İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında Mussolini rejimine, Nazilere ve Kuzey İtalya topraklarında kurulan kukla Salò Cumhuriyeti’ne tepki olarak başlayan İtalyan direniş hareketine (La Resistenza) katılması bu öykülerin önemli bir kısmının yazılmasına sebep olacak deneyimlerin fişeğidir. Vittorini, Pavese, Huizinga okuyarak geçen üniversite yılları, karşı eyleme geçeceği faşizme ilişkin tavrının düşünsel temelini oluşturur. Salò Cumhuriyeti’nin askerlik çağrısı üzerine gizlenerek geçirdiği kısa bir dönemden sonra ise direnişin bir parçası olan Garibaldi tugayına katılarak eyleme geçer. “Zor Hayaller” başlıklı bölümde yer alan yedi öyküde bu partizan dönemin izlerini görmek mümkündür.


Karina Puente’nin, Calvino’nun Görünmez Kentler
romanından esinlenerek projeler ürettiği eserlerden biri.

Vittorini’nin aracılığıyla yayımlanan “Komutanlığa Yürüyüş”, Calvino’nun edebiyat sahnesine çıktığı öyküsüdür. Faşistlere muhbirlik yaptığı için yakalanan bir casus ile bir partizanın ormanda yürüyüşünü konu alan öykü, komutanlığın olduğu mekân yerine casusun infazına varır. “Patikada Korku”da ise bu kez ulak Binda’nın diğer partizanlara kampı boşaltmaları yönündeki buyruğu iletmek üzere yürüdüğü yoldan geçeriz. Calvino bu öyküde “çocukluk hayvanı” dediği korkuyu öyle iyi işler ki pusuya yatmış bir Nazi’nin bizi gözlediğini hissederiz. “Mayın Tarlası”nda, bir sonraki adımının ölüm olabileceğinin gerilimiyle yürüyen bir adam anlatılır. Uyuklayan dev hayvanları uyandırmadan yürümek. Derken adlarının “insana-karşı” olduğunu hatırlamak ve az önce nereye bastığını unutmak… “Evcil Hayvanların Ormanı”nda ve “Karga Sona Kaldı”da mekân yine ormandır. İlkinde çiftçi Giuà Dei Fichi ineğini Alman askerlerinin yağmasından korumaya çalışırken, ikincisinde dağlı bir nişancının kuşları, balıkları, salyangozları ve Alman askerlerini aynı duyarsızlıkla öldürmesi anlatılır. Kurşuna dizilen iki yoldaşıyla birlikte Cadıdeliği isimli bir kuyuya atılmasına rağmen hayatta kalan adamın anlatıldığı “Üçünden Biri Hala Yaşıyor”, “kadim ve mutlu cennetlerin ender olarak anımsanabildiği bir cehennem” olarak yaşamı konu edinir. “Kalleş Ülke”de ise uğrunda mücadele edip yaralandığı ülkenin köylüleri tarafından, Mussolini korkusuyla, yardım çağrısı reddedilen direnişçinin umutla sona eren macerasını okuruz. Calvino’nun orman fantezisiyle süslü bu metinleri zalimliğe ve merhamete, yürümeye ve ölüme, umuda ve hayal kırıklığına selam durur. “Zor Hayaller” başlıklı bölümün direniş öykülerini takip eden diğer öykülerde ise – Visconti’nin ve De Sica’nın filmlerini anımsatan – savaş sonrası sefalet ile büyük sanayi kentindeki kırsal insanlar karşımıza çıkar.

Partizan dönemin deneyimlerinin doğrudan merkezinde olduğu öykülere karşın, “Zor Anılar”daki metinler savaşın hissedilmeye başlandığı ancak etkilerinin nasıl olacağının henüz bilinemediği öykülerdir: “Savaş vardı ve hepimizi kuşatmıştı, artık savaşın yaşamlarımızı belirleyeceğini biliyordum. Kendi yaşamımı da ama nasıl bilmiyordum.[2]

Bunlar, Calvino’nun hatırladığı öykülerdir. Bir yazarın karakterlerini kurgusal geçmişe götürmesinden öte sade bir yurttaşın yazarak anımsamasıdır. Otobiyografik öğeler özellikle “Savaşa Giriş”, “Avanguardistalar Menton’da” ve “UNPA Geceleri”nde ön plandadır. Anılan öykülerin başlangıçları sırasıyla şöyledir:

