Robinson Crusoe’nun Das Kapital macerası

Robinson Crusoe’nun burjuva iktisatçılara oldukça romantik görünen doğaya meydan okuyan güçlü bireyciliği Marx’ın kaleminde ilk kez bir fırtınaya tutulup savrulur.

Buradan gelişmiş kapitalist ülkelere gidip oradaki insan ilişkilerini gözlemleyenlerin dönüşte anlatmaya çalıştıkları ‘farklar’ için neredeyse kalıplaşmış cümleler vardır: “Komşuluk diye bir şey yok mesela…”, “Kimsenin kimseye hayrı olmaz orada”, “Bir bardak su istesen veren çıkmaz” vb. Daha çok ‘gâvur’un ‘bencilliği’ fikri etrafında bir durum tespiti yapma gayretidir bu. Ancak söz konusu olan ‘gâvurun bencilliği’ değildir elbette. Kapitalizmin bir toplum modeli olarak aristokrasiye ve kiliseye, ‘tebaa’ ve ‘cemaat’ olmaya karşı uzun mücadeleler sonucunda ulaştığı ‘birey için toplum’ modelidir bizimkileri böylesine çarpan!

Burjuvazi, kapitalizmin yükselişi sırasında kurulmakta olan yeni üretim ilişkileri ile birlikte; yasal, kurumsal, kültürel tüm mekanizmalarını da üretme ve güçlendirme mücadelesi de vermiştir. Bu mücadelenin merkez ülkesi İngiltere’de öne çıkan figürlerden biri de tüccar, iktisatçı, siyasetçi, gazeteci (ülkesindeki ilk) ve edebiyatçı Daniel Defoe’dur. İngiliz kilisesinin hayatı düzenleme konusundaki otoritesinden kurtulmak gerektiğini savunan bir mum imalatçısının oğlu olarak doğan

Defoe, on parmağında on marifet kimliği ile Rönesans’la birlikte ideal model olarak ortaya çıkan iyi eğitimli, farklı alanlarda çalışabilen, ‘özgür’ burjuva bireyi örneğidir.

Siyasi alanda kral yanlısı Torylerle parlamentonun üstünlüğünü savunan Whigler arasındaki mücadelede ‘git-gel’li biraz da şaibeli bir rol oynayarak sivrilir. Ancak tüm bu meziyetlerine ve etkinliğine rağmen -ya da belki de onlara sahip olmanın kaçınılmaz sonucu yüzünden- ticarette 13 kez iflas eder! Sonunda da kendisini bir okyanus ortasında bir kara parçasına kapatır: Umutsuzluk Adası’na!

Bu hayali adada kahramanı Robinson Crusoe’ya (ilk yayın tarihi 1719’dur) yeni bir hayat kurarken aynı zamanda burjuva iktisatçılarının kapitalizmin işleyiş yasalarını açıklamaya çalışırken başvuracakları bir ‘kahraman’ da yaratmıştır. Defoe’nun hayat hikâyesinin aktardığımız ve aktarmadığımız bölümlerinde Robinson Crusoe’yu yazmasının tesadüfi olmadığını gösteren çok fazla işaret bulunuyor.

Marx’ın adaya çıkışı

Peki Karl Marx, Crusoe’nin (Defoe’nun) “Şubat ortasından Nisan ortasına ve Ağustos ortasından Ekim ortasına kadar yağmurlu, Nisan ortasından Ağustos ortasına ve Ekim ortasından Şubat ortasına kadar kuru” bu adasında ne arar?

Marx’ın ‘Umutsuzluk Adası’na bir bilet almasının nedeni, 1843’ten itibaren ‘peşlerine düştüğü’ burjuva iktisadının ‘babaları’, özellikle de Adam Smith ve David Ricardo’dur. Smith’in Ulusların Zenginliği kitabından etkilenerek iktisat üzerine çalışmaya başlayan Ricardo, Robinson Crusoe’den 98 yıl sonra (1817’de) yayınladığı, Ekonomi Politiğin ve Vergilendirmenin İlkeleri adlı kitabında -Marx’ın deyimiyle- ‘Robinsonvari hikâye’ olarak bir balıkçıyla bir avcının balık ve av hayvanını değiş tokuş etmesini anlatır. Hatta bu alışverişi söz konusu avcı ve balıkçı “1817’de Londra Borsası’nda işlem yapıyorlarmış gibi”, ‘insan doğasının gereği’ böyle yapmak imiş gibi açıklar. Marx bu açıklamaları Kapital’i yazmaya başlamadan çok önce ‘dar burjuva ufuklar içine hapsolmak’la eleştirir. Konu Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (1859) ve öncesinde de Grundrisse’den (Ekonomi Politiğin Eleştirisi İçin Ön Çalışma-1857) itibaren üretimin başlıkları arasında yer alır. Nihayet Kapital’in 1867’de yayınlanan ilk cildinin ‘Meta ve Para’ başlıklı ilk kısmında da tartışmayı hatırlatıp, “Robinson Crusoe denemesi, ekonomi politikçiler için gözde bir tema olduğundan, Robinson’a, adasında bir göz atalım” diyerek bu talihsiz deniz kazazedesinin gemiden kurtardığı ve kendi ürettiği az sayıda eşyası ile kurduğu ilişkiyi inceler. Bölümün başlığı ‘Metaların Fetişizmi ve Bunun Sırrı’dır.

Kilisenin ‘cemaati’ ve krallığın ‘tebaası’ olmaya karşı mücadele eden burjuvazinin iktisatçıları, bireyin ‘doğası’ gereği olduğunu iddia ettikleri kapitalist toplum dışında bütün toplumsal modelleri ‘despotik ve bağnaz’ olarak görür. Kapitalist gelişmenin (girişte sözünü ettiğimiz şekilde tarihsel olarak daha ‘geride’ki ülkelerde yaşayanları şaşırtan) ‘bireyci toplum’ modeli ise burjuvaziye göre ‘insanın haklarını gerçekten kullanabileceği’ tek modeldir.

Robinson’un sırları…

Tüm bu açıklamalara karşı öfkesini Kapital’in satırları arasında sık sık okuruna hissettiren Marx, Robinson’un adasının altını üstüne getirir. Ve ‘burjuva ideolojisi’nin izlerini kolayca önünüze seriverir. Kapitalizm dışı modellerin tamamını aynı sepete atıp ‘yağmacı’ olarak değerlendiren burjuva iktisatçısı hiçbir balıkçının ya da avcının sınırlı üretim kapasitesini artırmak için başkalarıyla işbirliği yapmak zorunda olduğu gerçeğini doğru açıklayamaz. Onların açıklaması, işbirliğinin ‘özel mülkiyet hakkı’ üzerinden kurulmasıdır. Felsefenin Sefaleti’ndeki (1847) ifadeyle söylersek, “Onlar için ancak iki tür kurum vardır: Yapay ve doğal. Feodalizmin kurumları yapay kurumlar, burjuvazininkiler ise doğal kurumlardır. Bu durumlarıyla kendileri gibi iki tür din kuran tanrıbilimcilere benziyorlar. Kendilerinin olmayan her din insan icadı, kendilerininki ise tanrıdan çıkma.

Robinson’un burjuva iktisatçılara oldukça romantik görünen doğaya meydan okuyan güçlü bireyciliği Marx’ın kaleminde ilk kez bir fırtınaya tutulup savrulur. Karl Marx henüz gençlik yıllarında iktisat çalışmalarına başlamasına yol açan ‘aydınlatıcı’ olaylardan biri olan Alman orman köylülerinin emeğine göz diken yeni yasal düzenlemelerden beri biriktirdiklerini ortaya döküverir.

Meta üretimi sırasında ortaya çıkan emek-değeri anlayamayan, üretim sürecini değil üretilenin dağıtımını (piyasaya sürülmesini) merkeze alan burjuva iktisadı ile hesaplaşır. Ama eğlenmeyi de ihmal etmez: “Genel faaliyeti içinde, eğer bir iş ötekisinden daha fazla yer tutuyorsa, bu, amaç edinilen yarara ulaşmak için yenilmesi gerekli güçlüğün az ya da çok olmasına dayanır. Dostumuz Robinson, bunu, çok geçmeden deneyimleriyle öğrenir ve batan gemiden bir saat, kayıt defteri, mürekkep ve kalem kurtararak halis bir İngiliz olarak derhal muhasebe tutmaya koyulur…1

Defoe kendisinin defalarca batmasına engel olamayan muhasebe defterlerini kaçıp saklandığı Robinson’un adasında bile ortalığa saçıvermekten kendini alıkoyamamıştır!