10 Haziran 1940 günü, bulutlu bir gündü. Canımızın hiçbir şey istemediği zamanlardı. Gene de sabah, Jenny Ostero adlı bir arkadaşımla plaja gittik. Öğleden sonra Mussolini’nin konuşacağını biliyorduk, ama savaşa girip girmeyeceğimiz açıklık kazanmamıştı. Plajda güneşliklerin hemen hepsi kapalıydı; yarım bırakılmış tümceler ve uzun suskunluk anlarıyla, birbirimize tahminlerimizi ve görüşlerimizi anlatarak kıyıda dolaştık.[3]

1940 yılının eylül ayıydı ve ben yaklaşık on yedi yaşındaydım. Gün boyunca başka hemen hiçbir şey yapmamış olmama rağmen, akşam yemeğinden sonra gene dışarı çıkıp gezmek için sabırsızlanıyordum. Belki de tam o zamanlar, bilincinde olmaksızın, yaşamdan zevk almaya başlıyordum; çünkü insanın, edindiği her yeni şeyi, sanki hep kendisininmiş gibi düşündüğü yaştaydım.[4]

Geç gelişen bir çocuktum; on altı yaşımda, yaşıma göre birçok şeyde epey geriydim. Sonra, birdenbire, 1940 yazında, üç perdelik bir komedi yazdım, bir sevgilim oldu ve bisiklete binmeyi öğrendim. Ama lise öğrencilerinin yaz tatilleri sırasında UNPA[5]’da haftada bir kez gece hizmetinde bulunmalarını öngören karar çıktığında, henüz bir geceyi bile evin dışında geçirmemiştim.[6]

Üç öykü de ortak bir zamana, İtalya’nın İkinci Dünya Savaşı’na dahil olduğu 1940 yazına, sabitlenir ve üç öykünün de anlatıcısı Calvino’nun ilk gençliğidir. “Savaşa Giriş”te bu ilk gençliğin kayıtsızlığının savaşın çoraklığıyla tanışmasına, küçük hayatlardan oluşan toplumun kaderinin tek bir adamın iki dudağının arasından çıkana bağlı oluşuna şahit oluruz. “Biz o sabah kayıkta, savaşa girmesek de sakin sakin denize girsek ne güzel olurdu, deyip durduk.[7] cümlesi ile “Saat altıya doğru yeniden buluştuğumuzda savaşa girmiştik. Hava hep bulutluydu; deniz griydi.[8] cümlesi arasında Mussolini’nin ağzından çıkanlar vardır. Anlatıcı, plajda başladığı günün devamında kendini bir anda avanguardista[9] üniformasıyla sığınmacılara yardım ederken bulur. Ancak üniformanın üzerinde oluşu, umursamazlıkla ahlakçılık arasında gidip gelmesini engellemez. Sığınmacılardan birine yardım ederken üstüne dökülen çorbayı bahane ederek, içinde kendini bir ölçüde yaşananların sorumlusu hissettiği üniformayı çıkarır ve sivil bir şekilde yardım etmeye devam eder[10]. Bu kararsız itaatsizlik, “Avanguardistalar Menton’da” isimli öyküde de sürer. Günümüzde Fransız toprakları içerisinde yer alan Menton savaş zamanında İtalya’ya ilhak edilmiş ve İtalyanların sınır karakolu haline gelmiştir. Sivillerin ziyaretine kapalı olan şehri görmek isteyen anlatıcı, İspanya’dan gelecek Falanjistler lejyonunun karşılanması amacıyla avanguardistaların şehre gezi düzenleyeceğini öğrenmesi üzerine, kendisini ve arkadaşı Biancone’yi listeye yazdırır. Falanjistlerin Menton’a gelişleri ertelenince şehir avanguardistalar için bir yağma alanına dönüşür. Ne de olsa Menton fethedilmiş bir şehirdir ve burada her ne varsa hepsi onlarındır. Hatta Yüzbaşı Bizantini bir adım ileri giderek, “bugün burada olup da hiçbir şey götürmeyen bir genç budalanın tekidir! Evet, efendim, budalanın tekidir o ve ben onun elini sıkmaktan utanç duyarım![11] der. O budala, anlatıcıdır. Çaresiz, eskiden otel olan şimdiyse Faşist Parti Merkezi olarak kullanılan binanın anahtarlarından birini “yağmalar”. Anahtar, yağmaya açıklığın ve aynı zamanda yağmalananların elde tutulamayışı yönündeki isteğin metaforu haline gelir. Biancone, “UNPA Geceleri”nde de anlatıcıyla birliktedir: Bu kez öykü lise öğrencilerinin yaz tatilleri sırasında UNPA’da haftada bir kez gece hizmetinde bulunmalarını öngören bir karar çıkması üzerine gelişir.