‘Defter tutma’ konusu Kapital’in ikinci cildinde bu kez kendi başına bir madde olarak karşımıza çıkar. Marx bu faaliyetin nasıl ‘kapitalistin üretken işlevlerinin yanısıra’ gittiğini ve içiçe geçtiğini açıklar.

Bir isim benzerliği…

Marx, kapitalizmin ‘güçlü bireyi’nin neler çevirdiğini anlatmaya devam ederken yine birinci ciltte, bu kez “Normal İşgünü İçin Savaşım Emek-Zamanı Yasasıyla Zorunlu Sınırlandırma İngiliz Fabrika Yasaları, 1833’ten 1864’e” başlıklı bölümde bir kez daha Robinson Crusoe ve Cuma’dan bahis açar.

1848 yazının 5 Ağustos gününde İngiltere İçişleri Bakanı Sir George Grey, işyeri denetmenlerine gönderdiği bir genelge ile “genç işçilerin, yasada öngörülenden daha uzun süre fiilen çalıştırıldıklarına inandırıcı nedenler bulunmadıkça, yasa metnine uyulmadığı ya da bunların vardiya ile çalıştırıldıkları konusunda fabrika sahipleri aleyhine rapor verilmemesini” tavsiye eder. Kapitalistler ter ve kanla yükselen imparatorluklarında çocuk işçi emeğini sömürürken en küçük bir ‘tersliğe’ bile tahammül gösteremeyecek durumdadır.

Robinson uşağı Cuma’yı yargılıyor

Denetmenler, yasanın uygulanmasını genelgeyle engellemeye çalışan bakan beyin bu tavsiyesini pek dikkate almaz. Ancak sonuçta şikâyet edilenin geleceği yer mahkemedir. Karşılarına çıkarıldıkları yargıçlar ise kendileri… Ya da Marx’ın deyişiyle Robinson, uşağı Cuma’yı yargılamaktadır!

Pamuk ipliği imalatçısı Eskrigge, fabrikasında uygulamak istediği vardiya planını denetmene kabul ettiremez. Ancak ısrarcı da olmaz. Birkaç ay sonra Robinson adında başka bir pamuk iplikçisi –Marx ondan ‘eğer bu adam Robinson’un uşağı Cuma değilse bile herhalde Eskrigge’nin bir akrabası olmalı’ diye söz eder- Eskrigge’nin vardiya planının aynısını uygulamakla suçlanarak mahkemeye çıkarılır. Mahkemenin dört yargıcının üçü tıpkı Robinson gibi pamuk ipliği fabrikatörüdür. Üstelik başlarındaki kişi de davaya konu olan vardiya sisteminin ilk uygulayıcısı bay Eskrigge’dir!

Robinson beraat ettirilir ve Eskrigge ona tanıdığı bu ‘hak’tan hemen kendisi de faydalanır!

Marx, böylece Robinson’u kullanarak devam eden hesaplaşmasında İngiliz kapitalizminin ‘ipekli kumaş üzerinde çalışacak ellerin ancak hafif kıvrak çocuk elleri olması gerektiği’ gibi iddialarla 11 yaşındaki çocukların çalışma sürelerinin nasıl artırıldığını anlatır. İşçilerin tepkisi karşısında mecburen çıkarılan ve pek çok durumda uygulanmayan yasaların bile burjuvazinin ‘özgürlüğüne engel olduğu için’ nasıl delik deşik edildiğini uzun uzun örnekler vererek açıklar.

Yunan trajedilerinden, İskandinav efsanelerine, Latince deyişlerden Dante’nin cehennemine, İncil ve Tevrat’tan Hint mitolojisine kadar bütün bir insanlık birikimi üzerinde taşlar arasında kendine yol bularak ilerleyen su gibi akar gider Kapital. Ve bunların hepsine yeni anlamlar yükler bu ilerleyişi sırasında.

Dünya edebiyatının belki ‘gücüyle’ değil ama popülerliği ile öne çıkan Robinson Crusoe macerası da Marx’ın alaycı diliyle burjuva ekonomi politiğinin körlüklerini teşhir için Kapital’deki yerini almıştır.

1Karl Marx, Kapital 1. Cilt, Sol Yayınları, 1986, s. 92.

PAYLAŞ