Calvino’nun savaşın ilk dönemini konu alan metinleri, partizan dönemi öykülerine kıyasla ve muhtemelen bu dönemin yazarın ilk gençliğine denk gelmesi sebebiyle buruk bir eğlence içerir. Savaşın kaskatı gerçekliği karşısında yaşanılan her anın değerinin de bilinerek bir eğlenceye, keşfe, oyuna dönüştürülerek direnilmesi hakimdir. Ancak bu, farkındalığı olan ve onun kendi kuyruğunu ısırmaya çalışan bir köpeğe benzettiği savaşla kıyas kabul etmez olgun bir oyundur. “Ben ucu ucuna görmüştüm onu. O kadar genç olmasına çok şaşırmıştım: Bir delikanlıyı andırıyordu, sapasağlam, kazınmış ensesi, gergin ve bronz teni, kaygılı bir sevincin egemen olduğu ışıltılı gözleriyle bir delikanlıyı: Savaş vardı, onun yarattığı savaş ve o generallerle arabadaydı; üzerinde yeni bir üniforma vardı, en faal ve soluk soluğa günlerini geçiriyordu, o yaz akşamlarında insanların kendisini tanıdığı köylerden geçiyordu hızla. Ve sanki bir oyun oynanıyormuş gibi, yalnızca oyun arkadaşları arıyordu kendine, hepsi bu, öyle ki eğlencesini bozmamak için neredeyse bu oyun arkadaşlığını ona bağışlama arzusuna kapılıyorduk, öyle ki ondan daha olgun olduğumuzu bilip, oyuna katılmamaktan vicdan azabı duyuyorduk neredeyse.[12]

[1] BARANELLİ, Luca / FERRERO, Ernesto, Kalem Sincabı: Italo Calvino Albümü, çev. Kemal Atakay, Dünya, 2005, s. 66.

[2] CALVINO, Italo, “Avanguardistalar Menton’da”, çev. Kemal Atakay, Öyküler, YKY, İstanbul, 2013, s. 317.

[3] CALVINO, Italo, “Savaşa Giriş”, çev. Kemal Atakay, Öyküler, YKY, İstanbul, 2013, s. 279.

[4] CALVINO, Italo, “Avanguardistalar Menton’da”, çev. Kemal Atakay, Öyküler, YKY, İstanbul, 2013, s. 293.

[5] Unità Nazionale Per La Difesa Antiaerea – Ulusal Hava Saldırılarından Korunma Birimi.

[6] CALVINO, Italo, “UNPA Geceleri”, çev. Kemal Atakay, Öyküler, YKY, İstanbul, 2013, s. 318.

[7] CALVINO, Italo, “Savaşa Giriş”, çev. Kemal Atakay, Öyküler, YKY, İstanbul, 2013, s. 279.

[8] CALVINO, Italo, “Savaşa Giriş”, çev. Kemal Atakay, Öyküler, YKY, İstanbul, 2013, s. 280.

[9] Faşist yardım ve eğitim kuruluşu Balilla örgütünün 14-18 yaş arasındakileri kapsayan kolu.

[10] Üniformalar hususundaki dolaylı tutum “Savaşa Giriş”te bu kez doğrudan ifade edilir: “(…) en baştan beri, üniformaları bir otorite ve gösteriş aracı haline getirenler arasında değil, onlara mecburen katlananlar arasında yer aldığım için (…)”.

[11] CALVINO, Italo, “Avanguardistalar Menton’da”, çev. Kemal Atakay, Öyküler, YKY, İstanbul, 2013, s. 314.

[12] CALVINO, Italo, “Savaşa Giriş”, çev. Kemal Atakay, Öyküler, YKY, İstanbul, 2013, s. 292.